Yeşeriyorum

Küresel Isınma ve Ekonomi

EKOLOJİK SOUTH PARK – Küresel Isınma ve Ekonomi*

Alper Akyüz
(İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme (Organizasyon-Yönetim) Doktora Adayı)

Küresel ekonomik krizin kasıp kavurduğu bir zamanda küresel iklim değişikliği ve ekonomi ilişkisi üzerine bu aralar rastladığımız tek haber AB’nin krize rağmen emisyon azaltma hedeflerinden vazgeçmediği oldu. Çok değil, bir yıl önce, oldukça sıcak ve kurak geçen 2007 yılı ve özellikle yaz-sonbahar ayları “küresel ısınmayı” en çok konuştuğumuz dönem oldu. Bu dönemde her krizin hem tehdit, hem de fırsatlar yarattığı (dolayısıyla kaçınılmaz olarak kaybedenler ve kazananlara yol açacağı) söylemini pek seven ekonomi sayfalarını ve iş ve ekonomi dergilerini tekstilden emlağa, enerjiden tarıma çeşitli sektörlerde küresel ısınmanın nasıl fırsatlar yarattığı yolunda yazılar dolduruyordu.

Bunlar arasında en çarpıcı olanı tekstil sektörünün kalın kışlık ürünleri üretmemesiydi. Kaşmir üzerine uzmanlaşan bir firma “küresel ısınma için tek çözümün kaşmir olduğunu” söylüyordu; tabii bu çözüm sadece bu pahalı mamulü satın alabilecek azınlığın da azınlığı kesim için geçerli (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=227963). Sıcak geçen kışın tekstil sektörünü ferahlattığını göremedik, ama iklim değişikliğinin sonuçları arasında sayılan kuraklık, seller ve tayfunlar gibi aşırı hava olaylarının sonucunda başka ‘fırsatlar’ ortaya çıkmakta gecikmedi. Üretimin azalmasıyla küresel düzeyde gıda fiyatlarının fırlaması yoksullar arasında açlığı artırırken ülkemizde birileri bu ‘fırsatı’ iyi değerlendirdi ve fiyatlar dünya düzeyinin bile bir kaç kat üstünde seyretti. Tüccarın elinde bulunan stok miktarına dayalı bu ‘fırsatın’ deprem, sel ve savaş gibi afet durumlarından kendi kazancı için yararlanmaktan özde bir farkı yok.

Öte yandan iklim değişikliği diğer yerel afetlerden farklı olarak daha yaygın spekülatif fırsatlara da olanak sağlıyor. Her bölgeyi eşzamanlı, ancak farklı bir şekilde etkilemesi ve sonuçlarının bilinemeyip ancak tahmin edilebilmesi nedeniyle, örneğin, emlak fiyatlarına doğrudan bir etkisi gözlenebiliyor. Haberlerde zengin ve soğuk Kuzey ülkeleri için bir fırsat olarak gösterilen iklim değişiminin ülkemizde güney ve iç bölgelerde çölleşmeyi hızlandırması beklenirken Erzurum kendisini küresel ısınmadan olumlu etkilenecek bir kent olarak göstermek fırsatını kaçırmadı. Yine deniz turizminin ve tarımın Akdeniz kıyılarından kuzeye doğru kayacağı tahminleri de Karadeniz kıyılarındaki turizm ve emlak yatırımcıları tarafından şimdiden kullanılmaya başlandı.

Yazılarda daha çok ön plana çıkarılan iş fırsatları ise çevreci duyarlılığa yönelik olanlar: artık bireysel önlemlerle karbon salımını azaltmaya çalışan duyarlı tüketiciler evlerini tasarruflu ampullerle donatıyorlar, A ve üstü enerji sınıfından beyaz eşyalar kullanıyorlar. Enerji tüketimini azalttığı sürece bunda bir sorun yok; ancak tasarruflu ampulün aynı üreticilerin ürettiği akkor ampule göre, A ve üstü enerji sınıfı buzdolabının veya kurutma makinesinin diğer sınıflara göre fiyat farkını düşündüğümüzde satış adetlerini ve satın alan (ve tabii pazarlama bölümleri tarafından hedeflenen) kitleleri karşılaştırmak gerek. Bu gerçekten şirketin duyarlılığı mı, yoksa başka bir tüketici “niş”ini kullanarak karını maksimize etme çabası mı? Standartları düzenleyen yasal bir düzenleme ve uygulayacak politik irade bulunmadığı sürece bu konuda net bir ayrım yapamayacağız.

Benzeri bir durum ulaşım alanında karşımıza çıkıyor. Hibrid (benzinli ve elektrikli iki motoru bulunan) otomobiller de ABD başta olmak üzere çeşitli ülkelerde kent içinde görece daha az kirliliğe yol açtıkları ve karbon salınımını oldukça azalttıkları için çevreci tüketicilerin tercihi. Çizgi dizi “South Park” bir bölümünde bu durumu konu alıyordu: hibrid otomobiliyle caddeleri arşınlayarak caka satanlar yüzünden kirlilik daha önce görülmemiş seviyelere çıkıyordu. Türkiye’de piyasada olmamasının nedenini ise Forbes’in Haziran 2008 sayısında ToyotaSA Genel Müdürüyle yapılan röportajdan öğreniyoruz: vergi mevzuatında AB’ye uyum sağlanmamış olması nedeniyle çifte motor vergisi alınmasının fiyatları hedef kitlesi için erişilmez kılması.

Bu örnekte caydırıcı olan düzenlemeler başka durumlarda ise başlı başına fırsatlar yaratıyor. Kyoto protokolünün öngördüğü emisyon ticareti bunlardan en çok üzerinde durulanı. Düzenlemeler sonucu şimdiden yaygın olarak kullanılmaya başlanan önemli başka bir fırsat ise biyo-yakıtlar ve atıklar gibi diğer alternatif yakıtlar.  AB’nin iklim hedefleri kapsamında teşviklere tabi tutulması, endüstriyel tarım işinde olanlar için ciddi bir fırsat olarak gösteriliyor. Ancak bu düzenlemeler hem orman alanlarının tarıma açılması riski, hem de gıda fiyatları üzerinde şimdiden yarattığı baskı nedeniyle eleştirilmekte gecikmedi. Hava ulaşımı gibi sera gazı salımında sabıkalı bir sektörde ise Virgin Air bir halkla ilişkiler atağı yapmakta gecikmedi ve uçaklarında biyo-yakıt denemelerine girişti.

Enerji sektöründe yenilenebilir enerjinin teşvikler, ilk yatırım ve işletme maliyetleri ve inşa süreleri açısından getirdiği fırsatları es geçmemek gerek. Bu arada nükleer enerjinin de iklim değişikliğine karşı öne sürüldüğünü, ancak reaktörlerin iddia edildiğinin aksine inşaatından yakıt üretimine, atık bertarafından reaktör sökümüne bütün zinciri düşündüğümüzde ciddi bir karbon emsiyonuna yol açtığı yayınlarda pek yer bulmuyor. Bu arada reaktör üreticilerinin aynı zamanda tasarruflu cihazlar ve yenilenebilir enerji işinde olduklarını ve reklamlarında ve tanıtımlarında sadece bunları ön plana çıkardıklarını görüyoruz. Özellikle termik santraller ve çimento fabrikaları için kömüre alternatif yakıtlar arasında önerilen atıkların yakılmasının yarattığı süper zehirlerden Kalıcı Organik Kirleticiler’e ise yazılarda değinilmiyor.

Reklam ve halkla ilişkiler açısından küresel iklim değişikliğine karşı duyarlılık başka fırsatlar da ortaya çıkarıyor. Geçtiğimiz sene www.simsicakgeceler.com gibi dahiyane (!) bir kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) fikriyle ortaya çıkan reklam şirketi, siteyi bir porno site görünümünde tasarlamış, videolara tıklayan ziyaretçilere yarı çıplak kadınlar “küresel ısınma” uyarısı yapmışlardı. Neyse ki Medyada Cinsiyetçiliği İzleme Grubunun tepkileri sonucu site kısa sürede yayından kaldırıldı. Bu uç örnek dışında başta ağaçlandırma olmak üzere bu alanda yürütülen çeşitli KSS girişimlerinin haberlerine gazete ve dergilerde rastlayabiliyoruz. Yeşil iş ve KSS iddialarına bakarken  yanılmamak için The Economist’in 19 Ocak 2008 tarihli sayısındaki özel raporda belirtilen noktalardan yararlanabiliriz:

1) Artık bu girişimler basit bir halkla ilişkiler faaliyeti değil, çoğunlukla risk yönetiminin parçası ve adaptasyon arayışı, ve bu arada da rekabet ortamında ilk hamle avantajı elde etme ve pazardaki nişi değerlendirme girişimi olarak değerlendirilmeli. Yani bu adımı atmamanın maliyeti yatırım maliyetinden çok daha fazla olabilir.

2) Yöntemleri ise bütünlüğünü ve bağlamı göz önüne alarak değerlendirmeli. Yani çevreci tek ürününü vitrine sürerek diğerlerini gözden saklamak, tüketimde çevreci olduğu öne sürülen ürünün üretiminde aynı duyarlılığı sergilememek ya da ekolojik dengeyi tahrip ederken “ama karşılığında şu kadar ağaç diktik” demek pek de içten bir tavır olmuyor.

3) Her halukarda KSS ancak işleyen piyasa ekonomisi içinde geçerli bir strateji. Kriz ve daralma durumlarında ise şirketler açısından gözden ilk çıkarılan maliyetler arasında olacaktır. Dolayısıyla çok kısa sürede bu iş fırsatlarının hangilerinin ne kadar gerçekçi olduğunu göreceğiz.

Yukarıda değindiğimiz yazı ve haberlerin bir ortak yanı varsa, o da hepsinin sorunun çözümü için serbest pazar içi tüketici tercihlerine, çevresel ve sosyal maliyetlerin topluma yüklenmesine ve tüketimin sürmesi için teknolojiye bel bağlıyor olmaları ve hiçbirisinin sorunun özüne yönelik bir yaklaşım getirerek “daha az tüketme” ve “yaşam biçimimizi değiştirme” önerisine ya da buna yol açacak politik düzenleme önerilerine yer vermiyor olmaları. Ancak bu arada iklim değişikliği de olumsuz etkilerini giderek artıran bir gerçek sorun olarak önümüzde duruyor. Küresel ekonomik krizle iklim değişikliğinin ortak bir özelliği ikisinin de karmaşık ve kaotik, yani sonuçları önceden bilinemez süreçler olması. Gündelik dile tercüme edersek: “fırsatları değerlendireceğim” derken daha ne olduğunu anlamadan tehditler tarafından herkesle birlikte “kaybedenler” arasına girebilirsiniz. O zaman geldiğinde başka bir iş fırsatı olarak ortaya çıkan yeşil danışmanlık şirketlerine sizi kurtarmaları için vereceğiniz mali kaynağınız bulunur mu, bu şirketlerin kendileri hala ortalıkta olur mu, bunu da bilemeyiz.

* Bu yazı ilk olarak Yeşil Atlas dergisinin Aralık 2008 sayısında yayımlanmıştır.

Kategori: Yeşeriyorum