Hafta SonuManşet

Kendi dünyalarının Don Kişot’ları (Bölüm 1) – Mem Çelik

0

Çocukluktan üniversiteye, Mardin’den Van’a uzanan bir yolculuk…

Mem’in yolculuğu…

6 bölüm, 6 hafta… Başlıyor!

***

Hâlâ da anlamış değilim. Ayakkabı olmadan öldürsen koşmam. Oysa çocukken yalın ayak o kadar çok koştum ki, korkusuz, kaygısız, amaçsız… Bir gün olsun ayaklarım bir yara almadı.

49553524

Hele Buka Barané’nin, yani “yağmurun gelini” gökkuşağının peşinden hep aynı inançla koşmamız… Yollardaki yağmur birikintileri…

Eğer altından geçmeyi başarırsak hayatımızı değiştirebileceğimizi söylerdi nineler, dedeler. Biz de koşardık Buka Barané’nin peşinden, ama hiç aklımıza gelmezdi hayatımızı hangi yönde değiştireceğimiz.

Düşünüyorum da, o günlerde gökkuşağının altından geçebilseydim nasıl bir hayat seçerdim kim bilir… Ya da hayatımın nesini değiştirirdim. Aslında hayatımı değiştirmeye ihtiyacım yoktu ki. Demek büyüdükçe bir şeyler ters gidiyor…

Yoksa bir çocuk, neden hayatını değiştirmek için Buka Barané’nin peşinden koşsun? Ama demek asıl büyüklerin böyle arzusu vardı ki, bu iş kış masallarımıza kadar konuk olmuştu.

Oysa şimdi büyükleri anlayabiliyorum. İnsan büyüdükçe her şey daha içinden çıkılmaz, daha karmaşık bir hal alıyor. Büyükler, biz başarırsak onların da hayatının değişeceği umudunu taşıyorlardı belki. O başarıyı da Buka Barané’nin altında geçmek gibi bir imkansızlığa bağlamışlardı…

Vay zalım dünya vay!

***

Mem

Mem

Köyden ilçeye, dedemlere gitmek bir evrenden başka bir evrene geçiş gibiydi.

Köyde elektrik yoktu. İlçede hem elektrik hem de şeyhin deyimiyle şeytan icadı televizyon vardı. Tom ve Jerry’yi izlerdik. Ben Tom’a çok acırdım. Şapşal bir çocuk gibiydi. Ona kötü denirdi. Ama kötülüğü Tom’un dışındaki herkes yapardı. Jerry Tom’un peynirini çalar, Tom’u bazen bir tepsi kadar dümdüz, bazen de un ufak ederdi. Tom kafasına tava yer, kafasına koltuk, o da yetmedi buzdolabı düşerdi. Ya da evin sahibi gelir ortalık darmadağın diye, bir tekme de o vururdu. Tom yuvarlana yuvarlana köpekçiğin yanına kadar savrulurdu. Bir atar da bu köpekçik yapardı.

Demem o ki, çizgi filmde Tom’un dışında kötülüğe maruz kalan kimse yoktu. Ama filmi izleyen herkes Tom’un kötü olduğunu düşünürdü. Ben hariç. Bu düşüncem hâlâ değişmedi.

Teyzemde uzaktan kumandalı televizyon vardı. O kumanda Alaattin’in lambasından daha sihirliydi. Bazen bir kamyon, bazen helikopter, bazen ambulans, bazen hasta komşuyu hastaneye yetiştirmek için hem karada, hem denizde, hem havada giden bir araç olabiliyordu.

24890854

Halı motifleri ve yastıklardaki desenler de her şey olabiliyordu. Bazen karda boranda geçilmesi neredeyse imkansız bir boğaz, bazen ise yola düşmüş bir çığ…

Köyde ise televizyonun kumandasından aşağı olmayan, büyüklerin kaçak tütün tabakaları vardı. Gaz lambası ışığında kahraman olmak belki daha mistik geliyordu.

***

Değerli olup olmadığını bilmediğim okur… Biz doksanlarda çocuktuk. 2007’de köye elektrik gelebildi. 2009’da ise yol yapıldı. Yol dediğim asfalt falan değil. Yani 2009’a kadar traktörden başka aracın gelemediği bir yolumuz vardı. Bir adet greyderin toprağı çizmesi… İnşallah bir gün asfalt da olur diyor Bozo amcam.

Neyse bu konuyu fazla uzatmayacağım. Asıl konumuz da bu değil zaten. Konumuz çok çok farklı…

(Devam edecek)

İkinci bölümü okumak için tıklayın.

43-Mem Çelik

 

Mem Çelik

 

Kategori: Hafta Sonu

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.