GündemKanal İstanbulManşetTürkiye

İmamoğlu: Kanal İstanbul ile çocuklarımız ve torunlarımız büyük risk altında

0

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kanal İstanbul projesi ile ilgili bir  basın toplantısı düzenledi. Kanal İstanbul’un tarihi bir ihanet projesi olduğunu ifade eden İmamoğlu, projeye neden karşı çıktıklarını 15 başlık altında anlattı.

Canlı yayında açıklamalarda bulunan İmamoğlu’nun konuşmasına televizyon kanalları yer vermezken, ilk yarım saatlik bölümünü yanızca Habertürk verdi.

İmamoğlu’nun açıklamaları şöyle:

“Sadece bugün hayatta olan 82 milyon için değil, çocuklarımız ve torunlarımız için büyük bir risk altındayız. Pazartesi günü İBB olarak Kanal İstanbul projesinden çekildiğimizi duyurdum. Kanal İstanbul bir cinayet projesidir. Felaket projesidir. Kimlere ne söz verilmiş olursa olsun, ne rant vaat edilmiş olursa olsun iptal edilmelidir. Sadece bilimsel gerçekleri, dayanakları sıralayacağız.”

Kanal İstanbul, susuzluğa mahkumiyet demek: Akıllı, mantıklı gerçeklerden uzaklaşmamış hiçbir siyasetçi böyle bir riskin varlığını, dünya iklim değişikliğini konuşuyorken bunu bile bile bu projenin inşaatını destekleyemez. Kendi insanına bu ihaneti düşünemez. Raporlar, projenin inşa edilmesi halinde karşılaşılacak felaketin boyutlarını tek tek anlatıyor. Bunlara göre getirdiği en büyük tehlike Terkos Gölü‘ne karışacak tuzlu su. Bildiğiniz gibi, Terkos Gölü ve havzası İstanbul için depolama alanıdır. Binlerce yıldır Avrupa Yakası’ndaki en büyük su deposudur. Bu muazzam su kaynağı yok olacak. Bu kadar basit. Proje ile Sazlıdere Barajı da devredışı kalacak. Bir milli yatırım olarak değeri 2 milyar liranın üzerinde olan Sazlıdere’den bahsediyorum. Aynen apar topar kapatılan Atatürk Havalimanı gibi işlevsiz kalacak. Şu anda Sazlıdere İkitelli sistemi her üç kişiden birinin su ihtiyacını karşılıyor.”

DSİ’nin belirttiği gibi çatlaklar felakete kapı açacak. Susuzluktan daha büyük felaket konuşulmuyor. Bir avuç insanın önceliği beni ilgilendirmiyor. Milyarlarca insanın önceliği beni ilgilendiriyor. Bu rapora göre inşa edilecek kanalın 5.2 KM’lik zemini tamamı kireç. Terkos’a tuzlu suyun karışacağı net. Sızıntı ihmali büyük bir risk oluşturuyor. Buradaki tek tehlike de susuzluk değil. Aynı zamanda strateji ve güvenlik çerçevesinde durum bir felakettir”

Stratejik rezerv alan olan yeraltı sularını da kaybetmekle karşı karşıyayız. Su kaynaklarımızı destekleyen Istranca dağlarından gelen yeraltı suların da bu kanal yolunu kesiyor. Stratejik su kaynaklarımızı kaybedeceğiz de karşılığında ne alacağız? Sükse yapacağız. Kime? Onu da bilmiyoruz. Koca bir hiç alacağız.”

Kanal İstanbul,deprem riskini tetiklemek demek: Deprem gibi bir tehlike dururken, milyonlarca insanın can kaybı kapıda beklerken bu kanalı konuşmak bile cinayet. İstanbul var oldukça var olmaya devam edecek bir sorundur. Binlerce yıldır var, var olacaktır. Öyle raporlara öyle gecelik değişiklikler yapılıyor ki fay hattı da değişti diyebilir. 120 yıllık veri incelendiğinde kanal güzergâhı boyunca yapılacak yapılaşma İstanbullu için büyük bir risk taşıyor. Zemin yapısı ne yazık ki heyelanlara çok müsait. Proje 1., 2. ve 3. deprem bölgelerinde kalıyor. 11 km mesafeden de Kuzey Anadolu Fay Hattı geçiyor. Bilin insanları Kanal İstanbul projesinin yeraltı ve yerüstü gerilmelerini ortaya çıkaracağını söylüyor.Plana göre kanalın Marmara girişi olan Avcılar Deniz Köşkleri 631 bin metrekarelik denize dolgu ile konteyner alanı yapılacak. Olası İstanbul depreminin 6 metre yüksekliğinde dalgalar yaratacağı söyleniyor. Bilim insanları hepimizi ikaz ediyor. Göz göze göze kendi elimizle, kendi bütçemizle niye felakete davetiye çıkarıyoruz? Neden bilimi aklı kendinizden uzak tutuyoruz?”

Kanal İstanbul, İstanbul’un doğasını sonsuza kadar katletmek demek: Hem de katrilyonlar harcayarak katletmek demek. Milli ve stratejik su kaynaklarımızı kurutacaksınız. Milyonlarca İstanbulluyu susuz bırakacaksınız. Peki çevreye nasıl zarar vereceksiniz? Sayın Cumhurbaşkanı’nın izlettiği animasyonda Kanal’ın etrafında katını sayamadığımız gökdelenler sıra sıra dizilmişler. Meclis’te tek bir konut yok diyenler oldu. Kendi raporlarını bakan 500 bin kişilik akıllı şehirden bahsetti. Şuan milyonlar akılsız şehirde yaşıyor. Kimisi o güzel tarım alanlarına bakar güzel der kimi de gökdelenlere bakıp güzel der. Donatılar gelecekmiş. Yav yine beton, yine beton, yine rant. 1.5 bin diyorsa siz onun altını 2 milyonla çizin. ÇED raporunda yapılaşma hiç yok.Bu yapıların ne tür çevresel sorunlara var olacağı sorusuna ÇED asla cevap vermiyor. Sanki bölgede yapılaşma olmayacakmış gibi bir rapor hazırlamışlar.

Kanal İstanbul, İstanbul’un tarihini talan etmek demek: Birkaç kazayı referans gösterip, bunu gerekçe gösterip kanalın bitmesiyle boğaz trafiği azaltılacakmış. Bahaneye bakar mısınız? O da boğazdaki tarihi dokunun korunmasını sağlayacaktır. ÇED başvuru dosyasında iddia edildiği gibi yıllara göre boğaz trafiğinde bir artış yok, son 10 yılda yüzde 22 oranında azalış var. 17 milyon metrekarelik sit alanı Kanal İstanbul ile etkilenmektedir. Tarihe ve tarihi değerlere niçin zulmediyorsunuz? Her yüzyıl, onyıl bu şehre katkı sunarak kadim denmiştir o yapılara.

Kanal İstanbul, 82 milyonun sırtına en az 110 milyar liralık vergi bindirmek demek: Ben onu iki ile çarparım, yanılmam. DSİ nasıl anlatıyor durumu? Kanal’daki taşınmazların bulunduğu alan imara açılırsa DSİ olarak 1450 kamulaştırmasız el atma davası ile karşı karşıyayız. Buradan çıkacak mali yük DSİ  tarafından karşılanamayacak boyuttadır. Özel şahıslara ait kamulaştırma bedelleri bile milletin sırtlarına yüklenecek. Bu laf ortaya atıldıktan sonra oradaki arsa manipülasyonları da ayrı bir boyut. İşsizlik almış başını gidiyor, gençlerimiz iş için her yerde imkan arıyorken, şurada 420 kişilik memur alımı içim 25 bin insan başvurmuşken siz devlet olarak ayakta durabilmek için vergilere bel bağlamış iken kimi kandırıyorsunuz? Diyecekler ki Kanal’ın millete maliyeti yok. Ama biliyorum ki bu masalı benim kadar millet de biliyor. Kendi kendine finanse edeceği noktaların geride kaldığını, gerekirse öderiz edebiyatını gördük. 82 milyon insan bal gibi ödüyoruz. ”

Kanal İstanbul, İBB’nin sırtına lüzumsuz 35 milyar liralık maliyet yüklemek demek: Mevcutta yürüyen işlerimiz bile devredışı kalacak. Üç farklı lokasyonda İGDAŞ hatlarını ortadan kaldıracak, bunların yerine milyarlarca liralık ek maliyet elecek. Milyarlarca liralık sadece iki kuruma maliyet çıkıyor. Bu rakam İBB’nin bu 2020 yıllık bütçesinden neredeyse yüzde 50’ye yakın fazla. Pazartesi itibariyle protokolden çekilirken her bir İstanbullunun sırtından bir yeni borcu kurtarma çabasını ortaya koyduk. ”

Kanal İstanbul, gelir rüyası görmek demek: Panama Kanalı dediğiniz şey gemilerin yolunu 13 bin km kısaltıyor. Süveyş Kanalı Akdeniz ve Kızıldeniz üzerinden Hint Okyanusu’nu birbirine bağlıyor. Ortalama 6 bin km yolunu kısaltıyor. Gemilerin o yüzden iki kanala para ödeyerek o kanallardan geçiş yapıyor. Kanal İstanbul’da gemiler için tasarruf söz konusu değil ki. Aynı mesafe. Akıntı nedeniyle Marmara’dan Karadeniz’e geçiş 3-4 saat sürecek. Bedava geçmek varken boğazdan, neden Kanal İstanbul’dan geçsin?

Kanal İstanbul,trafikte iki kat perişan etmek demek: İstanbul’un bu büyük tasarımlarında böyle bir plan yok. Böyle bir hazırlıksızlık. Bundan dolayı trafiğe olan etkisini kestirmek bile mümkün olmuyor. Daha yeni yapılan 3. köprünün yolundan, TEM’de o viyadüklerin geçişleri, ben bu sektörü bilen insan olarak hayal bile etmek istemiyorum. Kanal nedeniyle kopacak sonra köprüler ile tamamlanmaya çalışılacak yeni yollar. Yeni bağlantı köprülerine ihtiyaç duyacak. Yeni ulaşım talepleri doğacak.

O çizilen köprüler TEM ve E5 sık sık trafiğe kapılacak. Büyük çile halen planlanmış olan Mahmutbey, Esenyurt gibi metro hatlarını da derinden etkiliyor. Başakşehir’in bir bölümünde ve o bölgede yaklaşık 3.5 milyon insan yaşıyor.Yalnızca karayolu değil havada da aynı şey. Ben demiyorum bunu. Raporlar diyor her ne kadar talimatla sehven denilse de.

Kanal İstanbul, 50 yıllık hafriyat demek:  Bunun ulaştırma uzmanları simülasyonu bile yapamazlar. Simülasyonu yaparken bile o kamyonlar birbirlerine çarpar.

Benim gibi milyonlarca Karadenizli hırçın dalgaları bilir. Neymiş dolgu alanın üzerinde lojistik açacaklarmış Karadeniz’de. Bunları yapanlar hafriyat mevzuatlarına uygun olarak nasıl bertaraf edilecek raporda bunlar yok. Hafriyatın 2 milyar metreküpe ulaşmasını bekliyoruz. İstanbul’un yıllık hafriyat kapasitesi 40 milyon metreküp. Kanal İstanbul’da 2 milyar metreküp. İstanbul’da 50 yılda çıkabilecek hafriyatın toplamı sadece kanaldan çıkıyor ve bunu denize dökmekten başka çare yok. Çıkan hafriyat Güngören, Bağcılar Esenler’deki kıymetli hemşerilerim duysun. O yaşadıkları yer bir anda 10 katlı bina kadar her yerinin dolduğunu düşünsünler. Bu kadar büyük bir faciadan bahsediyoruz. Bu hafriyatlar 10 bini aşkın kamyonla taşınacak. Bu demek ki buy kamyonlar trafiğe katılacak. Bu kamyonların doğaya vereceği zararlardan bahsetmiyoruz bile.

Kanal İstanbul, İstanbul’a 1.2 milyonluk yeni nüfus demek: Bunu ben demiyorum onların raporları diyor. Bu bununla kalmaz diyorum, İstanbul’da 1 milyon dedikleri yer 3 milyon oldu. Ben dedim en az 2 milyon bu rakam ama arkadaşlarım beni dinlemediler, bu rakamı yazdılar. Altı tane Beşiktaş demek bu. Bu büyüklükteki bir bölgeyi oraya yerleştireceğiz demek. Bu şehirde 1 milyonun üzerinde de konut stoku var ha.

Kanal İstanbul, 8 milyonluk nüfusu bir adaya hapsetmek demek: Milyonlarca insanı deprem esnasında canını nasıl koruyacaksınız? Bu proje hem İstanbul’un güvenliği hem de Trakya’nın savunması için stratejik bir ihanet projesidir.

Kanal İstanbul, Montrö rüyası görmek demek:  Montrö anlaşmasına göre Karadeniz’e kıyısı olmayan gemiler Karadeniz’de en fazla 21 gün kalır. Koruyucudur. Bir boğazlar anlaşmasıdır bu. Yani savaş çıkartmak için ihtiyaç duyulan bir askeri yapı buraya giremez. Montrö sözleşmesinin ikinci maddesine göre gemiler Kanal İstanbul’dan geçişe zorlanamaz. Montrö fesih edilse dahi Türkiye boğazlarından ticari gemi geçişini yasaklayamazsınız. Kanalla Türkiye büyük paralar kazanacak savı uluslararası alanda geçersizdir, uydurmacadır, aldatmadır.

Kanal İstanbul, Karadeniz’in balıklarını ve balıkçılığını yok etmek demek: Marmara denizindeki ilk 25 metrelik su az tuzlu Karadeniz duyu. Bu Galata köprüsünden balık tutarız biz bu sulardan. Karadeniz’de tuz miktarı çoğalacak, Kanal’la doğal denge bozulacak. Tüm Marmara bir zaman Haliç’in koktuğu gibi bir sürece sebep olacak. Silivri’de yazlığı olanlar, Beylikdüzü, Bakırköy’de Maltepe’de Kartal’da, Yalova’da yani tüm Marmara’dan yararlanan milyonlarca insan bundan derindee etkilenecek.

Kanal İstanbul, maneviyatı yok etmek demek: Mezarlıklar Müdürlüğü’nün raporuna göre mezarlıklar proje alanında kalıyor.  Bu coğrafyada ölüye bile rahat vermiyorsunuz. ÇED inceleme alanında kalan mezarlıklar var. Arnavutköy, Küçükçekmece, Başakşehirde pek çok mezarın taşınmasını mecbur kalınabilir. Yapmayın bu zulmü. Yazıktır.”

Kanal İstanbul, bu milleti sevmemek demek: Herhalde birileri aynaya bakıp bakıp kendine hayranlık duyuyor. Kamu adına karar vericilerin önceliği milletin canını malını korumaktır. Milletini seven bir siyasetçinin önceliği milletinin mutluluğunu sağlamaktır. Bunca genç işsizlikten inliyorken sürdürülebilir üretimi refah için bunca fabrika kurma imkânı varken, çocuklar yeterince beslenemiyorken bizim önceliğimiz Kanal İstanbul olamaz. Bu proje ile dünyanın göz bebeği biricik İstanbulumuz yaşanamaz bir kent olacak. Birileri para kazanacak diye bu kadim şehrin yok edilmesine tüm hukuki mücadelemizi vererek izin vermeyeceğiz. İstanbul’un güvenliğini, canını, ve Türkiye’nin stratejik güvenliğini tehdit eden bu projeye kimse bizi ikna edemez. Bu proje her yönüyle felaket, ihanet, cinayet projesidir.”

Bu bütçe ile İstanbul’daki bütün okulları yeniden yaparsınız. Kanal İstanbul için harcanacak alan Çevre Bakanlığının kentsel dönüşüme ayırdığı paranın yedi katı. Bu bütçe ile en az 9 tane daha Marmaray yaparsınız. İstanbul’daki o okulları yeniden inşa edersiniz. Deprem sorunlu ne kadar bina varsa yeniden yaparsınız. 150 yataklı tam 1056 tane hastane yaparsınız. Bu tümüyle israf, haram, ülke kaynaklarını har vurup haram savurma projesidir. Yanlışın neresinden dönerseniz kârdır. ”

‘Protokol usulsüzdü, meclis kararı alınmadan imzalandı’

2011’den bu yana Kanal İstanbul’da 30 milyon metrekare arsa hareketi olduğunu anlatan İmamoğlu, en büyük arazisi olan ilk üç şirketin Arap şirketi olduğunu söyledi. Önceki yönetimin iki bakanlıkla imzaladığı protokokolü de iptal ettiklerinin bir kez daha söyleyen İBB başkanı, “ Eski İBB başkanı 1 Ağustos 2018’de imzaladı, 12 Ekim’de Meclis kararı alma yoluna gidildi. İmza hukuksuz ve geçersizdir” dedi.

Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan İmamoğlu, belediyenin protokolden çekilmesinin proje üzerindeki etkisi sorusuna, “ Bizim projeden çekilmemiz demek uzaktan seyredeceğimiz anlamına gelmiyor tümüyle hukuki mücadelemizi vereceğimiz anlamına geliyor. İBB’nin olmadığı bir proje bu kentte olamaz. Şehir halkının olmadığı bir proje olmaz yapılamaz. Bunun adı başka bir şeydir. Türkiye bunu kabul etmeyecektir” yanıtını verdi.

İmamoğlu, hazırlanan ÇED raporuna askı süresi içinde itiraz edeceklerini belirterek şunları söyledi:Yarın ben çocuğuma üyelerime hesap veremem diyen herkes Şehircilik Bakanlığı’na İstanbul’da yaşayan bir vatandaş olarak Kanal İstanbul projesini su kaynaklarını yok etmesi tehlikesine karşı istemiyoruz diye dilekçe verecek. Susmak dilsiz şeytanlığı oynamaktır. “

Kategori: Gündem

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.