Yeşeriyorum

İktidarın Modern Baskı Biçimi: Panopticon

Demokrasi ve insan haklarından yoksun her iktidar ve resmi ideoloji kendi karşıtlığını da yaratır. Bu karşıtlığın, iktidarın gücünü azaltmaması  içinse çeşitli baskı yöntemleri geliştirilir. Askeri darbeler, soykırımlar, işkence, yerinden etme, faili meçhul cinayetler, suikastlar ve kültürel baskı biçimleri bugüne değin yeryüzünde sıkça rastlanılan yöntemler olmuştur. Dünyanın çeşitli yerlerinde bu yöntemlerin hala uygulandığını iddia etmek zor olmasa gerek.

Ermenilerin ve Alevilerin soykırıma uğradığına dair tartışmalar süredursun Türkiye’deki iktidarların Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, oluşan muhalif kesimlere karşı  çeşitli baskı yöntemlerini uyguladığı bir gerçektir. Fakat bu yazı özellikle 1990’lardan bu yana Kürt halkı ve Türkiye’nin demokrasi yanlısı kesimleri üzerinde geliştirilen ve bugün Panopticon denilen, baskı yoluyla izleme ve dönüştürme yöntemine varışını irdelemektedir.

Foucault, iktidarın karşıtı konumunda olan kesimlerin cezalandırılması ve tutsak edilmesine dair yöntem değişikliğinin moderniteyle bağlantılı olduğunu varsayar. Bu, aynı zamanda iktidarın modernite içinde ne biçimde varolduğunu da gösterir.[1] İktidar, kendi karşıtının varolmasına engel olamazken bu karşıtlığı “suçlu” olarak kabul eder. 12 Eylül Anayasası ile Türkiye toplumu üzerinde yoğun olarak hissedilen baskı ile darbe öncesinde ve sonrasında demokrasi yanlısı hareketleri cezaevlerinde işkence ve öldürme yoluyla bertaraf etme yöntemini ortaya koyuldu. Bu yöntem askeri darbelerin tamamında olduğu gibi gelişti. 1990’larla birlikte Kürt halkının “terör” gerekçesiyle yerlerinden edilmesi ve faili meçhul cinayetlerin gerçekleştirilmesi de buna eklendi. Bugün birçok siyasetçi uygulanan bu yöntemlerin “çağdışı” olduğu konusunda hemfikir. Özellikle AKP’nin iktidar olduğu dönemden itibaren sıkça duyduğumuz “Artık faili meçhullere son”, “İşkenceye sıfır tolerans” ve “Çağdaş cezaevlerinin kurulması” ile ilgili ifadeler de bununla ilgilidir.

Modernizmin postmodernizme evrildiği ve iktidarların kapitalle olan ilişkilerini düzenlemeyi ve korumayı amaçlayan süreç, iktidar karşıtlarına yönelik yeni baskı yöntemlerinin de gelişmesine denk gelmektedir. Öyle ki iktidarların gözünün sürekli olarak suçlunun üzerinde olması gerekir. Bu bağlamda iktidara göre “suçlu” olan Kürt siyasetçileri ve demokrasi yanlısı diğer kesimlerin bir çeşit rehabilitasyona ihtiyaç duydukları varsayılmaktadır. İşte AKP iktidarının kendisinden önceki iktidarlara göre “modern” dediği ve işkence, gözaltında öldürme ya da benzer fiziki şiddet içeren yöntemlerden uzaklaşmasını öngören yapı da bununla şekillenmektedir. Panopticon (bütünü gözlemlemek), 18 yüzyılın sonlarına doğru Jeremy Bentham tarafından inşa edildiğinde sadece mimari bir yapı olarak kabul edildi.[2] Her an gözetlenebilir, kolay müdahale edilebilir ve diğerleriyle iletişimi engellenebilir tek kişilik hücrelerden oluşan ve Türkiye’de F tipi olarak bilinen bu yapı bugün, bir fikir olarak modern ceza ve baskı aracı olarak kullanılmaya başlandı.

AKP’li Adalet Bakanı’nın  “yeni ve modern” cezaevlerinin yapılacağına ilişkin açıklamasının bununla ilgili olduğu kabul etmek mümkün. Başta Kürt halkının seçtiği siyasetçiler olmak üzere Türkiye’nin demokrat kesimlerinin, yapılacak bu cezaevlerine yerleştirilerek dönüştürülmesine gayret edilecektir. Foucault’nun dediği gibi iktidar, “suçlu” olarak kabul ettiği bireyin düşüncesiyle değil vücuduyla ilgilenecektir. Buradaki kasıt da iktidara uygun “kullanışlı vücutların”, iktidarın oluşturduğu sisteme adaptasyonunu sağlamaktır. Bir başka deyişle daha önceki ceza yöntemlerinin tersine, mahpusun bedeni üzerinde bir tahakküm oluşturma ve bu yolla hareketlerini gözlemleyerek onu yeniden entegre etme amacıyla disipliner modern yöntemler geliştirme çabasıdır.

Halihazırda cezaevlerinde tutuklu bulunan Kürt siyasetçilerinin sayısının ileride artabileceği, yeni siyasi operasyonların olabileceği kaygısını güçlendiren bu durum, yeni cezaevlerinin yapılmasını öngören, “modernleşme” ve “kapasite yetersizliği” gibi basit gerekçelerle açıklanamaz. Bu, AKP iktidarının Kürtler üzerinde oluşturmaya çalıştığı siyasi, sosyal ve kültürel baskının modern biçimlerinden biridir. Ancak başta da belirtildiği üzere her baskıcı iktidarın, ceza ve baskı araçlarının çeşitliliğine ve “modernliğine” rağmen kendi karşıtını oluşturduğu bir geçektir. 1970’lerin ve 1980’lerin başında cezaevlerinde yaşanan direnişlerin, sonuçları itibariyle iktidarların farklı yöntemlerine rağmen tamamen yok edilemediği ve dönüştürülemediği görülmektedir. Tüm bunlar karşısında Türkiye halklarının ve demokrasi yanlılarının geliştirilen bu yeni yöntem karşısında durması gerekmektedir. Çözümün, yeni cezaevleri yapıp muhalif demokrat kesimlerin “kullanışlı vücutlara” sahip olmasını sağlamakla değil, varolan tutuklamaların sonlandırılarak sivil-demokratik bir diyalogun başlatılmasıyla ve bunu tekrar ve daha yüksek sesle haykırmakla gerçekleşeceği ortadadır.

[1] Abbas Vali, Dipnot Dergisi, Sayı 1.

[2] Jeremy Bentham, Panopticon.

(Fırat Bilir-Şırnak Emek Platformu Ü[email protected])

Kategori: Yeşeriyorum