EnerjiManşet

İklim Adaleti Koalisyonu: Ekonomik ve ekolojik yıkımların faturası halka çıkarılıyor

elektrik zammı, İklim Adaleti Koalisyonu
Sendika.org

Türkiye yeni yıla elektrik fiyatlarına getirilen fahiş zamlarla girdi. Bu zamlar geri çekilmezse, geçen sene faturalarını ödeyemedikleri için elektrikleri kesilen beş milyon kişiye çok daha fazla vatandaşın eklenmesi kaçınılmaz görünüyor. Bu durum ülkenin büyük çoğunluğu için enerji yoksulluğu anlamına geliyor.

Elektrik zamları Türkiye’nin gündeminde yer almaya devam ederken zamlar hala protesto ediliyor. Birçok vatandaş faturaları yakarken birçok işletme faturalarını ödemeyeceğini söylüyor. Protesto edenler arasında İklim Adaleti Koalisyonu da var. 

Koalisyonu tarafından yapılan açıklamada “Yıllardır enerji hatlarına ve altyapısına herhangi bir yatırım yapmayan şirketler, halktan topladıkları paralar ile kasalarını doldurdukları gibi yenilenmemesi nedeniyle enerji hatlarında yüzde 15’i bulan kaçakları bile faturalandırarak halkın sırtına yüklediler” ifadeleri kullanılıyor.

‘Enerji temel ihtiyaçtır’

Komisyon, enerji hatlarında bakım ve onarım yapılmamasının en büyük faturasının ise kar ve soğukla mücadele etmek zorunda kalan Isparta halkının dört günden fazla süren elektrik kesintisiyle ödediğini hatırlatıyor.

“Enerji, yaşam için temel ihtiyaçtır” denilen açıklamada bu nedenle enerji yoksulluğunun yaşam hakkı ihlali olduğuna da değiniliyor. Açıklamada ayrıca bu maliyet artışlarının, enflasyonu ve işsizliği arttıracağına, işletmelerin kapanmasına yol açacağına da vurgu yapılıyor.

‘Enerji yoksulluğunun sebebi neoliberal politikalar’

Enerji yoksulluğuna da dikkat çekilen Koalisyon açıklamasında şu ifadelere yer veriliyor:

“Enerji yoksulluğu yaratan elektrik zamlarının temel nedeni, 2000’lerin başından itibaren uygulanan kamu yararını gözetmekten çok özelleştirmeye, sermaye birikimine dayalı olan enerji üretim ve dağıtımındaki neoliberal politikalardır. Ekolojik yıkıma neden olan bu siyasi anlayış, kamusal yarar ve planlı bir üretim yerine şirketlere yeni karlı yatırım alanları açan, ısrarla fosil yakıta bağımlı bir enerji politikası izlemiştir.”

Bu politikalar doğrultusunda 2000’lerin başından itibaren verilen tüm teşvikin, alım garantisi ve özelleştirmeler sonrasında uygulanan yanlış politikaların, Türkiye’yi tam bir ithal kömür bağımlısı haline getirdiğinin de eklendiği açıklamada şu sözler kullanılıyor:

“2020 yılı Türkiye Birincil Enerji Arzı’nda ithalatın payı yüzde 70, fosil yakıtların payı ise yüzde 83 oldu. 2020 yılı Elektrik Enerjisi üretiminde ise fosil yakıt payı yüzde 58, ithal yakıt oranı ise yüzde 44 idi.”

‘Pahalı ve ekmek düşmanı üretim’

Özelleştirmeyi savunanların, özelleştirme ile oluşacak serbest piyasa sayesinde rekabetin artacağı, elektrik kesintileri riskine karşı arz güvenliğinin iyileşeceği, yatırımcı firmaların santral bakım ve onarımlarını kendilerinin yaparak verimi arttıracakları ve nihayetinde tüketici fiyatlarının düşeceğini iddia ettiklerinin hatırlatıldığı açıklamada, “Ancak 20 yıllık sürede ekolojik yıkımların yanı sıra bölgeler arası eşitsizlikler yaratan pahalı ve emek düşmanı bir enerji üretim ve dağıtımı gerçekleşmiş, bunun sonunda yapılan son zamlar bu durumun en çarpıcı göstergesi olmuştur” deniliyor. Açıklamada şu ifadeler kullanılıyor:

“EÜAŞ’nin Dağıtım şirketlerine 32 krş/kWh’ten elektriği satarken dağıtım şirketleri elektriği tüketicilere örneğin sanayi-dağıtım sektörüne 167 krş/kWh, ticarethanelere 189 krş/kWh, meskenlere 210 kWh’in üzerinde 135 krş/kWh, tarım sektörüne 140 krş/kWh. bir ücretle satmakta. Yani elektrik tüketiciye dağıtım bedeli hariç 4-6 katına ulaşmaktadır.”

elektrik zamları, İklim Adaleti Koalisyonu

Kömürlü santrallere uygulanan teşvik ve alım garantileri ve yenilenebilir enerji kaynaklarına uygulanan destekleme mekanizmasında (YEKDEM) görüldüğü gibi enerji politikalarının, kamu kaynaklarının özel sektöre aktarımı üzerine kurulu olduğuna vurgu yapılan açıklamada “Tasarrufa değil tüketime, kamusal yarara değil sermayenin kazançlarına odaklanan bu politikalar, ekosistemler üzerinde gitgide artan baskı oluşturmakta ve doğal varlıklarımızı telafisi güç bir şekilde ve hızda yok etmektedir” sözlerine yer veriliyor.

AKP hükümetinin HES, JES ve RES’leri

Açıklamada “Fosil yakıta dayalı termik santrallerin yıkımları bir yana, AKP hükümetlerinin kontrolsüz, bilimsel uyarıları dikkate almayan yenilenebilir enerji uygulamaları, HES’lerle kalıcı olarak tahrip edilen akarsu havzalarıyla, JES’lerle zehirlenen tarım alanları ve yeraltı/yerüstü su varlıklarıyla, Biyokütle Santrallerinin zehirli baca gazı atıklarıyla, ormanlık alanlara yapılan RES’lerin yaptığı geniş çaplı tahribatlarla doludur” deniliyor.

elektrik zamları, İklim Adaleti Koalisyonu

Elektrik üretimi ve dağıtımının bu denli piyasalaşmış olmasının ve enerji canavarı mega projelerle gereksiz yatırımlar gibi tüketimi teşvik eden politikalarla kurulu gücün devamlı arttırılmasının, esasen arz güvenliğini sağlamadığına değinilen açıklamada, bunların ayrıca işletme hatalarından ötürü bu konuda sakıncalar da doğurduğu belirtiliyor. Söz konusu aşırı yatırımların hem ekolojik krizi derinleştirdiği hem de halkın sırtına yüksek faturalar ve vergiler yoluyla şirketlerin gereksiz yatırımlarının yükünü yıktığı söyleniyor. Arz güvenliğinin ancak kamucu bir yönetimle, toplumsal ihtiyacı önceleyen, uzun vadeli planlamalarla sağlanabileceğinin belirtildiği İklim Adaleti Koalisyonu’nun açıklamasında şu ifadelere yer veriliyor:

“Fosil yakıtlara, özellikle de kömüre bağlı plansız ve sermayenin çıkarını önceleyen enerji yatırımları nedeniyle ;

●  Türkiye 2000’li yıllar boyunca sera gazları salımını düşürmek yerine önemli oranda arttırarak iklim krizinin ağırlaşmasına neden olmuştur,

●  Toprak, su, hava, sosyal yaşam, insan sağlığı, biyoçeşitlilik tahribatı yoluyla ekolojik yıkımlar tüm ülkenin başlıca sorunu haline gelmiştir,

●  Enerjide dışa bağımlılık ve yüksek yatırım maliyetleri ve aradaki ayda 34 milyar tl olarak hesaplanan haksız kazanç nedeniyle enerji fiyatlarının artması, milyonlarca bireyi enerji yoksulluğuna mahkum etmiştir.

İklim Adaleti Koalisyonu’nun talepleri şöyle:

  • Tüm özelleştirmeler durdurulmalı, enerji üretimi ve dağıtımı kamulaştırılmalı, enerji politikaları demokratik katılımcılık temelinde başta ilgili Oda, sendika, üniversiteler olmak üzere toplumsal örgütlerin
    katılımı ile belirlenmeli, enerji yatırım ve dağıtım projelerinde ÇED ve SED (Sağlık Etki Değerlendirmesi) süreçleri işletilmelidir.
  • Tüm elektrik hizmetleri, kamusal olarak, halkın menfaatlerini koruyacak şekilde merkezi bir planlama ile yapılmalıdır.
  •  Elektrik fiyatlarındaki fahiş artışın meşru bir gerekçesi yoktur, zamlar geri alınmalıdır.
  •  Enerji adaletini sağlamak için yoksul kesimlerin hane elektrik bedelleri devlet tarafından karşılanmalıdır.
  • Konutlar için devreye alınacak çift tarife uygulamasında fiyat artış sınır değeri 230 kWh olmalıdır.
  • Elektrik faturalarına yansıtılan KDV adil değildir, yoksulluğu derinleştirmektedir. Haneler için KDV tamamen kaldırılmalıdır.
  •  İklim krizini önemli ölçüde ağırlaştıran ve özel sektöre önemli kaynak aktarımı yoluyla elektrik maliyetlerini de arttıran kömürlü termik santrallerin kapatılmasına yönelik eylem planı acilen devreye alınmalıdır.

‘Maden sahalarında genişletme çalışmaları durdurulsun’

Koalisyon tarafından yapılan çağrıya ek talepler de şu şekilde:

  • Yeni maden sahaları araştırma, yeni rezerv açma ve mevcut maden sahalarında genişletme çalışmaları durdurulmalıdır,
  • Mevcut Kömürlü Santrallerde kapasite artırımına gidilmemelidir, ithal kömür santrallerine yeni lisans verilmemeli, yürütülen projeler durdurulmalıdır,
  • Kömür madenlerine ve Kömürlü Santrallere uygulanan tüm teşvik ve destekler derhal kaldırılmalı, buna ayrılan bütçe kömür sektöründe istihdam edilen emekçilerin refahı için kullanılmalıdır,
  • YEKDEM uygulaması kaldırılmalı, yenilenebilir enerji yatırımları, enerji üretimi ve dağıtımı kamu tarafından yapılmalıdır. Buna ek olarak, toplumsal enerji bağımsızlığını desteklemek için kamu kaynaklarıyla yerelde enerji kooperatifleri ve bireysel olarak lisanssız yenilenebilir enerji kaynaklarının devreye alınması teşvik edilmelidir.Her türlü yenilenebilir enerji kaynağı (Rüzgar, Güneş, Hidrolik, Biyokütle, Jeotermal) için tesis alanı seçiminde ve işletiminde yerel halkın rızası mutlaka alınmalı, bu tesislerin ekosisteme zarar vermesine izin verilmemeli, ormanlar, tarım alanları ve sulak alanlarda ne türden olursa olsun yenilenebilir enerji santrali kurulmamalıdır.

‘Zamlar geri alınsın’

Hatalı enerji politikaları sonucu oluşan ekonomik ve ekolojik yıkımların, iklim krizinin ağır faturasının halka ödetilmesini kabul etmediklerinin belirtildiği açıklamada İklim Adalet Komisyonu şunlara dikkat çekiyor: 

“Zamların geri çekilmesi için eylemleri desteklerken ihtiyacımız olan adil, demokratik, katılımcı, yerel, ekolojik enerji modelini geliştirmek ve bugün kullandığımız pahalı elektriğin arkasında enerjinin üretim ve dağıtım süreçlerinde özel sermayenin çıkarlarını önceleyen aynı zamanda ekolojik krize yol açan enerji politikaları olduğuna yönelik farkındalığı artırmak için tüm bileşenlerimizle birlikte sorumluluk alacağız.”

İklim krizine karşı iklim adaletini savunmak ve bu doğrultuda uluslararası hareketlerin bir parçası olarak mücadeleyi büyütmek, geliştirmek ve sürdürmek amacıyla 25 Aralık 2021’den bu yana faaliyetlerini sürdüren “İklim Adaleti Koalisyonu”nun 73 bileşeni bulunuyor.

Kategori: Enerji