Editörün SeçtikleriEkolojik YaşamManşet

Hızlı modaya karşı bir başkaldırı hikâyesi: Temiz Giysi Kampanyası

Haber: Elif Ünal

Tarlada yetişen pamuğun son modaya uygun bir tişört olarak dolabımıza girmesine kadar olan süreçte sorgulayacak çok fazla şey var. Maalesef bunların hiçbiri reklamlarda yer almıyor. Ne o pamuğun üretiminde harcanan su, ne fabrikada sağlık sorunlarıyla dışarıda da ekonomik sıkıntılar ile boğuşan işçiler ne de doğaya verilen zarar…

Temiz Giysi Kampanyası Türkiye ayağının kurucusu Abdülhalim Demir “Bir tişörtün maliyeti asla 10 lira değildir. Sen 10 liraya alıyorsan bilmelisin ki birisinin hayatından çalıyorsun” diyor.  Markaların üretim aşamasında, insana ve çevreye bu kadar zararlı bir modeli sürdürebilmelerinin sebebini ise hızlı modaya bağlıyor. Abdülhalim Demir ile tekstil sektöründeki problemleri, hızlı modayı ve ona karşı gelişmeye başlayan ‘sürdürülebilir moda’nın ne demek olduğunu ve neler yapılabileceğini konuştuk.

Demir: Sektörün değiştiğini görmek istiyorum

15 yaşında çalışmaya başladığı kot kumlama işi yüzünden silikozise yakalanan ve akciğerinin yüzde 46’sını kaybeden Demir’in ve işçilerin verdiği mücadele sonucunda Türkiye’de kot kumlama 2009 yılından beri yasak. Aynı zamanda silikozis artık bir meslek hastalığı olarak tanınıyor ve tedavi ücreti devlet tarafından karşılanıyor. 2011’de de 6111 sayılı torba kanununa iki madde eklenerek bütün silikozis hastalarına emeklilik hakkı tanındı.

Abdülhalim Demir, elde ettikleri bu kazanımlardan sonra mücadelesini en kirli sektörlerden biri olan tekstil sektörüne taşımak istediğini söylüyor: “120 arkadaşımı silikozis hastalığından dolayı kaybettim. Artık sektörde bir şeylerin değiştiğini görmek istiyorum.”

Markalar ucuzluk rekabetini teşvik ediyor

Tekstil sektöründe çalışan üç milyondan fazla işçiden sadece 1 milyon 50 bini kayıtlı. Kayıtlı çalışanların yüzde 80’inin sigortası ise asgari ücret üzerinden yatıyor. Sektörün kalkınamamasını kayıtsız çalışmaya bağlayan Demir, bu sayede markaların ucuzluk rekabetine girebildiklerini anlatıyor.

Markaların tedarik zincirlerindeki ürün alımlarının da bu ucuzluk rekabetini teşvik ettiğini belirten Abdülhalim Demir bu durumu şöyle değerlendiriyor:  “Şirketler ürün alımlarını ihale üzerinden yapıyor. 10 tane atölye çağırıp üç liraya kim diker dediğinde ya da kim en ucuz diker dediğinde üreticilerin de bir yerden çalmaları gerekiyor.”

‘İstihdam sağlamak adına işçi sömürülüyor’

“Devletin eksiği de şu. Aman sektör küçülmesin, aman markalar gitmesin ama sektör kayıt dışıysa senin karın da yok. Üç milyon işçinin sadece bir milyonundan vergi alıyorsun. Diğer iki milyonundan almıyorsun ve  aslında bu senin kaybın” diye konuşan Demir, devletin kayıt çalışmaya göz yumduğunu ama bunun kendi zararına olduğunu belirtiyor:

“Serbest bölgeler teşvik bölgeleri olduğu için oradaki markalar vergi vermiyor. Sadece istihdamı sağlasın diye devlet buna izin vermiş ama zamanla bu, istihdam sağlamaktan ziyade işçi sömürüsüne dönmüş. İşçiye asgarinin altında bir ücret veriyor. Serbest bölgelerde üretim yapanlar asgari geçim ücretinden muaf.”

‘Bir tişörtün maliyeti asla 10 lira olamaz’

Bir tişörtün maliyetinin asla 10 lira olamayacağını söyleyen Demir, nedenini şöyle açıklıyor: “Sen 10 liraya alıyorsan bilmelisin ki birisinin hayatından çalıyorsun aslında çünkü markaların kâr payı bellidir. Marka 1’e 3’ten aşağıya kâr etmez. Eğer sana 10 liraya satıyorsa onu üç liraya mal etmiştir. Dolayısıyla üç liraya tişört üreten biri, bundan asla yaşanabilir bir pay almamıştır. Ve o fiyata aldığın tişörtün etiketine bakarsan büyük ihtimalle Çin veya Bangladeş’te yapıldığını görürsün. O yüzden biz ne pahalı, ne ucuz diyoruz. Ürünün bir değeri vardır ve o değer neyse onun üzerinden ürün almak lazımdır.” Demir, fiyatın bu kadar düşük oluşunun ortaya çıkardığı bir diğer problemin de insanları daha fazla tüketmeye itmesi olduğunu söylüyor:

“Bir tişört 10 lira olduğunda senin ihtiyacın birse 10 tane alıyorsun. Birini giyiyorsun gerisi dolapta kalıyor, çöpe gidiyor. Yani aslında dünyayı sürdürülebilir hale getirmekten çıkartıyorsun. Çünkü çöpe dönüştürüyorsun. Şu anda sanırım atıkla ilgili ikinci sırada tekstil. Büyük miktarda tekstil atığı var. Ama senin için ucuz görünüyor, giymesem ne olacak deyip denemeden de alıyorsun.”

Çoğu fabrika filtresiz çalışıyor

Tekstil sektörünün fazla tüketim üzerinden yarattığı atıklar dışında bir etkisi de üretimi sırasında ortaya çıkıyor. Çoğu fabrikanın filtresiz çalıştığını belirten Demir, bununla ilgili bir yönetmelik olmasına rağmen denetiminin çok zayıf olduğunu ifade ediyor:

İşletmelerden örnek isteniyor birkaç yılda bir. Onlar da yarı filtreden yarı çeşmeden doldurup gönderiyorlar. Devletin denetim yapması gerekiyor. Mesela şu anda Tekirdağ’daki Ergene Deresi ile ilgili sürekli haberler çıkıyor ‘derenin rengi kırmızıya çaldı’ diye. Oradaki tekstil fabrikaları sebep oluyor buna. Bunun sebebi bu denetimsizlik mekanizması.

Ergene Deresi

Kot beyazlatma işlemi hala sıkıntılı

Fabrikalar doğaya zararlı olduğu gibi çalışan işçilerine de sağlıklı bir çalışma ortamı sunmuyor. Örneğin, kot kumlama artık yasaklanmış olsa da kotun beyazlatılması işlemi için Avrupa Kimyasal Ajansı’nın (ECHA) ‘tehlikeli kimyasallar’ arasında nitelendirdiği potasyum permanganat kullanılmaya başladı.  ECHA, maddeyle temasın üreme sisteminde sorunlara yol açtığını belirtiyor.

Temiz Giysi Kampanyası ise Türkiye’deki örnekleri inceleyerek hazırladığı 2018 yılına ait raporda beyazlatma işinde olan işçilerin cilt hastalıkları yaşadığını ortaya koydu. Ayrıca beyazlatma işlemi öncesi gereken zımparalama sırasında da tüm gün havada kalan iplik parçacıklarını soluyan işçiler çırçır işçilerinde sıklıkla rastlanan ve halk arasında “pamukçuk” denilen  “bissinozis” hastalığına yakalanma riskiyle karşı karşıya.

Potasyum permanganat ile kot beyazlatma işlemi

‘Planlı eskitme ve hızlı moda algısı insanları tüketmeye itiyor’

Abdülhalim Demir, üretim aşaması bu kadar sorunlu bir modelin devam etmesinin nedeni olarak markalar tarafından teşvik edilen “hızlı moda” algısını gösteriyor. Markaların yıl içerisinde çok fazla kreasyon hazırladığını belirten Demir, “Aslında iki sezon vardır; bir yaz, bir kış. Kışın biraz daha kalın giyinirsin, yazın daha ince giyersin. Kotu da dört mevsim giyersin. Tişört de aynı şekilde” diyor. İnsanların satın almalarını sağlamak için kıyafetlerin sevilen ünlülere giydirildiğini, böylece sıradan insanlarda ancak o kıyafeti satın aldığında “havalı” olabileceği algısının yaratıldığını anlatıyor Demir.

İnsanları sürekli tüketime iten hızlı modanın bir aracının da “planlı eskitme” (çabuk eskiyen/bozulan ürün)  olduğunu belirten Abdülhalim Demir,  “Geçmişte 5-10 yıl kotu artık altı ay giyebiliyorsun. Bu da aslında hızlı modayı yaratan, onu sürdürülebilir kılan bir durum. Daha doğrusu o kendini öyle sürdürülebilir kıldığını düşünüyor. Diyor ki bir tüketiciye yılda beş kot satmam lazım. İnsanlar aslında ihtiyacı olduğunda almalı. O yüzden hızlı modanın kısa sürede bitmesi gerekiyor” diye konuşuyor.

Hızlı modaya karşı sürdürülebilir moda

Modayı değil hızlı modanın eleştirilmesi ve onun yerini sürdürülebilir modanın alması gerektiğini belirten Demir, bunun için de materyallerin sürdürülebilirliğinin yanı sıra kavramın emeği de kapsaması gerektiğine  dikkat çekiyor. Demir’e göre sürdürülebilir modanın tanımı şöyle:

Bence sürdürülebilir moda, bir ürünün çevreye doğaya insana saygı duyularak üretildiği ve onu yapan insanların kendi yaşamsal döngülerini o üründen elde ettikleri ücretle sürdürebildiği bir modeldir.

Sürdürülebilirlik kavramının doğru anlaşılması oldukça önemli. Dünyada bir yandan çok gündemdeyken bir yandan da markalar bunu yine en çok kendi reklamları için kullanıyor. Demir’in dediği gibi; “Üretilen bir milyon ürünün nasıl sürdürülebilir hale geleceği düşünülmeden markalar bir tane çanta yapıyor. Sonra da geri dönüştürülebilir bir çanta diye o çantanın reklamını yapıyorlar.”

Temiz giysi nedir?

Abdülhalim Demir, tekstil sektöründeki dönüşüme yardım etmek için Temiz Giysi Kampanyası’nın Türkiye ayağını kurdu. 15 ülkede faaliyet gösteren kampanya, küresel tekstil ve spor giysisi endüstrilerinde çalışan işçilerin güçlenmesini desteklemeyi ve çalışma koşullarını iyileştirmeyi hedefliyor. Kampanya tarafından hazırlanan videoda temiz giysi “çevreye doğaya zarar vermeden, çocuk işçi çalıştırılmadan, işçi emeği sömürülmeden, iş sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınarak, sendikalı işçinin ürettiği bir giysi” olarak tanımlanıyor.

Üç adımlı kampanya

Abdülhalim Demir, videonun yayılmasından sonra insanların bu ürünlere nasıl ulaşabileceklerini sormaları üzerine markalara çağrı yaptıklarını ve ‘’temiz giysi üretin’’ dediklerini aktarıyor. Ancak çoğu marka fikri gerçekçi bulmamış. Bunun üzerine de pamuktan tüketiciye gelene kadar örnek bir ürün yapma amacıyla üç aşamalı bir kampanya için kendileri kolları sıvamışlar.

Örnek bir kot markası: Bego

Kampanya ilk adımdaki hedefi pamuktan insanların giydiği aşamaya kadar her adımın adil koşulda gerçekleştiği, yapanın yaşam ücreti aldığı, geri dönüştürülebilir, çevreye, doğaya zarar vermeyen bir ürün oluşturmak. Demir bunu da belki de sektördeki en zararlı üretim aşamasına sahip kot üzerinden göstermek istiyor.

İlk adımı tamamlayan kampanya, örnek kot üretimini de bitirmiş durumda. Kotun markası ise Abdülhalim Demir’in nüfus memuru tarafından yazılmayan Kürtçedeki ismi olan “Bego”. Markaya ait kotlar good4trust ve begojeans.com üzerinden satışa açık. Üretim aşamasında herhangi kanserojen veya kimyasal maddenin kullanılmadığı ürünler, uzun süreli kullanımı ve eskidiği zaman da geri dönüşüm yapmayı vaat ediyor.

‘Tüm sektörün dönüşmesi gerekiyor’

Temiz moda hareketinin ilk markası olduğunu söyleyen Abdülhalim Demir, diğer markaları da işin içine katmak istediklerini, çünkü asıl amaçlarının sektörü değiştirmek olduğunu vurguluyor. Kampanyanın ikinci adımı ise hem fabrikanın hem de sektöre gidecek öğrencilerin staj yapma imkânının olduğu bir merkez kurmak.

Demir bu aşamayı şöyle anlatıyor: “Üniversitede moda ve tekstil okuyan öğrencilere sektörü gittiklerinde en acımasız firmalarda, asgari ücretle ve sömürülerek çalışarak, kendileri de acımasız bir hale geliyorlar. Biz bu insanlara staj şansı verip tekstildeki bütün koşulları önceden anlatmak ve sektöre girmeden hazırlıklı olmalarını sağlamak istiyoruz.”

Kampanya üçüncü adımda, temiz ürün üreten bütün markaların bir çatı altında toplanacağı bir satış sistemi kurmayı amaçlıyor. Sektörün dönüşümünü sağlamak için tüm markaların işin içine katılması gerektiğini söyleyen Demir’e göre dönüşüm yaratmak için iki aşama gerekiyor: Tüketiciyi kurallara uygun üretim yapan markalara yönlendirmek ve markaları dönüşüme teşvik etmek.