Dış Köşe

Eski bayramları müteahhitlerden geri isteyin – Mehmet Kamış

0

 

Yeni bir bayrama kavuşurken yine herkesin dilinde, ‘nerede o eski bayramlar’
cümleleri dolaşıp duracak. Herkes geçip giden bayramları, çocukluklarının
bayramlarını arayıp, kehkeşanlara kaçmış eski günleri anacak. Sahi eski
bayramların nesini arıyoruz? Hiç kendimize soruyor muyuz; nedir eskilerde olup
da bugün olmayan şey?
 

Öylesine hızlı değişiyoruz, değiştiriyoruz, yeniliyoruz, tıraşlıyoruz,
katlediyoruz ve ucubeleştiriyoruz ki, dönüp eskileri yeniden ister hale
geliyoruz. Dolayısıyla en eski bayramları da elimizden alan yine müteahhitler
oluyor.

Daha da önemlisi sürekli göçüyoruz ve hepimizin başı dönüyor. Şöyle bir
çocukluğumuzu hatırlayalım. Hangi birimiz doğduğumuz, en azından büyüdüğümüz
sokakta yaşıyoruz. Diyelim ki biz yaşıyoruz, hangi komşumuz, hangi arkadaşımız
bizimle birlikte o sokakta yaşamaya devam ediyor. Onlar göçüyor, başka yerlere
taşınıyor, yerine başkaları geliyor.

Biz bayramlarımızı mı özlüyoruz yoksa arkadaşlarımızı mı, sokağımızı mı,
cumbalı evlerimizi mi? Kaçımız çocukluk arkadaşlarıyla görüşmeye devam ediyor.
Daha doğrusu kaçımız çocuklukta yaşadığımız insanlarla aynı yerlerde büyüyoruz.
Sürekli göçerek, yer değiştirerek, değişerek ve başkalaştırarak yaşıyoruz
hayatı.

Bayram niye güzel olur? Size sürekli şeker veren, sizi sevdiğini gözleriyle
söyleyen Hatice teyze var olduğu için güzeldir bayramlar. Avlusunda yetiştirdiği
erikleri yememiz için cebimize dolduran Halit dayının olmadığı bir şehirde
bayramın tabii ki tadı olmaz. Belki de sizin için bayram demek dutların
yenebilir hale gelme zamanıdır.

Biz aslında mahallemizi özlüyoruz. Tadı damağımızda kalan insan yüzlü
mahallemizi! Sokağımızı, bahçelerimizi, ak sakallı dedemizi… Bahar kokusunu
sakladığımız bahçelerimizin şuurlandırma adı altında yok edilmesinin kederidir
yüreğimizde olan. Sabahın serinliğini, baharın gelişini, güzün hüznünü
hissedemeyişimizin öfkesidir, ‘nerede o eski bayramlar’ cümlesinde
sakladığımız… Mayısın geliş müjdesi olan leylak kokusunu yok ettiklerinden bu
yana daha bir öfkeli söylüyorsunuzdur ‘nerede o eski bayramlar’ cümlesini…
Çünkü o ilk yazda gelmişti size çocukluk bayramınız. Eğer onların yok edilmesine
müsaade etmeseydik bugün ‘nerede o eski bayramlar’ diye hiç konuşmayacaktık.

Yıllardır üzerine kafa yorulmadan, kentin süre gelen kültürü üzerine hiç
düşünülmeden müteahhitlerin ve mühendislerin elinde bir yap boz tahtasına dönmüş
şehirlerimiz, her geçen gün insani yüzünü kaybediyor. Belediyelerimizin en çok
ilgilendiği konu; yeni gelişme alanları, imarda yapılacak değişiklikler, bağlık
ve bahçelik yerlerin imara açılması, şehrin tam merkezinde kalmış o eski
püskü(!) yapıların nasıl modern çok katlı iş merkezlerine dönüştürülecek
olmasından başka bir şey değil.

Biz bayramlarımızdan önce mahallemizi kaybettik. Mahallemizi kaybedince her
şeyimiz gitti elimizden. İnsanı tutan oruçlar o mahallelerde tutulur, sonra da o
mahallelerde iftar edilirdi. İftar sonrası bütün sokak yaz Ramazanlarının tadını
çıkarırdı. Oruç tutup bayramı hak etmişler, o herkesin birbirini tanıdığı
mahallelerde bayramlaşırdı. Hep bildik ve tanıdık mekanlarda, hep bildik ve
tanıdık insanlar birbirlerine bayramı yaşatırlardı.

Şimdi binlerce kişi, sonradan yapılma sitelerde, ortak yaşama mekanlarında,
ortak bir değer üretmeden, üretemeden yapayalnız yaşayıp gidiyor. Buralarda
bayramın olmamasından daha doğal ne olabilir ki?

Bana ‘nerede o eski bayramlar’ diye her sorana ‘müteahhitlerle belediye
başkanları aldı’ diyorum. Lütfen onlardan geri isteyin..

Mehmet Kamış – Zaman

More in Dış Köşe

You may also like

Comments

Comments are closed.