Dış Köşe

Erguvan: İstanbul’da Bir Mevsimin Adı – Cengiz Özdemir

Geçtiğimiz yıl İstanbul Belediyesi bir anket yaparak yeni alınacak otobüslerin renginin bundan böyle erguvan rengi olacağını ilan etti ve otobüsler yavaş yavaş erguvan rengine dönmeye başladı. İstanbul’un ve Boğaziçi’nin simgesi olan bu ağaç aynı zamanda bir mevsimin de adıdır, Erguvan mevsimi…

Erguvan (Cercis siliquastrum) baklagiller familyasından bir ağaç türü. Boğaziçi’nde Güneyden başlayarak kuzeye doğru uzanan tüm yeşil alanlarda Mayıs başında çiçeklenir. Boğaziçi’nin bazı koruları bu mevsimde adeta mora keser. Özellikle Üsküdar Fethi Paşa korusunda, Kanlıca Mihrabad korusunda, Hidiv korusunda Kandilli Cemile Sultan korusunda yoğun olarak görülür. Çubukludan sonra tamamen yok olur. Kuzey rüzgarını sevmeyen narin bir ağaçtır. Mimoza nasıl ki adaların alamet-i farikası sayılıyorsa, erguvan da aynı şekilde Boğaziçi’nin simgesidir. O kadar ki Süheyl Ünver Boğaziçi’nin adının Erguvan boğazı ve mayıs ayının adını da  erguvan ayı olarak değiştirilmesini önermiştir.
Bir efsaneye göre erguvan aslında beyaz renkli çiçek verirken İsa’ya ihanet eden Yahuda pişman olup kendini bir erguvan ağacına asar. Bu utanca dayanamayan erguvan ise ondan sonra mora kesmiş.

Erguvan’ı asıl İstanbullu kılan Bizans hanedanının rengi olmasından gelir. Bizans’ta sıradan insanların erguvan rengi  giysi giymeleri yasaktı. Zaten isteseler de giyemezlerdi çünkü binlerce deniz kabuklusunun öğütülmesinden ancak birkaç gram boya elde edilebiliyordu. Bu nedenle de bu renk giysiler çok pahalıydı. Ancak yine de Bizans işi sağlama almış ve yasal kısıtlamalar getirmişti. İmparator 6. Leon devrinde yazılmış Praefectura Kitabı’ndan anladığımıza göre başta erguvani ipek olmak üzere “yasaklanmış malların” barbar ulusların eline geçmemesi için çeşitli tedbirler alınmıştır. (Aktaran Cyril Mango “Bizans: Yeni Roma İmparatorluğu” YKY yayınları) Bizans İmparatorları kendilerini “erguvan kanlı” olarak tanıtırdı. İmparatorların çocukları erguvan renkli odalarda doğar ve oralarda yaşarlardı. Bu çocuklar “Porphyrogenitos” yani “erguvan içinde doğmuş” ünvanını alırlardı. Helence de Porfira erguvan rengi anlamına gelir. Porfir aynı zamanda kırmızımsı, mora çalan bir mermer çeşididir ve dünyada  sadece Mısır’da çıkar. Bizans’ın en kutsal mabedi Ayasofya’da porfir mermerden sütunları görebilirsiniz.

Kayserialı (Kayserili) Eusebios’un şehrin kurucusu sayılan Büyük Konstantin’in cenaze törenini şu satırlarla betimliyor: (Konstantinin) Mor kumaşlara sarılı altın tabut içindeki bedeni kendi adıyla anılan kente getirilmişti. Burada, sarayın anı salonunda ölü hükümdar son kez halkının önüne çıkıyordu. Sırasıyla bütün maiyetindekiler, generaller, senatörler ve imparatorluğun daha alt kademelerinde olanlar, başlarında tacı ile morlar içinde yatan hareketsiz insanın önünde eğilerek saygılarını sundular” (Aktaran Doğan Kuban, İstanbul Bir Kent Tarihi S. 42-43)

Erguvan sadece Bizans İmparatorluğunda değil, Osmanlı’da da değer verilen bir ağaçtı. 14. yüzyılda, Yıldırım Bayezit’in damadı Emir Sultan tarafından başlatılan erguvan şenlikleri 19. yüzyıla kadar sürmüş. 18. yy’da Boğaziçi’de erguvan ağaçlarının çoğaltılması için fermanlar yazıldığını biliyoruz.  Son yıllarda Bursa Büyükşehir Belediyesi bu kültürü, Emir Sultan Geleneği ve Erguvan Bayramı adıyla yeniden canlandırmaya çalışıyor.

Dolayısıyla İstanbul için erguvan sadece bir otobüs rengi değildir.

Tanpınar’ın “gülden sonra bayramı yapılacak çiçek varsa o da erguvandır.” dediği bu güzel ağaçtan Boğaziçi’nde sadece 1200 tane kalmıştır. Nisan-Mayıs ayı içinde, kendinize vakit ayırıp, bir dilenci vapuruna atlayarak kavaklara kadar erguvan seyrede seyrede çıkmanızı, kavaklarda iki duble rakıyla bahara merhaba demenizi tavsiye ederim.

 

Cengiz Özdemir – t24.com.tr

Kategori: Dış Köşe