Dış Köşe

Ekolojik toplumda doğal eksiksizlik hali – Fethi Suvari

Ortadoğu aydınlanmasına ve halkların baharına kadın devrimi damgasını vurmalıdır. Burada kadın geçmişinin tüm zenginlikleri barınmaktadır. Kadın tarihinin, doğal ve demokratik toplumlarda tarih bilincinin olmadığı da doğru değildir. Bilakis bu tarih esasen hakikat ve ahlak tarihidir de: Lakin yaygın bir bilinç ve inanç olması sağlanamamıştır. Oysa kadın ve bu toplumların başka tür bir tarih bilinci var. Sadece bu tarihin temelinde iktidar ve uygarlık değil de “yaşam” bulunmaktadır. Ve öncelik verdiği diğer önemli bir şey ise, evreni insanlık dramının bir paydaşı, bir bileşeni haline getirmektir. Ve bunu da eşzamanlı kılmaktır.

Bu nedenle kadına ve doğal topluma dayalı hakikat yasaları, Mezopotamya’da ve Ortadoğu’daki uygarlıklardan farklı olup, bu ilk yaşanmışlıklarda saklıdır. Yine burada yasa ve hakikat evrensel bütünlüğe duyulan inancın da ifadesidir. Hakikat ve onun görüngülerine verilen önem, birçok uygarlık tarihçisini ve araştırmacısını yanıltmıştır. Oysa bu toplumlarda, söylenildiği gibi salt bir yanılsama söz konusu değildir. Tam tersine her şey göründüğü gibidir. Mesela, burada hakikati cinsiyetle ifade etmek önemlidir. Ama önyargılı araştırmacılar ve tarihçiler bunu yanılsama olarak kabul edegelmişler. Bilinçli ve köklü bir saptırmadır. Yanlıştır. Eğer cinsiyet olmasaydı hiçbir şey “gerçek” ve “canlı” olmazdı.

Tao’ya göre de “doğa eskilsizlik” halini şöyle ifade eder: “Mükemmel varlık aynı zaman da erkek ve dişidir. Ama beyler, doğalarının dişi yanlarını ihmal ediyorlardı. Ve böylece bir dengesizliğe yol açıyorlardı. Yang hakim olursa saldırganlık ortaya çıkıyordu. Bunun tipik özellikleri baskı, bencillik, dogmatizm, güç, ün ve şeref elde etme çabası ve yönetme arzusudur. Ying (dişi) olmadan yang (erkek) olmaz, olamaz, çünkü erkek yan tek başına dünyayı mutsuzluğa sürükler, kendini de yıkıma götürür.

Kendine bakıp duran parlamaz
Kendini haklı gören sevilmez
Kendini beğenmiş kimse saygı duymaz.”

Henüz dengenin bozulmadığı doğal toplum ve daha sonraki demokratik toplumlarda, “insanlar hakaniyetle davranıyorlardı ve bunun adalet demek olduğunu biliyorlardı. Birbirleriyle iyi geçiniyorlardı ve bunun insanlık demek olduğunu biliyorlardı. Birbirlerine yardım ediyorlardı ve bunun yardımseverlik olduğunu biliyorlardı.” Ve bu yüzden insanlığı ve toplumları kuran büyük eylemlerinin izlerinin (kadın ve dolayısıyla doğal toplum tarihleri) olmadığı iddia edilir ve görmezlikten gelinir. Bahsedilse bile bir silik gölge gibi gösterilir.

Usta Laoste: “Tao (Yol) sanatı kayboldu, moral (ahlak) ve düzen bozuldu, çıkar ve kurnazlık hakim oldu, böylece büyük yalanlar oluştu, kan bağları koptu, o zamandan beri çocuklardan riayet istenir oldu. Üst sınıf Ying ile Yang arasındaki dengeyi bozdu, sadece erkeksi olana uyuldu. Ve halk arasında anarşi, şiddet, sömürü ve sefalet hakim oldu. Bu nedenle iktidar hırsı doğdu” diyor.

Lakin tarih sadece hırsların trajedisi değildir. Laosta Usta’nın belki de ihmal ettiği mücadeledir. Zira mücadele her zaman vardır. Bütün tehditler, felaketler ve tehlikeler yoluyla bize umut ve bize sıcak bir özgürlük esintisi de eşlik eder, bu mütemadiyen çok kısa bir süre için yüzeye ulaşır; teselli ve kederleri silen bir hafifleme getirir. Bu direnme ruhudur: Belki de halkların baharı budur.

Çuangtse (M.Ö 369-286), o Laoste’nin sadık öğrencisi de şöyle diyordu: “Başlangıçta, yeryüzü ve gökyüzü varoluşa geldiğinde şeyler arasında bozulmamış bir denge vardı. Sınırsız bir harmoni (uyum) hakimdi. Böylece doğanın henüz mükemmel olduğu günlerde insanların sakin hareketleri ve neşeli görünüşleri vardı. O zaman dağların üzerinde patikalar yoktu, su üzerinde sandallar ve köprüler yoktu. Bütün şeyler, hepsi doğal çevrelerinde yaratıldı, kuşlar ve hayvanlar çoğaldı, ağaçlar ve çalılar büyüdü. Böylece kuşlar ve memeli hayvanlar evcilleşti. Ve ağaca çıkıp saksağan yuvalarına bakılabildi. Çünkü doğanın mükemmel olduğu günlerde insanlar, kuşlar ve hayvanlar birlikte yaşıyordu ve bütün her şey birlikte büyük bir aile oluşturuyordu. Burada asillerle halk arasında bir fark olabilir miydi? Her şey aynı biçimde çıkarcılıktan uzaktı. Ve aynı biçimde hırstan uzak oldukları için hepsi de doğal bir eksiksizlik halinde bulunuyordu.” Ve eğer cinsiyetler arasında denge yoksa hiçbir şey “hakikatli” ve “ahlaklı” olamaz. Taşlar bile öyledir. İnsan eliyle üretilmiş ya da inşa edilmiş nesneler de öyledir.

Şimdi insanlık durumunun bir çıkmaza girdiği genel kabul görmektedir. Bu çıkmazın en büyük sorumluları doğal toplumu (ekolojik toplumu ve kadın bakış açısını) kötüleyen ve tarih dışı olduğunu savunanlardır. Mesela, John Miller (19. yüzyılın başlarında) doğal toplum insanını betimlerken şöyle diyordu: “Onun istekleri azdır. Ve koşullarıyla orantılıdır. En büyük amacı açlığını gidermek; iş ve faaliyetleri azami çabadan sonra, tembellik ve dinlenmenin tatlı rehavetinden zevk alabilmektir.” Tabii ki o zamanlar, insanlar karın tokluğuna günde 15-16 saat çalışıyorlardı daha fazla sömürü için. Ve J. Miller’in öfkelendiği ve “yaban” insanı dediği doğal toplum insanının köleleşmemesi ve iliklerine kadar sömürülmemesine duyduğu çılgın öfke idi.

Yine L.H. Morgan da doğal toplum insanı için; “Yaban insanın zihinsel ve ahlaksal (moral) ölçekteki aşağı düzeyini, gelişmemişliğini, cahilliğini ve hayvani arzuları ve tutkuları tarafından ele geçirilmiş olduğunu” (1877) yazıyordu. Bunu da şuna bağlıyordu: “İlkelerin güçlü bir mülkiyet arzusundan, yani tüm diğer güdüler üzerinde üstünlüğü olan bir ‘tutku’dan yoksun olduğunu” ileri sürüyordu. Zira ona göre güçlü mülkiyet tutkusu uygarlığın başlangıcına işaret ediyordu. Ve günümüzde de Ortadoğu ve özellikle Mezopotamya’da ayakta kalan doğal toplum ve demokratik toplum yapılanmalarına ve bunlara dayalı olarak gelişen Aydınlanma’ya yönelik büyük bir saldırı yürütülmektedir. Görülmemiş bir kadın katliamı ve doğa tahribatı yaşanmaktadır. Model olarak yutturulmaya çalışılan ülkemizin hükümeti, aslında “Haine Kültürü”nü [Yedi yaşından yukarı kadınları katlederek ve erkeğe kul olan ve yeni dindar bir nesil yetiştirme…] yeniden hortlatarak ömrünü uzatmak istiyor. İnsan hasalarını daha önce de kuranlar olmuştu. Ama akıbetleri pek de iyi olmadı. Birçok kıymetli kadın yazarın, gazetecinin yazmasının engellenmesi ve en son olanlar, hükümetin kadın kıyımındaki bilinçli yaklaşımlarıdır. Gerçek yüzleridir.

Fethi Suvari – Özgür Gündem

Kategori: Dış Köşe