Hafta SonuKültür-SanatManşet

Dünyanın en tatlı eşek arısı Aziz Nesin

Egemenler elleri yağda ve balda sefa sürerken, Aziz Nesin sivri dili ve sivri kalemiyle

tepelerinde dolanıp duran, tatlı iktidarlarını zehir eden, sivri iğneli bir eşek arısıdır.

Ölümünün 21. yılında büyük ustasıyla sevgiyle anıyoruz

***

Aziz Nesin’in romanları, şiirleri, oyunları varsa da öyküleriyle daha doğrusu ironik öyküleriyle ön plana çıkmıştır. Aslında ‘ön plana çıkmak’ eksik bir tanımlamadır, zira o türe kendi adını vermiştir. Ülkemizde kimi olaylar için ‘Tam Aziz Nesin Öyküsü’ denir ve herkes de daha öyküyü dinlemeden bıyık altından gülmeye başlar. Bu öykülerde durum komedisi ve kara mizah öğeleri ağır basar.

Nesin’in öyküleri gücünü gerçekliğinden alır. Yaptığına ülkemizin absürt gerçekliğini yazıya dökmek diyebiliriz. “Bilindiği gibi, iki yıl önce, yurdumuzda bitakım reformlar yapılması için karar alınmıştı. Ancak bu kararın alınmasından iki yıl sonra, reform tasarılarına başlanması yolunda çalışmalara girişilmesi için ortamın hazırlanmasının gerekli olup olmadığı üzerine tartışmaların yürütülmesi düşünülmeye başlanmıştır.” (En Güzel Sermaye Özel Sermaye – Ah Biz Eşekler)

Ancak bazen gerçeklik öylesine absürtleşir ki, bu saçmalığı Aziz Nesin bile öyküleştiremez. Zira edebiyatta absürtlüğün bir sınırı, kendi içinde tutarlılığı ve gerçekliği vardır. Oysaki gerçek hayat sınırsız bir saçmalık sunabilmektedir. Einstein’ın dediği gibi iki şeyin sonsuzluğundan şüphe yoktur, evrenin ve aptallığın. Ama evrenden o kadar da emin olamayız.

İlk söylediği dönemde büyük tepki çeken, Türk halkının % 60’ı aptaldır, sözünü gelen tepkiler üzerine düzelterek, % 70’e çıkartmıştır. Başta tepki duyulan bu söz zamanla halkın kendisini hariç tutarak bellediği bir diskur aracına dönüşmüştür. Tıpkı Biz Adam Olmayız kitabının aynı adlı öyküsü gibi. Herkes bu ülkenin neden adam olamayacağını söylemekte, ancak eleştirdiği şeyleri bizzat kendisi yapmaktadır.

aziz nesin 2

            Aziz Nesin öyküleri yalın ve basittir. Anlamak için üzerinde uzun uzun düşünmeyiz ama anladığımız zaman anlatılanlar üzerine uzun uzun düşünmek gerekir. Öyle ki ilköğretim beşinci sınıfta okuyan 10 yaşındaki bir öğrenci de anlayıp, keyif alabilmektedir, 60 yaşındaki edebiyat profesörü de. Gülmek, keyif almak, iyi hoş da, bu öyküler aynı zamanda ders çıkarılsın diye de yazılmıştır. ‘Aynı bizi anlatmış, valla bravo!’ deriz demesine ama aptallığı sahiplenmediğimiz gibi açıkça verilen dersi de görmezden geliriz. Gene de Aziz Nesin, toplam uzunluğu boyunu aşan kitaplar yazmaktan vazgeçmemiştir. Bunu da esprili diliyle şöyle anlatmıştır: “Hayatım boyunca boyum kadar kitap yazdım ama beni sevmeyenler buna da mazeret bulup, onun zaten boyu kısaydı diyebilirler.” Kendisi dâhil her şeyi eleştiren, sorgulayan ve dalgasını geçebilen bir yazardır. Öyle ki 1934 yılında Soyadı Kanunu çıktığında herkes kendine en güzel soyadlarını yakıştırırken Aziz, herkes ‘Nesin’ diye çağırdıkça ne olduğunu düşünüp kendine gelmek için bu soyadını seçmiştir.

Aziz Nesin’in en belirgin özelliklerinden biri de öykülerindeki tekrarlamalı anlatma tekniğidir. Aynı olayı aynı şekilde ya da ufak farklarla, farklı kahramanların başından geçirerek adeta okurun beynine kazır. Başka yazarlarda sıkıcı durabilecek olan bu teknik yazarın tatlı dili ve kıvrak kalemiyle keyifli bir oyuna dönüşür. Hemen her öyküsünde bu duruma az ya da çok rastlarız. Öyle ki bazılarında satırı satırına aynı cümleler yazılırken tek değişiklik kahraman olur. (İnsan Olun Yavrularım – Memleketin Birinde, İlerleyelim, Yükselelim, Kalkınalım – Hoptirinam vs.) Bazıları ise ufak farklarla absürtlüğü kuvvetlendiren tekrarlamalarla yazılır.

azizname 18201-Nah-Kalkiniriz

            Aziz Nesin’in yazdıklarında çok sağlam toplumsal eleştiri vardır ve egemenleri korkutan; hapis yatmasına, kitaplarının yasaklanmasına, çıkarttığı dergilerin kapatılmasına sebep olan budur. Bir boks maçıyla anlatacak olursak; maç boyunca kısa boylu tüysıklet boksör kelebek gibi uçarak, dev gibi ağırsıklet rakibinin etrafında döner durur. Dev boksör, nefes bile almadan yumrukları sallar ama biri bile rakibine değmez, maçın sonundaysa sivri dilinden ve kaleminden çıkarttığı aparkatla, arı gibi sokan tüysıklet olur. Halkın anlamadığı ciltler dolusu kitabın yapamadığını, beş on sayfalık öykülerinde başarır. Okura sistemin defoları, potlarını, söküklerini gösterir. “…(Bizim düdüklü tencerelerimiz) her bakımdan yabancı mallardan üstündür. Yalnız dediğim gibi malzeme bulamıyoruz. Çok şükür memleketimizde düdük çok, fakat tencere yok. Şimdi biz buna bir çare düşündük. Yalnız düdük yapıp piyasaya çıkartıyoruz. İsteyen tenceresini kendi alır, yemeğini pişirir. Arasıra gider bakar, yemek pişmişse düdüğü öttürür, yemek pişti diye haber verir. Bu suretle düdüklü tencere sahibi olur.” (Düdüklü Tencere Fabrikası – Fil Hamdi)

Aziz Nesin, alttan alta çaktırmadan, lafını karnından söylenen tatlı su yazarları gibi değildir. Baskı dönemlerinde ortadan kaybolup, ortalık sakinleşince yazdıklarının alt metninde aslında egemenleri yerden yere vurduğunu iddia eden şifreli yazan, sahte demokrasi havarilerinden de değildir. Sözünü sakınmadan, açıkça, doğrudan, eleştiri dozu yüksek olarak; aydınlar, egemenler ve halkın hemen anlayacağı biçimde cesurca söyleyen gerçek bir demokrasi kahramanıdır. Egemenler elleri yağda ve balda sefa sürerken, Aziz Nesin sivri dili ve sivri kalemiyle tepelerinde dolanıp duran, tatlı iktidarlarını zehir eden, sivri iğneli bir eşek arısıdır. Deliler Boşandı, Yeşil Renkli Namus Gazı, Zübük, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz ve daha yüzlerce öykü ve romanında eleştirisini sansürlemeden yapmıştır.

Aslında Sayın Başkan Hoobert iyi insandı. Sayın Başkan iyiydi ama, ne yazık ki çevresindekiler kötüydü. Nedense bu iyi başkanların çevresini de hep kötü kişiler alıyordu… Sayın Başkan halkını da seviyordu. Sevilmeyecek gibi bir halk değildi ki. Öyle halkı babam da sever. Vur ağzına, al lokmasını. Vur sırtına, al hırkasını. Gık demez, hık demez, hak demez, hukuk demez bir halktı.” (Uygarlık Tarihinden Bir Sayfa – Kalpazanlık Bile Yapılamıyor)

zubuk-202x300 aziznesin-kitaplari

            Aziz Nesin’e neden ve nasıl bu kadar çok hikâye yazdınız diye sorulduğunda, “Ben ailemi geçindiriyorum, 4.000 hikâye yazdıysam, ailem iki çocuk bi hanım olduğundandır, daha kalabalık olsaydık belki 9.000 hikâye yazmam gerekirdi,” diye gene esprili ama altında ciddi eleştiri bulunan bir cevap vermiştir. (Yazarın iki evliliğinden üç erkek bir kız dört çocuğu bulunmaktadır.) Aslında bu cevap hayli eksiktir, zira kurduğu vakıfla eğitim olanağından yoksun yüzlerce çocuğun; tükettiğinden çok üreten, toplumsal sorumluluğu olan, özgüvenli ve özverili, kendini sürekli geliştiren, kendine ve dünyaya eleştirel gözle bakan, topluma yararlı bireyler olarak yetişmelerini sağlamıştır. Ölümünden 20 yıl sonra dahi, kitaplarının telifleriyle bunu sağlamaya devam etmektedir. Aziz Nesin’in mezarı vakfın bahçesindedir ve başında mezar taşı bulunmamaktadır. Hep istediği gibi üzerinde çocuklar koşup oynamaktadır.

aziz nesin

            Aziz Nesin, Bir Gün şiirinde yazdığı gibi, bir gün memleketi bırakıp gitmiştir. Ama memleket yokluğunda -onun gibi tatlı bir eşekarısı da kalmadığından- daha da derin uykulara yuvarlanarak, fosur fosur uyumaya devam etmektedir. Aziz Nesin’in Uyusana Tosunum kitabının sonuna gelip, İnsanlar Uyanıyor’u okumaya başlamamız dileğiyle…

Bir gün bu memleketin yanağına öpücük, / Başucuna da bir not bırakıp gideceğim:

“Öyle güzel uyuyordun ki, / Uyandırmaya kıyamadım…”

Not: Bu yazı daha önce Kurşun Kalem dergisinde yayınlanmıştır. 

36-Mehmet-Fırat-Pürselim

Mehmet Fırat Pürselim  

Kategori: Hafta Sonu