Köşe YazılarıManşetYazarlar

Deprem yine kendini hatırlattı

0

Geçtiğimiz hafta içinde Kuşadası Körfezi’nde arka arkaya meydana gelen, İzmir kent merkezinde de hissedilen 4.3 ve 4.4 büyüklüğündeki iki deprem,  İzmirliler arasında kısa süreli de olsa paniğe neden oldu. 30 Ekim Sisam depreminin Bayraklı ve çevresinde yarattığı can kaybı ve yıkımların yaralarını henüz saramayan İzmirliler daha önce pek de etkilenmedikleri bu büyüklükteki depremlerden bile artık tedirgin oluyorlar.

30 Ekim Sisam depreminde Bayraklı’da yaşanan can kayıpları ve yıkımların açtığı derin yaralar ise kenti etkilemeye devam ediyor. Bayraklı, Karşıyaka ve Bornova’da hasar gören apartmanların önlem alınmadan yıkımı kentte yeni bir çevresel tehdidin; asbest tehlikesinin yaşanmasına neden olmasının yanı sıra, Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesine göre yıkıma uğrayan bölgenin ve kentin diğer 30 ilçesinin imar planlarında dev hatalar da yapılamaya devam ediyor.

Yıkılan binaların çoğu ‘mevzuata’ uygun yapılmış

Odaya göre ilgili kurumlardan tüm izinleri alarak inşa edilmiş binalarında ikamet ederken, depremden etkilenen tüm  İzmirlilerin uğradıkları can ve mal kayıplarından esas sorumlu bu binalara yasal olarak ruhsat veren kamu idaresi… Kamu idaresince tüm yasa ve yönetmeliklere uygun inşa edildiği belirtilen ve ilgili kurumlar tarafından ruhsatlandırılan binalarda yaşanan her türlü hasarın yine ruhsatlandırmayı yapan kamu idaresi tarafından karşılanması gerekiyor. Oysa 16 Mayıs’ta kamuoyuna bir açıklama yapan Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi yönetim kurulu gerek İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, gerekse Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bırakın depremden zarar görenlerin zararını tazmin etmeyi; yaşanan deprem ve sonuçlarından gerekli dersi almadığını belirtiyor.  

Açıklama ile özellikle sorumlu iki kurumun; İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 30 Ekim depremi sonrasında şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararını hedefleyerek, başta Bayraklı ilçesi olmak üzere İzmir kentine müdahale etmesi gerekirken, bunu yapmadığını vurgulanıyor.

Açıklamaya göre üstelik İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin son kararı sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor.  Bu kararla İzmir Büyükşehir Belediyesi; İzmir’in 30 ilçesinin de aynı planlama süreçlerine, ekonomik, fiziksel ve coğrafi özelliklere sahip olduğu ön kabulüyle, deprem hasarlarını fırsat bilerek, mevcut plan kararları ve imar mevzuatına aykırı olacak şekilde hazırlanan “usul ve esasları”, Belediye Meclisinden Mart ayının başında geçirerek, yürürlüğe sokmuş. Bu kararla Büyükşehir ve ilçe belediyeleri deprem de zarara uğrayanlarla ilgili yasal sorumluluğu üzerinden atarak, konutu yıkılan kent sakinlerini müttehitlerle baş başa bırakmış. Şimdi depremde konutlarını kaybeden Bayraklılar kaybettikleri konutlara yeniden sahip olabilmek için müteahhitlere konut başına 400 bin liraya yakın ödeme yapmak zorunda kalmış.  Odanın açıklamasından söz konusu “usul ve esaslar” kararı ile idarenin afetin tüm zararlarını kentin sakinlerinin üzerine bıraktığı gibi,  bu kararla İzmir’in birçok ilçesinin, dar sokaklar, yeşil ve toplanma alanı eksikliği gibi alt yapı sorunlarının da içinden çıkılmaz derecede büyüyeceğini de öğreniyoruz.

Yeni ‘usul ve esaslarla’ sorun çözülemez, büyür

Şimdi Büyükşehir Belediyesinin son kararının kent merkezinde ve kentin rantı yüksek bölgelerinde yeni bir yoğunluk artışı getirmesinden korkuluyor.  Oysa İzmir hatalı planlama süreçleri, imar afları vb. gerekçeler dikkate alındığında yapı yoğunluğunun oldukça yüksek olduğu, sosyal ve teknik altyapı alanlarının ise yetersiz olduğu kentsel bir yapıya sahip olan bir kent. Son depremde de toplanma alanlarının yetersizliği ortaya çıkmıştı.

Deprem bölgesinde yer alan ve uzmanlara göre yakın gelecekte daha büyük depremler yaşanması kaçınılmaz olan İzmir’in bir an önce ‘depreme dirençli hale getirilmesi gerekiyor. Bu nedenle sıkışık dokuya sahip kentsel alanlarda herhangi bir afet anında müdahalenin hızlı ve etkin olması için başta yol genişlikleri olmak üzere sosyal ve teknik altyapı alanlarının arttırılması büyük önem taşıyor. Dolayısıyla afetlere dirençli bir İzmir’in oluşturulması için yapı güvenliğinin yanı sıra kamusal açık alanlar yaratmak ve ulaşım yapısını geliştirmek de çok önemli… Tüm bunların geliştirilmesinin Büyükşehir Belediye Meclisinin aldığı ve parsel bazında çözüm üretmeye çalışan; “usul ve esaslar” kapsamında yapılamayacağı çok açık.

Belediyeler ve bakanlık birlikte çalışmalı

Çözüm için belediyeler önemli bir maddi kaynağa ve yasal yetkilere sahip.  Ancak büyük kentlerimizin yıllardır git gide ağırlaşan imar sorunlarının tek başına belediyeler tarafından çözülmesini ve kentlerimizin bugünkü kırılgan durumundan kurtarılarak, başta depremler olmak üzere afetlere dirençli kentler haline getirilebilmesini beklemek gerçekçi değil. Yerel yönetimlere başta maddi kaynak sağlama ve teknik destek verme olmak üzere Çevre ve Şehircilik Bakanlığının da destek olması şart.

Deprem İstanbul gibi İzmir’de de sürekli kendini hatırlatıyor. Çok hızlı olarak kentlerimizi günümüzdeki kırılgan yapısından kurtarmak için artık doğru adımlar atılmalı. Devletin depremde yıkılan konutları tazmin etmek ve kentlerimizi başta deprem olmak üzere afetlere karşı dirençli hale getirmek için yeterli kaynağı yok diyenlere ‘müşteri garantili yapılan kimsenin geçmediği köprüleri, uçakların inmediği havaalanlarına’ ödenen milyonlarca doları hatırlatmak gerek…

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.