Yeşeriyorum

Değişen İklim miydi?

 Son yıllarda, iklim değişikliği ekolojik hareketin en önemli konularından biri haline geldi. Özellikle herkesin gözü yakında yapılacak olan Kopenhag iklim zirvesine çevrilmiş durumda ve bu zirveye hazırlanılıyor. Zirvede, en iyimser tahminle karbon salımının düşürülmesi üzerine pek çok tedbir alınacak ve kısıtlamalar getirilecektir. Bunlar elbette önemli gelişmeler, ancak alınacak çevreci kararların da çok fazla şey götüreceğinden oldukça eminim. (Yenilenebilir enerji yatırımları -başta Dünya Bankası’ndan olmak üzere- daha çok yatırım desteği alacak.)

Doğal İklim değişimlerinin çok çeşitli nedenleri olabilir: tektonik hareketler, yörünge etkileri, volkanik püskürmeler, okyanus akıntılarındaki değişimler, solar değişimler. Bu anlamda bu denli çok yönlü değişken varken, temelde doğrusal iki değişkene dayanan iklim modellerinin pek sağlıklı olabileceğini düşünmüyorum. Ancak insan kaynaklı iklim değişimi elbette her zaman için ön plandadır ki bence de odaklanılması gereken önemli konulardan biridir.

Yalnız, iklim değişikliği mücadelesinde karbon emisyonu takıntılı olarak ele alınıyor. Karbon emisyonunun iklim üzerindeki etkisi – ki sadece iklim üzerinde etkisi yoktur – tehlikeli olsa da burada bir hata yapılmaktadır. Küresel ısınmayı, sadece karbon salımının bir sonucu olarak ifade etmek anlamsızdır. Bu gazlar iklim değişimine neden olsalar da, bunlar sadece birer semptomdur.

Genel olarak iklim üzerindeki insan kaynaklı etkinin 100-200 yıl önce başlamış olduğu ileri sürülür. Sanayi devrimi ile birlikte karbondioksit ve metan gazlarının atmosferdeki oranlarının değişmeye başladığına işaret edilir. Ancak insan kaynaklı etkinin bundan çok daha uzun süre önce başladığı gözden kaçırılır. Ormansızlaştırma, çiftlik hayvanlarının bağırsak gazları (özellikle hububatla beslenenler), tarım faaliyetleri (özellikle çeltik pirinç tarımı), sulak alanların kurutulması, vb. 8-10 bin yıla kadar geriye giden insan kaynaklı etkilerin en önemlilerindendir.

İklim değişimine yol açsalar da sera gazlarının aslında neden değil sadece birer belirti olduklarını tekrarlamak isterim. Küresel ısınma ele alınması gereken önemli bir belirti olabilir, ancak eğer yarın bunun önüne geçebilsek bile, pek çok yaşam formunu yok etmeye devam eden başka semptomlarla uğraşmaya devam ediyor olacağız.

 Belirtiler Değil Yaşam Biçimi Önemli

Ne yazık ki, semptomları tek tek ele alarak bir sonuca ulaşamayız. Tüm bunların köküne inmeliyiz. Getirdiğimiz tüm çözümler – ki her çözüm beraberinde başka bir semptomu (sorunu) doğurmuştur – daha iyi hissetmemizi sağlayabilir. Bu yanılsamanın yaratılması sistemin devamı için gereklidir. Gelişmiş ülkelerin karbon emisyonlarını belirli yüzde oranları doğrultusunda düşürmesi-ki bilim insanlarının verdiği oran yüzde seksen-gerekir. Gelişmekte olan ülkelere yatırım yapılması gerekir. Enerji verimliliğinden bahsedilmesi gerekir. Kısa duşlar yapılmalı, ampuller değişmeli. Yeni, alternatif, çevreci enerjiler kullanılmalı. Keşke karşılaştığımız problemleri çözmek bu kadar kolay olsaydı. Keşke her sorun sadece bireysel çabalarla ve ufak müdahaleler ile çözüme kavuşabilseydi.

Her seferinde daha yeşilini, daha çevrecisini, daha verimlisini çıkarıyoruz. İşe yaramadığını yıllardır gördüğümüz halde, gerçeği kabullenmeyi istemiyoruz. Neden oldukça açık: binlerce yıl önce gerçekleşen yaşam tarzımızdaki köklü değişim. Bunu ise sadece bir grup insan gerçekleştirdi. Bu bir grup insanın yaşam tarzının takipçileri olarak bu noktaya kadar geldik. Öyle ki, tüm gezegene yayılmış ve tehdit eder bir durumdayız.

Gerçekten de, gezegen üzerinde şu anda yaşadığımızdan farklı bir şekilde yaşamamız gerekiyor, çünkü kendi doğal ortamımızla birlikte pek çok canlının da doğal ortamını yok ediyoruz. Yüz binlerce yıllık doğal döngüleri bir çırpıda bozabilecek tanrısal bir güce sahibiz. İşe yaramadığına şahit olduğumuz halde aynı yaşam tarzını sürdürmeye çalışıyoruz. Başka yaşam tarzlarını yeniden keşfetmemiz gerekiyor. Ekonomik büyüme adına farklı kültürleri yok etmeden önce, onların doğal yaşam örneklerinden dersler çıkarmalıyız.

Yaşamın kaynağını, havayı, suyu, toprağı zehirlemeyebiliriz. Parçası olduğumuz yaşam ağına saygı gösterebiliriz. Doğanın sağladığından daha fazlasını ya da daha hızlısını talep etmeyebiliriz. Doğa ile uyum içerisinde yaşayan diğer kültürlerin örneklerini takip edebiliriz.

Karşılaştığımız her sorun karşısında yeni alternatifler üreterek, bunlara çözümler aramaktan ve her seferinde bambaşka yeni sorunlarla karşılaşmaktan vazgeçemiyoruz. Küresel boyutta bir yalan söyleniyor ve kanıyoruz. Hatayı en başında yaptık bunu kabul edelim. Gezegeni yok eden bu kusurlu yaşam tarzımızı kökten değiştirmeye uğraşmak yerine, onunla donatılmış ve onun en büyük savunucuları olan insanlardan zirvelerde çözümler arıyoruz – termik santral yerine hidroelektrik santral yapalım. Peki, neden balıklara sormuyoruz – tüm barajları kaldırın. Neden bitkilere sormuyoruz – toprağı kaplayan tüm asfaltları sökün.

Serhat ‘Elfun’ Demirkol

Kategori: Yeşeriyorum