EnerjiManşet

Deepwater Horizon Petrol Kazası’ndan beş yıl sonra felakete her zamankinden daha yakınız

Deepwater Horizon batmadan önce dünyadaki en derin petrol ve gaz kuyularından birini açmıştı. Fotoğraf: Lee Celano/Reuters

András Tilcsik ve Chris Clearfield tarafından The Guardian‘da yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Özge Geyik‘in çevirisiyle sunuyoruz.

***

2010’dan bu yana değişen onca şeye rağmen petrol ve gaz endüstrisi Meksika Körfezi’nde meydana gelen büyük petrol kazasından hiçbir ders almadı.

Deepwater Horizon batmadan önce dünyadaki en derin petrol ve gaz kuyularından birini açmıştı. Fotoğraf: Lee Celano/Reuters

Deepwater Horizon batmadan önce dünyadaki en derin petrol ve gaz kuyularından birini açmıştı. Fotoğraf: Lee Celano/Reuters

Deepwater Horizon Petrol Kazası’nın üzerinden geçen beş seneye rağmen petrol ve gaz endüstrisi güvenlik önlemlerini gözden geçirmiş değil. Bunun aksine teknoloji ufkunu daha da genişleterek sondaj teknolojileri ve kaçınılmaz insan hataları ile derin deniz ekosistemi arasındaki karmaşık ilişkiyi öngörüsü daha da zor hale getirdi.

Deepwater Horizon, batmadan önce en derin petrol ve gaz kuyularından birinde sondaj çalışması yapıyordu. Kazadan bu yana bu derinlik çoktan aşıldı ve petrol keşifleri yeni sınırlara dayandı. Şimdi ise Hollanda’lı Shell, Deepwater Horizon yakınlarında tarihin en derin açık deniz petrol sahasını geliştiriyor. Hazar Denizi’ndeki mega proje çerçevesinde uluslararası bir heyet Kashagan petrol ve gaz sahasını araştırıyor. Kuzey Kutbu petrol avının gerçekleştiği bölge yaşamın en zor olduğu sulardan biri.

Deepwater Horizon kazasıyla ilgili yapılan pek çok araştırma üç önemli etkeni ortaya çıkardı: petrol sondajının genel olarak karmaşık bir süreç olması ve kendiliğinden taşıdığı risk, insan ve kurum faktörleri ve kanuni sıkıntılar. Aradan geçen beş sene boyunca bu alanlarda neredeyse hiçbir gelişme olmadı ve dahası tekrarlanacak bir kazanın etkileri çok daha yıkıcı olabilir.

Açık denizlerde yapılan sondaj öngörüsü ve anlaşılması zor ve teknik arızalara oldukça meyilli, karmaşık bir işlemdir. Sondaj işlemi kolay kolay hata kabul etmez, sistemin bir noktasında meydana gelen herhangi bir arıza hızla yayılabilir ve operatör çözüm bulmak için kuyuyu öylece kapatamaz.

Yale Üniversitesi’nden sosyolog Charles Perrow’un yıllar süren araştırmasında da belirttiği üzere, ne yazık ki, bu tür karmaşık sistemlerde büyük çaplı kazalar kaçınılmazdır.

İnsan ve kurum faktörleri bu tarz sorunları daha da yoğunlaştırıyor. Karar verme mekanizmalarının pek çok araştırmada ortaya konan ve esas tehlikeyi yaratan en büyük eğilimi ise bulguları mevcut koşulları destekleyici biçimde yorumlamalarıdır.

Deepwater Horizon kazasında da etmenlerden biri buydu, saha çalışanları kazanın olduğu gece hayati önem taşıyan güvenlik test sonuçlarını yanlış yorumladı. Ne bekliyor ve istiyorlarsa onu gördüler sonuçlarda. Buna ek olarak, kuyu betonlama sürecinin yolunda gittiğini varsayıp çimento testini yapmadılar ve böylece BP’ye 128.000 ABD doları (345.000 TL) kazandırıp operasyon süresini de kısaltarak ek kira bedellerinden kurtulmayı umdular. Böylesi hatalar münferit olaylar değildi elbette. Aksine, felakete davetiye çıkarmak pahasına maliyeti minimuma indirip yalnızca meslek hastalıklarına odaklanma kültürünün bir parçası hepsi.

Belli başlı sorunları çözmek üzere birtakım mühendislik çözümleri bulunmasına ve ek düzenlemeler önerilmesine ragmen temelde yatan kültürel ve kurumsal etmenler dikkate alınmadı. Bu, afet durumlarında sıklıkla karşılaştığımız bir durum. Felaketi yaratan kurum içerisinde pek fazla değişikliğe gidilmezken semptomları tedavi etmek üzere hızla teknik çözümler üretilir. Sonrasında ise kaza sonrası aşırı dikkat süreci yerini zamanla aşırı güvene bırakır, ta ki bir sonraki kazaya kadar.

2010’dan bu yana yasa düzenleyiciler cephesinde önemli değişimler olsa da bunların hayata geçme hızı oldukça düşük. Madenlerin Yönetimi Hizmeti gelir idaresi ve yasal yönetim arasındaki çıkar çatışmalarını ortadan kaldırmak için farklı kurumlara ayrıldı. Yasal varise dönüşen Güvenlik ve Çevre İnfaz Bürosu (BSEE) sondaj güvenliğini sağlamak amacıyla daha geniş kapsamlı araştırma gerekliliği gibi önemli değişikliklere gitti fakat hala teftiş ve sıkı kurallara bel bağlamaya devam ediyor. Halbuki, açık denizlerde sondaj üzerine yapılan araştırmalar daha verimli teftiş uygulamalarının her zaman kaza ihtimalini düşürmediğini ortaya koyuyor. Bunun sebeplerinden biri teftişlerin genelde ezbere yapılan ziyaretler olması ve topyekün sistem güvenliği üzerinde çok az etkisi olmasıdır. Gerçek anlamda güvenlik bilgi paylaşımı gerektirmesine rağmen ceza sistemine dayalı önlemler, cezalandırılma korkusundan hataları saklamak suretiyle bu tarzda bir çalışma kültürünün oluşmasını engellemektedir.

BSEE, bilgi paylaşımını desteklemek üzere kıl payı atlatılan kazaları takip edecek, sektörel çapta, güvenilir bir takip sistemi kurdu. Böylesi bir sistemin kazandıracağı anlayış sektörel güvenliği arttırmada elle tutulur sonuçlar sağlayabilir. Ne yazık ki, öngörülen tarihin üzerinden altı ay geçmiş olmasına rağmen sistem hala faal durumda değil.

Son zamanlarda gerçekleşen kazalar ve kıl payı atlatılanlar karanlık bir tablo çiziyor. 2012 Kasım’ında, Meksika Körfezi’ndeki petrol platformunda ölümcül bir patlama ve yangın meydana gelmişti. Yalnızca birkaç hafta sonra Shell’in sondaj kulesi Kulluk, Alaska kıyılarında karaya oturdu ve ABD Kıyı Emniyeti bu durumu ‘yetersiz risk değerlendirmesi ve yönetimi’ olarak nitelendirdi. 2013 Temmuz’unda ise Louisiana eyaleti kıyısında bir sondaj kulesi doğalgaz kuyusu patlaması sonucu kısmen yıkıldı.

Felaketin üzerinden beş sene geçti. Petrol ve gaz endüstrisinin temelde gerçekleştirmesi gereken kurumsal ve yasal değişiklikler olmadıkça her geçen gün bir sonraki felakete biraz daha yaklaşıyoruz.

Haberin İngilizce Orjinali

Haber: Andras Tilcsik, Chris Clearfield 

Yeşil Gazete için çeviren: Özge Geyik

(Yeşil Gazete, The Guardian)

Kategori: Enerji