Yeşeriyorum

Caroline Lucas – Colin Hines: Küreselleşmeye Karşı Yerelleşme

0

Dünya Ticareti için Yeşil Bir Alternatif

İngiliz Yeşil Partisi’nin üyesi olan Dr. Caroline Lucas, 1999’dan bu yana Avrupa Parlamentosu milletvekili olarak ticaret ve küreselleşme alanlarında çalışmalar yapıyor. Avrupa Parlementosu’nda Ticaret, Sanayi, Enerji Araştırma Komitesi üyesi olan Lucas, Yeşil Parti’nin küreselleşme üzerineyayımladığı bazı raporların yanı sıra Euro üzerine bir “yeşil eleştiri” kitabının da yazarı. Michael Woodin ile birlikte yazdığı “Küreselleşmeye yeşil alternatifler: bir manifesto” adlı kitabı önümüzdeki günlerde yayımlanacak olan Caroline Lucas’ın Colin Hines’ın katkısıyla kaleme aldığı ve Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu tarafından 2001 yılı Ekim ayında basılan “Küreselleşmenin yerine yenisini koymanın zamanı: Dünya ticareti için bir yeşil yerelci manifesto” başlıklı raporundan detaylı bir şekilde ticaretin yerelleşmesini savunduğu “Küreselleşmenin alternatifi nedir?” başlıklı bölümün çevirisini sunuyoruz.

Küreselleşmenin alternatifi nedir?

Ekonomik küreselleşme Meksika ormanlarından Londra’nın sokaklarına kadar her yerde, getirdiği yıkım ve çöküşün giderek daha çok bilincine varan milyonlarca insanın beklenmedik saldırısıyla karşı karşıya. Artık küresel ekonomik sisteme yeni bir yön verecek radikal ve kapsamlı bir alternatifin zamanı gelmiş bulunuyor. Bu, eşitsizlikleri azaltacak, temel ihtiyaçlara ulaşma şansını arttıracak ve çevreyi tam olarak koruyacak bir alternatif olmak zorunda. Nihai hedef ise tüm dünyada yurttaşların sürdürülebilir ulusal ve yerel ekonomilerin yeniden inşası sürecine dahil olmalarını sağlamak ve demokratik denetimi destekleyerek arttırmak olmalıdır.

Yerelleşme bir dizi birbiriyle ilişkili ve daha yerel olan lehine aktif ayrımcılık yaparak kendi kendini güçlendiren politika alternatifleridir. İnsanlar, topluluklar ve iş dünyasının kendi ekonomilerini yeni baştan çeşitlendirmeleri için politik ve ekonomik bir çerçeve sağlar. Topluluk içi yakınlaşmayı arttıracak, yoksulluk ve eşitsizlikleri azaltacak, geçim kaynaklarını geliştirecek, toplumsal desteği ve çevrenin korunmasını teşvik edecek ve hayati anlamdaki güvenliği sağlayacak potansiyele sahiptir.

Bir süre her ülkenin bir diğeriyle yarıştığı, toplumsal ve çevresel standartların kötüye gidişine yol açan uluslararası dış ticaret piyasalarına bağımlılıktan zaman içimde uzaklaşılacak bir geçiş dönemi yaşanacak ve malların ve hizmetlerin mümkün olduğunca ekonomik ve uygun yerel ve ulusal kaynaklardan sağlandığı bir sisteme doğru gidilecektir. Uzak mesafe ticareti böylece bir ülke ya da bir coğrafi bölgedeki ülkelerin kendi içlerinden sağlayamadıkları ürünleri satın aldıkları bir noktaya kadar gerileyecektir. Bu durum bir sürü ürünün gereksiz uzak mesafelerden taşınmasının ortadan kalkmasıyla çevresel açıdan da avantaj yaratacaktır. Ekonominin yerel olarak denetlenmesini ve sağladığı faydanın daha adil bir şekilde paylaşılabilmesi için potansiyel oluşturulmasını sağlayacaktır.

Yerelleşme, ticaret üzerindeki denetimleri azaltmayı ve tüm ekonomileri uluslararası rekabeti asıl amaç haline getirecek bir şekilde çarpıtmayı ön plana çıkaran küreselleşmenin tam antitezidir. Yerelleşme içinde, fikirlerin, teknolojilerin, bilgi, kültür, para ve malların akışının nihai olarak dünya çapında sürdürülebilir bölgesel, ulusal ve yerel ekonomileri korumayı ve yeniden inşa etmeyi hedeflediği destekleyici bir enternasyonalizmi barındırır. Vurgusu en ucuz olan için rekabetin değil, en iyi olan için işbirliğinin üzerinedir.

Bu uzun vadeli politika paketinin bir parçası olmak üzere önerilen politikalar arasında şunlar sayılabilir:

Paranın yerelleşmesi, sermaye akışı üzerinde kontrol uygulayarak, Tobin vergisiyle, off-shore bankacılık merkezleri de dahil olmak üzere vergi kaçaklarını denetim altına alarak paranın büyük kısmının yerinde kalması.

Üretimin ve hizmetlerin yerel ve bölgesel olması için bir “burada üslen, burada sat” politikası; böylece yer değiştirme tehdidi daha az önemli hale gelerek pazara erişim fiziksel varoluşa bağlı olacaktır.

Yerel ekonomiler için gümrük tarifeleri ve kotalar gibi koruyucu tedbirlerin yeniden oluşturulması.

Daha korunmuş ekonomilerdeki tekelleri ortadan kaldırmak için yerel rekabet politikaları.

Daha fazla çeşitlilik gösteren yerel ekonomilere geçişin etkinliğini ve adil olmasını sağlamak için politik ve ekonomik anlamda demokratik müdahalenin artması.

Enerji, diğer kaynakların kullanımı ve kirlilik üzerine konacak ve yerelleşmeye doğru geçişe yardımcı olacak ekolojik vergiler.

Daha çok sürdürülebilir yerel ve ulusal ekonomilerin oluşumuna katkıda bulunmaları için yardım ve ticaret kurallarının nihai hedeflerinin yeniden belirlenmesi.

Politikanın bileşimi uygulamada tabii ki bir dereceye kadar ülkeden ülkeye farklılık gösterecektir. Bazı ülkeler kendi sınırları içinde kendilerine yeterliliklerini arttırma anlamında yeterince büyüktürler, daha küçük ülkeler ise komşularıyla bir grup halinde davranacaklardır.

Sürdürülebilir ticaret için kuralları yeniden yazmak

GATT – eski kurallar

Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (The General Agreement on Tariffs and Trade – GATT) 1947 yılında üyeleri arasındaki gümrük tarifelerinin tedricen azaltılması için bir müzakere mekanizması olarak kuruldu. Oluşumundan itibaren ticaret müzakereleriyle ilgili sekiz tur gerçekleşti, bunların ilki gümrük tarifeleri üzerine, sonraki tarife dışı engelleri de kapsayacak şekildeydi. En son tur ise 1995’te çok daha güçlü bir Dünya Ticaret Örgütü’nün yaratılmasına öncülük etti. DTÖ, tüm üye ülkelerin yasalarının DTÖ’nünkilerle uyum içinde olmasını ister ve bir ülkenin kurallara uyumunu denetleme ve uymaya zorlamak amacıyla yaptırım uygulama hakkına sahiptir.

GAST- yeni kurallar

Biz GATT’ın yerine GAST’ı, Sürdürülebilir Ticaret Genel Anlaşmasını (The General Agreement on Sustainable Trade) öneriyoruz. GAST’ın nihai hedefi mal ve hizmetlerin önlenemez ve sürekli büyüyen uluslararası ticaretini garanti altına almak değil, ticaret üzerindeki demokratik denetimi güçlendirerek, yerel toplulukların yararına olan endüstrileri ve hizmetleri teşvik ederek ve yerel ve ulusal ekonomileri yeniden çeşitlendirerek daha sürdürülebilir ve eşitlikçi ekonomik sistemleri geliştirmektir.

Madde I

En Çok İltimas Yapılan Ulus Muamelesi (Most-Favoured Nation Treatment – MFN)

MFN kuralı DTÖ üyelerinin, DTÖ üyesi bir ülkenin ürünlerine diğer bir üye ülkeninkiler kadar iltimas yapmasını talep eder. Başka bir deyişle yabancı üreticiler arasında ayrımcılık yapmak yasaklanmıştır.

Bu kural uluslararası ticaretle ilgili çevre konvansiyonlarının (Montreal Protokolü, CITES, ve Basel Konvansiyonu gibi) geçerliliği konusunda ciddi kuşkular yaratmaktadır. Çünkü bu protokoller, gerçekte bu çevre anlaşmalarından kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeyen ülkelerin aleyhine davranılmasını gerektirir. Karayiplerdeki bazı ülkelerle AB arasındaki muz ticaretine ilişkin bir DTÖ davası, bize MFN kuralının yoksul uluslarla kalkınma işbirliği programları çerçevesinde yapılan özel ticaret ilişkilerini de yasakladığını göstermektedir.

GAST altında bu kural şöyle değiştirilecektir:

Yerli ürün ve hizmetlerden daha pahalı olmadığı sürece devletler insan haklarına saygılı, işçilere adil davranan, hayvan haklarını ve çevreyi koruyan diğer devletlerin mal ve hizmetlerini tercih edeceklerdir.

Madde III

Ulusal Muamele (National Treatment – NT)

NT kuralı ithal ve yerli mallara eşit davranılmasını gerektirir. Nitekim DTÖ kurallarına göre devletlerin yerli ürünleri ithal mallara göre kayırmak ya da geliştirmek için yaptığı uygulamalar yasadışıdır.

GAST altında bu kural şöyle değiştirilecektir:

İyi ücretlerle yerel istihdamı arttıran, çevrenin korunmasını güçlendiren ve yaşam kalitesini geliştiren ticaret denetimleri teşvik edilir. Devletler bu amaçlara en iyi şekilde ulaşılmasını sağlayan yerli ürün ve hizmetleri kayıran uygulamalar yapmaya çağrılırlar.

Üretim ve İşleme Yöntemleri (Process and Production Methods – PPMs)

PPMs kuralları hükümetlerin tahripkar ya da etik dışı yöntemler kullanarak üretim yaptığından kaygı duyulan ülkelere karşı ayrımcılık yapmasını yasadışı kılmaktadır. Bu durum örneğin yüksek çevre ve hayvan hakları standartları uygulayan yerli üreticilerin (örneğin açık alan tavukçuluğu), bu standartlara uymayan üreticilerin (örneğin pilli kafes tavukçuluğu) haksız rekabetine karşı korunmasını olanaksız kılar.

GAST altında bu kural şöyle değiştirilecektir:

Üyelerin ürünler arasında sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşma yolunda üretim yapılıp yapılmadığı açısından ayrımcılık yapmalarına izin verilir ve teşvik edilir.

Madde XI

Niteliksel Kısıtlamaların Kaldırılması

Bu madde nedeniyle DTÖ üyeleri ihracat ve ithalatları üzerinde kota ve yasaklar yoluyla niteliksel denetimler ya da sınırlar koyamazlar. Bu durum çevresel ve toplumsal açıdan son derece sorunludur. Bu tür bir kuralın kereste gibi işlenmemiş kaynaklar üzerindeki ihracat yasağı, ya da gıda yokluğu çeken bir ülkeden tarımsal ürünlerin ihracına karşı ambargo, ya da tehlike altındaki türlerin ticaretine karşı yasaklamalar, ya da az gelişmiş ülkelere tehlikeli atıkların ihracı yasağı gibi önlemlere uygulandığında yaratacağı etkileri düşünün.

GAST altında bu kural şöyle değiştirilecektir:

Niteliksel kısıtlamalara izin verilmelidir. İthal ürünler için üretim sürecinde, sunumunda ve ticaretinde insan haklarına saygılı, işçilere adil davranan, çevreyi ve hayvan haklarını koruyan  ülkelerden gelen  ve onlara giden mal ve hizmetlere tercihli olarak erişim sağlanmalıdır.

Madde XX

DTÖ kurallarındaki genel istisnalar

Teoride bu istisnalar kamu ahlakını, insan, hayvan ve bitkilerin yaşamını ve sağlığını, ya da tükenebilir doğal kaynakların korunmasını sağlayacak önlemlerin alınmasına ve uygulanmasına, keyfi veya haksızlık yaratacak düzeyde kısıtlayıcı olmadığı takdirde izin verirler. Pratikte ise bu istisnalar son derece dar yorumlanmaktadır ve vaat ettiği korumayı sağlamakta yetersiz kalmaktadır. Gayrımeşru bir ticaret engeli gibi hareket eden DTÖ sadece tek bir istisnadan hareketle deniz kaplumbağalarıyla ilgili küresel tehdit altındaki türler anlaşmasının ABD’de uygulanması da dahil olmak üzere ülkenin elden geçirdiği çevre, sağlık ve güvenlik yasalarını bir bir çiğnemiştir.

GAST altında bu kural şöyle değiştirilecektir:

Madde XX muafiyetleri ticaret müdahalelerine sürdürülebilir kalkınmayı kolaylaştıracak geniş kapsamlı amaçlar için izin vermelidir, örneğin insan hakları ihlallerine karşı yaptırımlar; çevre, gıda, sağlık ve hayvan hakları standartları için tarifeler; çevre ve işçi haklarıyla ilgili anlaşmaların uygulanması gibi.

Teknik Engeller Anlaşması (Technical Barriers to Trade – TBT)

Uluslararası ticaret yasası jargonunda bütün çevre standartları düzenlemeleri ilk bakışta ticaret üzerindeki teknik engeller olarak değerlendirilir. TBT anlaşmasının maddeleri ayrıntılı ve karmaşıktır, ancak en çıplak haline indirgersek bu anlaşma:

* Çevre mevzuatı için etkin bir tavan –fakat taban değil- yaratan çevre standartlarını uyumlu hale getirecek bir uluslararası rejim ve

* En zengin ülkelerin bile uymakta zorlanacakları yeni yasa ve yönetmelikler oluşturmak için ayrıntılı hukuksal düzenlemelerdir.

Mevcut durumda ülkeler DTÖ kurallarına uymayı başaramadıkları zaman uluslararası ticarette itirazlar ve yaptırımlarla karşılaşma anlamında hassas hale gelmektedirler ve TBT kuralları hükümetlerin yasa tekliflerine meydan okumak için yeni ve önemli silahlar olarak ortaya çıkmıştır.

GAST altında bu kural şöyle değiştirilecektir:

Tüm uluslararası çevresel ve toplumsal standartların ve düzenlemelerin taraflar arasındaki ticaretin koşullarını düzenleyen etkili bir taban yarattığı kabul edilir. Üst düzeydeki bir ülkeye ticaret anlamında pozitif ayrımcılık yapılmalıdır. Şu anda bu standartlara uymaları çok pahalı olan daha yoksul ülkeler, standartlarını geliştirmelerine yardımcı olacak bir finansman desteği almalı ve bu tür gelişmeleri gerçekleştirecekleri bir ileri tarih bir kez belirlendikten sonra ticarette onlara da pozitif ayrımcılık uygulanmalıdır.

Hijyen ve Çevre Hijyeni Standartları Anlaşması (Sanitary and Physosanitary Standards – SPS)

Bu tuhaf isimli anlaşmanın maddeleri TBT’nin maddelerine çok benzerdir, ancak pestisitlerle ilgili düzenlemeler ve biyoteknoloji de dahil olmak üzere gıda ve gıda güvenliği konularıyla ilgili yasa ve düzenlemeleri kapsar. TBT kurallarında olduğu gibi, SPS hükümetlerin büyük şirketlerin hoşuna gitmeyen düzenleyici girişimlerini etkisiz hale getirmek için işe yarar bir araç olduğunu kanıtlamıştır. Teoride SPS’nin metni önlem ilkesinin kullanımına izin verir gibi görünür. Pratikte ise DTÖ tarafından yapılan müzakerelerde yapılan yorumlarda bu ilke düzenleyici denetim mekanizmalarının üzerinde oturacağı meşru bir zemin olarak kabul edilmemiştir. Bunun yeni bir örneği DTÖ’nün AB’nin büyüme hormonlu sığır etlerinin ithaline ilişkin yasağına karşı koyduğu kurallardır.

SPS anlaşması aynı zamanda ulusal hükümetleri, sağlık, gıda ve güvenlik alanındaki karar mekanizmasını Codex Alimentarius adındaki Cenevre merkezli seçkin bir bilimciler kulübü gibi uluslararası standart belirleyici organlara aktararak devre dışı bırakmanın yollarını arar. Yeri ve bileşimi nedeniyle Codex, Cenevre’de temsilci bulundurma olanağına sahip işveren dernekleri ve az sayıdaki uluslararası şirket dışında kalan herkes için bütünüyle ulaşılamaz bir kurumdur. Codex standartları çoğunlukla tüketicilerin ve sağlık hakkını savunanların çıkarlarına ve bakış açısına daha yakın ve daha iyi yanıt veren mahkemeler tarafından oluşturulan standartlardan ciddi biçimde geridedir.

GAST altında bu kural şöyle değiştirilecektir:

Gıda ve gıda güvenliği ile ilgili tüm yasaların ve düzenlemelerin taraflar arasındaki ticaretin koşullarını düzenleyen etkili bir taban yarattığı kabul edilir. Üst düzeydeki bir ülkeye ticaret anlamında pozitif ayrımcılık yapılmalıdır. Şu anda bu standartlara uymaları çok pahalı olan daha yoksul ülkeler standartlarını geliştirmelerine yardımcı olacak bir finansman desteği almalı ve bu tür gelişmeleri gerçekleştirecekleri bir ileri tarih bir kez belirlendikten sonra ticarette onlara da pozitif ayrımcılık uygulanmalıdır.

‘Önlem ilkesi’, riskler eylemde bulunmayı gerektirdiği zaman, potansiyel etkilerin niteliği ve yaygınlığı hakkında bilimsel bir netlik olmadığı durumlarda bile ticareti etkileyen düzenleyici denetimler oluşturulması için savunulabilir bir zemin yaratır.

Fikri Mülkiyet Patent ve Telif Hakları Anlaşması (Trade-Related Intellectual Property Rights – TRIPS)

Bu anlaşma ‘trade-related (ticari)’ ön eki eklenerek bütün iç politika ve kanunlar alanını DTÖ düzenlemelerine konu olacak şekilde dönüştürür. TRIPS anlaşmasının temel saldırısı bütün DTÖ üyesi ülkeleri patent koruma rejimlerini kabul etmeye ve uygulamaya zorlamasıdır.

Bu, esas olarak şimdi misilleme amaçlı ticari yaptırımlarla uygulamaya konabilen küresel patent haklarının ABD ve Avrupa’nın çok uluslu şirketlerinin eline geçmesini sağlamaktadır. Yerli toplulukların genetik ve biyolojik kaynaklar üzerinde ortak olarak sahip oldukları haklar yok sayılır. Sonuç genetik müşterekleri şirket çıkarlarına tahsis etmeyi kolaylaştırmaktır. Şirketler bu sayede genetik kaynakların asıl ‘sahibi’ olan topluluklardan, bu kaynakları kullanmalarına karşılık kira talep edebilmektedir.

GAST altında bu kural şöyle değiştirilecektir:

Küresel patent hakları genetik ve biyolojik kaynakları ortak olarak elinde tutan yerli toplulukların haklarını çiğnememelidir. Ürünler için alınan ücretler kalkınmanın maliyetini, artı uygun bir düzeyde kârı kapsayacak şekilde belirlenmeli, fakat bu tür patentleme haklarının sınırlı bir süresi olmalı ve patentlenen şeyde payı olacak bilgiye sahip taraflara bu ücret tümüyle geri ödenmelidir. Yaşamın patentlenmesi yasaktır.

Ticari Yatırım Kriterleri Anlaşması (Trade Related Investment Measures – TRIMs)

TRIMs küresel mal ve hizmetlerin üretimi için yatırım kurallarını koyar. Bu yatırımcı hakları gündemi tüm DTÖ anlaşmalarında ortak olan Ulusal Muamele ve En Çok İltimas Yapılan Ulus Muamelesi ile aynı ilkelere göre bina edilirken, iki kritik noktada çok daha ileri gider. Birincisi doğrudan ulus devletlere karşıdır ve amaç gerçekte ulus devletler tarafından belirlenebilen uluslararası mekanizmalara yeterli niteliklere sahip olmadığı için erişemeyen bireysel yatırımcılara izin vermektir.

Diğer bir deyişle Kuzey Amerikan Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) altında uygulama noktasında yabancı yatırımcılara ulus devletlerle aynı statü tanınmıştır. Önerilen bu yatırım rejiminde uluslararası ticaret yasalarından diğer bir kritik sapma, yalnızca yerli yatırımcılara uygulandığı zaman bile iç yatırım kurallarını ortadan kaldıran Performans Kriterleri başlığı altında bulunabilir.

GAST altında bu kural şöyle değiştirilecektir:

Hiçbir bireysel yatırımcı ulus devletlerin yatırım kurallarına karşı uluslararası uygulama mekanizmalarının uygulanmasını isteyemez. İç yatırım kurallarının uygulanması, iç sosyal ve çevresel düzenlemeleri geliştirmediği sürece ticaret kurallarıyla engellenmeyecektir.

Tarım Anlaşması (The Agreement of Agriculture – AoA)

Bu DTÖ anlaşmasının ifade ettiği vizyon her ülkenin özelleşmiş bir tarımsal malı ürettiği ve gıda ihtiyaçlarının artan bir şekilde küresel piyasadan sağlandığı entegre olmuş bir küresel tarım ekonomisidir. Örneğin ne yerli çiftçiliği besleyen koruma duvarlarına ne de yoksul çiftçileri destekleyen sübvansiyonlara izin verilebilir.

GAST altında bu kural şöyle değiştirilecektir:

Uygun yerlerde ülkelerin gıdada en üst düzeyde kendilerine yeterli olabilecekleri düzeye erişmelerini sağlayacak koruma duvarları konmalı, uzak mesafeden gıda ticareti ülke ya da bölgeden sağlanamayacak ürünlerle sınırlandırılmalıdır.

Caroline Lucas – Colin Hines

Çeviren: Ümit Şahin

Yazı, Üç Ekoloji Dergisi’nin birinci sayısında yayınlanmıştır.

Kategori: Yeşeriyorum

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.