Yeşeriyorum

Bulanık Mantık Esaslı Yeni Bir Seçim Sistemi

0

Ismail YAZAR

Bir akıl yürütme yöntemi olan mantık, insanın, karşılaştığı hadiseleri yorumlarken ve sınıflandırırken kullandığı en temel entelektüel araçtır. Ve nasıl ki, kullandığımız çeşitli araçlara dair verimlilik, işe yararlılık konularında karşılaştırmalar yapabiliyorsak, benzer karşılaştırmaları farklı mantık sistemleri hakkında da yapabilmeliyiz. Bu yazımda, bulanık mantık sisteminin klasik ikili mantık sisteminden farklarına değinmek ve bulanık mantığı esas alan alternatif bir seçim sistemi önermek istiyorum.

Klasik ikili mantık, temel aksiyom olarak bir hükmün ‘doğru’ veya ‘yanlış’ şeklinde sadece iki farklı değer olarak ifade edilebileceğini kabul eder. Örneğin, “Gökyüzü mavidir.”  hükmünü ele alalım. Klasik ikili mantığa göre bu hüküm ya doğrudur ya da yanlıştır. Doğru,  gökyüzü mavidir ya da yanlış, gökyüzü mavi değildir. İnsan sağduyusu, bu iki hükmün de ‘eksik’ kaldığını hemen fark edecektir. ‘Gökyüzü mavidir’ hükmü, gökyüzündeki maviden uzak unsurları yok saymaktadır, ‘Gökyüzü mavi değildir’ hükmü ise maviye yakın unsurları. Oysa gerçek, gökyüzünün maviye yakın ve maviden uzak unsurların bir birleşimi olduğudur. Dolayısıyla, ‘gökyüzü mavidir’ ya da ‘gökyüzü mavi değildir’ yerine ‘Gökyüzü maviye çalar’, ‘Gökyüzü mavimsidir’ vb. ifadeler gerçeği daha doğru bir biçimde karşılayacaktır.

Siyah-beyaz mantık olarak da adlandırılabilecek klasik ikili mantık, gerçekliği ancak birbirine zıt, keskin iki uç değerle ifade edebilir. Yani, beyaz ile siyah arasındaki gri alanları yok sayar. Bu yok sayma, esası itibariyle bir zihinsel kurgudan ibarettir. Gerçekliğin gri alanlarını yok saymak, ihmal etmek ve aidiyetlikleri keskin bir biçimde iki kutup arasına mahkûm etmek belki kolayımıza geliyor, ama makul düşünmemizi engellediğinin ve bizi gerçekte var olandan uzaklaştırdığının farkında değiliz, ya da görmezden geliyoruz. Fakat unutulmamalıdır ki, zihinsel kurgular gerçeğe ikame etmek istendiğinde sonucun trajedi olabileceğini tarih sayısız örnekle kaydetmiştir. Hitler, insanları Aryan ırkından ‘olanlar’ ve ‘olmayanlar’ diye iki kesişmez kümeye kategorize ederken hiç şüphesiz kusursuz biçimde klasik ikili mantığı uyguluyordu. Stalin Rusyası’nda da insanlar ‘devrimciler’ ve ‘karşı-devrimciler’ olarak sınıflandırılırken kafalardaki mantık, aynı mantıktı. McCarthy Amerikası’nda da insanlar ya komünist ya da anti-komünist olabilirdi, başka bir seçenek yoktu. Görüldüğü üzere coğrafya veya ideolojik altyapı fark etmiyor. Hayattaki gri alanları yok sayan bir temelde düşünüyorsanız, eninde sonunda gerçek hayattaki ara katmanları o veya bu şekilde inkâr etme ikilemine (insan dili de klasik mantığın cenderesinde çoğu zaman, ikilem yerine belki de ‘çoklam’ demeliyiz.) düşüyorsunuz. Oysa ara katmanlar hep vardır ve hayatta her şey bir derece meselesidir. (Yeri gelmişken, acaba ülkemizdeki laiklik, irtica, Türklük-Kürtlük vb. kavramlara dair tartışmaların da son derece sığ bir şekilde klasik ikili mantıkla yürütüldüğünün farkında mıyız acaba?)

Maalesef seçim sistemlerimiz de klasik ikili mantık üzerinden tasarlanmıştır. Klasik bir seçim sisteminde, oyumuzu seçime katılan partilerden ancak bir tanesine verebiliriz. Örneğin, beş partinin yarıştığı basit bir seçim bölgesi düşünelim. Klasik sisteme göre, mesela B partisine oyumuzu vermiş olalım. Dağılım şöyle gerçekleşecektir:

PARTİ A B C D E
OY 0 1 0 0 0

Bu şu anlama gelir, B partisinin bütün politikalarını benimsiyorum ama diğer partilerin hiçbir politikasını benimsemiyorum. Oysa gerçek, her partide beğendiğimiz ve beğenmediğimiz unsurların olduğudur; kiminde daha az, kiminde daha çok. Örneğin, A partisinin ekonomik görüşleri bize yakın geliyordur, ama dinin toplumsal yaşam üzerindeki etkisi konusundaki görüşlerini fazla benimsemiyoruzdur. B partisinin özgürlükler konusundaki görüşlerini destekliyoruzdur, ama devletin ekonomik sistemdeki yeri hakkında savundukları makul gelmiyor olabilir. Kısacası, eğitim sistemi, sağlık, sosyal haklar, Avrupa Birliği’ne üyelik, milliyetçilik, çevreye duyarlılık vb. değişik politik gündemleri ele alış biçimlerine göre her partiye az veya çok bir yakınlık/uzaklık derecemiz vardır. Bu sebeple, bulanık bir seçim sisteminde oyumuzun dağılımı pekâlâ da şöyle olabilir:

PARTİ A B C D E
OY 0.2 0.6 0.1 0.05 0.05

Bulanık mantık esaslarına dayanan bir seçim sistemi, bizi bir tek seçeneği tercih etmek zorunda bırakmaması yönüyle klasik seçim sistemlerine göre daha üstündür. Elimizdeki tek oy hakkını, 1’e tamamlanacak şekilde sunulan seçenekler arasında dağıtmamıza izin verdiğinden, böylece, seçeneklerden bir tanesini %100 benimsemek, diğerlerini ise %100 reddetmek durumunda kalmamış oluruz. Böylesi bir dağılım, seçmenlerin ne düşündüğünü ortaya serme bakımından gerçekle daha çok örtüşecektir.

Bulanık seçme yönteminin kullanıldığı bir seçimde, Türkiye özelinde düşünecek olursak, oy kullananların geleneksel yakınma sebeplerinden “oyum boşa gitmesin diye şu partiye verdim”, “aslında hiçbirini tam benimsemiyorum” vb. partiler arasında tercihte yaşanılan kararsızlığın verdiği rahatsızlık hisleri hafiflemiş olacaktır. Çünkü bulanık bir seçimde, her bir oy mevcut seçenekler arasında paylaştırılabileceğinden, hiçbir oy boşa gitmeyecektir. Bulanık seçme yöntemini uygulayan bir ülkede, sayıca az, nispeten küçük fikir grupları da kendilerini ifade etme imkânını yakalamış olacak ve böylece o ülkenin demokratik olgunlaşma süreci hızlanarak çoğulculuk bilinci güçlenecektir.

Kategori: Yeşeriyorum

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.