Hafta SonuHaftasonuManşet

[BodrumLokal] Gara Ayşe- Melis Birder

” Ey Gara Ayşe, ey karanlık ile aydınlığı, su ile susuzluğu, hiçlik ile varlığı bir tutan tüm yüce develer. Bu aşk değilse aşk nedir bilmeyen bizlere yol, yordam, endam göster. Hak yolundaki ortak yolculuğumuz için bizlere sahip olduğun sabır, cesaret ve inançtan pay ver”

Geçen kışın uzun koyu gri günlerinden birinde Bodrum’un Develeri- Bilge Deveci bölümünü çekerken Mustafa abi bizi Yahşi’de serbest gezen devesinin otladığı alana götürmüştü. “Naber kız Gara Ayşe” diye boynuna sarıldı dostunun. Koklaşıp öpüştüler. Aralarındaki özel ilişkiyi ben kameramla kaydederken kuvvetli bir çekim alanı tarafından etkilendiğimi hissediyordum.

Gara Ayşe ve Melis Birder, Yahşi’de / Fotoğraf: Selva Bayyurt

Gara Ayşe ile o an göz göze geldik. Utanmış gibi gözlerini kaçırdı. O saygı ve sevgi dolu hareketine yüzündeki gülümseme eşlik ediyordu. İnsanlar ile develerin kadim ilişkisinin temeliydi galiba bu karşılama. Birbirlerine binlerce yıldır yoldaş olmuş bu iki varlık çöllerde tanrının sesinin duyulduğu en yüksek hallerden, sıcağın ve susuzluğun cehennemi gerçekliğine uzanan yolculuklar paylaşmışlardı. Gözlerindeki anlam öyle çeşitliydi ki Gara Ayşe’nin bu derinliğine o anda tutuldum. Sevgi, utanç, heyecan, merak ve o bir tonluk cüssesine rağmen gösterdiği tevazu karşısında benim kalbim de onun kadar kocaman olmuştu. Uzaktan duyulan gök gürültüsü bu aşkın ilk hallerini kutluyor gibi geldi bana.

Söz konusu bu dev hayvanlar olunca romantizmin de bir sınırı oluyor tabii.

Bilge Deveci Mustafa abi “eski deveciler sahibi olduğun devenin gözüne baktığın zaman gözlerini senden kaçırmıyorsa sat o deveyi derler” demişti. “Seninle fikir yarışı içindedir ve bir gün canına kast edebilir”diye cevaplamıştı neden diye sorduğumda.

Bodrumlu develerin dünyasına göz attığımız Bodrum Lokal’in bu bölümünde bize liderlik eden “Gümrükçü” Mustafa Akgün yaşayan son Bilge Devecilerden. Bilge Deveciler tıpkı Robert Redford un “Horse Whisperer” filminde atlarla özel ilişki kuran karakter gibi develerin beden dilinden anlayan, onların sağlık problemlerini derman olan ve de en önemlisi bu sevgili hayvanlarına bir fiske dahi vurmadan eğiten insanlar.

Bodrum’da bir deve kervanı- Ali Şengün arşivinden

Bodrum’da yaz kış yaşayan bizler develeri ara ara görürüz. Ya bir sünnet törenine ya da evlenen çiftlere rengârenk süslemeleri, çan sesleri ve ağır yürüyüşleri ile eşlik ederler. Prodüktörümüz Selva Bayyurt ile develerle ilgili bir bölüm yapmamız gerektiğine ise 2018 yılında Kızılağaç’ta gittiğimiz Bodrum Deve Güreşi Arenası’nda karar vermiştik.

Bodrum’da deve güreşi- Ali Şengün arşivinden

Çoluk çocuk, kadın erkek binlerce insanın toplandığı, rakı içip deve sucukları ile piknik yaparken güreşen hayvanları seyrettiği bu geleneği şehirli bilgiçliğimiz hemen barbarlık olarak nitelendirmişti. Ama bunun arkasında yatan başka bir şey olduğunu da sezmiş, bunu anlamalıyız demiştik.

Bu konu üzerinde araştırma yapmaya başladığımızda facebook sayfamıza özel bir not yazdık. Deve güreşleri ile ilgili bir bölüm yapmak istediğimizi belirtip, deve güreşlerine karşı gelen hayvan hakları koruyucuları ile görüşmek istediğimizi söyledik. Fakat biz öneri beklerken, Bodrum’da yaşayan şehirli bir kaç arkadaşımızdan ağır eleştiriler almaya başladık. Tabii ilk doğal tepki “Develeri insanlar eğlensin diye güreştiriyorlar bu ilkel bir insanlık suçudur” oldu. “Bu konunun belgeselini yapmakta da vicdanlı bir şey yoktur” diye ağırlaşan ithamlar “Eğer bu belgeseli yaparsak bizim de şiddete, tecavüze, esarete, sistemli tüm hak ihlallerine ortak sayılacağımız”a kadar uzadı. Bu yorumlar sosyal medya ortamında şakşaklandı.

Birçok sıfata maruz kalmıştım ama tecavüzcü sınıfına ilk kez giriyordum. Araştırma safhasında olduğumuz bir konuda böylesine ağır eleştirilip  belgesel daha ortada dahi yokken yargılanmak aslında bu ülkede suçu tanımlayan egemen bilincin ve onun çapsız dilinin “aydın” “liberal” “okumuş” ve saire kesim tarafından da ne kadar benimsenmiş olduğunun bir başka kanıtı oldu bizim için. O gün Gara Ayşe ile aramızda sadece bir aşk olmadığını, onun şamanik kültürlerde olduğu gibi bana yol gösteren ruh hayvanım olduğunu da hissettim. Belki de hiç ehemmiyet vermemem gereken bu ağır eleştiri aslında yaşanan benzer diğer şokları da tetiklemişti. Bir kadın, bir belgeselci, bir tek anne olarak bu topraklarda maruz kaldığımız her türlü basıncın altından kalkma gücü için gerekli olan ilhamı develerin her türlü yükü taşıma gücünden almalıydık…

Fotoğraf sanatçısı Saner Gülsöken’in “Ayırın Develeri” isimli kitabı, deve güreşlerinin tarihini ve unutulmaya yüz tutan kültürünü gözler önüne seren bir foto-belgesel/ Fotoğraf: Alp Çağpar

Şükürler olsun bize inanan bir kaç arkadaşımız sayesinde ilk önce “Ayırın Develeri” kitabının yazarı Saner Gülsöken ile ve onun sayesinde de Mustafa abi ile tanışarak develerin büyülü dünyasına adım atmış olduk.

Develer sadece gücü temsil etmiyordu. Köpek ve at gibi hayvanların ötesinde develerin bir başka özelliği de yarı fikirli oluşlarıydı. Yani önceden tasarlama ve ileriyi tahmin etme içgüdüleri çok gelişmişti. Deve kendini programlamayı bilen bir hayvandı tanıdığı bir coğrafyada suya 20 gün sonra ulaşabileceğini biliyorsa 20 gün, 10 gün sonra ulaşabileceğini biliyorsa 10 gün dayanıyordu. “Ama oraya vardı suyu bulamadı… öldü” diyordu Mustafa abi.

Develer bu konuda bizlerden daha şanslı galiba. Yaşadığımız coğrafyada koşullar hep değiştiğinden bizlerin develerden de güçlü ve akıllı olması gerekiyor. Varacağımız yerde suyu bulamama riski çok. Veya varmayı umduğumuz yer mi çok uzak? Hatta böyle bir yer var mı?

Karamsar olmanın bu yolda yürürken bize katacağı çok bir şey olmadığını bilen Mustafa abi de hayvan hakları koruyucularının ezber konuşmalarından bıkmış fakat develer için mücadeleye devam ettiği için belgeselimize zaman ayırmayı kabul etti. Tüm ailesi ile birlikte hayatlarını develere adamış ve ataları yüzyıllardır Bodrum da develer sayesinde ayakta kalan bu bilge insanı Bodrum’a yeni gelip kibirli sitelerde oturup (ki ben de o sitelerden birinde yaşıyorum) “Ama develeri güreştiriyor. O bir ilkel” diye kestirip atmak, bizlerin neden bu ülkede kalpten birleşemediğimizin ufak bir ipucunu da veriyor bence.

Güreşmek zaten develerin doğasında var. Daha çocuk yaşlarında başlıyorlar aralarında güreşmeye. Yörükler develere oyuncu anlamına gelen “köçek” diyorlar. Köylerde bu genç develer güreştikçe insanlar seyretmek için toplaşır, aralarında gülüşür eğlenirlermiş. Daha sonra köylüler develerin sağladığı bu buluşmayı sosyal bir amaca yöneltmek istemiş ve seyircilerden para toplamaya başlamışlar. Biriken paralarla da ya bir ebe evi yapmışlar ya da camilerinin damını onarmışlar. Develer ile insanlar arasındaki dayanışma bu şekilde daha da güçlenmiş. Deve güreşlerinin bugün geldiği noktadan ise çok rahatsız Mustafa abi. Bu masum gelenek birçok şey gibi hem parasal hem siyasal ranta dönüşmüş durumda. “Gümrükçü” Mustafa Akgün bu kültürün bir an evvel özüne dönmesini istiyor ( bunun için kısa belgeselimize ek olarak yayınladığımız bölümde önerilerini paylaşıyor) Deveciliğin deveci gibi yapılması ve bu mesleği bilimsel bir tabana oturtmak gerektiğini belirtiyor.

2019 yılının ilk haftasında düzenlenen deve güreşlerini seyretmek ve kaydetmek için Selva ile tekrar Bodrum Deve Güreşi Arenası’na gittik. Develerin itilip kakılması, bazı acemi develerin arenadan kaçmaya çalışması, doğada çiftleşmek için güreşen develerin bu alanda güreştikten sonra sadece bir makine halısı ile ödüllendirilmesi tabii ki bizim de içimizi dağladı. O gece devetüyü çoraplarım ayağımda, devetüyü hırkam sırtımda uzun uzun çektiklerimizi seyredip bir çok konuda ayrışmış biz şehirliler ve yerel insanları düşündüm. Belki de Bodrum Lokal olarak bir birleşmeye önayak olabilirdik.

“Develer günde iki saat uyur” dedi bilge. “İlk saati, gün geceye teslim olurken beliren ilk yıldızla birlikte. Diğeri ise gecenin özü gündüze dönerken gökbabadan bize kalan son yıldız eşliğinde” diye devam etti. Kendi anlattıklarından ilham almış olacak ki sonra bir duaya başladı sessizce:” Ey Gara Ayşe, ey karanlık ile aydınlığı, su ile susuzluğu, hiçlik ile varlığı bir tutan tüm yüce develer. Bu aşk değilse aşk nedir bilmeyen bizlere yol, yordam, endam göster. Hak yolundaki ortak yolculuğumuz için bizlere sahip olduğun sabır, cesaret ve inançtan pay ver” diye devam etti duasına son bilge. İlkellik ile medeniyetin ötesinde bir yerde.

(Yeşil Gazete)

Kategori: Hafta Sonu