Köşe YazılarıManşetYazarlar

İzmir, Yarımada’nın geleceğini tartışıyor

Güzelbahçe, Urla, Seferihisar, Karaburun, Çeşme ilçelerinin bulunduğu bölge İzmir’de ‘Yarımada Bölgesi’ olarak biliniyor. Bölge doğal güzelliklerinin yanı sıra tarih boyunca bilimin, felsefenin ve sanatın da merkezi olmuş. Çeşme’deki Erythrai, Urla’daki Klozamanai, Seferihisar’daki Teos bu bölgedeki önemli antik yerleşimlerden birkaçı… Klozamanai yabani zeytinin ilk ıslah edilip; bugünkü anlamda zeytinyağı üretilen ilk yer olarak bilinirken, Teos’da sanatçıların ilk örgütlendiği ve sendika kurduğu yer olarak tanınıyor. Erythrai ise tarihte kadın kahinleri ile ünlü…

Yarımada bugün İzmir’de farklı bir nedenlerle tartışılıyor. Bölgede yeni bir turizm projesi yaşama geçirilmek isteniyor. Aslında bu projenin ilk ayak sesleri 2014 yılında duyulmuştu. O tarihte kamuoyuna yansıyan haberlerde yapılan İstanbul-İzmir otobanının, köprü ve yapay adalardan oluşacak bir körfez geçişi ile Narlıdere üzerinden İzmir-Çeşme otobanına bağlanmasının planlandığını belirtiliyordu.  O dönemde harekete geçen meslek ve çevre örgütleri iç körfezin ekosistemini bozacak ve yarımada da büyük bir yoğunluk artışına neden olacak projeyi İzmir İdare Mahkemesinde iptal ettirmişti.  Ama İzmirliler, iki otoban arasında yapılmak istenen körfez geçişinin hiç de İzmir’in ulaşım sorunu düşünülerek hazırlanmış masum bir proje olmadığını anlamaları uzun sürmedi. Ağustos 2019 yılında bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle bölge ‘Çeşme Kültür ve Turizm Gelişim Bölgesi’ ilan edildi. Şubat 2020’de ise üstelik pandemi koşullarının ağırlaştığı bir dönemde; yeni bir kararla turizm bölgesi sınırları genişletildi. Üstelik orman sahaları, zeytinlikler, Çeşme ve Alaçatı’da önemli sahil şeridi proje kapsamına alındı. Tabii tüm bunlar yapılırken önceden  ‘dikensiz gül bahçesi hazırlanması’ da unutulmamıştı. 2017’ye kadar bölgenin önemli bir bölümünü ‘doğal sit alanı’ statüsünde bulunduran plan o yıl dikkat çekmeden değiştirilmiş.

Kamuoyuna yansıyan haberlere göre ağırlıklı olarak Çeşme’de olmak üzere büyük bölümü kamu arazisi olan bölge çok sayıda parsele bölünerek turizm yatırımcılarına verilecek. Bu parsellerin üzerinde sadece oteller değil; sayısı yirmiyi bulan golf sahaları, marinalar, alışveriş merkezleri de yapılacak. Üstelik 27 delikli bir golf sahasının ortalama büyüklüğü 150 hektarı buluyor. Bu durumda büyük bir bölümü kamuya ait olan 3000 hektarlık bir alanın sadece golf sahası olmak üzere ayrılacağı anlaşılıyor. Bu da yine kamuoyuna yansıyan proje alanının yaklaşık %20’sini oluşturuyor. Yine 3000 hektarlık bir golf sahasında kullanılacak yıllık su miktarı 30 milyon metreküpü buluyor. Bu miktar 500 bin nüfuslu bir kentin yıllık su tüketimine eşit. Üstelik İzmir’in yarımada bölgesi su fakiri bir bölge ve şu anda bile özellikle yaz aylarında bu bölge su sıkıntısı yaşıyor. Bölgeye dışarıdan su taşımak da akılcı bir çözüm değil. Çünkü İzmir’in merkez ilçeleri bile şu anda tükettiği suyun önemli bir bölümünü Manisa’daki kaynaklardan sağlıyor. Projeyi savunanlar deniz suyunu arıtarak kullanmaktan söz ediyorlar; kimse bunun maliyetini hesapladı mı? Ayrıca o golf sahaları için tarım toprağı nereden sağlanacaktır? Diğer önemli bir nokta ise o sahalar için kullanılacak tarım ilaçları (pestisitler)… Bu yoğun ilaçlamanın bölgede yaratacağı ekolojik yıkım hiç düşünüldü mü?

Acil korunması gereken endemik 19 tür yaşıyor

Bölgeyi mevcut iktidar için cazip hale getiren ise bölgenin büyük bir bölümünün kamu arazisi olması nedeniyle istimlâk yapılmadan el konabilecek ve havaalanı ile İzmir’e yakın olması… Bölgenin bu proje ile eşsiz doğal ve arkeolojik zenginliğinin yok olacak olması ise bu projeyi kentin önüne koyanlar tarafından hiç umursanmıyor. Oysa Doğa Derneği’ne göre yörede endemik, nadir ve acil korunması gereken on dokuz tür var. Bir örnek vermek gerekirse ender görülen “orcislectea” adlı orkide bu civarda yaygın. Ayrıca yarımada bölgesinde çok sayıda kuş türü de yaşıyor.   Üstelik bunlardan bazıları soyları tehlike de olan tavşancıl, bıyıklı doğan ve küçük kerkenez… Bununla da bitmiyor; bölgenin bu proje ile yok edilecek ekolojik zenginliği; sırtlan ve karakulak’ın yaşam bölgesi olduğu gibi yarımada sahilleri Akdeniz fokunun korunması için belirlenmiş beş öncelikli alandan biri…

İşte bölgedeki tüm doğal ve tarihi zenginlikleri yok edecek, İzmir’in çektiği su sıkıntısını krize döndürecek ‘Çeşme Kültür ve Turizm Gelişim Bölgesi’ projesine karşı Mart 2020’de TMMOB, İzmir Barosu, İzmir Tabip Odası, EGEÇEP Derneği ve 107 kişi yürütmenin durdurulması ve iptali için dava açtı. Bugünlerde Dünya Çevre Günü nedeniyle İzmirliler bir kez daha İzmir’in ‘Kanal İstanbul’u olarak görülen bu projeyi çeşitli etkinliklerle tartışacak ve protesto edecek.

Bu yıl 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nün ana teması ‘ekolojik restorasyon’… Kapitalist sistem bugüne kadar vahşi üretimi ve tüketimi için çevreyi sadece ucuz bir ham madde kaynağı olarak gördü… İzmir Yarımada’da, Kazdağları’nda, Karadeniz yaylalarında yaşananlar bu durumun ülkemizdeki birkaç örneği sadece. Yıkımın durdurulamadığı, nedenlerinin ortadan kaldırılamadığı bir ortamda yapılacak restorasyonun başarı şansının olmadığını da hepimiz biliyoruz.

Ekolojik restorasyondan önce ekolojik yıkımı durdurmamız, yeni yıkımları engellememiz gerekmiyor mu?

Köşe YazılarıManşetYazarlar

İzmir Kuş Cenneti kuruyor

İzmir’de yaşayanların hemen herkesin sevdiği bir yer olan kuş cenneti bugünlerde kuruma tehlikesi ile karşı karşıya. Hatta büyük bir bölümü kurudu ve bölgedeki binlerce kuşun yaşamı büyük bir tehdit altında.

Kuş Cenneti Çiğli ilçesinin hemen yakınında bulunan Çamaltı Tuzla’sının doğal bir uzantısı. Orman Genel Müdürlüğü (OGM) tarafından koruma altında olan alan, 1982’de Su Kuşları Koruma ve Üreme Sahası olarak ilan edilmişti. 1985’de birinci derece doğal sit alanı olarak tescil edilen alanı, 1987’de ise İzmir Büyükşehir Belediyesi ‘kuş cenneti’ olarak tanımlamıştı. Yaklaşık 8000 hektar büyüklüğündeki alanda bugüne kadar yapılan çeşitli çalışmalarda 205 kuş türünün yaşadığı belirlenmiş. Alandaki ünlü kuş türleriyse tepeli pelikan, pembe kanatlı flamingo, yalı çapkını ve siyah leylek… Yalı çapkını 2005 yılında İzmir’de yapılan üniversite olimpiyatlarının da (Universiade 2005) maskotuydu.

Peki, kuşların göç yolu üzerinde ve kuş gözlemcileri için önemli bir çalışma alanı olan, yılda 50 000’nin kuşun gelip geçtiği, 205 kuş türünün yaşadığı ülkemizin bu önemli sulak alanı neden kuruyor? Nedeni kuraklık değil, iki kamu kurumunun arasında olduğu iddia edilen bir anlaşmazlık.Kuş cennetini yaşatmak için akademik yaşamının 36 yılını veren Ege Üniversitesi Fen Fakültesi emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mehmet Sıkı’nın Egeli Gazete ’ye verdiği bilgiden öğreniyoruz ki, Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) ile yaptığı; alana tatlı su sağlanmasıyla ilgili protokolü iptal etmiş. Bu nedenle bölgeye su kuşları için yaşamsal bir öneme sahip tatlı su verilemiyor. Oysa yıllardır bölgenin tatlı su gereksiniminin sağlanması için İzmirli doğa savaşçıları mücadele ediliyor.

DSİ bölgenin tatlı su gereksinimini karşılamak için iki adet pompa istasyonu yapmıştı. Bu pompaların bakım masrafları ise Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından karşılanıyordu. Ancak yine Prof. Dr. Sıkı’nın Egeli Gazete ‘ye verdiği bilgiden öğreniyoruz ki, Haziran ayında bu protokol Doğa Koruma ve Milli Parklar IV. Bölge Müdürlüğü tarafından feshedilmiş. DSİ şimdi alana tatlı su vermiyor. Bu nedenle kuş cennetinin özellikle sazlıklar ve uçak tavası bölümü tamamen kurumuş ve tuzla kaplanmış. Bölgedeki kuşlar ise zor durumda. Su krizi kısa bir süre içinde çözülemezse kuş cenneti yok olacak.

Kuş Cenneti tek örnek değil

Aslında Kuş Cenneti’nde yaşananlar korana günlerinde İzmir’de çevre ve doğal yaşama yapılan tek saldırı değil. Çeşme turizm projesi, Selçuk Meryem Ana Parkı’nın sit derecesinin değiştirilerek imara açılması, Tarihi Elektrik Fabrikası’nın kültür merkezi olarak değerlendirilmek üzere ihaleyi kazandığı halde Büyükşehir Belediyesine verilmemesi, belki de kentin tek yeşil alanı olarak kalan İnciraltı bölgesinin tarım arazi statüsünden çıkarılarak; son olarak geçen hafta kentin merkezi Alsancak’ta Tariş’e ait arazilerin mahkeme kararına rağmen tekrar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kararı ile imara açılmak istenmeleri… 

Tabii bir de Karşıyaka Mavişehir’de kent planlarında rekreasyon alanı olarak işaretlenen bir alanın TOKİ tarafından ünlü bir inşaat firmasına devredilmesi ve imar planının Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından konut ve ticaret alanına dönüştürülmesi var. Tüm bunlar son 5-6 ay içinde gündeme geldi. Covid-19 pandemisi gerekçe gösterilerek meslek odalarının, çevre örgütlerinin toplantı ve eylemlerinin adeta yasaklandığı bir dönemde kentin tüm doğal ve çevresel kaynakları yağmalanıyor.

Peki, Kuş Cenneti’ne tatlı su verilmemesi, adeta oradaki kuşların ölüme veya göçe zorlanmasının altında yatan neden ne olabilir? Neden DSİ’nin bölgeye su sağlamasıyla ilgili 30 yıldan fazladır iki kamu kurumu arasında işleyen bir protokol bugün bozuldu? Yukarıda son bir yıl içinde yaşanan örneklere bakarak birkaç yıl içinde bölgede Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yeni imar planları hazırlanırsa hiç şaşırmayalım.

Selçuk’ta, Çeşme’de, Karşıyaka-Mavişehir’de öyle yapmadılar mı; halen de yapmıyorlar mı? Fakat umutsuzluğa kapılmayalım; az da olsa umut verici haberlerde var İzmir’den… Geçen hafta Güzelbahçe’de tarım arazilerinin içine go-kart pisti yapılmasının önünü açan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın imar planının mahkeme yürütmesini durdurdu. Bunu önceden tahmin eden bakanlık ikinci bir plan yaptı. Onunla ilgili Güzelbahçelilerin açtığı yeni dava süreci de devam ediyor.

Her zorluğa rağmen mücadeleye devam… Çünkü biz doğadan yanayız. Ülkemizin çevresel ve doğal kaynaklarını korumak için çabalıyoruz.

Doğa MücadelesiManşetYerel

Mücadele kazandı: İzmir’de go-kart pistine yürütmeyi durdurma kararı

İzmir’in Güzelbahçe ilçesindeki değerli tarım arazileri ve doğal sit alanı üzerinde yapılmak istenen go-kart pistine karşı direnenler hukuki mücadelede önemli bir kazanım elde etti.

Uzun süredir bölgede çadır nöbeti tutan ve iş makinelerini alana sokmayan eylemcilerin açtığı dava sonucu mahkeme, yürütmeyi durdurma kararı verildi.

Yaşam alanlarına sahip çıkan bölge halkı, projenin iptali ve yürütmenin durdurulması için dava açmıştı. Mahkeme bilirkişi heyetinin inceleme yapmasına karar vermişti.

‘Tarımsal bütünlüğü bozulacak’

BirGün’den Berkay Sağol’un haberine göre incelemeler sonucunda hazırlana raporu göz önünde bulunduran İzmir 5’inci İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Verilen kararda, “Dava konusu parsellerin bir bölümünün ve çevresinin tarımsal alan bütünlüğü bağlamında 5403 sayılı Yasa kapsamında dikili tarım arazisi kapsamında olduğu, dava konusu parsellerde yaşlı zeytin ağaçları bulunduğu, alanın yakın çevresinde de yer yer zeytinlikler olduğu, söz konusu go-kart eğitim pisti şeklinde bir kullanımın tarımsal alan bütünlüğünün ve zeytinlik alanların bozulmasına sebep olacağı anlaşıldı” denildi.

Ayrıca kararda 1/25.000 ölçekli İzmir Büyükşehir Bütünü Çevre Düzeni Planı ile 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile öngörülen tarım alanı kararlarına uygun olmadığı ifade edildi.

 

Doğa MücadelesiManşetYerel

Go-kart pistine karşı mücadele eden Güzelbahçeliler şimdilik kazandı

İzmir’in Güzelbahçe ilçesinde Yelki Mahallesi‘nde tarım arazisi ve asırlık zeytin ağaçlarının üzerine yapılması istenen go-kart pistine karşı çıkan yaşam savunucuları ve STK’lar, CHP’li belediyeler ve milletvekilleriyle birlikte günlerdir çadır nöbeti tutarak verdiği mücadeleyi kazandı, asfalt makineleri alandan çekildi.

‘Vali desteğiyle asker gönderdiler’

Günlerdir köpeğiyle beraber alanda nöbette olan Deniz Bajin BirGün‘den Berkay Sağol‘a konuşarak şunları söyledi:

Bu alana pist yapılmaması için üç yıldır mücadele ediyoruz ve bir haftadır çadırlarla nöbetteyiz. Tarım arazisinin üzerine asfalt dökülmek isteniyor. O toprağa asfalt döküldükten sonra bir daha o topraktan verim alınamayacak. Biz buna engel olmak istedik. Buranın uygun olmadığı söylenmesine ve pist için başka bir alan ayarlanmasına rağmen ilginç bir şekilde ısrar devam ediyor.

Belediye başkanları bize destek olunca pistin sahibi Mehmet Yaman da gidip İzmir Valisi‘nden destek aldı ve buraya silahlı asker gönderdiler. Bize karşı, sivil halka karşı silahlı askerler karşımıza geçti ve hiçbir yere hareket etmemize izin vermediler. Mehmet Yaman bize, burada nöbet tutan herkese hakaretler etti.

Şimdi “küçük de olsa” bir zafer kazandıklarını söyleyen Sağol “Mücadeleye ve doğayı savunmaya devam edeceğiz” dedi.

Yapılmak istenen go-kart pistinin hemen yanında bulunan sitenin sakinlerinden Nuray Kavcar bölgenin 1. Derece Doğal sit alanı gözükmesine rağmen, çok kısa bir sürede alanla ilgili iki farklı plan hazırlandığının altını çizdi, bunun kendilerinde şüphe uyandırdığını söyledi.

‘Rehavete kapılmamalı’

Bilirkişi raporunun kendilerini haklı çıkardığını belirten Güzelbahçe Çevre Derneği (GÜLDER) Başkan Yardımcısı Deniz Özdemir de çevrecilerin kazandığını vurguladı ve  “Çevreye duyarlı olan herkes yaklaşık bir haftadır burada mücadele ediyor. Yapılan hukuksuz işlemlerden sonra destek daha da büyüdü. Şimdi yargıdan yürütmeyi durdurma kararı bekliyoruz. Şimdilik çevreciler kazandı” diye konuştu.

Günlerdir alanda geceli gündüzlü nöbette olduğunu söyleyen Güzelbahçe Belediyesi Meclis Üyesi Aras Kaynarca ise rehavete kapılmamak gerektiğini, iş makinalarının tekrar geleceğini ancak kendilerinin bölgede kalarak  “her zaman mücadeleye devam edeceklerini, ağaçları ve tarım alanını savunacaklarını” ifade etti.

Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa İnce de mücadelenin halkın yoğun desteğiyle oluştuğunu söyledi ve mücadelelerinin süreceğini belirtti:

Yine söylüyoruz bu proje yanlıştır. Yeri Güzelbahçe değildir. Güzelbahçe’ye yapılan hiç bir yatırımın karşısında değiliz fakat bu yatırım Güzelbahçe için doğru bir yatırım değildir. Asırlık ağaçların olduğu, doğanın en güzel yerlerinden biri olan bu alan Go-Kart için uygun değildir.

Doğaseverler kazandı. Haklı mücadelemizin sonuna kadar sürdüreceğiz. Güzelbahçe’den go-kart mevzusu tamamen kalkana kadar mücadelemiz sürecek.

Köşe YazılarıManşetYazarlar

Kadim üretim havzasında yarış pisti olur mu?

İzmir’in tüm çevresel birikimleri ve doğal varlıkları son yıllarda artan bir hızla kapitalist sistemin toplu bir saldırısı altında… Bu saldırı son dönemde yaşadığımız pandemi günlerini fırsat bilen, tek dertleri tüm doğal kaynakları sömürerek para kazanma peşindeki sermaye tarafından daha da artırıldı.

Tüm dünyada son yaşadığımız ve yaşamaya da devam ettiğimiz pandeminin etkisi ile ‘yeni normal’ tartışılırken bu normalin içinde artık gökdelenlerin, alış-veriş merkezlerinin (AVM), dev binaların olmayacağı konusunda hemen hemen fikir birliğine varılmışken İzmir’de; kent merkezinde yeni gökdelenlerin, yeni AVM’lerin yapımına büyük bir hızla devam ediliyor.

Yaz mevsiminde çektiği su sıkıntısı ile ünlü Çeşme’de imar planları değiştiriliyor, ‘yeni Cannes olacağız’ yutturmacasıyla dev otel ve golf sahaları yapılması planlanıyor. Bu da yetmiyormuş gibi Selçuk’ta da yılların Meryem Tabiat Parkı’nın SİT derecesi düşürülerek bu bölgede de ‘turistik’ yapılaşmanın önü açılıyor.

İşte tüm bunların arasında İzmir’in merkezine yakın en güzel ilçelerinden Güzelbahçe’ye de bir go-kart pisti yapılmaya çalışılıyor. Hem de Yelki Mahallesi’ne; zeytinlik bir bölgenin tam ortasına…

Güzelbahçe ilçesi kent merkezindeki aşırı yapılaşmadan, gökdelenlerden ve yoğun trafikten kaçanların oturduğu; yerli insanının tarımla geçindiği küçük ve sessiz bir ilçe… Üstelik yarımada olarak isimlendirilen Urla, Karaburun ve Çeşme ilçelerinin de giriş kapısı… Ayrıca başka bir özelliği daha var; kentin kadim üretim havzasının da başlangıç noktası… Üstelik go-kart pistinin kurulmaya çalışıldığı yer de bu havzanın içinde…

Ne demek kadim üretim havzası?

Hazırladığı bir raporda İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Tasarım Mimarlık ve Kent Araştırmaları Merkezi Müdürü ve Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şeniz Çıkış kadim üretim havzası kavramını şöyle tanımlıyor:

Dünyanın farklı yerlerinde sadece insanların değil, doğanın ve tüm varlıkların varlık hakkı gözetilerek yürütülen geleneksel tarım faaliyetlerinin eylem alanlarına Kadim Üretim Havzası adı veriliyor.

Prof. Dr. Çıkış’a göre bu havzalar altı temel özelliği barındırmalı:

  • Arazi kullanımı ve o araziye uygun ekim tekniklerinin uygulanmalı,
  • Monokültür tarımın yerine yıl içinde ardışık olarak ve yıllar içinde değiştirilerek tarım yapılmalı
  • Zengin bir biyolojik çeşitliliğe ev sahipliği yapılmalı
  • Üretimin insani boyutu olmalı
  • Toplumsal yardımlaşma becerisi yüksek olmalı
  • Havza sahipliliği; yani bölge insanın tüm havza olanaklarından hakkaniyet ölçüsünde yararlanması…

Yelki’de gelişmiş biyoçeşitlilik

Prof. Dr. Şeniz Çıkış’a göre Güzelbahçe-Yelki tarımsal alanı yukarıdaki belirtilen altı kriterin pek çoğunu sağlıyor. Bölgede aktif olarak ürün elde edilen tarlalarda ilaçlama asgari düzeyde uygulanıyor ve küçük ölçekli, çeşitlilik arz eden ve yıllara göre değişen ürünler elde ediyor.  Yelki’de pestisit ve gübre kullanımındaki kısıtlılık dolayısı ile biyoçeşitlilik bugüne kadar oldukça iyi korunmuş.

Bölgede domuz, tilki, porsuk, sansar, sincap, kirpi, keler, köstebek, kaplumbağa ve bukalemun bugün rahatça görülebilen doğal yaşamın üyeleri… Bölgenin doğal bitki örtüsü de canlı ve çok çeşitli bitki türleri barındırıyor.  Bölge insanı Yelki’nin Çamlı çayına yakın kısımlarında su bulunduğundan dolayı domates, bakla, susam, nohut, enginar, lahana, karnabahar gibi sebzeler yetiştiriyor.

Kadim havzanın iç kısımlarında kalan tarlalarda ise susuz tarım yapılıyor ve buğday, arpa, yulaf gibi tahıllar yetiştiriliyor. Üstelik yıllar içinde oluşan bütüncül ekosisteme dayalı bu bölgede tarımı daha da geliştirecek, köylü ve kentli dayanışması sonucu sürdürülebilir mimari ve peyzaj kriterleri kapsamında çevreyi kalkındıracak projeler de hazırlanıyor. Bu projelerin ilk adımı ise bölgenin Avrupa bisiklet rotalarına bağlanmasını da sağlayacak yeni bisiklet yolları geliştirilerek sınırlı olarak doğa turizmine bu kadim üretim havzasının açılması…  Yapılmaya çalışılan gürültü, yoğunluk ve hava kirliliği kaynağı bir go-kart pisti tüm bu projelerin de; yüzyılların mirası kadim üretim havzasının da sonu olacak.

Urla Seferihisar, Çeşme ve Güzelbahçe arasında yer alan doğa koridoru, tarım ve yerleşim alanları

Güzelbahçeliler projeye karşı

Kadim üretim havzasını korumak ve bu yüzlerce yıllık doğal mirası gelecek kuşaklara aktarmak için Güzelbahçelilerin ve meslek örgütlerinin çabası sürüyor. Havzanın en can alıcı noktasında yapılmak istenen go-kart pistinin yapımını engellemek için çok sayıda Güzelbahçelinin üye olduğu Güzelbahçe Kültür, Çevre ve Güzelleştirme Derneği; (GÜLDER) ve İzmir Tabip Odası hukuksal yollara başvurdu. Açılan davaya dernek üyesi olmayan Güzelbahçeliler de şahsen katılıyor. Ayrıca Güzelbahçe Belediyesi de projeye karşı…

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ise yerel karar mekanizmalarına müdahale ederek go-kart pistinin yapılmasını sağlamaya çalışıyor. Bakanlığın 11 Kasım 2019 ve 16 Haziran 2020 bölge ile ilgili imar plan düzenlemeleri go-kart pistinin önünü açmaya yönelik… Her iki plana karşı da GÜLDER, İzmir Tabip Odası ve Güzelbahçelilerin açtığı davalar sürüyor.

Gülder Başkanı Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Tuğrul Şahbaz Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yerel yönetimleri atlayarak hazırladığı imar planının “Tarım Arazilerinin Korunması, Kullanılması ve Planlanmasına Dair Yönetmeliğin ‘tarım arazileri için toprak koruma projesine uyulması, zeytincilik yasasında zeytinliklerin bulunduğu alanlarda zeytin tarımı için gerekli yatırımlar dışında hiçbir yatırım yapılamaz’ …” hükmüne aykırı olduğunu ve açılan her iki davayı da kazanacaklarını belirtiyor.

Belki bu davalar yürekli insanlar ve meslek odalarının çabalarıyla kazanılacak. Belki İzmir Güzelbahçe bölgesindeki kadim üretim alanı şimdilik go-kart pistinden, gürültüden, hava kirliliğinden, benzin kokusundan, yoğunluk artışından mahkeme kararıyla korunacak. Ama yarın?

Sorunun temel nedenini hiç gözden kaçırmamız gerek. Gittikçe vahşileşen kapitalist sistem daha fazla üretim ve tüketim için başta ormanlarımız, tarım alanlarımız, su kaynaklarımız, havamız olmak üzere tüm doğal kaynaklarımıza saldırmaya devam edecek. Bugün İzmir’de, yarın başka yerde… Gerçek çözüm için daha fazla düşünmemiz ve çabalamamız gerekiyor; zaman kaybetmeden…

EnerjiManşet

İzmir Güzelbahçeliler artık güneş panelli binaların ruhsatında yüzde 25 indirimden yararlanabilecek

İzmir’in Güzelbahçe Belediyesi, binaların enerjilerini güneş panellerinden elde etmek isteyen vatandaşlara, bina ruhsat harçlarında yüzde 25 oranında indirim yapılması kararını aldı.

İbrahim Kara’nın İklim Portalı’nda çıkan haberine göre, Belediyeden yapılan yazılı açıklamada, elektrik ve doğal gaz fiyatlarındaki artışın vatandaşları kendi elektriklerini üretmeye zorladığı kaydedildi.

Açıklamada, Güzelbahçe Belediye Meclisi’nin, vatandaşların oturdukları binaların çatısına elektrik panelleri koyarak kendi elektriklerini üretmeleri için kolaylık sağlamak amacıyla bina ruhsat harçlarında yüzde 25 oranında indirim yapılması kararının alındığı bildirildi.

Türkiye’de binaların çatı ve cephelerine güneş panelleri kurmak için gereken prosedürlerin sadeleştirildiği ve  sürecin hızlandırıldığına değinilen açılamada, şunlar kaydedildi:

“Yeni düzenleme çatısına güneş paneli kuran, kendi elektriğini üretip fazlasını sisteme satabilecek. Binaların çatı ve cephelerine kurulacak güneş panellerinden sağlanacak enerjiyle tüketicilerin elektrik faturaları azalacak. Binalarının çatı ve cephelerine güneş paneli kurarak elektrik üretmek isteyen vatandaşlar, başvurularını, dağıtım şirketlerinin merkez ya da taşra birimine yapılabilecek. Vatandaşlar binalarda ürettikleri elektriğin fazlasını mevcut şebeke üzerinden dağıtım şirketine satabilecek.”

“Amaç yenilenebilir enerjiyi teşvik”

Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa İnce, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, belediye olarak, yenilenebilir enerjinin kullanılmasının teşvik edilmesi, desteklenmesi konularında vatandaşlara örnek olan çalışmalarına devam ettiklerini söyledi.

18 Ocak 2018 tarihinde yayınlanan yönetmelikle 10 kilovat ve altında güçteki çatı tipi güneş enerji sistemlerinin kuruluşunun kolaylaştırılması hedeflediklerini belirten İnce, şu ifadeleri kullandı.

“Biz de bu yönetmeliğin gelecekte uygulanabilirliği doğrultusunda altyapısının hazırlanması gerekliliğinden hareketle yeni yapılacak konutlarda en az 30 metre kare çatı alanının güney cephesine baktırılması teşvik etmek istedik. Aldığımız meclis kararıyla inşaat ruhsat harçlarında %25 indirim yapılmasına oy birliği ile karar verdik.”

İnce, vatandaşların, belediye meclisinin aldığı bu kararı çok olumlu bulduklarını ve müstakil konutların çatısına koyacakları güneş panelleri sayesinde elektrik yüksek elektrik faturalarından kurtulacaklarını kaydetti.

 

(İklim Portalı)

Kategori: Enerji