Köşe Yazıları

Avrupa Yeşiller Partisi konsey toplantısından izlenimler 2 – Sema Alpan Atamer

Avrupa Yeşiller Partisi’nin (EGP – European Green Party) 24-26 Kasım’da İsveç’in Karlstad kentinde yapılan 27.Konsey Toplantısı’nı yerinde takip eden Yeşil Siyaset Platformu’ndan Sema Alpan Atamer’in izlenimlerini 2 bölüm halinde paylaşıyoruz

1 – Avrupa’da Yeşiller Partileri’nin durumu

***

2 – Avrupa’nın gelecek vizyonu ve İklim değişikliği

Avrupa’nın geleceğine ilişkin öncelikli konular/sorunlar olarak şunlar gündeme getirildi:

  • İklim değişikliği ile mücedele
  • İklim değişikliğine uyum (İspanya ve Portekiz’deki yangınlar)
  • (Evrensel) Temel Gelir/Yurttaşlık Geliri (Devlet tarafından veya başka bir kaynaktan her yurttaşa koşulsuz olarak, eşit miktarda, düzenli sağlanan gelir)
  • Gençler için çalışma koşulları ve güvenli işler
  • Çalışma saatlerinin düşürülmesi
  • Daha fazla ortaklı Avrupa
  • Daha insani bir Avrupa
  • Yurttaşların daha iyi katılımı
  • Mülteciler için alanlar
  • Güney Avrupa’daki ülkelerde Avrupa, eskiden olduğu gibi güzel bir öykü gibi gözükmüyor.
  • Milliyetçilik yükselişte. Örneğin, İspanya’da Hükümet yolsuzluklarını, Katalunya meselesinin arkasına saklamaya çalışıyor.

Avrupa’nın geleceğine ilişkin soru, “Avrupa Birliği olacak mı, olmayacak mı?” dan ziyade, “Ne türden bir Avrupa istiyoruz?” olmalı.

Paris Anlaşmasının uygulama kurallarının müzakere edileceği Talanoa Süreci  önümüze 2 önemli konu koyuyor:

-AB politikaları Paris-proof olmalı. Yani Paris anlaşmasını dikkate alan, onunla uyumlu politikalar olmalı.

-Ulusal eylemler, Paris anlaşmasını da aşan daha azimkar hedefler taşımalı

İsveç’te iklim ve çevre politikalarını tüm politika alanlarına entegre etmeye çalışıyorlar. İsveç’i Dünyanın ilk fosil yakıtlardan arınmış ülkesi haline getirmek için çalışıyorlar. 2045 yılında net 0 emisyon ve %100 yenilenebilir enerji hedefliyorlar.

Avrupanın Genç Yeşilleri birarada

Bu hedeflere ulaşmak için:

  • Nükleer santrallarini kapatıyorlar.
  • İsveç hükümeti, emisyonların fazla olduğu çimento, çelik ve petrokimya tesislerinin yeni teknolojilere ve yeni enerji sistemlerine geçmeleri için devlet desteği sağlıyor. Çelik sanayiinde, kömürden hidrojen enerjisine geçmeye çalışıyorlar. Böylece yeni teknolojilerin üretiminde Dünyada ilk olmayı amaçlıyorlar. Çelik sanayiinde fosil yakıtlardan temiz yenilenebilir enerjiye geçilmesini çelik işçileri sendikası basın toplantısı ile kutlamış.
  • İsveç’te Hükümetin yönlendirmesi ile madencilik sektöründe yeraltında çalışan ağır iş makinalarının motorlarını mazottan elektrikli motorlara çevirmişler. Özel sektör firmaları, daha sessiz, daha temiz ve daha ucuz olan bu çözümü görünce, “bunu neden 10 yıl önce yapmadık?” demiş.
  • İsveçin kuzeyinde çok büyük rüzgar tarlaları oluşturmuşlar.
  • Yeni bir sivil havacılık vergisi getirmişler.

İsveç, halen İklim Performas İndex’i en yüksek ülke. Buna rağmen 4. Sırada, çünkü ilk 3 sırayı alabilecek performansı gösteren herhangi bir ülke yok şimdilik.

İsveç, bu yıl BM Güvenlik Konseyinde yer alıyor. İklim Değişikliği ve Güvenlik konusunda Çad Gölü Havzasındaki ülkelere ilişkin bir rapor hazırlamayı önermişler.

Yeni dünya düzeninde ve iklim değişikliği ile mücadelede şehirlerin rolü

Farklı şehirlerden katılan 3 panelist, Brüksel (Belçika), Lyon (Fransa) ve Ghent (Belçika) örnekleri üzerinden kentlerin iklim değişikliği ile mücadelede bir siyasal yanıt sağlama potansiyellerini anlattılar.

EGP toplantısı sırasında güneş panelli bisiklet sergileyen bir kişi de vardı

Şehirler, hem sorunların hem de çözümlerin kaynağı. Hava kirliliği, atıklar, kanalizasyon suları, sera gazı emisyonları, gürültü en çok şehirlerden kaynaklanıyor. Öte yandan şehirler, yenilikler için kolaylaştırıcı bir ortam sağlamalarının yanında; toplumsal ve kültürel çeşitliliğin, etkileşimin ve fikirlerin paylaşımının  merkezi oldukları; yeterli altyapı uygulamalarıyla yeşil ve sürdürülebilir projeler için sonsuz imkanlar sağladıkları için çözümün de kaynağı konumundalar.

Dünyadaki en zengin 100 şehir, üretilen GSYİH’nin neredeyse yarısını sağlıyor. 2050 yılı itibariyle küresel nüfusun dörtte üçü şehirlerde yaşıyor olacak. Avrupalıların %70’i şehirlerde yaşıyor. İster “akıllı” ister “dirençli” isterse “bağlantılı” olarak adlandırılsın, insanlığın geleceği şehirlerde şekillenecek. Sosyal ve demokratik laboratuvarlar, ekonomik inkübatörler, katılımcılığın ve yerel siyasetin deneme alanı olarak Dünyanın her yerindeki insanlar, şehirlerde kendi siyasal mukadderatlarının kontrolunu ve gücü daha fazla talep ediyorlar. Şehirlerin geleceği için yurttaşların katılımı önemli.

Berlin’deki sivil halk hareketleriyle başlayan fosil yakıtlardan arınma aktivistlerinden, ulaşım ve enerji konularındaki yenilikçi ortaklıklara, Avrupa’da bir çok şehir, iklim değişikliği ile mücadelenin öncülüğünü yapıyor; geleceğin politikalarını şekillendiriyor. Şehirlerin iyi yönlerinin yanında kötü yönleri de var: finans odaklarının eline geçme, aşırı eşitsizlik, tahripkar mutenalaştırma, rant peşinde koşma ve (airbnb ve über misali) platform ekonomik düzeni, kentsel göç, vb. şehrin, doğa ile ilişkimizin bozulması pahasına kalkınmasını ve modernitemizin de yansımasını getiriyor.

Avrupa tarihinde şehirler, büyük ütopyaların ve distopyaların sahnesi olmuştur. Şehirler, geçtiğimiz bir kaç yüzyılda –kapitalist ya da sosyalist-insanlıktan çıkmış mekanizasyonun ve geleneksel biçimlerin ötesinde yeni özgürlük ve dayanışma türlerine olan taleplerin buluştuğu nokta oldu. 20. Yüzyılın başındaki “sokakları geri alın” veya “şehir hakkı” gibi kentsel dinamikler veya daha yakın bir zamanda Madrid, Paris ve diğer şehirlerdeki kızgın yurttaşların sokakları ve meydanları işgal etmesi biçiminde tezahür eden hareketlerin merkezinde, derin ve yapısal bir dönüşüm yer almakta. Politik, ekonomik, kültürel ve sosyal sermayenin yoğunlaştığı modern şehirler karşısında şehrin sakinleri ve yurttaş hareketleri, gücün yeniden dağıtımını talep etmekteler. Böylece şehir, sadece toplumsal mücadelelerin sahnesi olmaktan çıkıp; sosyo-ekonomik modellerimizin esas temeli olarak bizzat kendisi aktör konumuna geldi. Şehir, zamanımızın hem ‘yeni siyasi merkezi’ hem de ‘savaş meydanı’ konumunda.

Son yıllarda Avrupa’daki seçimlerin sonuçları, şehirlerde yeşillere ve liberallere daha fazla oy çıktığını göstermekte. Şehir için ilerici mücadeleler, daha adil, ekolojik, keyifli ve sürdürülebilir toplum kadar, kentsel dokunun çoğulculuğunun Avrupa seviyesinde desteklenmesi çevresinde olacak gibi gözüküyor. Geleceğimiz, bu mücadelelerin neticelerine olduğu kadar,  Yeşillerin, bir siyasal güç olarak sosyal ve çevresel sorunlarla ne kadar baş edebildiğine ve yurttaşların demokratik yollardan kontrolunu sağlamasına da bağlı. Şehir hakkındaki düşüncelerimiz, şehri ve onun Dünyamızdaki yerini hayal edebilme kapasitemiz, değişimi ne kadar etkileyebileceğimizi, değişime katılabileceğimizi ve onun yönünü tayin edebileceğimizi belirleyecek. Ortak kaynaklar (commons) konusunda yeni bir dalga, yurttaş girişimleri var. Yeşil siyaset, “birlikte yapmak” demek. Bu da “katılım”dan, birlikte yaratıma (co-creation) kadar uzanıyor.

Brüksel

Brüksel’de sera gazı emisyonları %18 indirilmiş durumda. Pasif binalar, standard haline getirilmiş. 1000’den fazla yeşil istihdam yaratılmış. Mahallelerdeki küçük parklarla sürdürülebilir mahalleler oluşturulmuş. 63 km uzunluğunda yeşil yürüyüş yolu var. Şehirleri güvenle yürünebilir hale getirmeliyiz. 3 km.’den kısa mesafeler yürüyerek katedilmeli. 2013 yılında Brüksel “Yeşil Başkent” seçilmeye aday olmuş.

Ghent

Belçika’nın 260.000 nüfuslu Gent şehri, sanayi devrimi sırasında yeni işçi hareketlerinin ve kooperatiflerin beşiğiydi. Son 10 yıldır, enerji kooperatiflerinden, araç paylaşımı için dijital yurttaşlık platformuna, pek çok yerel gıda inisiyatifine, 500’den fazla yurttaş inisiyatifini içeren 3. dalga eylemlilik söz konusu.

Bu yurttaş girişimlerinin hızla yaygınlaştığını gören Ghent Kent Konseyi, 2011 yılında İstanbul’da da bir konferansının izlendiği P2P Vakfının kurucusu Michel Bauwens’den Ghent için Ortak Kaynaklara Geçiş Planı’nı (Commons Transition Plan)[i] hazırlamasını talep etmiş. Bouwens ve ekibi, ortak kaynaklara ilişkin projeler yapan veya yöneten 80 yurttaşla konuşmuş ve ortak kaynakların tabiatı ve şehrin rolüne dair bir araştırma yapmış. Ayrıca çeşitli belediye çalışanı ve meclis üyesi ile de görüşmelerde bulunmuş.

Burada amaç, sadece ne tür projeler yapıldığının bir haritasını çıkarmak değil; aynı zamanda politikmiş. Önce, doğal kaynaklara yönelik inisiyatiflerin geliştirilmesini hızlandırmaya çalışan Ghent yerel yönetimi ile yurttaşlar arasındaki potansiyel yeni kolaylaştırıcı ve düzenleyici ilişkilere bakmışlar. Daha sonra da, “ulus-devletler, ulus-ötesi ekonomileri düzenlemeye artık yetmediğinde şehirler, sosyal, ekonomik ve kurumsal değişimin aktörleri olabilir mi?” sorusunun cevabını aramışlar.

Bauwens, planı hazırlarken 2 önermeden yola çıkmış. İlki, “Kent Meclisi, ortak kaynaklara yönelik inisiyatif alan yurttaşlar ve Ghent şehri sakinlerinin pek çoğu artık sadece yerel aktörler değiller. Aynı zamanda, birlikte dünya çapında sosyo-ekonomik değişimi etkileyebilecek ulus-ötesi ve yerel-ötesi ağların bir parçası haline gelmiş durumdalar”. Örneğin “fab-lab”lar (fabrication laboratory; yani üretim laboratuvarı kelimesinin kısaltılmışı; dijital üretim için hizmet ve teçhizat üreten küçük ölçekli atelyeler) gibi yerel projeler, küresel fab-lab bilgi akışına, topluluklara ve hatta koalisyonlara bağlılar. İkincisi, “şehirler, işbirliği yapma yolunu daha bilinçli bir biçimde yönetebilirler.Bu konuda da iklim değişikliği politikaları ve –şehirlerimizi tahribeden- Über’in veya Airbnb’nin (bunlara gig-ekonomi deniyor) düzenlenmesi gibi örnekler var (örneğin Londra’da Übere’e alternatif olarak faydanın şoförlerle ve kullanıcılarla paylaşılacağı bir platform olan ve araçların ortaklaşa sahip olunacağı “Kahn’s cars (Han’ın arabaları)”, “Boris’in bisikletleri” benzeri çözüm seçenekleri getirilmiş) ama daha gidilecek yol da var. Şehirlerin uluslar arası koalisyonu, yerel-ötesi ve küresel işbirliğinin gerçek kurumları haline gelmeli”.

“Ortak kaynaklar inisiyatifleri (Commons initiatives)”nin kabul görmesinin yanında, yerel yönetimler tarafından desteklenmesi de gerekiyor. Şehirlerin artık yönetici gibi davranan politikacılara ihtiyaçları yok; herşeyden önce yaratıcı yurttaşların, canlı, yaşayan bir topluluk olduğunun anlaşılması gerekiyor. Bu da, işlerin özelleştirilmesi veya hizmetlerin kamu-özel ortaklıklarından satın alınması yerine, kamu-yurttaş ortaklıklarının geliştirilmesinin amaçlanması anlamına geliyor.

Ortak Kaynaklara Geçiş Planı’nda bir süredir Ghent’te üzerinde çalışılan konu olan “sürdürülebilir gıda sistemi” öne çıkarılmış. Bu Ortak Kaynaklara Geçiş Stratejisi’nin merkezini, gıda zincirindeki tüm paydaşların biraraya getirilmesi oluşturmuş; mevcut ve yeni inisiyatiflerin, yerel gıda ve kısa tedarik zincirleri etrafında toplanması ve üreticilerle tüketicilerin birbirleriyle temas etmesi sağlanmış.

Mevcut Gıda Konseyi, sektördeki paydaşların temsili bir organı olduğundan ve burada ortak kaynak inisiyatifindeki yurttaşlara eşit müzakere ve söz hakkı verilmesi istenmediğinden ikinci bir organa ihtiyaç duyulmuş. Mevcut bağımsız Kentsel Tarım Çalışma Grubu, kentsel tarım projelerinde çalışan yurttaşlar, uzmanlar ve kendilerini bu konulara adamış yurttaşların koalisyonu şeklindeki bir platform olarak, güçten/iktidardan arınmış biçimde sivil toplumda uzmanlığın seferber edilmesine yardım etmiş.

Şimdi beklenen o ki, hazırlanan Ortak Kaynaklara Geçiş Planı, iki yeni kurumun oluşturulmasına yardım edebilir: birincisi, sektör tarafından organize edilen ve şemsiye niteliğindeki platform. Bu platform, ortak kaynaklarla ilgilenen ve kendisini onlara adamış yurttaşlardan oluşabilir. İkinci organsa, mevcut “ticaret odalarına (chamber of commerce)” analoji yaparak, “ortak kaynak odaları (chamber of commons)” olabilir. Bu odalarda yurttaşlar, ortak kaynakların iyileştirilmesine ve ortak kaynakların ekonomisinin geleceğine kendisini hasretmiş girişimciler olarak yer alabilirler.

Şehirler, akıllı ve anlamlı çözümler getirebilecek potansiyele sahipler. Yerel olan aynı zamanda küresel de. Yerel olarak üretken, küresel olarak birlirleriyle bağlantılı şehirler geleceği belirleyecek. İki yol var: Birincisi, “para herşeyi belirler” şiarından yola çıkan özelleştirme, mutenalaştırma, mega projeler, vb., ikincisi ise, yurttaşların geri getirebilecekleri “herkes için iyi bir yaşam”.

Bütün bu anlatılanlardan yola çıkılarak şehir için bir ulaşım planı hazırlanmış. Amacını,

  • yayalar ve bisikletler için daha fazla yol
  • daha iyi bir trafik sirkülasyonu
  • park yerleri ve diğer ulaşılacak yerlere kolayca erişilebilmesi
  • transit trafiğin şehrin dışında tutulması

olarak belirlemişler.

Şehri bir pizzayı dilimlere böler gibi zonlara bölmüşler. Şehre bir zondan giren araç, yine o zondan çıkmak zorunda; başka zona geçmesini yasaklamışlar.

Elektrikli, hatta şoförsüz araçlar pek yakında çok ucuza piyasaya çıkacak. Bu durumda kimse toplu taşımayı tercih etmeyecek. Bu durumda ne olacak? Yapay zeka ve big data hayatımızı nasıl değiştirecek? Über ve airbnb gibi küresel firmaların şehirleri tahrip etmesinin önüne nasıl geçeceğiz? Bunlar hala önümüzde duran sorular. Arabalar, politik kararlar sonucu arttı. Bu sorulara çözümler de yine politik kararlarla getirilebilir. Politik manifestolar önemli.

İsveç’teki kentsel ulaşım düzenlemeleri

İsveç örneğine gelince, hava kirliğini azaltmak için şehiriçi ulaşımı düzenlemeye karar vermişler. Çünkü hava kirliliğinin ve ulaşımdaki aksaklıkların, aşağıdaki sorunlara neden olduğunu tespit etmişler:

  • Çocukların sağlığını etkilediğini;
  • Trafik sıkışıklığına ve alanların azalmasına yol açtığını
  • Uyuşukluk yaparak obeziteye neden olduğunu
  • Sosyal bariyerler yarattığını
  • Sert yüzeylerin iklime değişikliğine uyumu zayıflattığını
  • Gürültü kirliliği nedeniyle sağlığı etkilediğini
  • Sera gazı emisyonlarına sebep olduğunu

Buna karşılık çözüm olarak şu seçenekleri getirmişler:

  • Trafik tıkanıklığı bedelleri (congestion charges. Şehrin belirli trafiği yoğun bölgelerine giren araçlardan alınan ücret)
  • Kentsel çevre anlaşması (yeni bisiklet yolları, öncelikli otobüs hizmeti, kargo bisikletleri projesi, bisiklet park yerleri, yeni otobüs terminali, şehir otobüsleri lojistiğinin genişletilmesi)
  • Yerel iklim projelerine hibeler
  • Araçlara kısıtlı zonlarda sürüş izni (yeşil zon, emisyondan arındırılmış zon gibi. Araçların Nox emisyon seviyelerine göre belirli zonlara girmelerine izin veriliyor)
  • Elektrikli bisikletlere sübvansiyonlar (bu ekonomik araç, kullanımı çok arttırmış)
  • Ulusal hedefler ve vizyon

Kentsel ulaşıma toplumsal cinsiyet perspektifi kazandırılmış. Bu amaçla ilk girişimler, Maliye Bakanlığı tarafından tam anlaşılamamışsa ve canını sıkmışsa da, Maliye Bakanı feminist olduğu için kadınların işe ve eğitime ulaşım politikalarına ilgi duymuş ve sonunda ikna olmuş.

Yaklaşımlarına temel olarak, Guillermo Penalosa’nın şu sözünü almışlar: “Eğer şehirlerimizde yaptığımız her şey, 8 ve 80 yaşındakiler için ‘fevkalade’ ise, bu herkes için ‘fevkalade’ demektir”.

İnsanlık giderek daha fazla kentsel alanlarda yaşıyor ama yaşamını sürdürebilmesi için doğaya bağımlı. Havanın filtrelenmesi, mikroklimanın düzenlenmesi, gürültünün azaltılması, yağmur suyu drenajı, kanalizasyon suyunun arıtılması, kültürel değerler ve eğlence için kentsel ekosistem hizmetlerinin sürdürülmesi ve geliştirilmesi de önemli.

Lyon

Fransa’da 1,4 milyon nüfuslu, 500 kilometrekare yüz ölçümü olan Metropol Lyon Şehri için katılımcı süreçle bir Ekolojik Strateji hazırlamışlar. Sürece 104 kuruluştan temsilciler ve  akademisyenlerle çeşitli atelye çalışmaları ve ayrıca 4 ortak toplantı gerçekleştirmişler ve bu çalışmalardan 400 öneri almışlar. Böylece sahiplenmeyi sağlamışlar.

Emisyonları azaltmak için aşağıdaki seçenekler önerilmiş:

  • Şehir planlama (Eğer herkes evine yakın bir yerde ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsa, uzun ulaşım mesafelerine ihtiyaç kalmaz.)
  • Pozitif enerjili yapılar
  • Enerji verimli binalar
  • Araç paylaşımı
  • Yeni akıllı elektrik şebekesi
  • Sadece yenilenebilir enerjilerle şarj edilen elektrikli arabalar
  • Semtlerle otonom enerji üretimi

Bu seçenekleri çeşitli senaryolarla birleştirip, sera gazı salımlarını azaltma maliyetlerini hesaplamışlar. Böylece hangi seçeneklerin salım maliyetini nasıl etkilediğini analiz etmişler.

Bunun yanında doğayı şehirde muhafaza etmeye çalışmışlar. Polinasyonu sağlayan böcekleri tekrar şehre getirmek için bir program başlatmışlar. Önce kentsel alan ve çevresindeki tüm yabani bitkilerin ve ekolojik koridorların, bu koridorlardan risk altında olanların envanterini çıkarmışlar. Şehirde 100 ekolojik koridor açmışlar. Bitki sağlığı için kullanılan ürünlerin kamusal alanlarda kullanımını yasaklamışlar.  Binlerce ağaç dikmişler. Pek çok hayvan türü şehre geri dönmeye başlamış.

Malzeme, enerji ve su konusunda şehrin metabolizması ve şehrin hızla eski haline getirilmesi konusu bundan sonraki çalışma alanları olacakmış. Gıda güvenliği, ekonomik dirençlilik, ortak çalışma öncelikleri. Sanatçılar, şehrin sorunları için yaratıcı çözümler sunabilir.

Şehirlerin ulus-ötesi yönetişim düzeyine geçmesi kririk önem taşıyor. Şehiler, yeni siyasal merkezler olarak işlev görecekler. Yeşil şehirler, sürdürülebilir toplumların prototipi

[i]Commons: insanların ortak olarak sahip olduğu hava, su, kentsel alan vb gibi fiziksel ortak doğal kaynaklar yanında ortak toplumsal bilgiler. (bkz. https://www.tni.org/files/publication-downloads/commons_transition_and_p2p_primer_v9.pdf)

 

Sema Alpan Atamer

 

Köşe YazılarıUncategorized

Avrupa Yeşiller Partisi konsey toplantısından izlenimler 1 – Sema Alpan Atamer

Avrupa Yeşiller Partisi’nin (EGP) 24-26 Kasım’da İsveç’in Karlstad kentinde yapılan 27.Konsey Toplantısı’nı yerinde takip eden Yeşil Siyaset Platformu’ndan Sema Alpan Atamer’in izlenimlerini 2 bölüm halinde paylaşıyoruz

2 – Avrupa’nın gelecek vizyonu ve İklim değişikliği

***

1-  Avrupa’da Yeşiller Partileri’nin durumu

Avrupa Yeşiller Partisi’nin (EGP) 24-26 Kasım’da İsveç’in Karlstad kentinde yapılan 27.Konsey Toplantısı’nın ilk 2 gününe Yeşil Siyaset Platformu’nu temsilen katıldım. Avrupa’daki ülkelerde faaliyet gösteren Yeşil Partilerin üyesi olduğu Avrupa Yeşiller Partisinin toplantısına üye temsilcilerinin yanında yeşil sivil toplum örgütleri de katılıyor. Toplantıda hem bir parti olarak ortak karar alınması gereken konuları – tutum belgeleri, eylem planı, bütçe, yönetim kurulu, üyelikler, vb gibi idari ve mali konuları-müzakere edip onlar üzerine oylamalar yapıyorlar; hem de paralel ve ortak oturumlarda birbirleriyle ve dışarıdan gelen konuşmacılarla bilgi, deneyim alışverişinde bulunup, ortak vizyonlarını, politikalarını tazelemeye çalışıyorlar. Paralel oturumlardan katılabildiklerime ve ortak oturumlardan edindiğim izlenimlerimi ve çeşitli notlarımı sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Neden Karlstad?

Önce toplantının yapıldığı şehir ve neden bu şehrin seçildiğinden bahsedeyim: Karlstad, 1584 yılında kurulmuş. 1865 yılında büyük bir yangın geçirmiş. Sadece 16 ev kalmış. Ama sonra küllerinden yeniden doğmuş. 1843 yılında tohumları atılan üniversitenin bu statüyü resmen alması 1999 yılında olmuş. Şu anda 6.000 öğrencisi var. Şehrin nüfusu 90.000. Karlstad, İsveç’te Yeşillerin belediye meclisine girdiği ilk şehir olmuş. İsveç’teki en iyi ulaşım sistemine sahip. Bir delta üzerine kurulu kentte ulaşımı yeşil hale getirmek için bisiklet ve yayalar için pek çok köprü yapılmış. İklim değişikliği ile ilgili önlerine koydukları 2 hedef, İsveç’in ülke hedeflerine paralel olarak, 2045 yılında sıfır net karbon ve yenilenebilirlerin oranının %100’e çıkarılması.

Avrupa Parlamentosu 2019 Seçimleri ve Yeşiller

Toplantılardaki konuşmaların ve tartışmaların ana eksenini, Avrupa Parlamentosu için 2019 yılında yapılacak seçimlere EGP nasıl hazırlanmalı ve bu bağlamda Avrupa Yeşillerinin ülkelerindeki performansları, Avrupa’nın geleceği ve yeşil vizyonu, iklim değişikliği ve Paris Anlaşmasının uygulanması, küreselleşme ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri gibi meseleler oluşturuyordu.

Yeşiller, merkezinde Avrupa ve Dünya düzenindeki yerine dair tartışmaların yer alacağı 2019 yılında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerinde belirli bir rol oynamak istiyorlar. Genelde ülkelerdeki ulusal seçimlere kıyasla, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde daha yüksek oy alıyorlar. Yani, 2019’dan itibaren Avrupa Parlamentosunda Yeşil bir başkan görmemiz olasılığı az değil.

Demokrasi ve insan hakları bizim ana değerlerimiz. Sosyal adalet de ortak değerimiz; fakat buna nasıl erişileceği ülkeden ülkeye değişebilir. Yeşil değerleri ifade etmeliyiz. Finansal gücün değil, insanların yanında olduğumuzu göstermeliyiz.

Yeşillerin sadece doğa, çevre ve iklim konularında değil, insanlar için önemli olan her bir konuda politikalar üretmeleri gerekiyor.

Avrupa’da Yeşiller Partileri’nin durumuna bakacak olursak

Almanya

Almanya’daki seçimlerden sonra başlayan ve Liberal Parti’nin masayı terk etmesiyle çöken koalisyon müzakereleri önemli odak noktalarından biriydi. Müzakerelere Yeşillerden 14 temsilci katılmış. Enerji, tarım, hayvancılık, ulaştırma gibi pek çok konu üzerinde müzakereler yürütülmüş. Yeşiller herkesi dahil eden bir çaba ile müzakerelere yaklaşmış ve bu süreçte aslında potansiyel koalisyon ortakları (sağ muhafazakar CDU/CSU ortaklığı, orta-sağ liberal FDP ve Yeşiller) pek çok konuda konsensusa varmışlar. Örneğin Yeşiller Partisinin, orduya harcanan bütçede kısıntıya gidilmesini isteyen Yeşillerin bu talebi, orduya giden her 1 Euro karşılığında, Kalkınma İşbirliği Fonlarına 1 Euro tahsis edilmesi gibi bir çözümle karşılanmış. Kömür santrallarından 7 GWattlık kısmının kapatılması kararı alınmış. Bunu rahatlıkla alabilmişler çünkü halen Almanya’da enerji üretim fazlası var ve özel sektöre verilen yenilenebilir enerji fiyatları çok düşük. Ulaştırmada tren, bisiklet, toplu taşım gibi öneriler kabul edilmiş. Yeşiller Partisinin, fosil yakıtlı motorların kaldırılması önerisi, otomotiv sektörüne ani bir darbe olacağı sebebiyle kabul görmemiş. Ama Yeşiller bunu bir zaman sonra elektrikli araçların artması ve ucuzlaması sonucu zaten bir zaman sonra olacağını savunuyor. İpleri koparan ise, Yeşillerin, Doğu Almanya’ya mali destek amaçlı “dayanışma vergisi” konması konusundaki önerisi ve ısrarı olmuş. Liberaller bu öneriyi reddetmiş. Yüzüp, yüzüp neredeyse sonuna gelinen koalisyon müzakerelerinde Liberallerin çıkıp gitmesi konusunda Yeşillerin yorumu son dakikada sorumluluk altına girmekten korkup kaçtıkları yönünde.

Seçimlerde Yeşillerin %8 civarında olan oyları, müzakerelerden sonra yapılan anketlere göre %25’e yükselmiş. Seçmenlere “sizce müzakerelerde sizin taleplerinizi en iyi dile getiren hangi parti oldu?” diye sorulmuş. Bu artışı Yeşiller, müzakereler sırasında açık, şeffaf bir yaklaşım sergilemelerine; her bir müzakere konusunda net politikalar ortaya koymalarına ve bu politikaları savunurken açıkça gerekçelendirmelerine; tavize ve uzlaşmaya açık bir tutum sürdürmelerine; böylece insanların kafasında ne isteyip ne istemediği ve bunların nedenleri çok net anlaşılan, güvenilir bir parti imajı oluşmasına bağlıyorlar.

Finlandiya

Beşbuçuk milyon nüfuslu Finlandiya’da Yeşil Lig Partisi son yerel seçimlerde oylarını önemli miktarda arttırarak %12,5 oy oranıyla büyük bir başarı sağlamış. Bu başarıyı getiren etmenleri şöyle anlatıyorlar:  önce “Bize kim oy verir?” diye sorup, bir seçmen profili çıkarmaya onları tanımaya çalışmışlar; sonra da onların duygularına ulaşmaya. 2 büyük seçmen profili araştırması yapmışlar. Kendilerine  benzeyen insanların onlara oy verdiğini düşünme noktasından hareket ederken; yapılan araştırmalar sonunda değerlerine ve davranışlarına çok farklı seçmen kategorileri ortaya çıkmış. Tüm kategorilerdeki seçmenleri de oy verme potansiyeline göre kemikleşmiş seçmenler, gerçekten oy verecek olanlar, potansiyel seçmenler ve sempatizanlar olarak gruplara ayırmışlar ve seçim stratejilerini bu insanlara nasıl erişebilecekleri üzerine oturtmuşlar. Bu araştırmalardan 2 önemli çıkarımları olmuş:

  1. Yeşillere oy vermeyi düşünen yeterince seçmen var: o halde kimseyi ayartmaya çalışmamalıyız; yeni hedef grupları ikna etmek için ana değerlerimizi ve anahtar mesajlarımızı değiştirmemeliyiz.
  2. Siyasal partiler, insanların “sahibi” değillerdir: O halde “Yeşillere oy verecek kimler olabilir (hangi tür seçmenle aynı değerlere sahibiz?)” ve “bu insanlar nasıl birileri?” konusuna odaklanmalıyız.

Parti stratejilerini katılımcı bir süreçle hazırlamışlar. 188 farklı konu üzerine tutum belgeleri oluşturmuşlar.  Bunlara dayalı olarak da mesajlarının çerçevesini ve insanlara bu mesajlarını nasıl iletebileceklerini belirlemişler. İnsanlarla yüz yüze, bire bir konuşmak için kapsamlı bir kampanya düzenlemişler. “Geleceğe odaklı sürdürülebilir kalkınma”, “temel gelir”, eğitim, sosyal güvenlik, vergiler ve iklim değişikliğini kendilerine öncelikli konu olarak seçmişler. Finlandiya’daki yerel seçimlerden sonra her ay bağımsız bir organ tarafından tüm siyasi partilerin performans ölçüsünü, diğer bir deyişle seçmenler nezdindeki başarısını gösteren Barometre adlı yayına göre Yeşillerin oy oranı en son %35’e yükselmiş durumda.

Hollanda

Mart 2017’de yapılan son Hollanda seçimlerinde Parlamentodaki sandalye sayısını 4’ten 14’e çıkaran YeşilSol Parti, önceliklerini belirlenip, buna uygun davranmaya çalışıyormuş. Örneğin Hıristiyan demokratlar, Parlamentoya Hollanda bayrağının asılması konusunu gündeme getirmişler. Asılıp asılmaması konusunda pek çok tartışma olmuş. YeşilSol Partiyi de, tartışmaların içine çekmeye çalışmışlar ama Parti bu konuda sessiz kalmayı tercih etmiş; çünkü “bu bizim işimiz değil; biz kendi işimize, kendi önceliğimize bakalım” diye bir karar almış. Zamanlarını, enerjilerini, kendi öncelikleri olan “sosyal eşitlik” konusu üzerine söz söylemek için harcamışlar.

İsveç

İsveç Yeşiller Partisi, 1981 yılında siyaset sahnesine çıkmış. 1988 yılında ilk kez parlamentoya girmişler. 2002-2006 arasında ilk kez Hükümette  yer almış. 2010’da oylarını %7,4’e, 2014’te %15’e yükseltmiş. İsveç’te yerel, bölgesel ve ulusal ölçekteki seçimler aynı gün yapılıyor. İsveç’te siyasi partilere bütçeden yapılan devlet yardımlarının yarısı, parlamentoda üyesi olan partilere eşit olarak dağıtılıyor. Diğer yarısı ise, partilerin sandalye sayısına orantılanarak üleştiriliyor. Dünyanın en güçlü yerel yönetimleri İsveç’te. Parlamentodaki grupları (25 milletvekilleri var), Parti MYK’sı (19 üye var) ve yerel yönetimlerdeki başkanlardan oluşan danışma kurulu hep birlikte senede 2 kez toplanıyorlar; böylece iletişim halinde oluyorlar. İsveç’te 288 belediye var. Şehir meclislerinde 200 üyeleri; merkezde düzenli aktif çalışan 40 politikacıları var. “Political doers and visioners” yani polikacılar olarak hemen yapan/icra eden hem de vizyoner olmaya çalışıyorlar.

Parti içinde kadın hakları ve sorunları ve kadın-erkek eşitliğinin sağlanması için gerekli çalışmaları yapmak üzere bir Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komitesi kurulmuş. Bu komitede erkeklerin yer alıp almaması husunu epeyce tartıştıktan sonra karışık bir komite olmasına karar vermişler. Herhangi bir konuda erkekler kendilerini ilgilendiren hususları kendi aralarında, kadınlarsa kendi aralarında tartışıp; sonra da biraraya gelerek birlikte politikalar ve çözümler üretiyorlar; kararlar alıyorlar. Parti Programlarında “İsveç Yeşiller Partisi, feminist bir partidir ve başından beri böyle olmuştur. Feminist politikalarımız kadınlarla erkekleri, birbirlerinin tamamlayan ama birbirinden katı bir biçimde ayrılan iki kategori olarak görmekten, insanları sınırlayan ve toplum tarafından oluşturulan cinsiyet rollerine kıstıran karmaşık sosyal yapılar olarak görmeye doğru gelişti” yazıyor.

2014 yılında Sosyal Demokratlar ile Yeşiller Partisinin koalisyonu ile oluşan İsveç Hükümeti, kendisini resmen “Feminist hükümet” olarak ilan etmiş. Yeşillerin feminist dış politikası koalisyon müzakerelerinde ana ekseni teşkil etmiş. İsveç hükümetinde 12 kadın ve 12 erkek bakan var. Bakanlardan altısı Yeşillerden. “Feminist Hükümet” kavramını, “karar almada ve kaynakların tahsisinde hükümet önceliklerinin merkezine toplumsal cinsiyet eşitliğini koymak” olarak tanımlıyorlar. “Feminist bir hükümet, genel faaliyet alanlarında politika yaparken, hem yurtiçinde hem de dış politikasında toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinin dikkate alınmasını garanti eder” diyorlar. Kadınlar ve erkekler, toplumu ve kendi hayatlarını şekillendirirken aynı güce sahip olmalılar.

Bu genel amaçların 6 alt amacı bulunuyor:

  1. Güç ve nüfuzun toplumsal cinsiyet eşitliğine göre dağıtılması: Her yönetici konumda eş-başkanlık var. Temsiliyetin eşit olmasını hükümet kolluyor.
  2. Ekonomide toplumsal cinsiyet eşitliği: Feminist bütçelerinde kadınlara ve erkeklere yapılacak harcamalar ve yatırımlar eşitleniyor. Toplumsal cinsiyet bütçesi (gender budget) konusuna Maliye Bakanlığını ikna etmeleri ve bunu resmi hale getirmeleri çok zor olmuş. Her yıl, bir önceki yıla ait istatistiklerin yer aldığı bir Ekonomik Eşitlik Kitabı başlıklı rapor yayınlanıyor. Bu kitapta yer alan verilere göre o yılın bütçesinde eşitliği sağlayacak ayarlamalar yapılıyor. Kurumlardan, özel kuruluşlardan toplumsal cinsiyet konusunda yaptıkları çalışmalara dair raporları talep ediliyor hükümet tarafından ve bunlar izleniyor. Daha fazla kadın çalışma hayatına girmeye başlayınca GSYİH artmış. Halen İsveç ekonomisi iyi durumda, Avrupa’da en yüksek istihdam oranına sahipler.
  3. Eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliği: Kadınlar ve erkekler, kız ve oğlan çocukları, eğitim, tahsil ve kendilerini geliştirme bakımından eşit fırsatlara ve şartlara sahip olmalılar. İsveç eğitim sisteminde okulları yeşil yapmak için çalışıyorlar. Okullarda ayrıca eşitlik, parasız devlet okullarında aynı kalite sağlanarak, zengin ve fakir, mülteci ve yerel tüm çocukların bir arada aynı standartta eğitim almalarını sağlayacak bir okul sistemi kurmaya çalışıyorlar. Özel eğitime muhtaç çocuklar için özel eğitim verebilecek öğretmenler yetiştiriyorlar.
  4. Ücretsiz ev işleri ve sağlanan bakım olanaklarının eşit dağılımı: Ev işlerinde kadın ve erkek aynı sorumluluklara sahip olmalı; bakım alma ve verme fırsatları konusunda eşit sürelere tanınmalı. Kadınların siyasete katılımını arttırmak için toplantılar gündüzleri yapılıyor. Belediyeler, hafta sonları çocuklu ailelere bakım hizmeti sağlayarak, ebeveynlerin kendilerine zaman ayırmalarına yardım ediyorlar.
  5. Sağlıkta toplumsal cinsiyet eşitliği: Kadınlar ve erkekler, kızlar ve oğlanlar, iyi bir sağlık için eşit koşullara sahip olmalı; aynı sürelerde bakım olanakları tanınmalı.
  6. Erkeklerin kadınlara yönelik şiddeti durdurulmalı: Erkekler ve kadınlar, kızlar ve oğlanlar, aynı haklara ve fiziksel bütünlük erişimine sahip olmalı. Yeni yıla girmeden önce yeni Cinsel Suçlar Yasasını Parlamentoya getirmeyi planlıyorlar. 10 yıldan beri bunun üzerinde çalışıyorlarmış. 10 yıl önce bu konuda bir raporu gündeme getirmişler. Değişmek isteyen erkeğe yardım etmek gerekiyor. Örneğin kızkardeşini koruma sorumluluğu verilen genç bir erkeğe yardım etmek gerekiyor.

“Feminizm, kadınların insan olduklarına dair radikal bir mefhum.” diye seslendiriyor duygularını feminist, kadın İsveç Dışişleri Bakanı (Sosyal Demokrat Parti’den). Diplomasiyi, militan, feminist bir biçimde yürütmeye çalışıyor. Kadınların barışı tesis etmekteki ve barışı korumaktaki rollerinin altını çiziyor.  Toplumsal cinsiyet eşitliğine, bitmemiş bir iş gözüyle bakılıyor. Kendilerine “Kadın haklarına ilişkin ihlaller var mı? Ayrımcılık söz konusu mu? Kadınlara kaynak ayrılıyor mu?” sorularını sorarak politikalarını belirliyorlar. Her yıl kadınlara yönelik bir eylem planı hazırlıyorlar. Feminist Forumun politikaları, siyasetlerini belirlemede önemli bir rol oynuyor.

[Yarın 2. bölüm] İklim değişikliği ile mücadelede şehirlerin rolü: Brüksel  Lyon ve Ghent

 

 

Sema Alpan Atamer 

DünyaManşet

Avrupa Yeşilleri : Barış süreci tekrar başlamalı

Türkiye’nin Suruç ilçesinde 32 insanın ölümüyle sonuçlanan terörist saldırı sonrasında Avrupa Yeşil Partisi eşsözcüleri Monica Frassoni ve Reinhard Bütikofer bir taziye açıklaması yaparak saldırıyı kınadılar ve çözüm sürecinin tekrar başlatılıp hızlandırılmasını önerdiler.

Frassoni ve Bütikhofer’in açıklaması şöyle:

“Pazartesi günü Suruç’ta öldürülen genç aktvisitlerin aileleri ve arkadaşlarına taziyelerimizi bildiriyoruz. Kurbanların çoğu hayatlarını sadece Suriye’de değil Türkiye’de de barış ve demokrasi mücadelesine adamış kişilerdi.

Meydana gelen trajik olay ve peşinden Türkiye’de tırmanan gerginlik ülkenin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a, DAİŞ karşısındaki muğlak duruşunun ötesine geçmesi ve bu terörist gruba karşı daha net bir tutum alıp, onu Kürtlerle olan çekişmesinde bir araç olarak kullanmaktan vazgeçmesi gerektiğini göstermiştir. Erdoğan, ırk ve din ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlarını savunmalı ve bölgede daha pozitif bir rol oymaya başlamalıdır.

Son saldırı çözüm sürecinin tekrar başlatılıp hızlandırılması gerektiğini açıkca göstermiştir. Türk hükümeti şiddetin tırmanmasını önlemek için tüm gücünü ortaya koymalıdır.

Kürtlerin temsilcileriyle 2012 yılında başlatılan barış müzakerelerini daha büyük bir enerji ve hevesle devam ettirmek halen tüm taraflara olumlu sonuçlar sağlayacak en iyi seçenek olmaya devam etmektedir. Avrupa Birliği sürecin devam ettirilmesinde üzerine düşen rolü oynamalıdır.

Türkiye’de, içinde birçok siyasi partinin, demokratik kurumların, işçi sendikalarının, STK’ların, entellektüel ve sanatçıların olduğu, adına Barış Bloğu denilen, sivil bir koalisyon kuruldu ve 26 Temmuz’da terrorist saldırıyı kınayacak bir yürüyüş düzenliyor.

Avrupa Yeşil Partisi yürüyüşle ve tüm dünyada, özellikle Ortadoğu’da özgürlük ve barış için haykıran insanlarla dayanışma içindedir.

 

Yeşil Gazete

Kategori: Dünya

ManşetYeşillerden

Avrupa Yeşilleri, “Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki üyelik müzakereleri devam etmeli”

Avrupa Yeşiller Partisi yaptığı yazılı açıklamada Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki üyelik müzakerelerinin devam etmesi gerektiğini belirtti.

24 Haziran Pazartesi günü yapılan yazılı açıklamada Avrupa Yeşilleri bir yandan Merkel’in,  “Türkiye’nin adaylığı ile ilgili tereddütlerim var” açıklamasının dar görüşlü olduğunu belirtirken diğer yandan da Avrupa Yeşilleri eş başkanı Monica Frassoni, Erdoğan’ın protestoların meşruiyetini tanıması ve barışçıl bir biçimde devam etmesine izin vermesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Gizem Hasırcıoğlu tarafından türkçeye çevrilen açıklamayı hem türkçe hem de ingilizce olarak yayınlıyoruz

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki üyelik müzakereleri devam etmeli

Dün Almanya şansölyesi Merkel, Türkiye Avrupa Birliği adaylık sürecine dair tereddütleri olduğunu belirtti. Avrupa Yeşiller Partisi (EGP) olarak bu dar görüşlü öneriye karşı çıkıyoruz. Türkiye’de yeniden barış ortamının sağlanması adına AB müzakere sürecinin devam etmesi gerektiğini savunuyoruz. Bu Avrupa Birliği’nin barışçıl çözüm sürecine katkı sağlaması, AB’nin uzlaşmacı bir rol üstlenmesi ve Erdoğan hükümetinin demokratik güvenilirliğini göstermesi için en iyi fırsat.

Avrupa Yeşilleri eş başkanı Monica Frassoni’ye göre:

Avrupa Yeşilleri eş başkanı Monica Frassoni

“Erdoğan protestoların meşruiyetini tanımalı ve barışçıl bir biçimde devam etmesine izin vermelidir. Bu hafta sonu Türk hükümeti Taksim’i boşaltmak için yeniden orantısız güç kullanmıştır. Bu mazur görülemez.

AB ekonomik büyümenin ekolojik ve demokratik kaygılardan daha önemli olmadığını savunan barışçıl politik ve sosyal güçleri desteklemekte daha görünür olmalı. Barışçıl örgütlenme Türkiye Anayasası tarafından koruma altında olduğu gibi Türkiye’nin de altında imzasının bulunduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de tanımlanmıştır.

Almanya, görüşmelerin askıya alınma çağrısına öncülük etmiştir. Merkel, hükümetin tepkisinin sert olduğunu söylemekte haklı olmakla birlikte görüşmelerin askıya alınması büyük bir hatadır. Avrupa cesur davranmalı ve Türkiye’de demokratik sürecin teşvikinde önemli bir fırsat oluşturan müktesebatın 23. ve 24. Bölümlerinin (Adli Konular ve Temel Haklar, Adalet, Özgürlük ve Güvenlik ) görüşülmesini sağlamalıdır.

Avrupa Yeşiller Partisi

Brüksel, 24 Haziran 2013

***

Negotiations on Turkish membership of the EU must be kept open

Yesterday, the German chancellor Mrs Merkel put doubts towards Turkish EU membership. The European Green Party (EGP) strongly opposes this short-sighted proposal. To facilitate a return to a peaceful situation in Turkey, negotiations on Turkish membership of the EU must be kept open. It is the only opportunity for EU to help find a peaceful solution. It represents the best opportunity for the EU to play a positive role, and for Erdoğan’s government to show their democratic credibility.

According to Monica Frassoni, EGP Co-Chair:

“Erdoğan must recognise the legitimacy of the demonstrations in Turkey, and allow them to continue peacefully. This weekend, the Turkish government once again used excessive force to clear Taksim. This is inexcusable.

“The EU must be more visible in supporting the peaceful political and social forces, who want to ensure that economic growth does not come at the expense of environmental and democratic concerns. The right to organise peacefully is guaranteed under the Turkish constitution. Not only that, but it is fully recognised under European Convention on Human Rights, to which Turkey is a signatory.

“Germany has led the charge calling for the freeze on negotiations to continue. While it’s obvious that Merkel is correct in saying that the Turkish response has been much too strong, it is a grave mistake to put off negotiations with Turkey any longer.  Europe must be bold and take negotiations on chapters 23 and 24 of the acquis communautaire (Judiciary & Fundamental Rights, and Justice, Freedom & Security) as an opportunity to foster the democratic process in Turkey.”

European Green Party

Brussels, 24 June 2013

 

Türkçeye çeviren: Gizem Hasırcıoğlu

(Yeşil Gazete / Türkiye)

 

 


 

Kategori: Manşet

DünyaManşet

Avrupa Yeşilleri’nden Merkel’e Türkiye uyarısı

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye’ye yaptığı 2 günlük gezinin ardından bir açıklama yapan Avrupa Yeşilleri Merkel’i tutarlı olmaya ve Türkiye’nin AB’ye girmesine daha fazla zorluk çıkarmamaya çağırdı.

Avrupa Yeşiller Partisi (EGP) eşbaşkanı Reinhard Bütikofer

Alman milletvekili ve Avrupa Yeşiller Partisi (EGP) eşbaşkanı Reinhard Bütikofer, Merkel’in 24-25 Şubatta gerçekleşen ziyaretinin ardından yaptığı açıklamada ilk adım olarak AB’nin Türkiye vatandaşlarına uyguladığı vize rejiminin serbest bırakılmasını önerdi. Merkel – Sarkozy ikilisinin Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecini tıkadığı vurgulanan açıklamada “Yeşiller olarak Almanya Başbakanı’nı engellemelere son verip, Türkiye’nin üyeliği için gerekli adımları atmaya çağırıyoruz” denildi.

Merkel’in Türkiye görüşmelerinde tutarsız bir politika sergilediğini söyleyen Bütikofer, Merkel’in söyledikleri ile uygulamalarının farklı olduğuna dikkat çekti. “Merkel bir yandan Türkiye’nin AB üyeliği konusunda vaadlerde bulunuyor, öte yandan çekimser duruşunu değiştirmiyor” diye konuşan EGP eşbaşkanı, müzakerelerde sadece bir başlık daha açılmasının yetersiz olacağını dile getirdi.

Şimdiye kadar  Merkel’in Türkiye için gönlünden geçenin tam üyelik değil imtiyazlı ortaklık olduğu bilinmekteydi. Yeşiller tarafından yapılan açıklamada bir başlık açılmasının Merkel’in kararlı olduğunu göstermeye yetmeyeceği ve Merkel’in tutumunun sadece Almanya Başbakanı olarak değil AB’nin önde gelen karar vericisi olması nedeniyle önem taşıdığı belirtildi.

(Yeşil Gazete)

Kategori: Dünya

Yeşillerden

Avrupa Yeşilleri: “Türkiye’de yasal kurallar saldırı altında”

Avrupa Yeşiller Partisi delegasyonu, bu hafta Türkiye’yi ziyaret etti. Delegasyon açıklamasında, “Büyük altyapı ve nükleer santral projelerine dayanan ulusal kalkınma modeli tamamen sürdürülemez” olduğunu vurguladı.

Açıklama şu şekilde; “Şu anda, insanların ve çevrenin pahasına inşa edilen ülkenin ekonomik büyümesi ve hızlı gelişimiyle birlikte tamamen sürdürülemez ve uygunsuz model benimseyen Türkiye’nin gerçekten bir kalkınma reformu modeline ihtiyacı var.”

Avrupa Yeşiller’i rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerjiler açısından zengin olan ülkede farklı ve uygun bir kalkınma için mücadele veriyor.

Türk Yeşiller’i (Yeşiller) adına konuşan Uluslararası İlişkiler Sekreteri Ahmet Atıl Aşıcı ise şunları söyledi: “Şu çok açık ki mevcut hükümet Türkiye’nin sürdürülebilirliğine inanmaktansa, karbon açı, limitsiz ülkere inanıyor. Üçüncü Köprü İnşaası, her birinde 1 milyon nüfuslu iki yeni şehir ve İstanbul Kanalı, üç nükleer santral, HES’ler, elli kömürle çalışan santral ve küçük HES’lerden oluşan megaloman hükümet programı Türkiye’nin gelecek ekonomik gelişiminde çok ciddi bir açık yaratacak. Ve kirliliği arttıracak, ülkenin doğasının ve doğal kaynaklarını yok edecek.

Doğayı korumak şu anda varolan ve ne yazık ki yetersiz kurallar da hükümet tarafından sistematik saldırılara maruz kalıyor. Hükümet, doğayı yok eden bu projeleri gerçekleştirmek için sürdürülebilirliğe ve ekolojiye hiçbir saygı göstermeden boşluklar üzerinden kuralları deliyor.”

Türkiye Yeşiller Partisi, ekolojik bir anayasa için kampanyalar yürütüyor. Çeşitli politikacılar, avukatlar ve akademisyenler tarafından desteklenen Ekolojik Anayasa İnisiyatifi’nde de başı çekiyorlar. Yeşiller, yeni anayasanın ekolojik bir yaklaşımla en azından bir değişiklikle birleştirmesi gerektiğini söylüyorlar.

Avrupa Yeşiller Partisi Eş Başkanı, Monica Franssoni, “Doğanın kendi haklarına sahiptir ve bunlar ihmal edilemez. Bu açıdan, Yeşiller tarafından başı çekilen Ekolojik Anayasa İnisiyatifi’ni memnuniyetle karşılıyor ve destekliyoruz.” dedi.

“Aynı zamanda Türkiye’deki, yasal kuralların saldırı altında olduğu gerçeği için de endişeleniyoruz.” diye ekledi. “Biz, kendi davranışlarımıza ve Avrupalılar olarak kendimize bakmadan, Türkiye’nin zayıflıklerını kınamamalıyız. Yeşiller, üyelik müzakereleri düşünüldüğünde, olası bir tutum değişikliğinin hem Avrupa, hem de Türkiye için çok olumsuz sonuçları olduğuna ikna oldu.”

 

Kategori: Yeşillerden