Hafta SonuManşet

‘Biz, Terörist Anneleri’

İtalya’da yayınlanan Espresso dergisinde  23 Mart 2016’da yer alan röportajı Nükhet Akgün Bordignon‘un çevirisi ile paylaşıyoruz

***

Bu annelerin çocukları Belçika’da doğup büyüdü ve radikalleşip IŞİD için savaşmaya gittiler. Daha sonra ise 22 Mart 2016’da olduğu gibi katliamlar yapmak için geri dönmüşlerdi

Kadınların bu dünyaya getirdikleri hikayeleri, mücadeleleri ve acıları…

Röportajın İtalyanca aslı
Yeşil Gazete için çeviren: Nükhet Akgün Bordignon
Röportaj: Davide Lerner
Fotoğraflar: Poulomi Basu

11

Brüksel’de herkes kurbanlar arasında ailesinden ya da dostlarından birinin olup olmadığını anlamaya çalışırken Molenbeek’de ise tam tersine terör eylemlerini gerçekleştirenler arasında ailelerinden birinin olup olmamasıyla ilgili bir korku yaşanıyor. Tıpkı bu mahallede Suriye veya Irak’a ‘Kutsal Savaş’ vermeye gitmiş ve sonra terör eylemleri gerçekleşirmek için -gizli bir şekilde- geri dönme ihtimali olan çocukların anneleri gibi. Bu annelerin çoğu 22 Mart günü saat 16:30’da L’École caddesi 76 numarada buluşacaklardı ancak hepsi telefona yapışmış bir şekilde evlerinde kapalı kaldı.

‘Kaygılı Aileler’ derneğinin sorumlusu olan Jamila Hamdaoui acele bir şekilde özür dileyerek herkesin büyük bir panik içinde olduğunu, aralarında bir çoğunun çocuklarıyla iletişime hala geçemediğini ve hala terör eyleminin sorumlularının isimlerinin açıklanmadığını söyledi.

12Molenbeek, Brüksel’ın merkezine oldukça yakın ve Avrupa Birliği kurumlarının olduğu bölgeye yirmi dakika yürüyüş mesafesinde. Bölge Salah Abdeslam‘ın yakalanmasıyla henüz rahatlamışken yeniden başlamaya hazır olan fırtınadan habersizdi.

“Bir oğlumu Suriye’de kaybettim. Beni ayakta tutan şey diğer çocuklarımın radikal islamcı olmasını engellemekten başka bir şey değil” diye açıklıyor görüştüğümüz annelerden biri olan Malika. Toplantılara her zaman üzerinde gümüş boncuklar olan pembe bir tesettür ile katılan bir başka anne ise mahallede herkesin birbirini tanıdığını, terör eylemlerini gerçekleştiren kişilerin aileden biri olmasa bile muhakkak bir tanıdık olabileceğini belirtiyor.

BU YATAK BOŞ KALDI

“Bir gün bana gelip islami bir düğüne gitmek için izin istedi. Ona elbette gidebileceğini söyledim ancak Jihad için ayrılacağı aklıma bile gelmemişti”. Bir gün sonra ise yatak boştu. Suriye’deki ilk çatışmada 19 yaşındaki Sabri -İslam’ın damadı- şakağından vurularak hayatını kaybetmişti. Bu olaydan sonra anne Saliha Ben Ali belli aralıklarla tıpkı kendisi gibi radikal İslam yüzünden çocuklarından ayrılan kadınlarla bir araya gelme kararı aldı. Buradaki amaç ise önce ne olduğunu anlamak, kendileriyle aynı sonu paylaşmamaları için risk altındaki mahallelerde yaşayan diğer annelere yardım etmek ve nüfus içindeki savaşçı oranı konusunda AB rekoru kıran Belçika’da yabancı savaşçı fenomenini ortadan kaldırmak.

Molenbeek’de merkezde, Vaartkapoen( Flemenkçe Kötü Çocuklar demek, lakin tesadüfen böyle bir isim koyulmuş) gibi merkezlerde yapılan hazırlık toplantıları olmaksızın Molenbeek, Schaerbeek ve Vilvoorde gibi mahallelerin okullarında ve evlerde yapılan düzenli aktivitelerin devam etmesi zor gözüküyor. Kadınlar, etrafları naneli çay ve nargile içen erkeklerle dolu barlarla çevrili bu yere her hafta çocuklarıyla geliyorlar. Daha çok erkeklerin bir araya geldiği bu yerde bir kadın görmeniz imkansız. Bulundukları yerdeki televizyonlarda ise spor haberlerinin yerini terör saldırısıyla ilgili haberler almış durumda.

SESSiZLiK YASASINA KARŞI MÜCADELE!

“Yalnızca erkeklerimiz değil devlet de bizi yalnız bırakıyor” diyor çocuğu IŞİD’e kayıtlı olsa dahi hala hayatta olan az sayıdaki annelerden biri olan Malika.

Patlamadan birkaç saat sonra bizi kabul eden Molenbeek Belediyesi Eğitim ve Kültür sorumlusu Annalisa Gadaleta, kurumların baskı uygulamasının, daha önce teşhisi konulması gereken bir hastalığa aşırı kaçan bir tedavi olduğunu görmekten çok uzakta olduklarını dile getiriyor. 1994 yılında Belçika’ya gelmeden önceki İtalya’da yaşadığı son yılları anımsarken, göz yaşlarıyla buradaki kadınların İtalya’daki mafya karşıtı iki önemli savcı olan Falcone ve Borsellino‘ yu hatırlattıklarını anlatıyor.

“Çünkü bu kadınlar, tıpkı İtalya’da mafyaya karşı mücadele eden savcılar gibi, kültürel düzeyde bir savaş alanı yaratan ve okullara kadar ulaşan cihat olgusunu koruyan Omertà yani sessizlik yasasıyla mücadele ediyorlar”.

İçişleri Bakanı Jan Jambon, tarafından başkentte risk altında olan bölgelerde islamcılıkla mücadele etmek adına önerilen 300 milyonluk Plan Canal Projesi, Molenbeek’de yetersiz olan polis güçlerini güçlendirmeyi hedefliyor. Sosyal Hizmetler için ise neredeyse hiç bir çalışma planı yok ki aslında buradaki annelere göre asıl başlanması ve ele alınması gereken alan sosyal hizmetler.

SALDIRINDAN ÖNCE BiR BiRA VE ESRAR

“Biliyorum olup biten şeylerden sonra sizin için bunu düşünmek imkansız ama onlar kötü değiller” diyor Jamila Hamdaoui, oğlundan ve oğlu gibi olanlardan bahsederken.

“O yaştaki bütün genç delikanlılar gibi diskoyu, kızları ve içkiyi seviyorlar. Sadece yardıma ihtiyaçları var”.

Bu sözler bir annenin daha doğrusu umutsuz bir annenin sözleri.

Ancak bu gençlerin dini fanatizmleri ve davranışları arasında bir tutarlılıktan bahsetmek zor. Aynı şeyi Salah Abdelslam’ın yakalandığı caddede yaşayan ve bir taksi şöförü olan Othman da söylüyor. Bataclan saldırısından üç hafta önce Salah ile bir yerde buluştuğunu ve Salah’ın bir elinde esrar ve bir elinde bira olduğunu anlatıyor bize ve gülerek ekliyor “Daha önce bu kadar rahat bir yaşam tarzı olan biriyle tanışmamıştım”.

İSLAM HAKKINDA HiÇ BiR ŞEY BiLMİYORLAR

Annalisa Gadaleta’nın teorisini destekler bir şekilde asıl meselenin din olmadığını sosyal dışlanmışlığın bu çocukları alıp götürdüğünü söylüyor Malika. Oğlu Muhammed’in Suriye’ye gitmeden önce ona bağırdığını da ekliyor.

14

Anne!! Onlar gibi beyaz ve sarışın olsaydım ve adım Jean Jacques olsaydı, şimdi bugün bir ofiste doğru düzgün çalışmadan iyi bir gelir sahibi olurdum”.

Anverne Üniversitesi’nde Siyasal İslam uzmanı olan Fabio Merrone de aynı olgu üzerinde duruyor. Ona göre sosyoekonomik problemler sorunun kaynağı. Sosyoekonomik problemlerin onlarda yarattığı öfke ve şiddet İslam ile giydiriliyor. Bu gençlerin din bilgilerinin 1970’lerdeki radikal komünistlerin sahip olduğu bilgiden çok daha zayıf olduğunu da ekliyor.

Buradaki gençler 80’li yıllarda Afganistan’a Rusya’ya karşı savaşmak için gidenlerden daha genç ve daha cahiller. Bosna’ya ve daha sonra 2003 yılında Irak’a savaşmak için gidenlerden ise daha öfkeli ve ve daha büyük bir hüsran içindeler. Tüm bu açıklamalar aslında Belçikalı yabancı savaşçı profilini ortaya çıkarıyor. Biraz ötedeki seyahat acentalarında ise Türkiye’ye sadece gidiş biletleri satılmaya devam ediliyor.

Saliha Ben Ali annelerin onlardan yardım isteme konusunda hala şüpheleri olduğunu, bazı şeylerin kötüye gittiğini hissetikleri zamanlarda bile polislerle ortak çalışıldığını düşünerek derneklere ve gönüllü kuruluşlara katılmadıklarını belirtiyor.

TERÖRİSTLİK ÇÖPÇÜLÜKTEN İYİDİR.

Saliha Ben Ali oğlu Sabri’nin yaşadığı deneyimleri anlatmaya devam ediyor. Çocukluğundan beri okul arkadaşlarıyla yaşadığı iletişim problemleri yüzünden zorluklar çektiğini ve bu zorlukları yabancı uyruklu oluşuna ve İslam inancına atfettiğini söylüyor.

15

“O dönem iş bulamıyordu, orduya ve şehrin itfaiye birimine katılma denemeleri sonrasında yaşadığı düş kırıklığını hala çok net hatırlıyorum”.

Pozisyon çöp toplayıcılığı. Sabri ise durumu neredeyse hemen reddediyor. Çünkü bu babasının gözünde küçük düşürü bir pozisyon. Bu olay Sabri’nin radikalleşme sürecine girdiği ve dünyadaki müslüman nüfusun özellikle Filistinlilerin içinde bulunduğu hüsranı benimsemeye başladığı ilk aylardan önce yaşadığı son olaydı. Gençlere yardım etmek için bağımsız bir derneği yöneten Karim, İsrail kontrol noktalarının buradaki dezavantajlı gençler için mutlak bir kötülüğü temsil ettiğini söylüyor.

Saliha’ya göre Sabri kötü insanlarla takılmaya başladıktan sonra işler daha da zorlaşmaya başlamış.

“Birgün, dedesini ve ninesi görmek istedi. Hiç konuşmadan saatlerce onlarla oturmuş. Ne yazık ki anlayamamış olduğum başka bir ayrılık işaretiymiş o gün yaşananlar”.

ANNE VE BABA SİZ HAİNSİNİZ!

Malika oğlu Muhammed’in ortadan kaybolmasından birkaç zaman sonra Facebook üzerinden aldığı mesajı anlatıyor bize. Oldukça basit bir mesaj.

“Suriye’deyim”.

Ancak ayrılışından aylar önce aile içinde büyük sorunların yaşandığını da söylüyor Malika.

17

Oğlum beni ve babasını davanın hainleri olarak görüyordu ve son zamanlarında bana karşı olan davranışları oldukça sert ve kabaydı. Arada bir skype üzerinden konuşuyoruz. Ama konuyu hiç açmıyorum ya da onu buraya dönmesi için ikna etmeye çalışmıyorum. Çünkü onun buradan gitmesine sebep olan ön yargıları iyi tanıyorum. Konuştuğumuzda hiç birşey yokmuş gibi davranıyorum. Ne IŞİD’ten ne politikadan ne de cihattan bahsediyoruz. Ona yalnızca nasıl olduğunu, nasıl uyuduğunu ve ne yediğini soruyorum”.

Adını vermek istemeyen, başı açık başka bir anne ise oğlunun islami söylemlerden bahsetmeye başlamasından sonra işlerin kötüye gitmeye başladığını anladığını anlattıyor. Laik bir aile olduklarını ve din hakkında bir şey bilmediğini de ekliyor. Yardımcı olması için oğlunu İslam konusunda çok güvendiği bir arkadaşına gönderdiğini ancak bir sonuca varamadığını, oğlunun eskisinden de kibirli bir halde geri geldiğini anlatıyor.

Abdelslam ailesini yakından tanıyan Fatima ise onlarla çok yakın oturduklarını Salah’ın doğumuyla kendi kızının doğumu arasında bir kaç gün olduğunu, anne Abdelslam’ı ziyarete kucağında kızıyla gittiğini ancak tutuklanmak istemediği için artık aile ile görüşmediğini söylüyor.

Abdelslam ailesi ise Fatima’nın bahsettiği evden Fatima’nın aksine onlarla görüşmekte ısrar eden gazeteciler yüzünden taşınmış. Salah’ın yakalandğı ev, bir kaç sokak mesafede olan ve Molenbeek’in Küçük İtalya’sı olarak adlandırılan bir yer. 40’lı yıllarda madende çalışmak için başlayan italyan göçü, 60’lı ve 70’li yıllarda daha çok Molenbeek’e yönelmiş. Molenbeek’e olan bu yönelimin nedeni sanayinin o dönem sunduğu olanaklar ki aslında Marcinelle faciasından sonra yavaş yavaş madenler kapanmaya başlamış. Bugün Molenbeek nüfusu yaklaşık 100 bin civarında, İtalyanların sayısı yalnızca 1700, sanayi olanaklarının azalmasıyla italyan nüfus yerini ortadoğululara, Türklere ve Faslılara bırakmış. Annalisa Gadaleta gençler arasındaki işsizliğin bugun %50’lere vardığını ve işsiz 30 bin gencin 25 yaşın altında olduğunu söylüyor.

Görüştüğümüz annelerin aktivizmi günden güne daha da bilinir bir hale geliyor. Molenbeek Kent Meclisi üyesi olan Karim Majoros kadınlara halk evlerinin nasıl yönetileceği ile ilgili danışmanlık veriyor. Brüksel’deki Libera Derneği’nin temsilcisi olarak ise Marcella Militiello mafyadan zarar görmüş göçmen İtalyan aileleriyle, görüştüğümüz anneleri bir araya getirecek bir toplantı düzenlemek istiyor.

“Gadelata haklı. İki olay arasında farklılıklar olduğu gibi belirgin olan benzerlikler de var. Örneğin burada ikinci kuşak göçmenler kendilerini ne Belçika’ya ne de ailelerinin doğup büyüdüğü ülkeye ait hissediyorlar. Bu yüzden IŞİD’te ihtiyaç duydukları güçlü bir kimlik buluyorlar. Tıpkı İtalya’daki Mezzogiorno bölgesinde bir çok genç mafya üyesinin olması gibi” diyor ve gençlerin ailelerini terketmelerinde paranın da önemli bir etken olduğunu ekliyor Militiello. Ona göre savcı Borsellino’nun “Parayı takip edin, mafyayı bulursunuz” sözü yabancı savaşçıların savaşmaya gitme tercihlerini anlamak için de uygun düşüyor.

Savaşçı sayıları her geçen gün artıyor. Geriye dönenlerin dışında ve Suriye’de en az bir yıl kalmış, Brüksel’deki Yahudi Müzesi patlamalarını gerçekleştirenlerle birlikte Belçika’da neredeyse 450 kişi var. Fransa’da ise resmi bilgilere göre 1200 kişi mevcut. Fransa’dan sonra sırada İngiltere, Almanya ve Hollanda yer alıyor. Europol yöneticisi Rob Wainwright’ın tahminlerine göre ise Avrupalı savaşçı sayısının 3000 ile 5000 arasında olabileceği belirtiliyor.

NO WAR, FUCK DAESH

16

Anneleri selamlayıp savaştaki gibi zırhlı bu mahalleden ayrılıyoruz. Halk evinden Salah’ın yakalandığı yere kadar 10 dakikalık bir yürüyüş mesafesi var. Sonra da saldırılardan bir kaç saat sonra vatandaşların pastel boyalarla No War ve Fuck Daesh gibi yazılar yazdığı La Bourse meydanına varılıyor. Bu yazıları kimin yazdığı çok önemli değil ancak bu çok zor olan savaş aynı zamanda Molenbeek’deki annelerin de savaşı.

 

Röportajın İtalyanca aslı
Yeşil Gazete için çeviren: Nükhet Akgün Bordignon
Röportaj: Davide Lerner
Fotoğraflar: Poulomi Basu
Röportajın Yayınlanma Tarihi : 23 Mart 2016

 

(Yeşil Gazete, Espresso)

Kategori: Hafta Sonu