Dış Köşe

Bir hayalim var – Leyla İpekçi

0

Saat aksamüstü beşe çeyrek var. Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı’nda patlama olmuş,

 

Humus’ta halk keskin nişancıların hedefinde, bir şüpheli Libya Merkez Bankası’na ait iki buçuk milyon dolarla İstanbul’da yakalanmış, darbe karşıtlığıyla tanınan emekli yarbay İzmir’de trafik kazasında ölmüş, yüzde yüz dana etinden tavuk çıkmış, İstanbul Swissotel’in Dolmabahçe Caddesi tarafına bırakılan paketten bomba çıkmış, polis bombayı fünyeyle patlatmış…

Böyle devam ediyor dehşet saçan haberlerin akışı. Her şeyin merkezinde, her şeyin savaşçısıyız. Böyle buyurmuş bize konjonktür! Belki devletçilikten serbest pazarcılığa geçmişiz, belki gençlerimizin boyu artık daha çok uzuyor, belki yaşam süremiz artıyor ama konjonktür hep zulüm dayatıyor bize.

Suriye’deki şiddetin, Libya’daki kaosun merkezinde değiliz ki sadece. Kendi içimizdeki savaşın da merkezindeyiz. Barışın savaşçısı olduk ne zamandır. Umutlar filizlense de, kimse artık savaşmak istemese de… Birileri dağa çıkıyor, birileri zihinleri parçalıyor, birileri tükürmekten bahsederek kardeş nefretini meşrulaştırıyor. Zulüm devam ediyor kaldığı yerden. Nasılsak öyle yönetiliyoruz, bu karayazgıyı ‘nasip’ sanıyoruz ve yine hiçbir şey olmuyor.

Evren ve Şahinkaya’nın yargılanmasına başlanıyor evet. Hepimiz müdahiliz. Geçmişimizle, geleceğimizle müdahiliz bu davaya. Bir şeyleri milimetrelerle değiştirebilmek için… Korkunun yanına umudu da koyabilmek için. Sivil anayasa sürecini de destekliyoruz. Yapılamasa da… İnsan kalabilmek için. Kendimizi bu darbe anayasasına yakıştıramadığımız için. Başka baharlara dek… Destekliyoruz.

Ama memleketi kaosa sürüklemeye çalışanlar da her zamanki gibi iş başında. Konjonktürü istedikleri gibi manipüle etmenin profesyoneli oldular on yıllardır. Balyoz davasından sıyırtmak isteyenler kadar, henüz patlamamış bombaları meşrulaştırmak isteyenler de çok çalışıyor.

Alevi örgütlerinin Sivas katliamı davasında zamanaşımı kararını protesto etmek için pazar günü İstanbul Kadıköy’de yaptıkları mitingden bahsetmek de gerekli. Çünkü evet, binbirinci kez yine katliam ve provokasyonlara dikkat çekmek, hepimiz için elzem. Zira Hatay’da, Adıyaman ve İzmir’de Alevilere karşı yine ‘gizli el’lerce yürütülen ‘operasyon provaları’nın bu kez Erzincan’da tekrar edilmesi hepimiz için çok acil bir durum.

Belli ki, tıpkı 93 yılında Sivas’ta gerçekleştirilmeden önce yapılmaya çalışıldığı gibi, tıpkı 80 darbesi sürecinde Çorum ve Maraş’tan önce de başka yerlerde denendiği gibi yine deniyorlar, deneyecekler. Ya o zamanlar tuttuğu gibi şimdi de bir tanesi tutarsa bu provokasyonların! Bir kıvılcım daha ateş alırsa!

Yıllarca insanlığa karşı yapılan suçların zamanaşımı olmayacağını haykırırken bizler, tıpkı Balyoz davasındakiler gibi tehdit almaya devam mı ediyor olacak davalara bakan hakimlerle savcılar? Azmettirenleri hakkıyla yargılamasınlar diye?

Daha ne kadar her ‘mesele’mizde başa döneceğiz tehditle, şantajla, mafyozik hesaplarla? Memlekete kapitalizm geliyor, post modernizm geliyor, küresel sermaye geliyor vesaire ve bunca ‘liberal’ gelişme bile ‘en muhafazakâr’ arazlarımızı bir milimetre kıpırdatamıyor. Belli ki, sadece kara deliklerimizin üzerine kat kat allık sürülüyor.

Bir hayalim var. Eski bir hayal. Ama geniş zamanlı. Kalksa sınırlar! Hem içimizde, hem dışımızda. Dersim’den arabayla yola çıkıp Elazığ, Adıyaman ve Antep’e, oradan Halep’e güle oynaya geçsek. Oradan Şam ve Beyrut’a, Gazze’ye… Yine mesela arabayla Artvin’den Batum’a, oradan Erivan’a, Tebriz’e, Tahran’a geçsek sorunsuzca…

Yağmanın, nifak tohumlarının, çatıştıran provokatörlerine içte ve dışta ortadan kalktığı, konjonktürün hava ve suyla, toprakla ve mevsimlerle belirlendiği, ipek yollarının döşendiği cennetsi bir bahar olsa yolculuğumuz. Aynı öykünün, aynı duanın, aynı şarkının içinde hep birlikte çoğalsak.

Başımızdaki örtü nedeniyle spor takımınızın yenik sayılmadığı, kimsenin bize terörist muamelesi yapmadığı, göçmen denilerek aşağılamadığı bir Batı olsa, sözleşmesini yaptığı gibi özgürlük ve kardeşlik içeren insani bir hukuk karşılasa bizi, evrensel havuzunda…

Fransa’nın Toulouse kentinde ölü ele geçirilen Merah adlı gencin, operasyon öncesi polise, suçsuz olduğunu söylediği iddiası ya doğru çıkarsa? Zanlının babasının avukatına göre, ellerindeki iki video kaydı, operasyon öncesi öldürülen Merah’ın, “saldırılarla alakası olmadığını ve hiçbir şey yapmadığını” polise söylediğini açıkça gösteriyormuş.

Doğuda ve batıda, ideolojilerin, inanç ve milliyetlerin belirlemediği bir hukuka kavuşsak! Maktullerin masumiyet hakkını hep birlikte savunduğumuz, işkencecilerin nedamet getirdiği, cuntacıların yargılandığı, toplum mühendislerinin inkârdan vazgeçtiği, sömürgecilerin eli kolu bağlandığı bir günde, bahar çiçeklerini dizsek art arda…

Belki de diyorum, hayallerden, iyilikten, güzellikten bahsetmek de zulme karşı bir direniştir bugünün dünyasında. Leyla İpekçi – Zaman

 

Kategori: Dış Köşe

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.