Manşetİklim Krizi

Baha Kesici: Türkiye’nin iklim krizindeki payı reddedilemez

Baha Kesici 18 yaşında bir iklim aktivisti. Dünyanın dört bir yanındaki gençler gibi o da iklim değişikliği ve liderlerin buna karşı sessizliği konusundaki kaygılarını eyleme dökmüş durumda.  Bilecik’de yaşıyor ve Gelecek için Cumalar (Fridays for Future) hareketinin bir parçası.

11 Aralık’ta ise Paris Anlaşması’nın yıldönümü için “Hedef 1 Buçuk” sloganıyla düzenlenen iklim grevlerinde yer aldı. Biz de onunla kendi aktivizm hikayesini, gezegenin endüstri öncesine göre ısınmasının bir buçuk dereceyle sınırlı kalması talebinin ne anlama geldiğini ve gelecek konusundaki kaygılarını ve beklentilerini konuştuk.

İklim aktivisti olmaya nasıl karar verdin?

Gezegenimizin birçok anlamda kötüye gittiği aşikâr. Çeşitli problemler ve onların çözümü için harekete geçen gruplar var. En mutlak surette bütün bu problemleri anlamsızlaştıracak olan iklim değişikliğinin ne kadar gerçek olduğunu fark edince, ‘ben de bir şey yapmalıyım’, dedim.

‘Amacımız bilimin sesinin daha gür çıkması’

 11 Aralık’ta #hedef1buçuk diyerek bir kampanya yürüttünüz. 1,5 derece neden önemli?

Neden bu kadar önemli olduğunu bir bilim insanı kadar iyi açıklayabileceğimi sanmıyorum. Sonuçta iklim aktivizminin asıl amacı da bilimin sesinin daha gür çıkmasını sağlamaktır. Bu yüzden bu konuda bir araştırmam olduğunu söyleyemem. Bilim insanlarının dediğine göre 1,5 derece dünyamızın geleceği için bir sınır.

Bu sınır 2 derece olarak belirlenmişti ancak son IPCC raporları gösteriyor ki hedefimiz 1,5 derece olmalı. İklim değişikliğinin sonuçlarını zaten yakinen yaşamaktayız. Bunların misliyle artması söz konusu. 1,5 derece bunların yaşanmaması için koyulmuş bir hedef.

Paris Anlaşması imzalandığından bu yana sence neler oldu? Başarılı bir politika yürütülebildi mi?

Paris İklim Anlaşması’nın beşinci yıldönümü. İmzalayıp, onaylamadığımız anlaşmanın üstünden beş yıl geçti. Peki ne oldu bu 5 yılda? Dünyanın en sıcak yılları geçti, en sıcak Kasım ayından yeni çıktık. En sıcak Aralığı yaşıyor niye olmayalım?

Kuraklıklar arttı. Verimli tarım arazilerimize haftalarca yağmur yağmadı. Çiftçilerimiz yeraltı suyu kaynaklarına yönelince tarlalarının ortasında dev obruklar açıldı. Aşırı hava olaylarında binlerce kişi öldü, milyonlarcası göç etti.

Erittiğimiz buzulların altındaki ve yok ettiğimiz ormanlarda saklı olan virüslerin fragmanı yayınlandı. Uzak gelecekte bulunması için, gelecek nesillere mesaj olarak; 2018 yılında Kuzey Kutbuna bir zaman kapsülü gömüldü. Geçen ay o zaman kapsülü İrlanda’da karaya vurdu. Grönland geçtiğimiz yıl dakikada bir milyon ton eridi.

Fotoğraf: DHA

‘Her şeyden önce bir niyet beyanı’

Türkiye Paris Anlaşması’nı neden Meclis’ten geçirerek onaylamalı?

Anlaşmayı onaylamayan ülkeler şöyle: Türkiye, Eritre, İran, Irak, Libya, Güney Sudan ve Yemen. Bu devletlerle, gelişmiş ülkelere karşı aynı safta anılıyor olmak bile bir yana, başka bahaneler üretiliyor olması utanç verici.

Birçok ülke onaylayıp, uygulamıyor evet ama bizim gene de onaylamamız gerekiyor. Çünkü, Paris İklim Anlaşması her şeyden önce bir niyet beyanı. Onaylayan ülke der ki “Niyet ettim geleceğimiz için, iklim kriziyle mücadele etmeye”.  Yani biz daha niyet etmiyoruz; sonra “İklim değişikliğiyle mücadelede en birinci biziz” şeklinde kendimizi kandırıyoruz.

Bu şuna benziyor; Dünyadaki bütün ülkeler doğamızın cebinden 100 lira çalmış. Biz de 1 lira ancak çalabilmişiz, bir lira da olsa çalmış olmak bizi hırsız yapmaz mı?

‘Bu krizdeki payımız reddedilemez’

Türkiye diyelim ki Anlaşmayı onaylamaya karar verdi. Bir sonraki talebiniz ne olacak?

Tabii ki de uygulanması. Sadece kabul etmekle olmaz. Tarihsel karbondioksit salım oranları üzerinden her ne kadar sorumluluğumuz reddedilse de kendi doğamıza verdiğimiz zararlar ve bu krizdeki payımız reddedilemez.

Bu şuna benziyor; Dünyadaki bütün ülkeler doğamızın cebinden 100 lira çalmış. Biz de 1 lira ancak çalabilmişiz, bir lira da olsa çalmış olmak bizi hırsız yapmaz mı?

Şu anda hükümet, bu aciz tavırla krizde payımız olduğunu reddediyor. Bu yüzden onaylanması yetmez uygulanması da lazım. Çevre mühendislerinin imzasını satmaması lazım.

‘Nükleer ülkeyim’ demek için, başkalarına santral yaptırılıp, Akdeniz’in suyunun ısıtılmaması lazım. Altındaki altını çıkartmak için üstündeki 3,5 milyon ağacı kesmememiz lazım. Doğayla dalga geçtiğimizi sanmayı bırakmamız lazım.

‘Kırılma noktasındayız’

 Gelecek hakkında kaygılı mısın? 20 yıl sonra nasıl bir dünyada yaşayacağımızı düşünüyorsun?

Bir kırılma noktasında olduğumuzu düşünüyorum. Eğer devletler sesimizi duyar, dediklerimizi uygularsa 20 yıl sonra bizi şu ankinden daha iyi bir tablo bekliyor olacaktır.

Ancak şu anda yaptıkları gibi sadece menfaatleri doğrultusunda hareket etmeye devam ederlerse yaşanacaklar malumdur. Tarımın göreceği büyük bir hasar, kıtlığı doğuracak. İklim mültecileri sınırlarına dayanmış veya zaten içinde dolaşan bir ülke için kıtlık ya halka zulmedilme tehlikesi ya da otoritenin çökmesi anlamına gelir. Bu da aynı zamanda sosyal yaşamın tehlikede olduğunu gösterir.

Sadece bir olası sebep sonuç zincirini ele aldım. Şu anda öngördüğümüz ve öngöremediğimiz onlarca farklı kıyametvari senaryo dünyanın dört bir yanında yaşanıyor olacak.

Kategori: Manşet