Tarımda çanlar çalıyor, hükümet sela okuyor – Abdullah Aysu

Kırsalda yaşam canlılığını yitiriyor. Doğanın canlı bekçileri olan çiftçiler, çiftçiliği terk etmek zorunda kalıyor. Ürün fiyatlarının maliyetlerin altında belirlenmesi çiftçiliğin terkinde baş rolü oynuyor. Bunu cümle alem biliyor. Hükümet aldırmıyor, çözüm üretmek için parmağını oynatmıyor. Serbest piyasa tanrısı piyasayı düzenler diyor. Başka şey demiyor.

Onuncu Kalkınma Planı’nın durum değerlendirmesi kırsal için tehlike çanlarını çaldığını ayan beyan gösteriyor. Hükümet, köylüler için sela okumaya devam ediyor. Tarım konusunda köylüler ile hükümet aynı yöne bakmıyor. Hükümet ayrı telden çalıyor. Köylüler şu an sabrediyor. Hükümetin tarım politikaları konusunda sazını akort etmesini bekliyor.

Tarımla ilgili veriler orta yerde. Veriler, çiftçiliğin ortadan kaldırılışına, olumsuzluğuna, “kör gözüm parmağına” misali, tanıklık ediyor. Hükümet ve toplumsal muhalefet güçleri tribüne çıkmış seyrediyor.

Bakın, Onuncu Kalkınma Planı’ndaki durum analizinin verileri şöyle: 2007-2012 döneminde ülke nüfusu toplamda yüzde 7.1 artmış. Fakat kırsal nüfus yüzde 8.8 azalmış. Yani kırsal alanda yaşayanların nüfusu 22.9 milyondan 20.9 milyona düşmüş. Beş yılda 2 milyon insan köyünü terk etmek zorunda kalmış.

Bu durumun toplam nüfus içindeki payını açıklarsak; kırsal nüfusun toplam nüfus içindeki payı yüzde 32.5’ten yüzde 27.7’e gerilemiş. 2012 itibarıyla kırsal nüfusun yüzde 57’si köylerde, yüzde 24’ü beldelerde ve yüzde 19’u ilçe merkezlerinde ikamet diyor.

Bu durum analizi iyi bir şey mi? Değil. Çünkü kırlar ıssızlaşıyor. Doğa canlılığını yitiriyor. Ekolojinin en önemli halkası olan kırsalın bekçileri üretici köylüler köylerini terk ediyor. Kırsal ve doğa sahipsiz kalıyor.

Ayrıca köylerde yaşayanların yaş seviyesi de yükseliyor. Beş yılın (2007-2012) içinde 65 yaş ve üzeri nüfusun payı yüzde 9.6’dan 11.3’e yükseldi. Tarımda uygulanan politikalar köyleri adeta yaşlılar yurduna dönüştürüyor. Aynı dönemde 0-14 yaş grubunun payı ise yüzde 27.8’den yüzde 25.5’e geriledi. Gençler çiftçilik mesleğinde istikbal görmüyor. Umutsuzlukları büyüyor. Köyde kalmıyorlar, kente iş ve aş aramaya gidiyor. Giden iş bulsa da bulmasa da köye geri dönmüyor. Bu nedenle köydeki nüfus yaşlanıyor. Genç nüfus azalıyor. İlerde çiftçilik mesleğini sürdürecek insan olmayacak.

Kırsal kesimdeki tarımda istihdamın payı yüzde 61 civarında. Eğitim seviyesi az da olsa yükseliyor. Yine 5 yıllık veriler (2007-2012) kırsal işgücü içinde lise ve üstü eğitimi almış olanların payının yüzde 18’den yüzde 18.2 yükseldiğini bildiriyor. Bu kötü değil en azından eğitim seviyesi gerilemiyor.

Evet, veriler bize kırsalda hızlı bir çözülmenin ve çiftçi erozyonunun yaşandığını gösteriyor.

Köylerde nüfus azalmasına paralel olarak okul çağındaki nüfusun düşmesi nedeniyle faal örgün eğitim kurumu sayısı azaldı. Eğitim sadece bir bilmeceye dönüşmedi, iyice zorlaştı da. Eskiden kırsalda okulsuzluktan şikayet edilirken şimdi var olan okulların bir bölümü kaderine terk ediliyor. Başka köylere taşımalı eğitim sistemiyle eğitime erişilmeye çalışılıyor. Eğitimde çiftçilik gibi eza verir, daha meşakkatli bir hale dönüştürülüyor.

Onuncu Kalkınma Planı döneminde ise kırsal kesimdeki asgari refah düzeyinin ülke ortalamasına yaklaştırılması amaçlanıyor. Hükümetin söylemi böyle. Ülke ortalaması bilindiği gibi 10 bin doların üzerindeyken, kırsalda yaşayanların gelir ortalaması 3 bin doları bile bulmuyor.

Asgari refah düzeyi ülke ortalamasının seviyesine yaklaştırılamaz mı? İstenilirse başarılır. Ama marifet, tarımı şirketlere teslim ederek, şirketlerin refah düzeyini yükselterek, ortalamayı bu şekilde yüksek göstermekte değil. Marifet çiftçileri köylerde tutarak, üretim yapabilmelerini sağlayarak refah düzeyini yükseltmektedir.

Abdullah Aysu – Özgür Gündem

İLGİLİ HABERLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Balık ekmek yemekle olmaz, Marmara’nın suyunu için!-Mehveş Evin

Ne yazık ki müsilaj felaketini balık yemek, denize girmek, denizin yüzeyini temiz görmeye indirgemek, bu büyük ekolojik krizi durdurmanın önündeki en büyük engel.

Marmara Denizi’ndeki kirlilik sorununa bir çözüm: Agroekoloji – Bülent Şık

Agroekolojik yöntemler sulardaki nitrat kirliliğini azaltıcı bir sonuç doğurur ve bu da içme suyu kaynaklarının korunması anlamına gelir.

Örgütlü sessizlik – Arat Dink

Zeki Tekiner, dört ay önce başka bir silahlı saldırıdan şans eseri ölümcül bir yara almadan kurtulmuştu. Vali’yi olayın siyasi boyutu olduğuna ikna edememişlerdi. Dostları Nevşehir’den bir süre uzaklaşmasını istediler. O, “Bana Nevşehirliden zarar gelmez” dedi, kaldı. Su, tanıdık akıyor, değil mi?

Marmara Denizi’ndeki müsilaj kirliliğinde kömürlü termik santrallerin etkisi incelenmeli- Pelin Cengiz

İstediğiniz kadar yüzey temizliği yapın, bir yeri temizlerken diğer taraftan atık devam ediyorsa buna temizlik denir mi?

Marmara’nın ölümü: İstanbul kolera salgınına hazır mı – Bülent Şık

Denizdeki müsilajin kolera salgını getirmesi mümkün. Ama her şeye rağmen devam etmekten ziyade durmayı, onarmayı öne çıkarmalıyız. İnsan, bitki, hayvan ve çevre sağlığını bir bütünün birbiriyle ilişkili parçaları olarak görmeye çalışarak çözümler arayacağız.

EN ÇOK OKUNANLAR