ManşetTarım-Gıda

Yoksa… Walmart ve “büyük” gıda endüstrisi GDO etiketlemesi mi istiyor?

Fotoğraf: Shutterstock

Gıda ve Çevre Raporlama Ağı kurucusu ve Grist yazarlarından Tom Laskawy‘nin grist.org’da yayımlanan yazısını, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Özlem Katısöz‘ün çevirisiyle sunuyoruz.

***

Gıda şirketleri, Kalifornia GDO etiketleme yasası olarak bilinen 37.No’lu yasanın durdurulması için 45 Milyon ABD Doları’nın üzerinde para harcadığından, bu şirketlerin özellikle Wallmart’ın bundan vazgeçip federal bir GDO etiketleme yasası için ısrar edeceklerine inanmak zor. Ama yayınlanan bir kaç rapor bu manevrayı doğruluyor.

Bir eyalette başlayıp sonra başka birinde patlak veren GDO etiketlemesinin yasalaşmasını isteyen taban hareketlerinin (Washington, Vermont, New Mexico, ve Connecticut) her biriyle teker teker uğraşmak bu firmalar için oldukça yorucu ve maliyetli hale gelmiş olabilir. Eğer öyleyse, bu yüz seksen derecelik dönüş, GDO muhalefetinin doğrudan tüketiciye hoş görünme stratejisini doğruluyor olabilir. GDO-etkiletmesi savunucuları Monsanto ve Syngenta gibi biyoteknoloji tohum firmalarıyla bu firmaların ürünleri ile üretileni satmak zorunda olan gıda şirketlerinin arasını açmayı başarmış olabilir.

Bunun nedeni, GDO’larla ilgili öne sürülen bütün iddialara karşılık GDO’ların tüketiciye pek az yarar sağlıyor olması  – ki bu da GDO’ya karşı en büyük argümanlardan biri. Bugüne kadarki GDO “icatları” çiftçilerin mısır, soya ve pamuk gibi ürünleri geniş alanlarda daha az iş gücüyle (yalnız endüstrinin iddia ettiğinin tersine, daha az kimyasalla değil!) ekme olanağı verdi. Bu anlamda, gıda firmaları davanın aslında onların meselesi olmadığını muhtemelen fark ettiler.

Bu büyük değişimi ilk defa Organik Tüketici Vakfı’nın başkanı Ronnie Cummins’in bir makalesinde okudum. Bir grup gıda şirketinin ABD Gıda ve İlaç Yönetimi Dairesi’ne (FDA) gidip zorunlu federal GDO etiketlemesi yasası ile ilgili lobi yaptıkları duyumunu alan Cummins aşağıdaki yorumu yapıyor:

GDO etkiletmesi ile ilgili büyüyen taban hareketinin yarattığı tehdit, Fortune 500’deki şirketlerin Monsanto ve biyoteknoloji endüstrisini terk etmelerine ve bilgi edinme hakkına “karşı duruşları”ndan kaynaklanacak halkla ilişkiler ve bilanço maliyetlerini yeniden düşünmelerine yol açmış olabilir mi? Her şeye rağmen bu şirketler GDO’suz üretim yapma konusunda yetersiz ya da yeteneksiz değiller. Bir çok Amerikalı’nın haberi olmamasına rağmen, Walmart, General Mills, Coca-Cola, Pepsi, Nestle, Unilever, Kellogg’s, Starbucks — hatta McDonald’s, sıkı GDO etiketleme yasaları nedeniyle Avrupa’da GDO’suz üretim yapıyorlar.

Toplantıya katılanlara yakın kaynaklardan bu kapsamda bir toplantının 11 Ocak günü gerçekleştiğini teyit ettim. Her ne kadar toplantı FDA’da gerçekleşmemiş olmasa da toplantıya FDA temsilcileri de katılmış. Toplantının sponsoru, tarım sektöründe etkin kurumların oluşturduğu bir koalisyon olan AGree Vakfı. Vakfın başkanlığını Clinton’un eski tarım danışmanı Dan Glickman ve Stonyfield Farm Organics CEO’su Gary Hirshberg yapıyor.

Cummins’in iddiasına ve benim de teyit ettiğime göre Walmart’ın başkan yardımcısı bundan böyle GDO etiketlemesi ile ilgili herhangi bir muhalefete öncülük etmeyeceklerini belirtmiş. Diğer gıda şirketleri de özellikle eyalet düzeyinde girişimleri dikkate alınca bu mücadelenin oldukça pahalıya mal olduğunu ifade ederek bu konu da aynı fikirde olduğunu belirtmiş. Eğer, Walmart GDO etiketlemesi konusunda taraf olursa ya da en azından muhalefetten vazgeçerse, diğerleri de onu takip edecektir. (Walmart’tan yorum talebime henüz yanıt gelmedi)

Tabi ki gıda şirketlerinin Montanso’yu değiştirebilecekleri fikrine karşılık GDO’yu savunanlar tarafında yükselen memnuniyetsiz sesler de var. Her şeye rağmen, genetiği değiştirilmiş ürünlerin karşı karşıya

Fotoğraf: Shutterstock

kaldığımız bir çok sorunu çözebileceğine işaret ediyorlar. Ama Ronald Rumsfeld’in de dediği gibi “elindeki GDOları ekebilirsin ancak, sahip olmayı dilediğin GDO’lu tohumları değil”. Ve elimizdekilerin hiç biri, destekçilerinin iddialarının aksine hasatta büyük artışlar, hastalık direnci, ya da yüksek besin değeri gibi özelliklere sahip değil.

Aslında, mevcut GDO tohumları kimyasal bazlı, fosil yakıtlara bağımlı tek türlü (monokültür) ürünler, yani en az sürdürülebilir, iklim şoklarına ve kaynak kısıtlarına en az dayanıklı tarım tipi. Ve hazırlanmakta olanlar da bunlardan daha fazlasını vaat etmiyor. Geçen senelerde Monsanto tarafından piyasa sürülen ve çokça haberi yapılan kuraklığa dayanıklı tohumlar da aslında kuraklığa pek dayanıklı değil. DuPont tarafından piyasa sürülmek için ABD Tarım Dairesi (USDA) tarafından onay bekleyen yeni büyük tohumun çiftçilere sağladığı tek şey, süper toksik etken madde içeriği (Agent Orange) ile tohumu ıslatma olanağı vermek.

GDO’ların tüketiciye sağladığı söylenebilecek en büyük yarar, endüstriyel tarımı basitleştirip fiyatların düşmesini sağlamak. Ama buna yanıt olarak gıda şirketleri size üretim maliyetlerinin, perakende fiyatının çok az bir kısmını oluşturduğunu söyleyeceklerdir (ki aslında maliyetin büyük kısmı pazarlama harcamalarından kaynaklanıyor). O zaman Walmart, Cargill, General Mills ne diye yüzlerce milyon doları Monsanto’nun savaşına destek için harcasınlar ki?

Bu “gizli” toplantıdan ne çıkacağını ya da endüstriden desteğini alan bu GDO etiketi meselesinin güçsüz bir “kurt postunda kuzu” versiyonu mu olacağını henüz kimse bilmiyor. Cummins bu noktada endüstri destekli olarak ama bir dolu yasal boşlukla beraber GDO etiketlemesini yasalaştıran Japonya örneğini hatırlatıyor.

Bir yandan gıda şirketleri GDO etiketlemesinin kaçınılmaz olduğunu anlamış da olabilirler. Sonuçta 61 ülkede etiketleme zorunlu ve Dünya Sağlık Örgütü’nün gıda güvenliği standartları grubu GDO’ları etiketlemek isteyen ülkeler için resmi olarak bir uluslararası nitelikte rehber hazırladı. Biz bu konuda öncü değiliz, hatta geride kaldık.

Umutlu olmamın bir diğer nedeni de şu: Geçen zaman gösteriyor ki FDA talep üzerine – eğer doğru insanlar isterse – işliyor.

Örnek olarak; FDA 2012 yılının Mart ayında Doğal Kaynakları Koruma Konseyi’nin (NRDC-Natural Resouces Defence Council) plastiklerdeki endokrin bozucu kimyasal bipshenol-A’nın yasaklanmasını isteyen dilekçesini reddetti. Ajans, talebin bilimsel dayanağının olmadığını belirtti (ki talep önde gelen endokrinologların da içinde bulunduğu bir uzman grubundan gelmişti). Herşeye rağmen bu karar sürpriz değildi. İki yıl önce, FDA, istese bile –ki istemedi- bisphenol-A’yı (BPA)  yasaklayacak yetkileri olmadığını iddia etti.

Ama sonra komik bir şey oldu. Amerikan Kimya Konseyi, gıda şirketlerinin desteğiyle, – ve muhtemel ki BPA’dan kaynaklanan olumsuz ün ve boykotlardan bıktıklarından- BPA’nın biberonları ve diğer çocuk ürünlerinde yasaklanması için kendi dilekçelerini verdiler. Ve NRDC’nin talebini reddeden FDA, 2012 yılının Temmuz ayında endüstriden doğrudan gelen kısmi yasak talep eden bu dilekçeyi kabul etti. Klasik bir ‘endüstrinin diğer kurumları parmağında oynatma’ durumu.

Tabi ki FDA hemen GDO etiketleme sürecini başlatmasa da gıda şirketlerinin bu politik savaştan çekilmeye hazır olmaları iyi haber. Tek tek eyaletlerde başlayıp tüm ülkede hızlanan GDO etiketleme mücadeleleri sayesinde, gıda şirketlerinin biyoteknoloji endüstrisinin çıkarlarına karşı sözlerini tutup tutmayacaklarını göreceğiz.

Bu sırada, GDO etiketleme savunucuları da Monsanto’dan gelen korkunun kokusunu alıyorlar. Sürdürülebilir bir gıda sisteminin kurulması amacıyla başlayan bir yerel taban hareketi olan Food Democracy Now’dan ve GDO etiketleme hareketinin en büyük mimarlarından Dave Murphy bir epostasında şu sözü verdi “her ne pahasına olursa olsun 2014’ün sonuna kadar etiketleme işini başarmış olacağız”

Etiketleme bundan çok daha önce yasalaşabilir. AquaBounty tarafından insan tüketimi için tasarlanmış genetiği değiştirilmiş ilk balık türü olan AquAdvantage somon balığının FDA’dan son onayı alma olasılığıyla bazı eyaletler hızlı hareket etmeye başladı. Missouri Eyaleti, genetiği değiştirilmiş et ve balık ürünleri için etiketleme yapılması ile ilgili yasa önersini sundu. FDA, somon balığına onay verme karşılığında kendisini etiketleme gerekliliği konusunda mecbur hissedebilir.

Ve bir kere bir tip GDO’lu gıda etiketlenirse, diğerlerinin de etiketlenmesi ne kadar sürer ki?

 

Yeşil Gazete için çeviren: Özlem Katısöz

Editör: Durukan Dudu

Yazının özgün hali (ingilizce) için tıklayınız.

(Grist.org, Yeşil Gazete)


 

Kategori: Manşet