İklim ve EnerjiManşet

Yeşil Düşünce Derneği’nden enerji semineri: Artık enerji demokrasisini konuşmalıyız

Yeşil Düşünce Derneği‘nin eğitim çalışmaları kapsamında İklim Krizi ve Yenilenebilir Enerji Çalışma Grubu’nun düzenlediği ‘Enerji Demokrasisi ve Türkiye’de Enerji Politikaları’ oturumu geçtiğimiz hafta sonunda gerçekleştirildi. 

İstanbul Teknik Üniversitesi‘nde çevre biyoteknolojisi alanında çalışan ve Türkiye Depotizo Geri Ödeme Sistemi (DRS) projesin yürüten Kardelen Afrodit Adsal’ın konuk olduğu online oturumda, adil dönüşüm, adil yenilenebilir enerji, enerji demokrasisi ve Türkiye’deki enerji dönüşümü konuları ele alındı. 

Adil tüketim ve kullanım

Kardelen Afrodit Adsal.

Buradaki konuşmasında kişilerin bireysel olarak ‘adil tüketim alışkanlıkları’nı sorgulayan Adsal, yaşanılan şehirdeki karbon ayak izinden çalışılan firmaya kadar dolaylı olarak insanın sebep olduğu hareketlerin olumsuz sonuçlarını azaltmaya başlamadan ve alışkanlıkları değiştirmek yönünde çaba göstermeden sadece sistemin değişmesinin bekleyemeyeceğini anlattı. 

Ancak vatandaşların yenilenebilir enerji kaynağının kullanılmasını daha çok talep etmesiyle enerji dönüşümün kalıcı olmasının sağlanabileceği kaydeden Adsal, yerelde özel istihdamlar ve teşvikler ile rüzgar enerjisinin üretiminin kalıcı olarak devamlılığının sağlanabileceğine değindi. Aslen rüzgar enerjisi için yapılan yatırımların 2010-11 yılları arasında uygulanmaya başlamasıyla şu anda zaman zaman Türkiye’nin ihtiyacının  %16’sını karşılayacak kadar enerji üretmeye başlandığına dikkat çeken Afrodit Adsal, kurulumlarda mevcut bazı teknik hatalarının giderilmesiyle üretilen enerji kapasitesinin artırılabileceğini söyledi.

‘Yerel halkın yaşamı olumsuz etkilenmemeli’

Yenilenebilir enerji kaynaklarının sadece verilen teşvikler ve para hırsı için yapılması halinde en çok kurulduğu bölgedeki yerel halkın olumsuz  etkilendiğine dikkat çeken Adsal, biyogaz örneğini verdi:

Örneğin, biyogazı temizlemede kullanılan yanlış kimyasallar yüzünden verimli tarım alanlarının yok edilebiliyor ya da biyokütle enerji santrali kapatıldığında geriye sadece üzerine betondan ev dikilebilecek bir alan kalıyor. Yanlış yatırımlar ve planlamalar sonucunda, daha sonraki projeler için özellikle yerel halk olmak üzere insanlarda güvensizliğe ve önyargılar oluşabiliyor. Bunu önlemek için bu projeler yapılmadan önce ilk olarak gerçekten ihtiyaçtan ötürü mü yoksa para odaklı bir yatırım mı diye düşünülmesi gerekir” 

Adsal, Türkiye’de verimsiz enerji üretiminin ve yanlış planlamanın çok yaygın olduğunu belirterek,  güneş enerjisinin Türkiye’de 6,2 GB üretim kapasitesinin olduğunu, ancak yatırımların etraflıca düşünülmeden yapıldığı örneklerde verimli tarım arazilerinin üzerinin betonla kaplanarak güneş enerjisi tarlalarına çevrildiğini, bunun da bölgede yaşayan halkın tepkilerine yol açtığını anlattı. Bu sorunların önüne geçmek için ihtiyaç ve potansiyel oranında uzun soluklu planlamalar yapılmasının önemine değinen Adsal, ön değerlendirmelerde ekosistemin zarar görmemesi için daha etkili adımlar atılması gerektiğinin altını çizdi: 

Hem köyden kente göçü azaltmaya çalışıp hem de o alana yapılan hidroelektrik santrali ile akan dereleri kurutursanız, toprağı verimsizleştirirseniz ve o alanı insanların ne tarım ne de hayvancılık yapabileceği bir yere çevirirseniz, o insanların yaşamlarına orada devam etmesinin beklenemez. Bir mühendis olarak yapabileceklerinizin sonu olmasa da insanların yaşamlarını olumsuz etkileyen faktörleri göz önünde bulundurmazsanız, sizi yazılım üreten bir robottan ayıran bir fark kalmaz.”

Enerji demokrasisi

Afrodit Adsal, Enerji demokrasisi kavramının son 10-15 yıldır konuşulmaya başlanan yeni bir konu olduğunu belirtti: 

‘Eylemler sonucunda mı, yoksa süreç ile mi enerji demokrasisine ulaşacağız?’ sorusuna, buna bir sonuç olarak bakarsak bu yolda her şey mubahtır gibi yaklaşılabilir ve bu yaklaşım birçok zincirleme birçok soruna sebep olabilir. Bu yüzden enerji demokrasisine bir süreç olarak bakmamız ve herkesi bir noktaya taşıyacak ama bireylerde negatif bir etki yaratmayacak bir sistem olarak değerlendirmemiz gerekir. “

Enerji demokrasisinin vatandaşlara ulaşmadığı takdirde, aracı kurumların ortadan kalkması durumunda sürekliliğin sağlanamayacağını ifade eden Adsal, herkesin kendi yerel pratikleri doğrultusunda enerji kaynaklarını dönüştürebiliyor olmasının gerekliliğinin altını çizdi, birincil olarak kararlardan etkilenecek kişilerin söz hakkı sahibi olmasının önemini vurguladı. 

Enerji Demokrasisi ile ilgili detaylı bilgi sahibi olmak için Yurttaş Enerjisi:Enerji Demokrasisini Gerçekleştirmek’ belgesine buradan ulaşabilirsiniz.

Eğitimin ikinci bölümü, 21 Ağustos Cuma günü Arif Künar’ın Türkiye’de mevcut enerji görünümü, politikaları ve enerji dönüşümünün nasıl olması gerektiğine ilişkin oturum ile devam edecek.