ManşetSivil Toplum

Türkiye’nin vicdani ret hakkını tanımama politikası tamamen çöktü

0

Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Görevlisi Serkan Köybaşı

Bütün Türkiye bir kez daha bedelli askerliği tartışırken, hükümet ve ana akım medya Türkiye devletinin de artık vicdanî reddi bir insan hakkı olarak tanımak zorunda olduğunu hala ağzına almıyor. Oysa İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM – ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi AİHM) kısa bir süre önce aldığı Bayatyan kararıyla Türkiye’nin de vicdanî ret hakkını tanıması gereğini bir kez daha ortaya koymuştu.

Ermenistanlı bir vicdanî retçi olan Vahan Bayatyan’ın başvurusu üzerine süren yargılamadaki kararını Temmuz ayında açıklayan İHAM,  Ermenistan’ın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin  düşünce, vicdan ve inanç hürriyetini düzenleyen 9. maddesini ihlal ettiğine karar vermişti. (Konuyla ilgili olarak Oğuz Sönmez ile yaptığımız röportaj için TIKLAYIN)

Bedelli askerliğin gündeme gelmesi nedeniyle Bayatyan kararının Türkiye’nin vicdanî ret hakkını inkar eden konumunu nasıl etkileyeceğini bir kez daha ele almak istedik ve konu hakkında yakın zamanda akademik bir makale yazan bir hukukçuyla, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Görevlisi Serkan Köybaşı’yla konuştuk.

İlk merak ettiğimiz konu Bayatyan kararı Türkiye’nin vicdanî reddi tanımama politikasında değişikliğe yol açabilir mi sorusunun yanıtıydı. Serkan Köybaşı bu soruya net bir yanıt veriyor:

“Kesinlikle açması lazım. Hatta kanımca, devletin iradesi dışında gelişen bu süreç sonucunda şu anda Türkiye’de vicdanî ret hakkı vardır. Neden? Çok basit bir mantığı var bunun:

1- İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAM) kararları İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) parçasıdır. Bu hem İHAS’ın 46. maddesinden kaynaklanır, hem de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin kararların yerine getirilmesini takip etmesinden.

2- İHAS, 1982 Anayasası’nın 90. maddesinin son fıkrası uyarınca kanunlarımızdan üstün konumdadır. Dolayısıyla İHAM kararları da kanunlarımızdan üstündür.

3- Sonuç: İHAM’ın Bayatyan kararı Askerlik Kanunu’ndan üstündür.

Bayatyan kararında İHAM ne dedi? Vicdanî ret hakkı İHAS’ın 9. maddesinin içinde -açıkça yazılmamış olsa da- vardır. Bu mantık çerçevesinde artık önüne vicdanî ret davası gelen hakimin, Anayasa’nın 90. maddesi gereğince şu tetkiki yapması gerekir: ‘Davalı kişi zorunlu askerlik yerine kamu hizmeti yapma hakkı olduğunu iddia ediyor. Askerlik Kanunu’na göre böyle bir hakkı yok. Ama İHAM’ın Bayatyan kararından sonra İHAS’ta vicdanî ret hakkı tanınmış. İHAS, Askerlik Kanunu’ndan üstün olduğuna göre İHAS’ı doğrudan uygularım, Askerlik Kanunu’nun İHAS’la çatışan kısmını görmezden gelirim. Davalının zorunlu askerlik hizmetini reddetme hakkı vardır. Cezalandırılamaz.’

Benim görüşüm, Türkiye’nin vicdanî ret hakkını tanımama politikası tamamen çökmüştür. Şu anda Türkiye’de, mahkemeler önünde doğrudan iddia edilebilecek şekilde vicdanî ret hakkı vardır. Eğer hükümet ve yargı eski düzeni devam ettirmek isterse artık bir hakkı tanımamış olmayacak, bir hakkı ihlal ediyor olacak.

“Ermenistan’daki durum Türkiye’ye benziyor”

Peki Ermenistan’daki durum Türkiye’ye benziyor mu? Bazı yorumlarda iki durumun birbirinden farklı olduğu iddia ediliyordu. Oysa Serkan Köybaşı Ermenistan’da dava sırasındaki durumun çok az farkla Türkiye’ye benzediğini ve ironik bir durum ortaya çıktığını söylüyor:

“Bayatyan’ın vicdanî reddinden dolayı hapis cezası aldığı dönemde Ermenistan Avrupa Konseyi’ne üyelik başvurusu yapmıştı ve Konsey’in üyeliğe kabul şartları arasında Ermenistan’ın üç yıl içerisinde vicdanî ret hakkını tanıması zorunluluğu vardı. Yani vicdanî ret hakkını tanımak artık Konsey’e üyelik için bir ön şart oldu. Nitekim Ermenistan hükümeti de bu şartı kabul etmişti. Kamu hizmetiyle ilgili bir kanunun hazırlıkları içerisindeydi, bu sırada tüm vicdanî retçiler için af çıkartıldı, vs. Ama Bayatyan’ın mahkumiyeti sırasında hâlâ alternatif kamu hizmetine dair bir düzenleme bulunmuyordu. Zaten hapis cezası da buna istinaden verildi. Tabi Ermeni hâkim ve savcıların devletçi, dar bakış açılı ve güncel durumu göz önünde bulundurmayan yaklaşımı da bu cezada etkili oldu. Ancak bu devletçi yaklaşım daha sonra devletin İHAM’da mahkumiyetine sebep oldu, ironik bir durum.”

Türkiye sürekli yalan söyleyen bir devlet haline geldi

Köybaşı’na göre Bayatyan kararı kesinlikle bağlayıcı. Ancak Türkiye hâlâ Osman Murat Ülke davasında mahkum olmasının sonuçlarını bile yerine getirmiş değil. Serkan Köybaşı Türkiye’nin sürekli yalan söyleyen bir devlet haline geldiği yorumunu yapıyor:

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin her insan hakları toplantısına “askerlik hizmetinde reform hazırlıkları devam ediyor” diye mesaj gönderiliyor. Nasıl bir hazırlıksa 2006’dan bu yana bir türlü bitmedi! Burada çok açıkça hükümetin bir oyalaması ve vicdanî ret hakkını tanımama konusunda ısrarıyla karşı karşıyayız. Ve sürekli yalan söyleyen bir devlet haline geliyoruz.

Peki Türkiye’den bir vicdani redçi İHAM’a dava açarsa ne olur? Serkan Köybaşı’na göre Türkiye tazminat öder:

“Bayatyan kararı Ermenistan’a karşı verilmiş bir karar ancak kararlar ‘Avrupa kamu düzenini’ oluşturduğu için tüm Avrupa Konseyi üyesi ülkeler için bağlayıcı. Bugünden sonra Türkiye’deki vicdanî retçiler, mahkemede, İHAS’ın düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü düzenleyen 9. maddesinin kapsamında vicdanî ret hakkının da olduğunu, İHAM’ın kararının zorunlu askerlikten başka bir düzenleme öngörmeyen kanunlarımızdan üstün olduğunu, hükümetin zorunlu askerlik hizmeti yerine bir alternatif kamu hizmeti düzenlememiş olmasının kendi sorumlulukları dahilinde olmadığını iddia edebilir ve bu hukuken geçerli bir iddia olur.

Hakim, hukuku biliyorsa ve Anayasa’nın 90. maddesini uygulamaktan korkmazsa vicdanî retçiyi serbest bırakacaktır. Bu kişiler, daha sonra düzenlenecek bir kamu hizmetine çağırılabilir. Hükümet zorunlu bir kamu hizmeti düzenlemezse bu kişiler ne askere gider, ne de kamu hizmeti yapar.

“Önemli olan iyi niyet ve biraz akılcılık”

Serkan Köybaşı Türkiye’nin bu inkar ve oyalama politikası nedeniyle mahkum olacağını da sözlerine ekliyor:

“Eğer tüm bunlara rağmen vicdanî retçileri hapse atmaya ve hapistekileri serbest bırakmaya yanaşmazsa Türkiye bunların hepsinden teker teker mahkum olur ve tazminat öder. Tabii bu tazminatı biz hukuku ve hakları savunanlar, hükümeti doğruyu gösterenler kendi cebimizden verdiğimiz vergilerle öderiz, o çok sinir edici bir durum. Mahkum olur ve tazminat ödemek zorunda kalırsak hükümet muhtemelen tazminatı öder ve yine “kamu hizmeti kanunu hazırlıyorum, merak etmeyin” diye mesaj gönderir Avrupa Konseyi’ne.

Ama bu sefer, hatta böyle bir mahkumiyete bile gerek yok kanımca, gerçekten bir vicdanî ret kanunu hazırlanacaktır. Nitekim AKP’den “zorunlu askerliği tartışalım” mesajları gelmeye başladı. Aynı şeyi CHP zaten seçim öncesinde seçim bildirgesine yazmıştı. Tabii şu anda tartışma aşamasını çoktan geçtik aslında. Vicdanî ret hakkı şu anda var. Önemli olan bu hakkın, hem vicdanî retçileri, hem toplum vicdanını, hem de toplum yararını en iyi şekilde sağlayacak şekilde düzenlenmesi. Almanya gibi başarılı örnek var önümüzde. Vicdanî retçileri sağlık sektöründe istihdam edip hem toplumsal, hem de ekonomik fayda sağlıyorlar. Vicdanî retçilere yönelik toplumsal hoşnutsuzluk da zamanla benimsemeye dönüşmüş durumda. Almanya gibi askerî tarihi hayli kabarık olan bir toplum bunu başardıysa, biz neden başarmayalım. Önemli olan iyi niyet ve biraz akılcılık.”

Serkan Köybaşı’nın Bayatyan kararına ilişkin hazırladığı ayrıntılı bir makale yakında Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kazancı Hakemli Hukuk Dergisi’nde yayınlanacak.

Yani konuyu iyi bilen bir hukukçunun yorumuna göre Türkiye’nin vicdani ret hakkını inkar etmekteki bu ısrarı artık tamamen hukuka aykırı bir hale gelmiş durumda. Ve bugün hala bir vicani retçi, İnan Suver, cezaevinde işkence altında mahkum olarak tutulmaya devam ediliyor. Çok sayıda vicdani retçi de aynı tehditle karşı karşıya.

Uluslararası vicdan şampiyonluğu yapmaya çalışan Türkiye devleti için trajik bir durum değil mi?

Haber: Ümit Şahin – Yeşil Gazete

Kategori: Manşet

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.