ManşetYazarlar

Suyun değerini bilmek

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1992 yılında aldığı karar gereği olarak 1993’den bu yana her yılın 22 Mart günü, yeryüzünde, günden güne büyüyen su sorununun önemine toplumların dikkatini çekmek için “Dünya Su Günü” olarak kutlanıyor.

Her yıl su ile ilgili ayrı bir tema ile kutlanan Dünya Su Günü’nün bu seneki teması ise ‘suyun değeri’… Suyun ülkeler ve toplumlar için ne anlama geldiği, gerçek değeri ve günden güne daha da azalan bu yaşamsal kaynağın nasıl daha iyi korunabileceği bu yıl bir kez daha dünyanın çeşitli bölgelerinde düzenlenen etkinliklerle tartışılıyor.

Bir kova su için 20 kilometre yol

Acaba suyun yaşamsal değerini biliyor muyuz? Bu soruya evet demek çok zor… Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanmış olan Dünya Su Gelişim Raporu‘nda belirtildiğine göre, dünyada; çoğunluğu Afrika ülkelerinde yaşayan 750 milyonu aşkın kişi temiz içme suyuna ulaşamıyor. Afrika’nın bazı bölgelerinde yaşayanlar bir kova suya erişebilmek için günde ortalama 20 kilometre yürümek zorunda kalıyorlar.

Günümüzde kentlerde oturanlar temiz ve güvenilir suya ulaşım konusunda sıkıntı yaşıyorlar. Dünya kentlerinde 20 yıl önce 110 milyon kişi temiz ve güvenilir suya ulaşım olanağından yoksunken bugün bu sayı resmi istatistiklere göre 150 milyona ulaştı.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) resmi rakamlarına göre dünya üzerinde her yıl 829 bin kişi güvenilir olmayan su tükettiği için su ile ilişkili hastalıklar sonucu yaşamını yitiriyor.

Su stresi içindeki ülkeler arasındayız

Ülkemize gelince; ülkemizin yıllık tüketilebilir su potansiyeli 115 milyar m3… Bu miktardan hareket ederek kişi başına tüketilebilir yıllık su potansiyelimizi hesaplarsak; bunun 1.500 m3 olduğunu görebiliriz.  Bu değer ise uluslararası ölçütlere göre ülkemizin  ‘su azlığı’  yaşayan veya diğer bir anlatımla ‘su stresi’ içindeki ülkeler arasında olduğunu gösteriyor.

Küresel iklim krizini de göz önüne alarak yapılan geleceğe dönük tahminler 2030 yılında ise kişi başına su potansiyelimizin 1000 m3 civarına düşeceğini ve  ‘su fakiri’ ülkeler sınıfında yer alacağımızı ortaya koyuyor. Diğer taraftan sınırlı su kaynaklarımızı nasıl kullandığımıza bakacak olursak; su tüketiminin yüzde 70’i tarımsal, yüzde 20’si kentsel ve  yüzde 10’u ise endüstriyel alanda yaptığımız ortaya çıkıyor. Oysa gelişmiş ülkeler özellikle tarımda vahşi sulamadan uzak durarak bir taraftan sulu tarım arazilerini artırırken diğer taraftan da özellikle damlalama sulama yöntemiyle su tüketiminde tarımın payını yüzde 30’lara çektiler. Ülkemizdeki diğer bir sorun ise temiz ve güvenilir suya erişim sorunu…

Yüzde 40 sağlıklı içme suyuna ulaşamıyor

TÜİK istatistiklerine göre 2018 yılında içme ve kullanma suyu şebekesi ile hizmet verilen nüfusun toplam belediye nüfusuna oranı yüzde 99’dur.  Ancak içme ve kullanma suyu arıtma tesisi ile hizmet verilen belediye nüfusun toplam belediye nüfusuna oranı ise sadece yüzde 60… Bu durumda insanlarımızın yüzde 40’ı sağlıklı içme suyuna ulaşamıyor ve güvenilir olmayan suyun neden olduğu sağlık sorunlarına açık durumda… Bu arada hiç unutmayalım; su her insanın yeterli miktarda rahatça ulaşması gereken doğal bir hak; kesinlikle ticari bir mal değil.  O nedenle yerel yönetimler öncelikle sınırları içinde tüm yaşayanlara sağlıklı ve yeterli su sağlarken; su ile ilgili alt yapı ve tesislerini kesinlikle özelleştirmemelidir.

Aslında yıllardır suyun değerini bilen ve ülkemizin su kaynaklarının gelecek nesiller için korunması mücadelesini yapan bilim insanları ve çevre örgütleri var. Ancak bu mücadeleye rağmen ülkemizi yönetenlerin su havzalarımızı korumanın önemini bilmediğini veya bilmezlikten geldiği görülüyor. Ülkemizde arazi planlamasının yapılmadığı; kentleşme, sanayi, madencilik, tarım, vahşi katı atık depolama, atık suların arıtılmadan doğaya boşaltılması, kimyasal atıklar gibi nedenlerle su havzalarının tehdit altında olduğu artık gözlerden kaçırılmayacak bir gerçek.

Sulak alanların yarısı yok oldu

Sulak alanlarımızın yaklaşık yarısı son 50 yıl içinde yok oldu. Atık sularımızın sadece yarıya yakınını uluslararası standartlara göre arıtabiliyoruz. Geri kalanını ya hiç arıtmadan ya da gerektiği gibi artmadan doğaya boşaltıyoruz. Orman alanları, sulak alanlar giderek artan bir hızla rant uğruna karar vericiler tarafından yok ediliyor. Ülke çapında yaşadığımız ekolojik yıkım su havzalarımızı olumsuz olarak etkiliyor. Günümüzde ülkemizin 25 su havzasında yüzeysel sularımızın yaklaşık  yüzde 70’inin, yeraltı sularımızın ise yüzde 40’ının kirli olduğu yapılan bilimsel çalışmalarla ortaya çıktı ve bu ürkütücü gerçek kamu kuruluşlarının raporlarında da yer alıyor.

Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi 22 Mart Dünya Su günü nedeniyle yayınladığı raporda diyor ki; “kentlerimizde, sağlıklı ve temiz su ihtiyacının sağlanması, su kaynaklarının korunması, kullanılmış suların arıtılması, yeniden kullanımı, tarım ve sanayi kullanımına yönelik planlamaların, iklim değişikliği, meteorolojik ve hidrolojik faktörler, afet ve taşkın yönetim süreci ile birlikte bütünsel, entegre yönetimi sürecinin değerlendirilmesi ve yönetilmesi yaşamsal zorunluluktur.’”

Fotoğraf: AA

Su için bütünleşik bir plan ihtiyacı

Oysa su havzalarımızı koruma konusunda ülkemizde bu güne kadar hiçbir şey yapılmadı. Su havzaları gelecek nesiller düşünülmeden rant uğruna düzensiz kentleşmeye, enerji ve sanayi sektörüne açıldı; açılmaya da devam ediyor. Bunu su havzalarımızın kirlilik rakamları da ispatlıyor. Oysa suyun değerini bilerek zaten sınırlı sayıda olan su havzamızın gelecek nesiller için bir an önce korumamız gerekiyor. Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’nin raporunda da belirtildiği gibi derhal merkezi yönetimiyle, yerel yönetimiyle birlikte su havzalarımızın korumaya alınması, bütüncül bir yönetim modelinin meslek örgütlerinin de katkılarıyla bir an önce oluşturulması şart.

Bugüne kadar zaten kısıtlı olan su kaynaklarımızın değerini bilmedik. Rant uğruna su havzalarımızı feda etmeye devam edersek; korkarım ki ülkemiz önümüzdeki birkaç yıl içinde su fakiri bir ülke durumuna düşecek; çeşmelerinden sağlıklı ve güvenilir su akmayan kent sayımız hızla yükselecek. Bu duruma düşmemek için ‘suyun değerini’ iyi bilmek gerekiyor. O nedenle de merkezi ve yerel yönetimiyle bir an önce çözüm için su kaynaklarımız için bütünleşik bir plan üzerinde uzlaşmalıyız.

Yarından itibaren su toplama havzalarımızda merkezi ve yerel yönetimiyle yeraltı ve yerüstü sularımız için kirlilik kaynaklarını tespit ederek işe başlayalım mı?

 

 

 

Kategori: Manşet