Hafta SonuManşet

Sokakta, kenarda çocuk olmak

Suça itilmiş, sokakta yaşamak zorunda kalmış iki samimi çalışmanın yazısı bu. Biri Yaşar Kemal’in çocuklarla röportajlarını derleyen “Çocuklar İnsandır”; diğeriyse “Kenarın Kitabı” derlemesinde bulunan Eylem ümit Atılgan’ın Çinçin mahalleli çocuklarla ilgili araştırması.

Kent yoksulluğunun ötekileştiren binbir yüzü varsa, bu yüzlerden en acısı sokakta yaşamak zorunda kalmış, suça itilmiş çocuklar belki de. Sonrasında sistemin çarpık mengeneleri arasında ezilmeleriyle ilgili tespitlerde bulunmak, acımak, merhamet duymak gibi hisler  vuku bulsa da, sokakta yaşayan bir çocukla bakışma anını, o ilk anı anlatabilecek herhangi bir duygu, ahlaki bir kanı yoktur sanırım.

Fotoğraf - Ara Güler

Fotoğraf – Ara Güler

Eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in 2012 yılında, meclisteki soru önergesine verdiği ‘Türkiye’de 24 sokak çocuğu var’ yanıtı kötü bir şaka olamayacak kadar beyhude bir görmezden gelme çabası. Medyada genelde ya yıllık rakamlarıyla var olan, ya kriminalize edilerek korku unsuru haline getirilen, ‘en iyi ihtimalle’ ibret çıkarılması gerek mazlumlar olarak toplum normlarına malzeme yapılan çocukları gerçekten birey olarak tanıyan  çalışmalar da var neyse ki. Bu çalışmaların yakın zamanda yayınlanmış iki örneğinden bahsetmek istiyorum.

“Çocukları çok severim, anlamaya çalışırım daha çok”yasar-kemal-in-cocuklar-insandir-kitabi-yky-den-5436429_8608_400

İlki, Yaşar Kemal’’in Yapı Kredi Yayınları’ndan geçtiğimiz aylarda yayınlanmış “Çocuklar İnsandır” kitabı. Sadece 20. Yüzyılın en önemli yazarlarından değil, aynı zamanda en iyi röportajcılarından olan Yaşar Kemal’in 1975 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nde tefrika edilmiş çocuk hikayelerinden oluşuyor bu derleme. Zamanında sınıra gidip aylarca kaçakçılarla yaşayan, yanan ormanların derdini dinleyen, sahaflar çarşısının gizlerini aralayan röportajlarıyla Yaşar Kemal, bu sefer “kimsesiz çocuklar”larla muhabbet ediyor. Yetmişlerin İstanbul’unda, Florya’da, Menekşe Plajı’nda, Eminönü’nde, Dolapdere’de dolaşıyor; bazen bir çalılığın tenhasında, bazen bir balıkçı barınağında, bazen halde sebze meyve tezgahının altında, bazen de Gülhane’deki Çocuk Şube’de karşılaşıyor onlarla. Kaya, Zilo, Osman, Metin, Ali… Yaşar Kemal’in metinlerinde tanımaya yaklaşıyoruz her birini, isimleri rumuz da olsa. 1978’de “Allahın Askerleri” ismiyle ilk basımı yapılan kitabın bu yeni baskısında Cumhuriyet’teki basıma sadık kalınmış, yani Turhan Selçuk’un çizimleri, Ara Güler’in İstanbul fotoğrafları eşlik ediyor her bir arkadaşa.

Arkadaş dedik, Yaşar Kemal’e hürmetten. Röportajlar tefrika edilmeden önce gazetede Kemal Özer’in kendisiyle yaptığı söyleşide anlatıyor Yaşar Kemal çocuklarla ilişkisini.

“Benim romanlarıma hikayelerime bakarsan, ağırlığı olan iki insan tipi var. Biri çocuklar, biri yaşlılar. Ben çocukları çok severim. Onları anlamaya çalışırım sevmekten çok. Bir çocukla ilişkim, dostluğum, arkadaşlığım varsa, o benim arkadaşımdır, çocuk değildir. Çocuk gibi bakmam. Ayrı bir insan türü gibi bakmam. Niye bu böyle? İnanmadım hiçbir zaman çocukların, insanların çocuklara davrandığı gibi çocuk olduğuna. Basbayağı insandır onlar.. Çok şeyler öğrenmemiştir daha, zenginliği azdır yaşlanmış insanlara karşılık, daha az yaşamıştır ama düpedüz insandır”

Turhan Selçuk'un kaleminden Yaşar Kemal ve Zilo

Turhan Selçuk’un kaleminden Yaşar Kemal ve Zilo

Yaşar Kemal’in dostları

Yaşar Kemal’den alıntılamaya devam edersek, konuştuklarının hepsi evlerinden kaçan çocuklar. Ekonomik koşullardan ve evdeki huzursuzluktan dolayı kaçmışlar evlerinden çoğunlukla. Hepsi yiğit, yaşadıkları koşullarına rağmen, küçük yaşlarında gördüklerine rağmen yine de birbirlerine göz kulak oluyor. Arada kendi tabirleriyle “kurnazlıkları” da var, yani yan kesicilik, ufak hırsızlık. Ama sırf kendilerine yetebilsinler, aç kalmasınlar diye. Yaşar Kemal’i belli ki dünyalarına açıkça kabul etmişler, hepsi hikayesini açık açık anlatıyor yazara. Arada hayal gücü mahsulü bazı senaryolar da giriyor tabii ama çocukların bizden ne üstün varlıklar olduğuna dair en büyük ispat ta hayal güçleri değil mi?

Yaşar Kemal, Kemal Özer’le yaptığı söyleşide çocukların kendilerine büyüklerin baktığı gibi baktığını, bu açıdan koşullandırıldıklarını söylüyor. Hem insan-çocuk ayrımında, hem de “suçlu çocuk” bakışında. Sözünü edeceğim ikinci çalışma da tam bununla ilgili: çocukların damgalanması.

“Çinçin’den subay, polis çıkmış mı ki ben olayım?”

Funda Şenol Cantek’in İletişim Yayınları’ndan çıkmış olan “Kenarın kitabı, ‘Ara’da kalmak, çeperde yaşamak” isimli derlemesinde Ankara özelinde kenara itilenler, yoksullar, azınlıklar anlatılıyor. Seyyar esnafın, Ankaralı Ermenilerin, gecekondudan TOKİ konutlarına taşınmak zorunda kalan kadınların hikayelerini aktaran araştırmalarda bizim konumuza paralel giden önemli bir çalışma da var. Ankara Üniversitesi Hukuk Felsefesi ve Ssoyolojisi anabilim dalında yardımcı doçent olan Eylem Ümit Atılgan’ın “Damgalı Mekanlar” isimli çalışmasının üst başlığı “Çinçin’den subay, polis çıkmış mı ki ben olayım?”. Yazar çocuk şubede tanıştığı 15 yaşındaki bir çocuğun ağzından duymuş bu lafı. Çinçin Mahallesi gibi tehlikeli olarak damgalanmış bir mekanda yaşamanın getirdiği kendini damgalamanın önemli bir ipucu var cümlede.

Kenarın Kitabı

Çocuklar Kızılay’da dolaşırken polis çevirmelerinde durdurulan onlar oluyor, GBT kayıtlarında yaşadıkları mahalle çıkınca suça karışmamış olsalar da gözaltına alınıyorlar, örneğin. Semt ayrımcılığı ve mekansal damgalanma çocukların kendilerini de damgalamalarına yol açıyor ve şüpheli olarak alındıkları gözaltı ve adli sürecin ardından kendilerini kriminal şahsiyet olarak kodluyorlar. Kendi tabirleriyle “gayri meşhurlardan” oluyorlar, arkadaş gruplarında övünecekleri suçluluk damgasını taşımaya başlıyorlar. Atılgan’ın konuştuğu çocuklardan birinin söyledikleri:

“Kendinden şüphe ettirir devlet”

“89 tane dosyam varmış, polisi bile darp etmişim, öyle yazıyor. Yazıyorsa doğrudur. Devletin mahkemesi diyorsa doğrudur, değil mi?Ama abla..polis seni rahatsız eder abla. Polis gelir karşına sana gözünü diker bakar. Sokakta, kafede yine peşinde..Tipimden midir nedir, her çevirmede beni alırlar bir içeriye. Benim yüzümde mi yazıyor abla? Kendinden şüphe ettirir. Psikolojini bozar devlet. Korku salmaya çalışır, baskı altına alır ki hata yapasın. Eh! Bugün değilse yarın bir hata, illaki yaparsın.”

Atılgan, bir dipnota iliştirdiği notta, “kentliler için güvenlik rehberi” minvalinde bir elektronik postada “tinerci çocuklarla göz göze gelmeyin” uyarısını gördüğünü yazmış. Korkulan, görmezden gelinen bu çocuklarla göz göze gelmezsek kendimizi korumuş mu olacağız yoksa onlardan kaçmış mı, doğrusu bilemiyorum.

*Çocuklar İnsandır, Yaşar Kemal, YKY

*Kenarın Kitabı, Der: Funda Şenol Cantek, İletişim Yayınları

Kategori: Hafta Sonu