YaşamDoğaEditörün SeçtikleriManşet

Şehirden lavanta bahçelerine bir yolculuğun ve iyileşmenin hikayesi

Ayşegül Savaş ve lavanta bahçeleri
Fotoğraflar: Ayşegül Savaş

Şehrin yoğun ve stresli yaşamında bazen hayattan neler istediğimizi ve bizi neyin mutlu ettiğini arka plana atabiliyoruz. Yoğun mesai saatleri, trafikte geçen uzun saatler, denkleşmeyen faturalar, koşuşturmacalar, kavgalar…

Bütün bu sıkışıklık içerisinde şehir bizi doğadan koparıyor ve gökyüzünü seyredecek bir an dahi yakalayamıyoruz. Çünkü bizi yapay gündeminin içerisine çeken şehir, gökyüzünün ışıklarına da gene yapay ışıklarıyla engel oluyor.

Ayşegül Savaş’ın hikayesi ise bize bunun böyle olmak zorunda olmadığını bir kez daha hatırlatıyor.

Şehirden kaçış

Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı bölümünden mezun olan Ayşegül Savaş sonrasında yoğun bir iş temposu içerisine girmiş. Devlet Tiyatroları ve Mersin Üniversitesi Öğretim Görevlisi kadrosunda yıllarca çalışan Savaş, 10 yıl önce şehir yaşamını arkasında bırakmaya karar vermiş. Savaş, bu süreçte yaşadıklarını ise şöyle anlatıyor:

Baktım hiçbir şey beni tatmin etmiyor ben de oyunculuğu bırakıp sırt çantasıyla 2010’da Kaş’a geldim. Güzel gökkuşaklarını seyrettim, dağlarda dolaştım. Yüreğimin götürdüğü yere gitmeye çalıştım. Şehrin hırçınlığı burada yoktu ve bana terapi gibi geldi.

Daha sonra Nepal’e bir yolculuk yapan Savaş, burada yaşadığı dönüşümü “Oradaki inanç, oradaki duruş ve hayata bakış beni çok etkiledi. Bende anahtarlar o zaman açıldı. İnsan ne kadar uzaklaşırsa kendi hayatındaki sorunları da o kadar iyi görebiliyor” sözleriyle anlatıyor.

Lavanta ile karşılaşma

Savaş, orada Geleneksel şifa sanatları ile tanışıyor. Sonrasında ise bu bilgilerini renk terapisi, bioenerji, reiki gibi birçok alanda aldığı eğitim ile harmanlıyor. Arayışının sonucunda lavanta ile karşılaşıyor:

‘Ben en çok neyi seviyorum, benim hayat amacım ne, ben ne yaparsam bu dünyada mutlu olacağım?’ diye düşündüğüm zaman ‘evet’ dedim. ‘Benim çiçeklerim olmalı bahçem olmalı ve ben o çiçekleri insanlarla paylaşmalıyım.’ Sonra karşıma lavanta çıktı.

Ayşegül Savaş, şu anda Kaş’ın Gökçeören Mahallesi’nde kiraladığı üç dönümlük arazide kendi lavantalarını yetiştiriyor. Killi toprak ve bol güneşi seven lavantalar Savaş’ın ilgisi ve sevgisiyle birlikte kısa sürede Likya topraklarına uyum sağlıyor.

Savaş, “Lavanta kızlarım” diye hitap ettiği lavantaların suyunu ve yağını çıkarmaya onlardan çay ve merhem üretmeye başlıyor. Ayurveda, Cromaterapia ve halen devam ettiği Çiçek Terapi Eğitimi ile lavantaları terapi amacıyla insanlara sunmaya başlıyor.

Ayşegül Savaş’ın oluşturduğu lavanta bahçeleri

Lavanta ve terapi

Ayşegül Savaş’ın anlattığına göre lavanta sinir sistemiyle ilgili sorunlarda, uyku problemlerinde, migren gibi sorunlarda ve hatta nörolojik problemlerde tedavi amaçlı kullanılabiliyor. Birçok antidepresan ilacın içerisinde de yine katkı olarak kullanılıyor.

Lavantaların anksiyeteye iyi geldiğini belirten Savaş “İç meselelerimizin bir türlü bizi rahat bırakmaması, uykuya dalamamak ve izafi dünyanın sorumlulukları altında ezilmek gibi sorunlar yaşayabiliyoruz. Lavantalar, günümüzün o çokça müzdarip olduğu anksiyeteye iyi geliyor. Bütün bunlara huzur kapısı açtığını söyleyebiliriz” diyor.

Lavantaların kendisini de iyileştirdiğini söyleyen Savaş “Gerçek hayat amacımın bu olduğunu 35 yaşından sonra anlamış oldum. Bu beni de iyileştiriyor. Bundan daha güzel bir yol görmüyorum” ifadelerini kullanıyor.

Bataklıktan lavanta bahçesine dönüşüm

Bu süreç elbette bu kadar kolay olmuyor. Bu sürede yaşadığı zorlukları anlatan Savaş “Orası bataklıktı. Kışın çizmelerle toprağa girebiliyordum. Lavantalarım çürümesin diye kamyonlarla taş taşıdım. Her bir kamyon taşa iki bin lira verdiğimde oturup ağladım taşa para verdim diye” diyor.

Babasından kalan bir emekli maaşıyla bütün bunları yapmak zorunda kaldığını söyleyen Savaş “Kolay değil. Bu kadar emek ve Ziraat Bankası’na gidip kredinin biri bitmeden diğerini çekmek. Ama en azından çiçek açtığında karılığını aldığınızı hissediyorsunuz” ifadelerini kullanıyor.

‘Birçok insan en başta inanmadı bana’

Savaş, lavanta yetiştiriciliğine başladığında insanlardan ilk başta olumsuz yorumlar aldığını “İlk başta ekmeye başladığımda birçok insan inanmamıştı bana. ‘Tutmaz bunlar’, ‘Kökü bile yok doğru düzgün.’ İnanarak kızlarımla o kadar çok iletişim ve ilgide oldum ki… Şu anda dört yaşına girdiler. Artık iri gövdeleriyle, geniş ve yüksek saplarıyla ‘artık buradayız’ diyorlar” sözleriyle anlatıyor.

Şehirden uzaklaşmanın da kendi zorlukları olduğunu söyleyen Savaş, “Zor bir süreçti saçını sekiz yıl boyamamak, kuaföre gitmemek kaşlarını aldırmamak, sinemaya gitmemek…Gecenin karanlığında baykuşlarla bir arada olmak… Domuzlar bahçenize geldiğinde korkuyla onlara bakmak… Ama bunların hepsi inanın şehirdeki korkulardan daha büyük değil. Şehirde daha büyük paranoyalar yaşıyoruz. Burada en azından doğanın gerçekliğini yaşıyoruz” ifadelerini kullanıyor.

‘Toprağı değiştiriyoruz’

Ayşegül Savaş, toprakla iç içe geçirdiği zamanın ardından doğadaki dönüşümün daha çok farkına varmaya başladığını söylüyor ve geleneksel olana dönülmesi gerektiğini söylüyor:

Komşum olan 70 yaşındaki Mehmet Amca ‘Ayşe toprak nankör oldu. Toprak değişti. Mercimek ekiyorum her yer küf olmaya başladı’ diyor. Çünkü kirletiyoruz ve tüketiyoruz her şeyi. Apartman yapalım diyoruz ama orman yapalım demiyoruz.

Arazi sahibinden medyaya demeç

Ayşegül Savaş geçtiğimiz günlerde bir başka bir sorun ile daha karşılaştı. Araziyi kiraladığı kardeşlerden İsmail Gökçe, yerel basına verdiği bir demeçte lavantaları kendisinin yetiştirdiğine ve eğitim verdiğini söyledi.

Bu açıklamaya karşı tepkisini gösteren Savaş, sosyal medya hesabından bir yazı yayınladı ve bunun emek hırsızlığı olduğunu belirtti. Savaş’ın aktardığına göre yazısı kısa sürede büyük bir ilgi topladı ve kendisine yönelik yardım ve destek mesajları yağdı. Hatta ona ulaşan kurumlar arasında kendisine arazi vermeyi teklif edenler dahi oldu.

Savaş, “Bütün güzel insanlar yanımda olduklarına dair destek mesajlarını paylaşıyor. Ben buna ilahi adalet diyorum. Çok fazla olumlu mesaj aldım. Bu süreçte haklarımı da araştırarak arazi başkasından kiralanmış olsa da lavantalarımın gene bana ait olduğunu öğrendim. Yani alıp başka bir yere götürebilirim” ifadelerini kullandı.

Ancak Ayşegül Savaş, bu yaşanan sıkıntıyı atlatabileceklerini düşünüyor ve lavantalarıyla birlikte burada kurduğu yaşamı devam ettirmek ve kendi tabiriyle ‘çiçek elçiliği’ yapmayı sürdürmek istiyor.

 

Kategori: Yaşam