KitapManşet

[Röportaj] EKOIQ Yeşil İş ve Yaşam Dergisi

Barış Doğru

Türkiye’de çevre yayıncılığının aktörleri ile söyleşmeye devam ediyoruz. Bu hafta konuğumuz EKO IQ dergisinin genel yayın yönetmeni Barış Doğru.

EKOIQ ne zaman ve nasıl yayın hayatına başladı?

EKOIQ, Ocak 2010 tarihinde yayın hayatına başladı ve tam iki yıl boyunca iki aylık periyotlarla yayınlandı. Ocak 2012’den itibaren de aylık yayınlamaya başladık. Tabii bütün bu sürecin öncesinde yaklaşık altı ay kadar süren bir hazırlık dönemi yaşadık.

Kimler EKOIQ okuyor? Kimlere ulaşmayı önemsiyorsunuz?

EKOIQ’nun oldukça heterojen bir okur kitlesi olduğunu biliyoruz. Şimdiye kadar hazırlanan ekolojiyle bağlantılı yayınların, oldukça belirli bir okur ve takipçi kitlesi vardı. Açıkçası biz bu çevrenin dışına çıkmayı en başından kafamıza koymuştuk. Yeni bir şey yapıyorsanız, bu konuyu yeni insanlarla buluşturan bir şey yapmalısınız diye düşündük.  Türkiye’de böyle önemli bir sorun var. Bir başka düzlemde buna, “Türk’ün Türk’e propagandası” ismini verebiliriz. Bu kendi içine kapalı, nihayetinde sürekli aynı fikirleri üreten cemaatsel yapıdan çıkmadan yol almak zor oluyor.

EKOIQ, bu anlamda ekoloji konusunu çok daha başka çevrelerle buluşturmayı hedefleyen bir proje olarak ortaya çıktı. Ekolojik-ekonomi dediğimiz, sürdürülebilirlik olarak tanımladığımız bir alan üzerinde söz söylüyor. Türkiye için hayli yeni ama bazı uluslararası şirketlerden başlayarak, hızla Türkiye’nin yerli şirketlerine hızla sirayet eden bir yaklaşım “sürdürülebilirlik”. Biz şirketlerin bu çabasına fikri destek oluşturmaya çalışıyoruz. Dünyanın bilgisini ve tecrübesini aktarmaya, ülkedeki iyi örnekleri tanıtmaya çalışıyoruz.

EKOIQ'nun son sayısı

Ama tek tek bireylerin veya yurttaş-tüketici kolektiflerinin rolleri de son derece önemli. Güçlü bir sivil toplum hareketi bunun arkasına geçmezse, ne şirketlerin, ne kamunun dönüşümünün tamamlanması mümkün değil. EKOIQ’nun böyle çok okuru ve destekçisi var. Hatta bir kısmı yazarımız da oluyor. Klasik okur yayıncı ilişkisinin yerine, aktif ve karşılıklı birbirini besleyen bir ilişkiyi tercih ediyoruz. Bunun kurulması için de tüm kanalları açmaya çalışıyoruz.

EKOIQ’yu diğer yeşil yayınlardan/dergilerden ayıran nedir?

Bu alanda iki tür yayın var. Birincisi sektörel yayınlar. Yani yeşil binalarla, yeşil enerjiyle, organik gıdalarla ilgilenen, kendisini belirli bir uzmanlık alanıyla veya sektörle sınırlayan yayınlar. İkinci tür yayınlarsa-şu anda böyle fazla yayın da yok gerçi ama- kendisini daha protest konumlandıran yayınlar. Muhalif olmakta tabii ki sakınca yok ama ne yazık ki Türkiye’de muhalefet genel olarak kurucu değil, yıkıcı bir karaktere sahiptir.

Biz bütün bu yaklaşımların dışında daha holistik, bütüncül bir yaklaşımı tercih ettik. Tek tek sektörlerin, uzmanlıkların kendi başına bir işe yaramayacağını düşünüyoruz. Bütün bunları birbirine bağlayan bir üst deneyim-dil-yaklaşım mümkün mü diye sorduk kendimize ve “evet” dedik. Bu yaklaşımın adı da bizim lugatımızda “ekolojik zeka” olarak adlandırılıyor.

Eleştirellik bağlamında da, yıkıcı değil, kurucu bir muhalefetin, 21. yüzyılda çok daha işe yarayacağına inanıyoruz.

Hangi konuları ele alıyorsunuz?

Az önce de belirttiğim gibi, bizim için bir konu sınırlaması yok. Önemli olan konuya nasıl ve nereden baktığınız. Spordan internete, iş yönetiminden üretime, modadan eğlenceye kadar her alanda kalem oynatmalıyız çünkü iklim değişikliği petrol kuyularında, kutuplarda veya dev kömür madenlerinde değil, tam da bizim ayakucumuzda başlıyor. Geçtiğimiz sayıda bunu anlatmaya çalışan bir yazı yazdım. Kömür madenden çıkarıldığında havaya karbon olarak dağılmıyor. Siz elektrik düğmesine bastığınızda, arabanın marşına bastığınızda başlıyor karbondioksit atmosfere yayılmaya. Dolayısıyla, bir yandan petrol şirketlerine laf söylerken toplu ulaşımdan eğlence kalıplarına, futbol türbinlerinden üniversitelerin araştırma laboratuarlarına veya tatil anlayışımıza da bir parça bakmamız lazım. İklim değişikliği ayak ucumuzdan başlıyorsa, mücadele de oradan başlamalı. Bu nedenle EKOIQ da işe oradan başlıyor, petrol kuyularına, oradan Sahra çölündeki yenilebilir enerji projesi Desertec’e uğruyor ve yolun sonunda, mesela birçoğumuzun çok sevdiği futbol türbinlerine ya da sergi salonlarına uğruyor.

Biz uzun vadede “normal” bir yayın organı olacağız diye düşünüyoruz. Daha doğrusu şimdi marjinal olarak görülen bu tutum ana mecra haline gelecek. Biz de onun bir parçası olacağız.

Çevre konusunda STK’larla, resmi kurumlarla veya iş dünyası ile iletişiminiz nasıl?

Bizim, bu konuda taş üstüne taş koyan herkesle iyi bir iletişimimiz var. Kendimizi öğreten kadın-adam veya tabi olan kadın-adam pozisyonunda görmüyoruz. Biz bu alanın, iletişim bölümünde faaliyet gösteren bir bileşeniyiz. Tabii özel bir rolümüz var: İletişimci olduğumuzdan, doğru iletişim şebekelerinin kurulması için özel bir dikkat gösteriyoruz. Türkiye’nin önemli sorunlarından biri herkesin kendi yaptığı şeyi, dünyanın en önemli şeyi, kendini de dünyanın merkezi ve tek doğru düşüneni olarak görmesi. Paylaşımcı, şeffaf bir iletişim ağının kurulması, çevre hareketinin acil sorunlarından biri.

Bir diğer sorun da, şirketlere yönelik, anlaşılabilir ama biraz anakronik ve yapıcı olmayan tutum. Bizim böyle bir çekincemiz yok. Temiz üretime önem veren, sağlıklı ürünler üreten, sürdürülebilirliğin üç ilkesini de (sosyal, çevresel ve ekonomik) birden benimseyen –zaten aksi mümkün mü, çocuk işçi çalıştırıp çevre dostu olunabilir mi?- şirketlerle işbirliği yapmaktan gocunmak, açık söyleyeyim saçma geliyor. Ama tabii greenwash-yeşil badanalama da var, samimiyetsizlik de. Ama kategorik olarak reddetmek için evde çamaşırlarınızı külle yıkamanız gerekli ki, bu artık pek mümkün görünmüyor.

Karşılaştığınız zorluklardan kısaca bahsedersek…

Her işin olduğu gibi bu alanda yayıncılık yapmanın da zorlukları var. Dağıtım önemli bir sorun mesela. Bu kadar bağımsız yapı, dergi var ama bir tane doğru dürüst bir dağıtım şebekesi yok. İlginç değil mi? Tabii kısıtlı sayıda insan ve bütçeyle, iyi bir iş yapmaya çalıştığınız için yaşadığınız zorluklar da var. Ama bence en önemli zorluk, yeni bir fikre insanları alıştırmak. Açık söylemek gerekirse, daha fikriyatımızı çok geniş kesimlere anlatabilmiş değiliz. Siz ne derseniz deyin, karşınızdakinin anlayışı çok önemli. Ama bu durumda bile, biz bunu nasıl anlatırız diye düşünmeye devam etmek zorundayız. İklim sorunu acil bir sorun ve çok hızlı bir şekilde yeni insanları ve kurumları bu harekete dahil etmeli; onların enerjilerini, fikirlerini, deneyimlerini hareketin parçası haline getirmeliyiz.

Orta vadede hedefleriniz neler?

Orta vadede amacımız, durmadan tekrarladığımız büyük şebekenin kurulması. EKOIQ bunun için elindeki tüm imkanları kullanmaya çalışıyor. Onun için hiç gocunmadan, bu alanda hareket eden, söz söyleyen, kafa patlatan her insanı ve kurumu birbirine bağlamaya çalışıyoruz. Rekabet değil işbirliği. Tabii şeffaf, yaratıcı, üretici bir işbirliği.

Bir de bu alanın iletişimini sağlıklı kılacak, yaygınlaştıracak değişik araçların inşası. Yetişkinler ve çocuklar için oyunlar, temel klasiklerin Türkçe’ye kazandırılması, Türkiye’ye özgü eserler hazırlanması, kalıcı birliktelik ve işbirliklerinin yaratılması için şimdiden düşünüyor, planlar yapıyoruz. Ama tabii her şeyin bir sırası var. Adım adım ilerliyoruz ama eğer her şey istediğimiz gibi giderse, çok şaşırtıcı ürün ve hizmetler ortaya koyabiliriz. Hazırlıklı olun!

EKOIQ basılı bir dergi, online yayıncılığı nasıl kullanıyorsunuz? Basılı yayın ile çeliştiği veya onu besleyen yönleri var mı?

Online yayıncılığı daha çok iyi kullanabildiğimiz söylenemez. IPad ve IPhone versiyonlarımız var. E-mecmuadan dijital abonelik satıyoruz. Ama daha yeniyiz. EKOIQ basılı yayın olarak daha uzun süreler yayın hayatına devam edecek. O bizim ana yelkenlimiz. Ama onla beraber yol alan dijital mecralarımız da olacak; oluyor. Bunların birbirini besleyen yapılar olmasını istiyoruz. Her birinin ayrı bir rolü, takipçisi, okuru var. Önemli olan bütün bu araçları doğru bir şekilde birbirine bağlamak. Ve tabii iklim değişikliğini insanların ana gündemi haline getirebilmek. Yoksa bütün çabalarımız boşa gidecek. Bu önemli, belki de insanlığın bugüne yaşadığı en ciddi macera. Bu maceradan, sadece insanoğlu ve kızının değil, “yeryüzündeki tüm yaşamın” başarıyla çıkması için başka da çare yok.

 

Röportaj: Barış Gençer Baykan (Yeşil Gazete)

twitter.com/#!/yesilgundem

Kategori: Kitap