Ana Sayfa Blog Sayfa 5401

Mucizenin kahramanları yeryüzünde

Yerin 700 metre altında 69 gün geçiren 33 madenciden onbiri yeryüzüne çıktı. Yeryüzüne çıkan madenciler sevinç gözyaşlarıyla karşılandı. Madenden sekizinci çıkan Claudio Yanez, iki çocuk sahibi olduğu sevgilisine evlenme teklif etti.

Şili’de, 5 Ağustos’ta San Jose’deki meydana gelen maden kazası nedeniyle yer altında mahsur kalan 33 madenci bugün gün ışığına kavuşmaya başladı.

Önce madencilere ulaşacak tünel çökmemesi için metalle kaplandı ve sağlamlaştırıldı. Bir Bolivyalı’nın da bulunduğu 33 madenci arasında kriz anında soğukkanlılığını koruyabilen ve sağlık durumu iyi olan madencilere öncelik verildi.

Uzun süre karanlıkta kaldıktan sonra “Aziz Lorenzo” adı verilen operasyon kapsamında tek tek yeryüzüne çıkarılan madencilerin rahatsız olmaması için ortamın fazla aydınlatılmamasına dikkat edildi.

Kurtarma işlemi için hazırlanan özel kapsül, iki saat gecikmeli olarak TSİ 05.00 sularında yerin altına gönderildi. Kurtarma ekibinden bir görevli kapsülün içinde yerin altına indi. Yeryüzüne doğru yola çıkan ilk madenci Florencio Avalos’tu.

Florencio Avalos yeryüzüne doğru yolculuk ederken eşi ve çocuğu da kurtarma kuyusunun başında bekledi. Şili lideri Sebastian Pinera da Avalos’un ailesinin yanındaydı.

31 yaşındaki Florencio Avalos’un yeryüzüne çıkar çıkmaz ilk yaptığı 7 yaşındaki oğlu ve eşi Monica’ya sarılmak oldu.

Avalos, daha sonra Şili lideri Pinera ve onu bekleyen birkaç kişiyle daha kucaklaştı.

BAYRAM COŞKUSU YAŞANDI
İlk madencinin başarılı bir şekilde kurtarılmasını Şilililer büyük bir coşkuyla kutladı, kent merkezlerinde araçlar konvoy oluşturdu. Ülkede dev ekranlardan izlenen kurtarma operasyonu bayram coşkusu yaşattı.

İkinci madenciyi çıkarmak için kapsül yeniden yer altına gönderildikten sonra Şili lideri Sebastian Pinera kameraların karşısına geçti ve hiçbir zaman unutulmayacak bir anı yaşadıklarını söyledi.

Avalos’un yeryüzüne çıktığı an tarihe geçti, işçinin çıkışını dünyada milyonlarca insan canlı izledi.

İKİNCİ MADENCİ ŞOV YAPTI
İlk madenciyi 39 yaşındaki Mario Sepulveda Espina izledi, eşinin heyecanı kameralara canlı olarak yansıdı. Eşiyle kucaklaşan Sepulveda Espina, yerin altından getirdiği taşları kurtarma ekibine verdi.

Devlet Başkanı Pinera ile de kucaklaşan Espina, ardından diğer madencilerin yanına giderek sevinç çığlıkları attı. Mutluluğu yüzünden okunan Espina, “Şili çok yaşa” diye bağırdı.

Espina kızıyla birlikte yaptığı açıklamada, “Hepimiz çalışmaya devam edeceğiz. Madenci yüreği işte böyle birşey” dedi.

AŞK DÜNYANIN EN GÜZEL ŞEYİ
Çok mutlu olduğunu ifade eden Espina, kurtarılacakları konusunda asla umudunu yitirmeyen aile bireylerine teşekkür ederek, “Onların verdiği güç sayesinde ben hala buradayım” diye konuştu.

İnsanın başına ne zaman ne geleceğinin bilinmediğinin canlı örneği olan Espina, herkese sevdikleriyle konuşmaları çağrısında bulundu. “Aşk dünyanın en güzel şeyi” ifadesini kullanan Espina, kurtarılmalarında rol alan herkese teşekkür etti.

ÜÇÜNCÜ MADENCİ DE ALKIŞLARLA
Espina’dan sonra üçüncü madenci de yeryüzüne sağ salim çıktı. Madencinin eşi kapsülün görünmesiyle birlikte gözyaşlarına boğuldu.

Espina’dan yaklaşık bir saat sonra özgürlüğüne kavuşan 52 yaşındaki Juan Illanes, diğer iki madenci gibi önce eşine sarıldı. Yeni yaşına yerin altında giren Illanes daha sonra Devlet Başkanı Sebastian Pinera ve Madencilik Bakanı Laurence Golborne ile kucaklaştı.

DÖRDÜNCÜ MADENCİ BOLİVYALI
Şili’de özgürlüğüne kavuşan dördüncü madenci Bolivyalı Carlos Mamani oldu.

Yerin yaklaşık 700 metre altında 69 gündür mahsur kaldıktan sonra Şili bayrağı renklerine boyanmış olan kapsülle yeryüzüne çıkarılan 23 yaşındaki Mamani, ilk olarak çevresindekileri selamladı ve kendisini gözyaşlarıyla bekleyen yakınlarıyla kucaklaştı.

BEŞİNCİ MADENCİ EN GENÇLERİ
Yeryüzüne çıkarılan 5’inci madenci ise en genç işçi olan 19 yaşındaki Jimmy Sanchez’di.

Kurtarılan altıncı madenci Osman Araya, yedinci madenci Jose Ojeda oldu.

YERYÜZÜNE ÇIKTI, EVLİLİK YAKIN
Aylar sonra gün ışığını gören sekizinci madenci ise 34 yaşındaki sondaj ustası Claudio Yanez’di. Yenez, iki çocuk sahibi olduğu uzun soluklu sevgilisine yer altındayken mektupla evlenme teklifinde bulunmuştu. Yanez yeryüzüne çıkar çıkmaz teklifini yineledi. Çiftin kısa bir süre içinde evlenmesi bekleniyor.

EN YAŞLI MADENCİ DE KURTARILDI
Yeryüzüne çıkıp yakınlarını görme sevincini yaşayan dokuzuncu kişi Mario Gomez oldu. 63 yaşındaki Gomez yeraltında kalan madencilerin en yaşlısı.

10. olarak kurtarılan Alex Vega Salazar ise 31 yaşında. Ağır iş makineleri teknisyeni olan Salazar’ın borçları nedeniyle zor günler yaşadığı bildiriliyor.

Madenden çıkan 11. isim ise Jorge Galleguillos oldu.

KAPSÜLDE YETERLİ OKSİJEN VAR
Madencileri yaklaşık 70 cm genişliğindeki tünelden dışarı çıkarmak için özel olarak Amerikalı bir teknisyen tarafından tasarlanan, 4 mm kalınlığındaki çelik kapsül, 2,5 metre uzunluğunda ve 54 cm çapında. 250 kilo ağırlığındaki kurtarma kapsülünde, 3 saat süreyle yetecek oksijen ve acil durum çıkışının yanı sıra ses ve görüntü sistemi de bulunuyor.

Tek tek yapılan kurtarma işlemi sırasında madenciler, eldiven, kaska monte fener, güvenlik botları ve yansımalı özel kıyafetler giyiyor. Madenciler kapsüldeki diyafonu kullanarak kurtarma ekipleri ile haberleşebiliyor.

Çıkarken gözlerini kapalı tutmaları istenen madenciler özel gözlük de takıyor.

Yeryüzüne çıkarılan madenciler hemen doktor kontrolünden geçiriliyor. Durumu iyi olanlar aileleriyle görüştükten sonra daha ileri tetkikler için Copiapo kentindeki hastaneye kaldırılacak. Sağlık uzmanları, bazı madencilerin psikolojik durumlarının hassas olduğunu ve kurtarıldıktan sonra uzun süre stres yapabileceklerini söylüyor.

2000 GAZETECİ TAKİP EDİYOR
Dünyanın dört bir yanından yaklaşık 2000 gazeteci, madencilerin çıkışlarını yansıtmak için Şili’deki San Jose’de bulunuyor.

Maden kazası 5 Ağustos’ta meydana gelmiş, madencilerin hayatta oldukları 17 gün sonra anlaşılmıştı. 33 madenci, dünyanın en uzun süre yeraltında kalan insanları olma özelliğini taşıyor. (Ntvmsnbc)

Türkiye’de her üç kişiden ikisi iklim değişikliğinden “endişeli”

Küresel pazar araştırma şirketi Synovate ve uluslararası medya şirketi Deutsche Welle’nin iklim değişikliği ve insanların bu konudaki tutumlarını inceleyen küresel araştırmasına göre, tüm ülkelerde insanlar iklim değişikliği konusunda endişe taşıyor.

18 ülkeden 13 bin kişinin katıldığı, küresel sorunla mücadelede medyanın rolü ve sorumluluklarının ele alındığı araştırma, dünya nüfusunun, iklim değişikliğinin etkileri konusunda endişelerinin aynı şekilde devam ettiğini ortaya koydu.

Synovate’in üç turda yürüttüğü araştırmanın yapıldığı tüm ülkelerde, 2008 ve 2010’da katılımcıların yüzde 30’u iklim değişikliği konusunda ”çok endişeli” olduklarını belirtirken, 2007’de bu oran yüzde 29 idi.

”Hiç endişelenmeyen, bunun sadece doğal olaylar döngüsünün bir parçası olduğuna inanan”ların yüzdesinde de artış gözlendi. 2008’de endişelenmeyenlerin oranı yüzde 4 iken, bu oran bu yıl yüzde 9’a çıktı.

Türkiye’de iklim değişikliği konusunda endişe taşıyanların oranı yüzde 67 olurken, ”bunun sadece doğal olaylar döngüsünün bir parçası olduğuna inanan”ların oranı, yüzde 8 seviyesinde kaldı.

”Çok endişeli” olanların sayısının, en yüksek düzeyde rapor edildiği ülkeler yüzde 69 oranıyla Kolombiya, yüzde 59 oranıyla Ekvator ve yüzde 58 oranıyla Çin olarak sıralandı. Çin’de ”çok endişeliyim” diyenlerin oranı, 2007’de yüzde 26 seviyesinde bulunuyordu.

Katılımcıların yüzde 88’i şirketlerin iklim değişikliğini azaltma sorumluluğu olduğunu hissettiğini ifade ederken, bu oranın en yüksek olduğu ülkeler yüzde 98 ile Çin ve yüzde 94 ile Fransa oldu. Türkiye’de anketi yanıtlayanların yüzde 81’i şirketlerin sorumluluğu olduğunu söyledi.

Bunun nasıl yapılacağı sorusuna, katılımcıların yüzde 70’i ”enerji tasarrufu ve atıkların azaltılması” ve yüzde 58’i ”yeşil ve etik kaynaklı malzemeler kullanılmasını sağlamak” yanıtını verdi.

Küresel düzeyde iklim değişikliğinde ana etken, ”insan” oldu. Katılımcıların yüzde 28’i bunun, asıl neden olduğunu söylerken, 2010’da da katılımcıların yüzde 1’i iklim sorunlarından temelde uçakları, yüzde 4’ü arabaları sorumlu tuttu.

Sanayileşmenin iklim değişikliğinde ana faktör olduğunu düşünenler, yüzde 13 oranında bulunurken, bu oran, Türkiye’de yüzde 26’ya yükseldi. Sanayileşme kadar insanlar da (yüzde 24), iklim değişikliğinin ana etkeni olarak görüldü.

Katılımcıların yüzde 31’i iklim değişikliğinde en büyük tehlikenin, ”dengesiz/aşırı uçlarda hava koşulları” olduğunu belirtti. Dengesiz hava koşullarını izleyen en önemli tehlikeler, yüzde 6 oranıyla ”çölleşme” ve ”kuraklık” olarak algılanırken, Türkiye’de görülen en büyük tehlike ”kuraklık” ve ”çölleşme” oldu.

Küresel bazda iklim değişikliğinin en temel tehlikesinin çiftçilik ve tarım üzerindeki etkili olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 5’te kaldı.

İklim değişikliğinin etkisini azaltmak için alınan kişisel önlemler

Ankete katılanların çoğu, iklim değişikliğinin etkisini azaltmak için kişisel olarak çaba gösterdiklerini belirtti. Katılımcıların yüzde 76’sı bunun için ”elektrik tasarrufu” yaptığını, yüzde 68’i ”su tüketimini azaltığını”, yüzde 67’si ”atıkların, ambalaj ve torba kullanımının azaltılması” yöntemini uyguladığını söyledi. Küresel düzeyde her beş kişiden biri, daha küçük bir araba aldığını veya alacağını açıkladı.

Alınan diğer önlemlere bakıldığında, katılımcıların yüzde 57’si enerji tasarruflu araçlar aldığını, yüzde 33’ü seyahat aktivitelerinde değişiklik yaptığını, yüzde 47’si toplu taşıma araçlarına daha fazla yöneldiğini, yüzde 21’i alternatif enerji kaynağı kullandığını, yüzde 15’i karbon dengeleme planına katkıda bulunduğunu kaydetti.

Türkiye’de yüzde 89 oranında ”enerji tüketiminde tasarruf yapma”, yüzde 84 oranında iklim değişikliği hakkında bilgilenme ve yüzde 83 oranında su tüketiminde azaltmaya gitme, geçtiğimiz yıl kişisel olarak iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için alınan ilk üç eylem olarak sıralandı.

İklim değişikliğiyle mücadelenin en iyi yolu

Diğer ülkelerden farklı olarak Türkiye’de katılımcıların yüzde 51’i iklim değişikliği ile mücadele etmenin en iyi yolu olarak ”devlet tarafından gerekli kısıtlama ve teşviklerin yapılması”nı gördüğünü ifade etti.

Anket katılımcılarının yarısı, çevreyle dost ürünlere daha fazla ödemeye razı olduğunu belirtirken, bu oran Türkiye için ortalama yüzde 35 seviyelerinde yer aldı.

Küresel bazda kitlenin yüzde 27’si ”en fazla” yüzde 9 daha fazla ödemeye hazır olduğunu, yüzde 22’si çevre bilinci olan ürünlere yüzde 10–19 daha fazla ödeyebileceğini ifade ederken, bu oranlar Türkiye için sırasıyla yüzde 21 ve yüzde 17 oldu.

Dünyada olup bitenleri rapor etmekle yükümlü olan medya da iklim değişikliği gibi küresel meselelerde halkın algısını şekillendirmede büyük rol oynuyor. Katılımcılara ”İklim değişikliği konusunda medya nasıl bir rol oynamalı?” sorusu sorulduğunda çoğunluk, ”halkı eğitmek ve bilinçlendirmek” yanıtını verdi.

Medyanın sorumluluğu

Synovate Medya Araştırmaları Global Müdürü Steve Garton, iklim değişikliği konusunun, 2008’deki son iklim değişikliği anketinden bu yana sıkıntı yaratan bir konu olmaya devam ettiğini vurgulayarak, insanların giderek kendi sağlıklarıyla, gezegenin gelecekteki sağlığı arasında bağlantı kurduğunu ve her ikisinin de korunması için, biraz daha fazla ödemeyi göze aldığını belirti.

Garton, ”Dünyada son birkaç yıldır şirketlere müşterileri (ve cüzdanları), hem verimli olmaları hem de bireyler ve gezegen için sağlıklı ürünler üretmeleri mesajını veriyor” dedi.

Deutsche Welle Genel Müdürü Erik Bettermann, medyanın çok büyük sorumluluğu olduğuna inandığını ifade ederek, şu görüşlere yer verdi:

”Medya gelecekle ilgili ana konuları nesnel ve anlaşılır bir bakış açısıyla sunmalı. Bununla birlikte gazetecilerin, iyi araştırılmış makaleleri olan bireylerden yola çıkarak hareket etmeleri, daha da önem kazanacak. Sorgulanabilir felaket senaryoları satmaya çalışanlara ya da zamanı gelmeden her şeyin sütliman olduğunu söyleyenlere prim vermeyen, fikir ve görüş alışverişine imkan tanıyan forumlar yaratmaları gerek.”

İklim değişikliği konusunda bilinç yaratmak için küresel bir çözüm bulunmadığına işaret eden Bettermann, küresel medyanın, iklimin korunmasında uluslararası kamunun çıkarı olduğunu göstermesi gerektiğini belirtti.

KAYNAK: AA, Sabah

Sinop’ta Kore’nin nükleer çengeline protesto

Sinop’ta nükleer santral kurmak için Türkiye hükümeti ile anlaşma sürecinde olan Güney Kore Sinop’ta “halkla ilişkiler” faaliyetlerine başladı ve bu çerçevede geçtiğimiz Pazar günü Sinop’ta Karadeniz Kore Kültür Festivali düzenlendi.

Sinop Çevre Platformu’ndan Hale Oğuz konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Bu uzun nükleer süreçte bizler yorulduk,  ama çok uluslu şirketler bıkmadı, usanmadı. Güney Kore yeterli güvenceleri aldıktan sonra Sinop’a çengel attı. Aylardır İl Kültür Müdürlüğü ile ilişkilenmiş ve geliştirmişler. En yürek burkan tarafı şu ki, Kore Gazileri çağrılmış ve Kore Şehitleri anılacakmış. İlan pankartları asılınca haberdar olabildik.”

Sinoplu nükleer karşıtları etkinlik sırasında Güney Kore’nin Sinop’a yönelik nükleer planlarını protesto etti ve Sinop’a nükleer santral istemediklerini duyurdu. Hale Oğuz, protesto sırasında 60 yıldır nerede olduklarını sorduklarını, Türk halkının onlar için kanını canını verdiğini, ama onların bizi, çocuklarımızı ve geleceğimizi radyasyon tehlikesiyle karşı karşıya bırakacak nükleer tesis için gelmelerinin dostluğa sığmadığını dile getirdiklerini belirtti.

Etkinlik sırasında Koreli bir gazeteciye ülkemizin nükleer santrale ihtiyacı olmadığını ve Sinopluların nükleer santral istemediğini anlattıklarını söyleyen Hale Oğuz, festival yeri olan Tarihi Cezaevi içine protestocuların girişini engelleyen polisle arbede yaşandığını, yine de Cezaevi duvarına pankart asıldığını ve açılan bez afişlerin halkın ve basının ilgisini çektiğini  de sözlerine ekledi.

(Yeşil Gazete)

Savcı nükleere karşı Meclis eylemine 3 yıl istedi

6 Temmuz'da TBMM önünde yapılan nükleer karşıtı eylem

Greenpeace, Yeşiller Partisi, Küresel Eylem Grubu, Mersin Nükleer Karşıtı Platform ve Sinop Çevre Dostları Derneği üyelerinden oluşan 58 kişi için açılan davada  topladıkları 170 bin imzayı TBMM’ye iletmek isteyen ancak polis tarafından yaka paça götürülen nükleer enerji karşıtı aktivistlerin üç yıl hapisleri isteniyor.

Aktivistlere yöneltilen suçlamalar arasında ‘nükleer karşıtı giysiler giymek’ de var. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ise “Benekli, puanlı ne giyerse giysin herkesin farklı düşünmeye ve bunu açıklamaya hakkı olduğu” görüşünde….

6 Temmuz’da, yani TBMM Türkiye’nin ilk nükleer santralıyla ilgili yasa tasarısını görüşürken Mersin Nükleer Karşıtı Platform, Sinop Çevre Dostları Platformu, Yeşiller Partisi ve Greenpeace üyelerinden oluşan 58 kişilik grup, ellerindeki 170 bin nükleer karşıtı imzayı teslim etmek amacıyla TBMM binasının tören kapısı önündeki merdivenlerde oturmaya başladı. İçeride görüşmeler sürerken dışarıda da santrallar için adres gösterilen iki ilden (Mersin ve Sinop) sivil toplum örgütleri seslerini duyurmak istemişti. Ancak üzerlerine ‘Türkiye nükleer istemiyor’ yazılı tişörtler giyen aktivistler yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı. Yetmedi. Haklarında dava da açıldı.

Bir de kenetlendiler

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, en küçüğü 18, en büyüğü 70 yaşındaki eylemciler için ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na aykırı hareket ettikleri gerekçesiyle üç yıl hapis cezası istendi. İddianamade ‘Türkiye’nin değişik bölgelerinden gelen grubun nükleer santral karşıtı giysiler giyerek ellerinde dövizlerle oturma eylemi gerçekleştirdiği; güvenlik görevlilerinin uyarılarına rağmen eylemlerini sürdürdükleri; birbirlerine kenetlenmek suretiyle eylemlerini sürdürmekte ısrar ettikleri ve eyleme güvenlik güçlerince güç kullanılarak son verildiği’ vurgulandı.

Sürüklenerek götürülen eylemciler, 170 bin kişinin imzasının yer aldığı kutuları bürokratlara teslim etmeyi de başaramadı. İmzaların yer aldığı kutu, daha sonra yasanın görüyşmeleri sırasında konuşma yapan Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün elinde, TBMM kürsüsüne kadar çıkmayı başardı. Ve Öztürk kutuyu Enerji Bakanı Taner Yıldız’a verdi.
58 nükleer karşıtı aktivistin yargılanacağı davanın ilk duruşması, 28 Ekim günü Ankara 15. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.

‘İster benekli, puanlı giysinler’

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız,  Türkiye’nin nükleer enerji macerasında başından beri ‘farklı’ bir portre çizdi. Yıldız, Greenpeace’i ofisinde ziyaret eden ilk bakan oldu.

Yıldız, dava haberi üzerine eylemleri şiddete dökülmediği ve kişisel hakları tehdit etmediği sürece herkesin farklı düşünceleri açıklama serbestliği olması gerektiğini, referandum sonrası hoşgörünün artarak korunması gerektiğini vurguladı. Eylemcilerin ‘nükleer karşıtı giysi’ giymekle suçlanmasını ise “Benekli, puanlı ne giyerlerse giysinler, ben bunu renklilik olarak görüyorum” diye değerlendirdi.

Varil kılığında geldiler

‘Greenpeace’ eylemcileri 24 Kasım 2009 tarihinde Enerji Bakanlığı önünde nükleer atık varil kılığına girerek eylem yapmıştı. Bu sırada Bakan Yıldız Libya’daydı. Özel güvenlik görevlileri eylemcilere müdahale etmeye kalktı. Ancak devreye bakanlık yetkilileri girdi, müdahale bir yana eylemcilere çay ikram etti. Bakan ise Türkiye’ye dönünce iade-i ziyarette bulundu; 2 Aralık 2009 tarihinde Greenpeace’in İstanbul’daki Türkiye ofisine gelip çaylarını içti. Böylece ilk kez bir bakan Greenpeace’i ziyaret etmiş oldu.

Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü Uygar Özesmi Bakan’a ‘Nükleer ile Yaşama Hazır mısınız?’ yazılı tişört hediye etti. Yıldız,  tişörtü görünce ‘Evet, hazırız’ yanıtını verdi! Yıldız’a çay da ikram edildi. Bakan çayı alırken “Radyasyonlu mu” diye sordu. Özesmi “Bu garantili çay” diye rahatlattı. Yarım saatlik ziyareti boyunca Greenpeace gönüllüleriyle tanışan Yıldız, ofisten Greenpeace’in hazırladığı Enerji Devrimi Raporu’yla çıktı. Çalışmalarında Greenpeace’in görüşlerini de almak istediklerini söyleyen Yıldız, iki tarafın temsilcilerinin de yer alacağı bir çalışma grubu kurulacağını söyledi. Peki o çalışma grubuna ne oldu?

Greenpeace Akdeniz Enerji Kampanyası Sorumlusu Korol Diker’in verdiği bilgiye göre ‘böyle bir grup hiç oluşmadı’. Diker, yargılanacak 58 kişi arasında yer alıyor. Davanın amacının ‘göz korkutmak’ olduğunu düşünüyor. Yıldız dün “Greenpeace üyeleri ile yeniden çay içer misiniz” sorusuna “Her zaman” yanıtını verdi. Greenpeace’in bugüne kadar Çevre Bakanı da dahil hükümetten başka ziyaretçisi olmadı. (Radikal, Yeşil Gazete)

Tanker ve kuru yük gemisi Hollanda açıklarında çarpıştı

0
ship oil leak
Temsili resim

Ajanslardan edinilen bilgilere göre Hollanda açıklarında bir tanker ve bir kuru yük gemisi çarpıştı.

AFP’nin geçtiği habere göre tanker Yunan bandıralı ve gazyağı taşıyor. Kuru yük gemisi ise Kıbrıs Rum Kesimi bandıralı.

Hollandalı haber ajansı ANP’nin verdiği bilgiye göre kaza Scheveningen limanının 30 km. açığında, Kuzey Denizi’nde gerçekleşti.

ANP’ye göre kaza sırasında tankerin gövdesi delindi ve kolayca alev alabilen yakıt dışarı sızıyor.

Hollanda Sahil Güvenliği sözcüsü BNR Radyosu’na verdiği demeçte tankerde 25, kuru yük gemisinde ise 12 kişilik mürettebat olduğunu belirtti.

Kıbrıs Rum Kesimi gemisi Hollanda’nın Rotterdam limanına yanaşmak için izin istemiş durumda.

(BBC)

Tekerlekli Sandalye Tenis Milli Takımı Balkan şampiyonu!

0

6-9.Ekim.2010 tarihleri arasında İkinci Balkan Şampiyonası 2010 Bulgaristan’ın Sofya şehrinde düzenlendi.

İkinci Balkan Şampiyonası 2010 için Bulgaristan’a giden Tekerlekli Sandalye Tenis Milli Takımımız şampiyonlukla yurda döndü.

6-9.Ekim.2010 tarihleri arasında Tekerlekli Sandalye Tenis Milli Takımımız Bulgaristan’daydı. 5 ülkeden 28 sporcunun katıldığı Şampiyona’ya Bulgaristan, Yunanistan, Moldova, Ukrayna ve Türkiye katılmıştır. Romanya, Litvanya ve Macaristan son anda katılmaktan vazgeçmiştir.

Yapılan müsabakalar sonrasında Milliler Balkan Şampiyonası’nda Takım olarak Şampiyon oldu. Ferdi müsabakalarda Turan Akalın birinci olurken çiftlerde de şampiyonluğu elden bırakmadı. Genç Milli Sporcu Büşra Ün bayanlarda şampiyon olurken, bir diğer Milli Sporcu Ebru Bulgurcu 3.oldu.

Junior kategorisinde yarışan Osman Tarın ikinci olurken, takım kaptanı tecrübeli oyuncu İbrahim Batmaz ve Muharrem Çakmak yarıştıkları kategorilerde tek erkeklerde üçüncü olarak yurda dönmüştür.

Şili’de kurtarma operasyonu başlamak üzere

0

Şili’de iki aydan uzun süredir yer altında mahsur 33 madencinin kurtarılmalarına yönelik operasyona kısa süre içinde başlanması bekleniyor.

Madenciler, 69 gündür San Jose Madeni’nde yerin yaklaşık 700 metre altında yaşıyor.Çalışmaları son aşamasını denetleyen Şili Cumhurbaşkanı Sebastian Pinera, herşeyin başta muhtemel bir trajediyi andırdığını, sonuçta ise gelişmelerin Tanrı’nın lütfuyla noktalanmasını umduklarını söyledi.

Sebastian Pinera, kurtarma operasyonunun tamamlanması sonrası ne madenciler ne de Şili için hiçbir şeyin aynı olmayacağını belirtti.

Oksijen maskeleri takacak madenciler, özel bir kapsülle teker teker yüzeye çıkarılacak.

Madencilerin üzerinde, onların sağlık koşullarının izleneceği özel kemerler olacak.

Çıkarılacak ilk madenci belli oldu

Öte yandan yüzeye çıkarılacak ilk madencinin adı da açıklandı.

Bu madenci, 31 yaşındaki Florencio Avalos olacak.

İki çocuk babası Florencio Avalos tam bir futbol tutkun ve kardeşi Renan Avalos de yeraltındaki madenciler arasında.

Şilili yetkililer, yüzeye önce en güçlü ve dayanıklı madencilerin çıkarılacağını açıkladı.

Dünyanın dört bir yanından gazeteciler, madencilerin çıkışlarını yansıtmak için San Jose’ye akın etmiş durumda.

Madende halen 1000’den fazla gazeteci bulunuyor.

Madencilerin güvenliğini korumakta kararlı yetkililer ise onları yakından izleyecek gazetecilerin sayısını sınırlandırdı. (BBC)

“Kadın Emeği Sempozyumu” Ankara’da yapılacak

Geçmişten Günümüze Türkiye’de Kadın Emeği sempozyumu, 25 Ekim 2010 Pazartesi günütarihinde Ankara’da yapılacak. Sempozyum, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Prof. Dr. Aziz Köklü Salonu’nda gerçekleştirilecek. Sempozyumun programı şu şekilde:

9.00-9.30              Kayıt

9.30-10.00            Açılış konuşmaları

Prof. Dr. Ahmet Makal, A.Ü. SBF Sosyal Politika Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü

Gülay Aslantepe, ILO Türkiye Direktörü

Prof. Dr. Celal Göle, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı

Prof. Dr. Cemal Taluğ, Ankara Üniversitesi Rektörü

10.00-10.45          Konferans

Prof. Dr. Nermin Abadan Unat: “Küreselleşmenin Payandası: Göçmen Kadın Emeği”

10.45-12.15                     I. Oturum: Tarihsel Perspektiften Türkiye’de Kadın Emeği

Oturum Başkanı: Prof. Dr. Serpil Sancar

Gülay Aslantepe: “ILO’nun Kadın Emeğine Yaklaşımı, İlgili ILO Sözleşmeleri ve Türkiye’nin Durumu”

Prof. Dr. Ahmet Makal: “Türkiye’de Kadın Emeğinin Tarihsel Kökenleri: 1920-1965”

Prof. Dr. Ferhunde Özbay: “Göç Ettirilen Kölelerden Kaçak Göçmen İşçilere – Türkiye’de Ev Emeğinin Dönüşümü”

12.30-13.30          Yemek Arası

13.30-15.30          II. Oturum: İşgücü Piyasasının İçinde ve Dışında Kadınlar

Oturum Başkanı: Doç. Dr. Seyhan Erdoğdu

Prof. Dr. Gülay Toksöz: “Kalkınmada Farklı Yörüngeler-Kadın İstihdamında Farklı Örüntüler Işığında Türkiye’de Kadın İstihdamı”

Doç. Dr. İpek İlkkaracan: “Neden Türkiye İşgücü Piyasasında Kadınlar Bu Kadar Az? Çok Boyutlu Bir Yaklaşım”

Prof. Dr. Şemsa Özar: “1980 Sonrası Dönemde Kadın Emeğine İlişkin Politikalar”

Prof. Dr. Yıldız Ecevit: “Kadın Emeğinin ‘Değersizleştirilmesi’ Bağlamında Çocuk Bakımı”

15.30-15.45          Çay-Kahve Arası

15.45-17.45          III. Oturum: İşgücü Piyasasında Kadınlar: Farklı Sektörler, Farklı Meslekler

Oturum Başkanı: Ümit Efendioğlu

Prof. Dr. Belkıs Kümbetoğlu, Doç. Dr. İnci User, Yrd. Doç. Dr. Aylin Akpınar: “Gıda, Tekstil ve Hizmet Sektörlerinde Kayıtdışı Çalışan Kadın İşçiler”

Prof. Dr. Mine Göğüş Tan: “Kadın Öğretmenler Üzerine: Etnografik Bir Çalışmadan Kimi Gözlemler”

Prof. Dr. Gülay Günlük Şenesen: “Üniversite Üst Yönetiminde Kadınların Konumu: 1990’lardan 2000’lere Ne Değişti?”

Prof. Dr. Deniz Kandiyoti: “Kadın Emeği Araştırmalarında Kör Noktalar ve Boşluklar”

18.00-19.00          Kokteyl

“Hayır, Zekeriya eşcinsel olamaz!”

Emre Karayel

6 yıl önce yayınlanan “Bir İstanbul Masalı” dizisinin tekrar bölümünde Zekeriya karakterinin gey olduğunu açıkladığı sahne sansürlendi.

ATV’de yayınlanan “Bir İstanbul Masalı” adlı televizyon dizisi, 6 yıl aradan sonra tekrar gösteriliyor. Dizinin tekrar yayını sırasında, dizideki karakterlerden, oyuncu Emre Karayel’in canlandırdığı Zekeriya’nın, en yakın arkadaşına gey olduğunu açıkladığı sahne sansürlendi.

Kaos GL’nin dikkat çektiği sansür olayında, gey olduğunu açıkladığı sahneler kesilince, dizide birdenbire bir istifa mektubu bırakıp ortadan kaybolan Zekeriya’nın bu davranışının nedeni belli olmuyor.

Dizinin ileriki bölümlerinde Zekeriya’nın eşcinsellik itirafıyla bağlantılı bölümlerin ne yapılacağı da merak konusu.

Böylece 2004’ten bu yana Türkiye’de yaşanan değişimin, dizilerde olumlu bir eşcinsel karakterin gösterilmesinin sansüre uğrayacağı noktaya geldiği görülmüş oldu.

Benzer bir olayda, yine ATV’de yayınlanan yeni dizi Kılıç Günü’nde eşcinsellere yer vermiş, hemen ardından yayınlanan tekrar bölümünde ise söz konusu sahne kaldırılmıştı. (sol)

Sel Yayıncılık’a özgürlük özel ödülü

Uluslararası Yayıncılar Birliği IPA Başkanı Herman P. Spruijt, halen sürmekte olan Frankfurt Kitap Fuarı’nda, yapılan oylamayla bu yılki “Yayın Özgürlüğü Ödülü”nü almaya Dosh Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Israpil Shovkhalov’un hak kazandığını açıkladı. Spruijt ayrıca, Sel Yayıncılık sahibi İrfan Sancı’nın da 2010 IPA Özgürlük Özel Ödülü’ne (2010 IPA Freedom Prize-Special Award) layık görüldüğünü açıkladı.