Ana Sayfa Blog Sayfa 5207

Carl Lewis geri dönüyor

0

Olimpiyat ve dünya şampiyonu efsane atlet Carl Lewis, New Jersey Senatosu’nun bir etkinliği için yeniden pistlerde olacak.

Olimpiyatlarda kazandığı 9 altın madalyayla tüm zamanların en iyi atletlerinden biri olarak gösterilen 49 yaşındaki Lewis, memleketi New Jersey’de, Cumhuriyetçi Dawn Addiego tarafından temsil edilen 8. bölgedeki bir etkinlikte, Demokrat sıfatıyla koşacak.

ABD’li atlet, ilerleyen günlerde yapılacak bu etkinliğe, toplumu bilinçlendirmek ve çocukların eğitim olanaklarını artırmak için katılacağını söyledi.

Lewis, Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından “Yüzyılın atleti”, ABD’nin ünlü spor dergisi Sports Illustrated tarafından “Yüzyılın Olimpiyat atleti” seçilmişti. Lewis’in 9 Olimpiyat altınınının yanında 8 tane de Dünya Şampiyonluğu altını bulunuyor. Efsane sporcu 100 metre, 200 metre, uzun atlama dallarında yarışıyordu.

Sosyalist olmanın ağır bedeli – Sedat Ergin

YASAL zeminde faaliyet gösteren Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP), Ceylan Önkol adlı bir kız çocuğunun 28 Eylül 2009 tarihinde Bingöl’de bir askeri mühimmatın patlamasıyla ölümü üzerine düzenlenen protesto eylemine katılmaya karar verir. Bunun için bir afiş hazırlanacaktır.

SDP’li Ecevit Piroğlu, telefonda arkadaşı Güleren’den bu eylemde kullanmak üzere bir afiş hazırlamasını ister ve şöyle der:
“Ya ne diycem, sen afiş taslağı yapacaktın. Onu yapabilirsen eğer, tabii ne diycem, çocuklar ölmesin, şeker de yesin, bizim şey var ya sarı kırmızı yeşil lamba, Kürt sorununda demokratik çözüm diye bir şey kullanabilirsin. Kızın fotoğrafını buluruz.”
Piroğlu, daha sonra Devrimci Karargah soruşturmasından gözaltına alındığına polis sorgusunda kendisine yöneltilen sorulardan biri şu olur:
“Çocuklar ölmesin şeker de yesinler derken neyi kastettin?”
Hiroşima’da ölen çocuklar için “Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver/ çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler” dizelerini yazmış olan Nâzım Hikmet, herhalde o an Moskova’daki mezarında ters dönmüştür.
BİR İNANDIRICILIK SORUNU
Bu ayrıntılar Radikal muhabiri İsmail Saymaz’ın dün başlayan ikinci Devrimci Karargah davasıyla ilgili olarak yazdığı “Hanefi Yoldaş/ Gizli Örgüt Nasıl Çökertilir” başlıklı kitabında yer alıyor. Bu davada çoğu SDP yöneticileri olmak üzere 14’ü tutuklu 22 sanık yargılanıyor. SDP yöneticileri, Devrimci Karargah’ın üyesi olmakla suçlanıyor.
Saymaz, kitabında davanın iddianamesini 50 bin sayfa tutan delil dosyalarıyla birlikte değerlendirerek, soruşturmanın perde arkasına ilişkin pek çok önemli ayrıntıyı gün ışığına çıkartıyor. Kitap, özellikle polisin sol örgütleri izlerken nasıl bir bakış ve yöntemle hareket ettiğini gösteren pek çok çarpıcı örnek sunuyor okurlara.
Tabii Saymaz’ın verdiği örnekler, dün başlayan davanın kamuoyu karşısında sahne olduğu inandırıcılık sorununu daha da derinleştiriyor. Bu sorun, hayatları sosyalist mücadele içinde geçmiş bir grup aydının, aktivistin, hayatının önemli bir bölümü sol örgütlerin izini sürmekle geçmiş polis şefi Hanefi Avcı ile birlikte aynı terör örgütünün üyesi olmakla suçlanmasıdır.
Avcı’nın gölgesi bir tarafa çekilip, iddianamenin temel mantığı ve deliller kendi başına incelendiğinde, üzerinde durulması gereken pek çok tartışmalı durumla karşılaşıyoruz.
SOSYALİST ÖRGÜT ERGENEKON’A BAĞLANINCA
Bunların başında Anayasa’nın güvence altına aldığı pek çok demokratik hak ve özgürlüğün, -örneğin bir protestoda bulunmak, mitinge katılmak, bildiri dağıtmak, basın açıklaması yapmak gibi- terör örgütü üyeliği için delil olarak değerlendirilebilmesidir. Örneğin, Ahmet Türk’e yumruk atılmasını protesto etmek için Beyoğlu’nda düzenlenen bir basın açıklamasına katılmak, iddianamede suç oluşturan bir fiil olarak gösterilebiliyor.
Dijital deliller bu iddianamede de karşımıza çıkıyor. İddianamede, SDP yöneticilerini Devrimci Karargah ile ilişkilendiren en önemli delillerden biri, 28 Nisan 2009 tarihinde Bostancı’da evine düzenlenen baskında polisle girdiği çatışmada ölen Devrimci Karargah militanı Orhan Yılmazkaya’nın bilgisayarından çıkan bir yazı. Metin, “SDP’de Olmamızın Anlamı Üzerine” başlığını taşıyor. Sanık avukatları, metnin kimin tarafından hangi amaçla hazırlandığının belli olmadığını, ayrıca içinde suç içeren bir bilgi de bulunmadığını belirtiyor.
Bir bu kadar dikkat çekici olan husus, SDP’nin bir düzlemde PKK’ya, bir başka düzlemde ise Ergenekon’a da bağlanmasıdır. SDP, Ergenekon aleyhtarı eylemlerin çoğunda yer almış bir örgüttür.
SDP-Ergenekon bağlantısı, iddianameye göre, 2001-2006 yılları arasındaki dönemde SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan’ın telefonu ile Ergenekon soruşturmasında ifadesi alınan, ancak sanık yapılmayan gazeteci Merdan Yanardağ’ın telefonu arasında 01.01.2001-22.07.2006 tarihleri arasında (Arama-Aranma-Mesaj alma-Mesaj atma şeklinde) 3 adet görüşme kaydına dayanıyor.
TUTUKLULUĞA DEVAM
Dünkü duruşmada davanın birinci Devrimci Karargah davasıyla birleştirilerek 11 Ağustos tarihine ertelenmesi kararı çıktı. Bu durumda sanıkların geçen eylül ayında başlayan tutukluluk halleri uzun bir süre daha devam edecek.
Vatandaşların yargılama görmeden uzun süre özgürlüklerinden mahrum bırakılmasında Türkiye Cumhuriyeti devleti açısından mahzurlu bir durum yoktur. Çünkü, Nâzım Hikmet’in çektiği çilelerden bu yana aslında bu cephede değişen fazla bir şey yoktur.

Hürriyet

Sıra Kimde İnisiyatifi tutuklamalara yönelik açıklama yaptı

Dün Beşiktaş Adliyesi’nde görülen ve ‘’Devrimci Karargâh Davası’’ olarak adlandırılan davanın duruşması esnasında yaşananlar ve mahkeme heyetinin tutumu, ‘’Sıra Sizde İnisiyatifini”  oluşturan bileşenler tarafından yapılan basın açıklamasıyla protesto edildi.

Davanın tutuksuz sanıklarından Sultan Seçim Kubilay, dün yaşananların hukuk garabeti olduğunu iddia ederek ‘’arkadaşlarımızı her kesin gözü önünde darp ettiler, izleyici kitleyi kışkırttılar’’ dedi. İnisiyatif tarafından hazırlanan metni okuyan BDP Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal ’’dün aleni biçimde hukuk bir kez daha katledildi. Bu sadece dünle sınırlı değil demokratik hak ve özgürlüklerin kaybı, dikta yönetimi bakımından gelecekte ciddi sonuçlara neden olacaktır. Benzer bicimde KCK davasında da Kürt arkadaşlarımız tam iki yıldır sudan sebeplerle, delil olmadan alıkonulmuşlardır. Dun 12. Ceza Dairesi sanık savunmalarını almadan, onları yargılamadan, masa başında uydurmuş oldukları acık olan delillere dayalı olarak hukuk kurallarını katletti ve davayı 9. Ceza Dairesi’ndeki Devrimci Karargâh davasıyla birleştirdi ve duruşmayı 4 ay sonraya attı. Bu demektir ki arkadaşlarımız henüz savunmaları yapılmadan 7 ayın yanı sıra bir 4 ay daha tutuklu kalacaklar. Tutukluluk cezaya dönüştürülüyor. AKP medyasını, ordusunu ve yargısını yaratmıştır. Yargı cemaatlerin kontrolüne geçmiştir, karşımızda artık bir cemaat yargısı vardır’’ dedi.

Sosyalist Parti Genel Başkanı Sevim Belli, 1952’de Komünistlere yönelik tevkifat gerçekleştiğinde benzer bicimde kendilerinin ifadeleri alınmadan, Ankara’da bir askeri birlikte 2 yıl tutulduktan sonra mahkemeye çıkarıldıklarını anlattı. Belli ‘’ancak bugün dünkü garabet günlerinden daha da geri bir noktadayız. Bir ablanız olarak sizlere şunu tavsiye ediyorum, sıra sizde inisiyatifinin adı bos değil çok anlamlı. O nedenle her kes devrimcilere, Kürtlere, demokratlara yönelik büyük saldırının, bu büyük ihanetin karsısında durmalıdır’’ dedi.

Daha sonra söz alan Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Yüksel Selek’te ‘’ortada büyük bir pervasızlık var. Ortadoğu halkları ayağa kalkmışken güya model olacak Türkiye’de olan bitene şaşmamak elde değil. Türkiye’de asimilasyon uygulayıp, yurt dışında özgürlüklerden dem vurmak pervasızlık, hayasızlık. Bütün olan bitenlerin arkasında, aslında büyük bir talan söz konusu.  Doğasıyla, emeğiyle her türlü sömürü düzeninin uygulayıcısı olan hükümetin tutumlarını böyle değerlendirmek gerek. Doğasını korumak isteyen halk Büyük Anadolu Yürüyüşü’yle bu talanın karsısında duruyor. Sonunda kazanan mutlaka halklar olacak. Önümüzdeki süreçte cuntacıların ve talancıların anayasasına karsı halkın ve doğanın haklarını koruyan kendi anayasamızı hep birlikte oluşturmalıyız’’ dedi.

EMEP Genel Başkan Yardımcısı Ender İmsek’ arkadaşlarının Hanefi Avcı’yla aynı davada yargılanmasının kabul edilemez olduğunu, bu kişinin İşkenceci olduğunu kendisinin belgelediğini, AKP’nin medyasını, ordusunu ve yargısını ve diğer mekanizmaları kurduğunu, bu davanın emek demokrasi özgürlük Bloğunun davası olduğunu vurguladı.

Toplantıya Kıbrıs’tan katılan Yeni Kıbrıs Partisi MYK üyesi Murat Kanatlı da KCK ve bu davada gözlemci olduğunu, adil yargılanma hakkının gasp edildiğini, konunun uluslararası boyuta taşınması gerektiğini, AKP’nin Kıbrıs ve Kürt sorunu basta olmak üzere hiç bir şeyi çözmek istemediğini, zamana oynadığını sadece kendi iktidarını pekiştirme derdinde olduğunu söyledi. ‘’Protesto ettiğimizde bize de besleme diyen bir Başbakan’la karsı karşıyayız’’ diyen Kanatlı, Türkiye’de demokrasi güçlerinin ayrı bir devlet olarak Kıbrıs’ı da gündemlerine alması gerektiğini ekledi.

Davanın tutuklularını  selamlayarak konuşmasına başlayan ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, bugüne kadar adil yargılanma hakkına dikkat çektiklerini, bundan sonra halkın meşru savunması olarak yargılayanları yargılayacaklarını, siyasallaşmış yargıya karşı direneceklerini söyledi.

Devrimci İsçi Partisi Genel Başkanı Sungur Savran’da T.C yargısının devrimcilere her zaman gaddarca davrandığını AKP’nin bu davayla bir taşla iki kus vurmak istediğini, gerçekte öteki savasın yani Kürtlerle olan savasın uzantısı olduğunu söyledi. Ama yeni dönemde ‘’Kürtlerin yanı sıra devrimciler de meclise girerek orayı sarsacaklar, Türkiye de her şeyin o kadar da kolay olmadığını gösterecekler’’ dedi.

EHP Genel Başkanı Sibel Uzun’da sıra kimde inisiyatifinin sadece bir destek değil yoldaşlık dayanışması olduğunu, 12 Eylül mahkemelerinde bile raconun bu kadar seviyesiz olmadıgına vurgu yaptı.

Son olarak konuşan Sosyalist Parti Hareketi Eşsözcüsü Yeliz Dinçer ve Toplumsal Özgürlük Platformu yöneticisi Halit Elçi, bu tutuklamanın basit bir adli hata olmadığını politik alanın kriminalize edildiğini, 200 yıllık insanlık kavramları olan demokrasi, özgürlük, insan hakları, adil yargılanma hakkı gibi kavramların hiçe sayılarak hukukun ayaklar altına alındığına dikkat çekerek, herkesi sırayı bozmak için ortak dayanışmaya çağırdı.

Hüseyin Güngör

AB, Tayyip Erdoğan’a Fransız – Aydın Engin

Başbakan Erdoğan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde (AKPM) konuştu. Tarihi(!) bir konuşmaydı. Yağdı, gürledi. AKP’ye hele hele onun liderine toz konar korkusuyla saçmalıklara bile alkış tutmaya teşne kimi gazeteler, yazarlar “Avrupa’ya ders verdi… Avrupa’nın suratına şamar” gibi başlıklarla bu konuşmaya övgüler düzdüler. Öyle satır aralarında filan değil, paragraflar halindeki apaçık gaflara bile alkış tuttular. “İkinci Van Minut” filan bile dediler.

Konuşmanın üstünden iki gün geçti. Söylenen söylendi, yazılan yazıldı. Şimdi serinkanlı bir değerlendirme mümkün.

Öğrenci argosundan doğup hızla yaygınlaşan “Fransız kalmak” iğnelemesini bir yana koyalım. O sözleri TV’deki canlı yayında duyduğumda aklıma ilk gelen konuşmayı anında çevirmekle görevli AKPM çalışanı çevirmen oldu. Garibim ne yaptı acaba?  Bire bir çevirse saçma, anlamını çevirse zor.

Çevirmeni derdiyle baş başa bıraktım ve ürkütücü düşüncelere daldım. Tayyip Erdoğan konuşmasının devamında acaba “Bırakın bu ayakları, bu ayaklar koktu, koktu” der mi diye ürktüm? Ardından “Bize hareket yapmayın, tamam mı” diye ekler mi? Onun da ardından “Avrupa Birliği işi  böyle habire yokuşa sürerse biz de ufak ufak lacivert oluruz, ağnadın mı “ der mi?..

Dese şaşar mıydınız ?

Dedim a “tarihi” bir konuşmaydı…

*    *    *

Beni irkilten salt bu argo sınırındaki vurgular değil. Konuşmanın bütününe egemen olan mantık da fevkalade sorunluydu.

Bir örnek: Başbakan’a Ahmet Şık’ın basılmadan yasaklanan kitabı soruldu. Cevap “Bombayı kullanmak suçtur ama bombanın hazırlanmasındaki malzemeyi kullanmak da suçtur”.

Cümlenin bozukluğunu bir yana bırakın. Kitapla bomba arasında paralellik kurabilen bir kafa Avrupa’ya ne dersi vermiş olabilir acaba?

Bir örnek daha: “Bütün dini azınlıkların eşit olarak ibaret yerlerine ulaşabilme, dinlerini serbestçe ifade edebilme hakları” üstüne soruldu.

Cevap muhteşem(!) idi.

Hayır muhteşem olan “Soruyu soran arkadaş Fransız galiba. Ama Türkiye’ye de Fransız” cümlesi değil. Cümlenin devamı daha vahim. Başbakan gerine gerine devam etti: “Ülkemizde bulunan ne kadar farklı dini azınlık varsa hepsinin ibadetini yapma noktasındaki garantisi benim, sigortası benim. Onların sigortası durumundayım….”

Nasıl ama?

Tayyip Erdoğan garantisi ile dinsel özgürlük!

Oysa benim bildiğim özgürlüklerin garantisi yasalardır; başbakanlar değil.

Dahası “Garantisi benim, sigortası benim” diye şişinen Başbakan’ın ülkesinde galiba rahip Santora diye biri öldürülmedi. Galiba İzmir’de bir başka Hıristiyan rahip sille tokat hacamat edilmedi. Dahası galiba Malatya’da Zirve yayınevinde “farklı din”den üç kişi boğazları kesilerek öldürülmedi.

*    *    *

Kanımca sorun Başbakanın, Kasımpaşa kaynaklı üslubunda filan değil.

Sorun Tayyip Erdoğan’ın Avrupa Birliği’ni kavrayışında. Yani kavrayamayışında.

Tayyip Erdoğan için Avrupa Birliği anlaşılan Fransız Sarkozy, Alman Merkel, İtalyan Berlusconi demek. Bütün konuşma sanki onlara cevap verir gibiydi. Oysa Avrupa Birliği bu “Bugün var, yarın yok üç siyasetçi” demek değil.

Avrupa Birliği, Dünya barış hareketinin, dünya çevre hareketinin, dünya nükleer karşıtı hareketin doğduğu ve bütün anakaraları etkilediği “düşünsel rahim”dir. “Batı Avrupa demokrasi standartları” dediğimiz ve demokrasinin günümüzde ulaşabildiği optimum (=Mümkün olan en iyi) düzeyi günlük yaşam gerçeğine dönüştürmüş bir anakaranın siyasal ve kültürel birliğine giden yoldur…

Bu bağlamda Avrupa Birliği, anlaşılan Recep Tayyip Erdoğan zihniyetine epey Fransız kalıyor…

T24.com.tr

Koca İstanbul’da Ahmet Şık’a araç bulunamadı

Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazeteci Ahmet Şık bugün Kadıköy Adliyesi’ndeki duruşmaya ring aracı bulunmadığı gerekçesiyle getirilmedi.

Ertuğrul Mavioğlu ve Ahmet Şık’ın birlikte yazdıkları “Kırk Katır Kırk Satır, Ergenekon’u Anlama Kılavuzu” adlı kitapla ilgili duruşma Kadıköy Adliyesi’nde görülmesine başlandı.

Halen Ergenekon soruşturması kapsamında Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazeteci Ahmet Şık cezaevinde ring aracı bulunmadığı gerekçesiyle duruşmaya getirilmedi.

(Ajanslar, NTV)

Gazeteciler: “Yansak da Dokunacağız”

Gazeteciler Ahmet Şık ile Ertuğrul Mavioğlu hakkında, “Soruşturmanın gizliliğini ihlal” suçundan açılan davanın Kadıköy Adliyesindeki duruşması öncesinde yürüyüş düzenlendi.

Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazeteci Ahmet Şık bugün Kadıköy Adliyesi’ndeki duruşmaya getirilmedi. Halen Ergenekon soruşturması kapsamında Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Şık’ın cezaevinde ring aracı bulunmadığı gerekçesiyle duruşmaya getirilmediği öğrenildi.

YAĞMURA RAĞMEN YÜRÜDÜLER
Kadıköy Altıyol’daki Boğa Heykeli önünde “Yansak da dokunacağız” pankartı arkasında toplanan gazeteciler, “Şiirden, kitaptan bomba olmaz Başbakan”, “Ahmet, Nedim onurumuzdur” şeklinde sloganlar atarak, yağmur altında Bahariye’deki adliye binasına kadar yürüdüler. Yürüyüşü gerçekleştiren gazeteciler adına basın açıklamasını okuyan Can Dündar, “İleri demokrasi” diye ifade edilen bir ülkede yaşanıldığını belirterek, 57’den fazla gazetecinin tutuklu olarak cezaevinde yattığını, 4 binden fazla gazetecinin de davasının sürdüğünü söyledi.

Şık ile Mavioğlu’nun kontrgerilla ve Ergenekon’u anlatan kitapları nedeniyle yargılandıklarını dile getiren Dündar, eserin iki yazarından biri olan Mavioğlu’nun yanlarında olduğunu, diğer yazar Ahmet Şık’ın ise “Bu kitaplarda deşifre ettiği Ergenekon örgütüne üye olmak” iddiasıyla 6 Marttan bu yana cezaevinde bulunduğunu anımsattı. Şık ile beraber tutuklanan gazeteci Nedim Şener’in de halen cezaevinde olduğunu ifade eden Dündar, iddia makamının “elimizde deliler var” demesine rağmen, henüz bu delillerin görülmediğini söyledi.

‘KORKU İKLİMİ YAYGINLAŞTIRILIYOR’
Şık ile Şener’in gazetecilik faaliyetlerinin sorgulandığını kaydeden Dündar, “Gazetelerin basılıp, bilgisayardaki dosyaların silindiği, basılmamış kitapların toplatılıp yok edildiği, telefonların dinlenip elektronik postaların izlendiği bir ülke, yalnız gazeteciler için değil, özgür düşünceye sahip herkes için güvenilir olmaktan çıkmıştır. Türkiye her geçen gün polis devleti haline geliyor. İtiraz eden herkesin Ergenekon, KCK ya da Devrimci Karargah bohçasına atılması memleketteki korku iklimini yaygınlaştırıyor” şeklinde konuştu.

Dündar, “Bir şiir okuduğum için beni hapse attılar” diyen bir Başbakanın yönettiği bu ülkede, insanların kitap yazdıkları için cezaevine konulduğunu anlatarak, “Biz Türkiye’nin karanlık geçmişinin aydınlatılmasını istiyoruz. Derin devletin tarihe gömülmesini istiyoruz. Darbelerle hesaplaşmak istiyoruz. Bir nebze olsun tereddüt duymadan… Ama bugün yapılanlar, Ergenekon-derin devlet yöntemlerinin hala kullanıldığını gösteriyor. Basın özgürlüğü herkese lazım. Adalet de herkese lazım olacak” dedi.

Gerçeklerin aydınlatılmasını istediklerini, gerçek kişilerin gerçek suçları nedeniyle yargılanmasını beklediklerini de ifade eden Dündar, herkese eşit mesafede duran bir adalet istediklerini ve “yansalar da dokunacaklarını” söyledi. Yürüyüşe, Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Ercan İpekçi, DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgülü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti yöneticileri ile çok sayıda gazeteci katıldı. Yürüyüşe katılanların bir bölümü, gazeteciler Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’na destek vermek amacıyla adliyede bekleyişini sürdürürken, bazıları açıklamanın ardından dağıldı. (Ajanslar)

Öğrenciler gece boyu protestodaydı

Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ne saat 15.30 sularında Gazi Üniversitesi ile Ankara Üniversi’nde okuyan 200 kişilik ülkücü grup, Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’ne girmek istediler. Ülkücü öğrenciler, ÖGB’lerin engeli üzerine fakülteye giremedi. Bunun üzerine toplanan solcu öğrenciler, ülkücü öğrencilerin arkasından önce Mithat Paşa Caddesi’ni trafiğe kapatarak yürürken polis müdahalesi ile karşılaştı. Burada 2 kişi gözaltına alındı. Ülkücülerin fakülteye girişini protesto etmek isteyen solcu öğrencilere müdahale eden polis, Sevil Kalem ve Alınteri Gazetesi Muhabiri Nur Yılmaz’ı gözaltına aldı.

Daha sonra durumu protesto etmek basın açıklaması yapmak için Yüksel Caddesi’ne yürüyen grup basın açıklamasının ardından Sakarya Caddesi’ne yürümek istedi. Burada da müdahale ile karşılaşan öğrenciler Sakarya Caddesi’nde toplandı.

Tekrar Yüksel’e girmek isteyen gruptan 8 kişi o sırada göz altına alındı. DTCF, ODTÜ ve Beytepe öğrencileri olayların ardından yeniden Yüksel Caddesi’nde toplandı. Öte yandan akşam saatlerinde Cebeci’de başlayan gerginlik 3 Dil Tarih öğrencisinin bıçaklanmasıyla sonuçlandı. Evlerine gitmek için üniversiteden çıkan Önder Bayındır, Deniz Önen adlı 2 öğrencinin ülkücü öğrenciler tarafından bıçıklandığı öğrenildi. Deniz Önen adlı öğrencinin durumunun ağır olduğu bildirildi. Öğrencilerin, gözaltına alınan 10 öğrencinin serbest bırakılması saldırıları protesto talebiyle başlattığı oturma eylemi gece 12’ye kadar devam etti.

Serhat Ertuğrul

Seçim 2011: Gazetecilere Meclis yolu

2011 genel seçimlerinde 50 gazeteci çeşitli partilerden ve bağımsız olarak milletvekili adayı oldu.

Emek Partisi(EMEP) 16, Cumhuriyet ve Halk Partisi (CHP) 11, Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) 8, Adalaet ve Kalkınma Partisi (AKP) 7, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ise bir gazeteciyi milletvekili adayı olarak gösterirken, Barış ve Demokrasi Partisi (BDP)’nin desteklediği bağımsızlar arasında beş gazeteci var.

Yeni Çağ gazetesi yazarı Hulki Cevizoğlu ve Kanaltürk’ün kurusucu Ergenekon sanığı olarak tutuklu bulunan Tuncay Özkan da diğer bağımsız adaylar arasında.

CHP’den aday olan eski Hürriyet yazarı Oktay Ekşi en yaşlı milletvekili adayı ve seçilirse meclisin açılışını yapacak isim olacak. CHP’nin listelerinde Vatan gazetesi yazarı Aydın Ayaydın, Cumhuriyet yazarı ve Ergenekon sanığı Mustafa Balbay, eski AİHM hakimi ve eski Milliyet yazarı Rıza Türmen gibi isimler de var.

BDP’nin desteklediği bağımsızlar arasında ise bianet proje koordinatörü Ertüğrul Kürkçü, Radikal yazarı Sırrı Süreyya Önder, Zaman ve Taraf gazeteleri eski yazarı Altan Tan ve eski gazeteci Gülten Kışanak yer alıyor.

AKP’nin listelerinde Star gazetesi yazarlarından Mehmet Metiner ve Şamil Tayyar yer alıyor.

Siyasi partilerin aday listelerinde yer alan gazeteciler şöyle:

Cumhuriyet ve Halk Partisi (CHP)

Turgay Develi, Adana, Kent Gazetesi, Kent TV

Veli Özdemir, Ankara, Anka Haber Ajansı Genel Müdürü

Nurhan Banu Üner, Erzurum, Gebze Çağdaşkent Gazetesi

Ali Koç, İstanbul 1. Bölge

Aydın Ayaydın, İstanbul 2. Bölge, Vatan Gazetesi yazarı

Cem Seymen, İstanbul 2. Bölge, CNN Türk

Melda Onur, İstanbul 2. Bölge, Eski gazeteci, İletişim Danışmanı

Oktay Ekşi, İstanbul 3. Bölge, Hürriyet’in eski yazarı

Rıza Türmen, İzmir, Milliyet’in eski yazarı

Mustafa Balbay, İzmir, Cumhuriyet yazarı

Türkan Ayas, Şanlıurfa, Eski gazeteci, yazar

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)

Mehmet Metiner, Adıyaman, Star gazetesi yazarı

Menderes Türel, Antalya, Eski gazeteci

Şamil Tayyar, Gaziantep, Star gazetesi yazarı

İsmet Uçma, İstanbul 1. Bölge Yayıncı, Yazar

Tülay Kaynarca, İstanbul 3. Bölge, Eski gazeteci

Harun Özdemir, İzmir, TV yapımcısı

Emek, Demokrasi Özgürlük Bloku

Altan Tan, Diyarbakır, Zaman ve Taraf gazeteleri eski yazarı

Sırrı Süreyya Önder, İstanbul 2. Bölge, Radikal yazarı, yönetmen

Ertuğrul Kürkçü, Mersin, Bağımsız İletişim Ağı kurucusu

Gülten Kışanak, Siirt, Eski gazeteci

Emek Partisi (EMEP)

Nedim Köroğlu, Bayburt

Şerif Karataş, Karaman

Vural Nasuhbeyoğlu, Yozgat

Dersim Demir, Yozgat

Cemal Dursun, Sivas

Ayşen Güven, Niğde

Ercan Karakaya, Niğde

Derya Kaplan, Kastamonu

Şükrü Taş, Isparta

Şengül Karadağ Bayhan, Erzincan

Nazire Dursun, Erzincan

Mehmet Mustafa Yalçıner, Çanakkale

Fatih Polat, Çanakkale

İsmail Muzaffer Özkurt, Burdur

İskender Bayhan, Artvin

Çağrı Sarı, Afyon

Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖDP)

Riits Leena Cankoçak, İstanbul 2.bölge

Mehmet Burak Cop, İstanbul 2. bölge, Ntvmsnbc.com sitesi editörü

Selçuk Özbek, İstanbul 2. Bölge, BirGün gazetesi editörü

Çağın Anıl Erol, Van

Önder İşleyen, Ankara

Nurettin Avcı, Hatay

Gülsen Candemir, İzmir

Alper Taş, İstanbul 1. bölge

Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP)

İbrahim Çiçek, İstanbul 1. Bölge, Atılım Gazetesi tutuklu Genel Yayın Yönetmeni

Diğer Bağımsız Adaylar

Hulki Cevizoğlu, Ankara, Yeni Çağ gazetesi yazarı

Tuncay Özkan, İstanbul 1. Bölge, Tutuklu Ergenekon sanığı, Kanaltürk kurucusu

(Bia)

Grup Yorum konsere çağırıyor

Grup Yorum, 55 bin kişiyi bir araya getiren 25. yıl konserinin ardından, on binleri Bakırköy Meydanı’na toplamaya hazırlanıyor. Konser, geçen yıl İnönü Stadı’nda gerçekleşen 25. yıl konserinin DVD’sinden elde edilen parayla gerçekleştirilecek. 17 Nisan’da Bakırköy Meydanı’nda gerçekleştirilecek konsere Grup Yorum’un yanı sıra, Leman Sam, Kubat, Burhan Berken, Mor ve Ötesi grubundan Harun Tekin ve Burak Güven, Tuncel Kurtiz, Sırrı Süreyya Önder de katılacak.

Grup Yorum üyeleri, daha önce olduğu gibi bu konsere gelen sponsorluk tekliflerini değerlendirmediklerini söylüyor. “Dinleyicilerimiz el ilanları dağıtarak, afişler, pankartlar asarak konser tanıtımını gerçekleştirdi” diyen üyeler, İdil Kültür Merkezi çalışanlarının da bu süreçte destek olduğunu belirtiyor. ‘Bağımsız Türkiye’ adıyla gerçekleştirecekleri konserde farklı müzikal tarzda sanatçılarla buluşmak istediklerini dile getiren Grup Yorum, muhalif müziğin zamanla azaldığının ama potansiyelini kaybetmediğinin altini çiziyor. Konser 17 Nisan’da Bakırköy İncirli’de E-5 karayolu yanında her hafta ‘Cumartesi Pazar'”nın kurulduğu alanda yapılacak. (Radikal)

“Başkaldırıyoruz” diyenlere gözdağı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ODTÜ’de öğrencilerin protesto gösterisi sırasında çıkan olaylarla ilgili olarak, 117 kişi hakkında 1 yıl 9 aydan 10 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılmaları istemiyle dava açtı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ), çeşitli üniversitelerden öğrencilerin protesto gösterisi sırasında çıkan olaylarla ilgili olarak, 117 kişi hakkında, ”Mala zarar verdikleri” ve ”İzinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşünün dağıtılması sırasında kamu görevlisine direndikleri” iddiasıyla 1 yıl 9 aydan 10 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılmaları istemiyle dava açtı.

Cumhuriyet Savcısı Nadi Türkaslan tarafından açılan davanın iddianamesinde, 5 Ocak 2011 tarihinde, çeşitli üniversitelere mensup öğrencilerin, ODTÜ yerleşkesinde A-1 kapısı önünde toplandıkları anımsatıldı.

Dava konusu olayda, şüphelilerin, toplantı düzenlemek için adli makamlara başvurularının bulunmadığı ve başlangıçtan itibaren topluluğun saldırgan tavır içinde olduğu ifade edilen iddianamede, güvenlik güçlerinin topluluğa dağılmaları için ve duyulacak biçimde defalarca uyarıda bulunduğu, buna karşın topluluğun dağılmadığı gibi kendisini dağıtmak isteyen güvenlik güçlerine karşı zor kullandığı anlatıldı.

İddianamede, bu durumda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa ve 2911 Sayılı Yasa ile sağlanan ve güvence altına alınan ”toplantı oluşturmak ve ifade özgürlüğünü kullanmak” hakkından söz edilemeyeceği ve eylemin 2911 sayılı Yasa ile korunan toplantı yapmak hakkının dışına çıkarak, suç oluşturduğu ileri sürüldü.

Davanın iddianamesinde, üniversite öğrencisi 117 kişinin, ”mala zarar vermek” ile ”izinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşünün dağıtılması sırasında kamu görevlisine direnmek” suçlarından 1 yıl 9 aydan 10 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.

Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesi’ne sunulan iddianamenin kabul edildiği ve söz konusu kişilerin yargılanmasına önümüzdeki günlerde başlanacağı öğrenildi.

(Ajanslar, Yeşil Gazete)