Ana Sayfa Blog Sayfa 4426

Avrupa’da at eti yemeyen kalmamış

Son günlerde Avrupa Birliği’ni sarsan at eti skandalı giderek büyüyor. İlk olarak İngiltere’de başlayan skandal Fransa üzerinden Romanya’ya kadar uzandı. Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz hafta Findus şirketinin İngiltere’de satılan bazı donmuş ürünlerinin yüzde 100 oranında at eti ihtiva ettiği ortaya çıkmıştı. Findus, bahse konu ürünleri süpermarket raflarından çekerek, bu ürünleri satın alanların, yemeden satın aldıkları yerlere iade etmelerini salık verdi. Bugüne kadar tüketilen ürünlerle ilgili ne yapılması gerekildiği ise söylenmedi.


At etinin insan sağlığı üzerinde diğer etlerin tüketiminden farklı bir etkisi olmamasına rağmen tüketilen at etlerinde phenylbutazone etken maddesine sahip bir ilaç kullanılmış olmasından endişe ediliyor. Bahse konu madde, insanlar üzerinde aplastik anemi hastalığı da dahil olmak üzere ağır yan etkilere yol açabiliyor. Yeşil Gazete’nin konuyla ilgili görüşlerini aldığı Dr. Ümit Şahin, aplastik aneminin “kemik iliğinin çalışmamasını da içeren ağır bir kan hastalığı” olduğunu belirtti.

http://www.youtube.com/watch?v=2rHL34vY1Hg

Öte yandan, Findus’un ürünlerinde kullandığı etleri Fransa menşeli Comigel şirketinden temin etmesinin ortaya çıkması üzerine skandal Fransa’ya sıçradı. Ancak, skandal orada da kalmadı. Comigel’in etleri Almanya ve Hollanda’daki tedarikçilerden, bu tedarikçilerin de Romanya’dan aldığı ortaya çıktı. Fransa Tüketim Bakanı Benoit Hamon “skandalın arkasında mafyanın olduğundan endişe ettiğini” açıklarken, Avrupa Birliği’nde kaç ülkenin daha at eti skandalına karıştığı henüz bilinmiyor.

Yeşil Gazete’nin konuyla ilgili danıştığı Fikir Sahibi Damaklar ve Slow Food hareketinden Defne Koryürek, skandalı “dünyanın adaletsizliğinin en güzel örnelerinden biri” olarak niteliyor. Koryürek, “Avrupa Birliği kendisini gıda güvenliği alanında belli bir standardı yakalamış sanarken birden bu skandalla karşı karşıya kaldı. Bu aslında ‘kibirli, müreffeh dünya’ ile bir an önce o refahtan pay almak isteyen ve bunu yaparken sistemi esnetmekten çekinmeyenler arasındaki mücadeleden kaynaklanıyor” şeklinde konuştu. Ancak, Koryürek, bu skandalın sorumlusunu ararken dikkatli olunması gerektiğine de dikkat çekiyor. “Kibirli AB, bir an önce refaha kavuşmak isteyen Romanya veya onu böyle yapmaya iten birleşme süreci mi suçlu” diye soruyor.

Koryürek’in dikkat çektiği bir diğer nokta ise Romanya’nın AB’ye katılım süreci sırasında yapmak zorunda olduğu reformların bazılarının mevcut skandalın tohumlarını atmış olabileceği ihtimali. Romanya’da otoyollara at arabalarının çıkışını yasaklayan kanunun çıkışını takiben yüzbinlerce atın birden “lüzumsuz” görülmeye başlandığını söyleyen Koryürek, bu atların et endüstrisinin hedefine girdiğini belirtiyor.

Mevcut skandalın Türkiye’ye yansımalarını da sorduğumuz Koryürek, karkas etin Gümrük Birliği kapsamına girmesinden itibaren Türkiye’deki et kalitesinde çok ciddi bir düşüş olduğunun altını çiziyor ve bugün Türkiye’deki etin büyük çoğunluğunun en düşük kalitelerde olduğunu ifade ediyor. Koryürek’in skandala ilişkin nihai değerlendrmesi ise hiç iç açıcı değil: “Bu skandaldan sonra gıda güvenliği alanında gerekli reformların hakkının verileceğini umarım, ancak; sicilimiz pek parlak değil. Deli dana krizi bile unutuldu. Bugün hayvanlara yem olarak yine hayvan eti ve kemiği veriliyor. Hayvan yemlerine balık karıştırılıyor. Dahası, AB’de en azından skandal ortaya çıkabiliyor. Bizim ise Tükiye’de böyle bir skandalı ortaya çıkarabilecek altyapımız maalesef mevcut değil. Hatta bu alanda çalışanlara tepki gösteriliyor. Belki at eti yemiyoruz ama deli danalı et yemediğimizden emin olamayız”.

(Yeşil Gazete)

Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Meclis gündeminde

Türkiye sınırları içindeki doğal alanların kaderini belirleyecek olan “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı” Meclis gündemine geliyor.

2002 yılından beri hazırlık çalışmaları süren, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) uyum sürecinin öne çıkan şartlarından biri olan “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı” meclis gündemine geliyor.

Fakat tepkiler büyük.

TMMOB: ‘Tasarıya hayır diyoruz’

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından yapılan yazılı açıklamada, yasanın amacının doğanın korunması olması gerekirken, kanunun yürürlüğe girmesi ile 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu yürürlükten kalkacağı ve doğa için şimdiye kadar elde edilen kazanımlar geçersiz hale geleceği belirtildi.

Açıklamada, “Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı, mevcut eksikliklerin giderilmesi yönündeki iyi niyetli arayışların kötüye kullanılmasından daha çok, koruma çabalarının “sürdürülebilir kullanım” adı altında devam ettirilen ve itiraz dinlemeyen ‘talan’ anlayışına terk edilmesinin son adımlarından birisidir” vurgusu yapıldı.

TMMOB tasarının bu hali ile meclise sunulmaması gerektiğini belirttikten sonra, “Korunan alanları istisna-özel kanun kapsamından çıkaran, iç içe geçen doğal ve kültürel değerleri birbirinden ayrıştıran, sürdürülebilirlik adı altında kullanımı amaç edinen, ulusal değerleri yerel çıkarlara devreden, doğal değerleri piyasa malına dönüştüren, korunan alanlarda imar mevzuatı ile yapılaşma yolu açan,bürokratik ve siyasi katılımı esas alan bu tasarıya hayır diyoruz!” görüşüne yer verildi.

Tabiat Kanunu İzleme Girişimi:

74 sivil toplum kuruluşunun biraraya gelmesiyle oluşan Tabiat Kanunu İzleme Girişimi, bu tasarının amacını, tabiatı ve biyolojik çeşitliği korumaktan ziyade, doğayı insan kullanıma açma projesi olduğunu söylüyor.

Geçtiğimiz yıl (17 Mayıs 2012) meclise gönderilen tasarının katılımcılıktan uzak bir şekilde geliştirildiğini ve doğanın faydası gözetilmediğini milletvekillerine anlatmak için bir mektup kampanyası da düzenleyen girişimin sözcüsü Avukat Hüsrev Özkara, Yeşil Gazete’ye süreci kaygı ile izlediklerini söyledi.

Özkara, sürecin  başlangıcının, AB ile uyum stratejileri kapsamında bir çerçeve kanun oluşturulması isteği ile ortaya çıktığını söyledikten sonra, yapılan incelemeler sonucunda tabiat ve biyolojik çeşitlilik konusundaki görev paylaşımının dağınık ve yetersiz olduğu gerekçesiyle, tabiat ve biyolojik çeşitlilik ile alakalı konuların çerçeve bir kanun ile biraraya getirilmesi isteği ile ortaya çıktığını belirtti.

Tasarının doğayı korumaktan uzak bir anlayışın ürünü olduğunu söyleyen Özkara, özellikle iki madde ile tabiata büyük darbe vurulacağını söyledi:

Üstün kamu yararı:

MADDE 8- (1) Korunan alanlarda yapılması düşünülen herhangi bir plan veya proje ekolojik etki değerlendirmesine tabi tutulur. Ekolojik etki değerlendirmesi sonucunda sahanın bütünselliğinin olumsuz bir şekilde etkilenmeyeceğine karar verildikten sonra plan veya projeye alanı yöneten bakanlık tarafından izin verilir.

(2) Ekolojik etki değerlendirmesinde; özel önem taşıyan ve korunan tabii habitat tiplerini belirten Liste (I) ile özel önem taşıyan ve korunan hayvan ve bitki türlerini belirten Liste (II)’de yer alan türlerin elverişli koruma statüsünde muhafazası, koruma alanının bütünlüğü ve koruma alanı ilanına sebep olan amaçlar dikkate alınır.

(3) Ekolojik etki değerlendirmesi sonucunda saha üzerindeki etkilerin olumsuz değerlendirilmesine rağmen alternatif çözümlerin bulunmaması ve üstün kamu yararının bulunması nedeniyle plan veya projenin uygulanması zorunlu ise ilgi bakanlıkça gerekli her türlü telafi edici tedbirler alınır veya aldırılır.

(4) Korunan alanda öncelikli habitat tipi veya öncelikli tür bulunması halinde üstün kamu yararı; halk sağlığı, çevreye yarar ve kamu güvenliği ile sınırlıdır.

Mevcut tasarının doğanın korunmasından ziyade, tam tersi bir durumu ortaya çıkararak, durumun “doğayı korumama” haline getirileceğini belirten Özkara, Tasarının 8.maddesine atıfta bulunan Özkara, Çevre Etki Değerlendirme raporundan olumsuz bir yanıt almış olan projelerin, “üstün kamu yararı” gerekçesiyle gerçekleştirilebilir hale geleceğini söyledi.

Yeniden Değerlendirme:

MADDE 6- (1) Gerçek veya tüzel kişilerden gelen öneriler üzerine veya bu Kanunun 23 üncü maddesi kapsamında yürütülen izleme çalışmalarının değerlendirilmesi de dikkate alınarak alanı yöneten bakanlık tarafından uygun görüldüğünde yeniden değerlendirme işlemi başlatılabilir. Yeniden değerlendirme kararları ile; daha önce belirlenmiş ve ilan edilmiş koruma veya korunan alanların sınırları bu Kanun hükümlerine göre değiştirilebilir, kısmen veya tamamen farklı statü kapsamına alınabilir veya daha önce ilan edilmiş koruma kararı kaldırılabilir. Yeniden değerlendirme kararlarının alınması, bu Kanunda belirtilen korunan alanların belirlenmesi ve ilanıyla aynı usul ve esaslara tabidir.

Tasarının 6.maddesinde belirtilen “yeniden değerlendirme” yetkisiyle beraber, 60 yıldan beri Milli Park olarak kullanılan alanların dahi sınırlarının yeniden belirlenebileceğini, ve hatta ortadan ortadan kaldırılabileceğinin önünün açıldığını söyleyen Özkara, mevcut yasa ile bir korumanın değil, geriye dönüşün yolunun açıldığını söyledi.

2011’de katılımcılık esasına uygun olarak tasarıya dahil edilen ulusal ve mahalli kurulların da meclise sunulan tasarından çıkarıldığını belirten Özkara, çevre ile alakalı karar alma mekanizmasından STK’ların bertaraf edilerek katılımcılıktan uzak bir hale getirdiğini söyledi.

Mahruki: “Harekete geçmeliyiz, hep birlikte ve hemen şimdi…”

Dağcı ve gezgin kimliği ile tanınan Nasuh Mahruki de, change.org’da başlattığı imza kampanyasında bu tasarı karşsında bir an önce harekete geçilmesi çağrısında bulundu.

Kanun tasarısının katılımcılıktan uzak bir şekilde, doğal sit alanlarını ve Milli Parklar Kanunu ortadan  kaldırarak, “Üstün kamu yararı” gerekçesiyle korunan alanların yatırıma açılabileceğini söyleyen Mahruki, ‘Gelecek nesiller için yaşanabilir bir Türkiye bırakılmasını arzu eden bir yurttaş olarak’ söz konusu Tasarı’nın TBMM’den geri çekilmesi ve katılımcı bir süreçte yeniden hazırlanması için gerekli adımların atılmasını talep etti.

İmza kampanyasına katılmak için tıklayınız.

(Yeşil Gazete)

Endonezya’nın başkenti Cakarta’nın geleceği belirsiz

0
Cakarta kent merkezi sel sularına teslim - 17 Ocak 2013

Ocak ayının ortalarında yaşanan sel felaketi nedeniyle en az 26 kişinin öldüğü ve 103 bin kişinin evsiz kaldığı Endonezya’nın başkenti Cakarta’nın geleceğine dair soru işaretleri büyüyor. Sel felaketinden 10 milyon nüfuslu kente yaşayan insanların %30’u ve kent merkezi de etkilenmişti.

Güneydoğu Asya’nın yalnızca nüfus olarak değil ekonomik olarak da en büyük kenti olan Cakarta’nın %40’ı deniz seviyesinin altında bulunuyor.

Cakarta'da sel nedeniyle evleri sular altında kalan insanlar

2007’de yaşanan bir önceki büyük sel felaketinde 50 kişinin öldüğü 300 bin kişinin evsiz kaldığı Cakarta’da bulunan 13 nehrin sularını kontrol etmek için çok sayıda kanal ve tünel inşa etmek gerekiyor. İklim değişikliği nedeniyle deniz seviyeleri yükselirken ve sel felaketlerinin sıklığı artarken deniz seviyesinin altındaki Cakarta’nın geleceği iyice belirsiz hale geliyor.

Endonezya Bilimler Enstitüsü’nden Profesör Sukristiono Sukardjo’nun geçen ay yayınlanan bir makalesi kentin geleceğine dair karamsar: “Kentte deniz kıyısında yaşayan ve yükselen deniz seviyelerinden etkilenen 10 milyon insan yaşıyor. Kıyıdaki mangrov ormanlarının tamamen ortadan kalkması da sadece bir zaman meselesi.”

(The Guardian, Huffington Post, Yeşil Gazete)

Sosyal Kafa’ya “RedHack” sansürü

Digiturk 74. Kanal üzerinden yayın yapan BJK TV’de her Salı akşamı yayınlanan web kültürü programı, “Sosyal Kafa”nın bu akşam saat 22:00’de canlı olarak yayınlanması planlanan bölümü RedHack belgeseli Red’in yönetmen ve senaristi’nin program konukları olması, RedHack ekibinden birisinin de skype üzerinden programa katılacağının açıklanması üzerine kanal yönetimi tarafından, “Red Hack ile ilgili tek bir kelime dahi duymak istemiyoruz” gerekçesi ile engellendi.

1 yıl önce yayınına başlanan “Sosyal Kafa” programının yapımcı ve sunucusu İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölümü’nden Yardımcı Doçent Dr. Erkan Saka, programın sansürlenmesi nedeni ile bu akşamki programın yapılmayacağını belirtti.

Yeşil Gazete’nin konu hakkındaki sorularını yanıtlayan Saka, bundan önce programa kanal yönetimi tarafından hiçbir müdahalede bulunulmadığının altını çizerek, “Bu durumdan sonra Sosyal Kafa’yı BJK Televizyonunda sürdürmemiz mümkün değil. Başka bir kanalda programı devam ettirme seçeneğini programı yapan 20 kişilik gönüllü ekiple tartışıyoruz” şeklinde konuştu.

Bu akşam yayınlanacak programı tasarlarken “RedHack” belgeselini konu edinmeyi düşündüklerini ileten Erkan Saka, “Belgeselin yönetmeni Mustafa Kenan Aybastı ve senaristi Onur Doğan ile iletişime geçtik. Kendileri programa çıkmayı kabul ettiler. Ardından RedHack’ten de bir temsilciyi hiç olmazsa skype üzerinden konuk etmek istedik. Twitter üzerinden yaptığımız daveti kabul ettiler. Bu akşam 22:00’de programı canlı olarak yapmayı, seyircilerden gelen soruların da RedHack temsilcisi tarafından yanıtlanmasını amaçlamıştık ama hiç beklemediğimiz bu tutumla karşılaştık” dedi.

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=m8FsdB1N5vI

Sosyal Kafa’nın yaklaşık bir yıldır BJK TV üzerinden yayınlandığını ifade eden Saka, programın gönüllülük esasına göre hazırlandığını belirtiyor. 20 kişilik gönüllü bir ekibin çalışması sonucu ortaya çıkan Sosyal Kafa da her hafta internet kültürü, web dünyasında yaşanan son gelişmeler, alternatif iletişim platformları konu ediliyor.

Erkan Saka’nın kişisel web adresinde programa emeği geçen tüm isimler belirtiliyor.

Televizyon üzerinden yayınlanan program daha sonra alternatif mecralara da aktarılarak daha geniş bir kesime ulaşması sağlanıyor.

Sosyal Kafa’da yayınlanan geçmiş tüm programları programın youtube kanalından da izlemek mümkün.

Öte yandan programın sansüre uğramasına gerekçe olarak gösterilen internet aktivizmi hareketi RedHack’i anlatan “Red” belgeseli 15 Şubat Cuma günü vizyona giriyor. Bağımsız Sinema Merkezi tarafından gerçekleştirilen belgesel ile ilgili ayrıntılı bilgiye bu haberimizden ulaşabilirsiniz.

Çarşı da BJK TV’deki sansüre karşı mı?


“Sosyal Kafa”nın bir spor kulübü kanalı BJK TV’de yayınlanması programı daha da ilginç hale getiriyor. Muhalif kimliği ile tanınan Beşiktaş Taraftar Topluluğu Çarşı’nın bu sansür karşısında nasıl bir tavır takınacağı ise merak konusu.

(Yeşil Gazete)

İşçi Filmleri Festivali’ne başvurularda son üç gün!

VIII. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali filmlerinizi bekliyor!

1–7 Mayıs 2013 tarihlerinde İstanbul, Ankara ve İzmir ve Diyarbakır’da eşzamanlı olarak başlayacak olan 8. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali filmlerinizi bekliyor.İstanbul, Ankara ,İzmir ve Diyarbakır’da  yapılacak gösterimlerden sonra bütün bir yıla yayılacak olan festival kent kent gezerek Türkiye’de Adana’dan Antalya’ya, Bursa’dan Çanakkale’ye onlarca şehri gezecek ve sınırları aşarak Kıbrıs’a, Torino’ya ve Londra’ya uğrayacaktır.

Yarışmasız, biletlerin ücretsiz olduğu Festival’in temel amacı Türkiye ve dünyadan emekçilerin yaşamlarını, mücadele deneyimlerini izleyicilerle buluşturmak, ülkemizde yoksulların, işçi ve emekçilerin filmlerinin üretimini özendirmektir.

8. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’ne belgesel veya kısa-uzun kurmaca dalında filmleri ile başvurmak isteyenler öncelikle başvuru formunu doldurup filme dair ve filmin yönetmeninin/yönetmenlerinin olmak üzere yüksek çözünürlüklü en az iki görsel ile beraber [email protected] adresine göndermelidirler. Başvuru formunu bilgisayarınıza indirmek için lütfen www.iff.org.tr adresini tıklayınız.

Başvuru sahibi filmler bir seçici kurul tarafından izlenerek festivalde gösterilmektedir. Film seçiminde festivalin amacına uygunluk önemli bir kriterdir. Bu anlamda eleme söz konusu olabilir.
Son başvuru tarihi 15 Şubat 2013, filmlerin son teslim tarihi 5 Mart 2013’dir. Filminizin DVD formatlı iki ön izleme kopyasını aşağıdaki adreslere elden teslim edebileceğiniz gibi kargo/kurye ile de gönderebilirsiniz.

-Yeşil Gazete-

Tekin Akmansoy hayatını kaybetti

‘Kaynanalar’ dizisindeki ‘Nuri Kantar’ tiplemesiyle de tanınan oyuncu Tekin Akmansoy (89), İstanbul’da zatürre teşhisi ile tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

89 yaşındaki Tekin Akmansoy’un ‘Kaynanalar’ dizisinde ‘Nuriye Kantar’ karakterini canlandıran rol arkadaşı Leman Çıdamlı da yaklaşık iki ay önce 18 Aralık 2012’de hayatını kaybetmişti.

http://www.youtube.com/watch?v=uG_1smu4ELg

Tekin Akmansoy kimdir?

Denizli Sarayköy’de 1924’te doğan Tekin Akmansoy, meddah geleneğinin sürdürücülerinden biri oldu.

Uzun yıllar çeşitli tiyatrolarda görev alan Akmansoy, 17 yaşında, Halkevi’nde tiyatro kurslarına katıldığı yıllarda Necip Fazıl Kısakürek’in yazdığı “Para” isimli oyunda oynadı. Akmansoy, para kazandığı için bu oyunu ilk profesyonel oyunu saydı.

Ankara Atatürk Lisesi’nden 1942 yılında mezun olan Akmansoy, 1947’de Ankara Devlet Konservatuvarı’nı bitirerek, aynı yıl Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı olarak göreve başladı. Bakanlar Kurulu’nun 1969 yılında Kıbrıs’a bir Türk tiyatrosu kurmakla görevlendirdiği Tekin Akmansoy, Kıbrıs Türk Tiyatrosu olan “İlk Sahne”yi kurdu.

Akmansoy, TRT’de uzun süre yayınlanan “Kaynanalar” dizisinde Kayserili uyanık iş adamı “Nuri Kantar” tiplemesiyle ün kazandı.
“Devlet Sanatçısı” ünvanı verilen Akmansoy, 2011’de “2. Antalya Televizyon Ödülleri” kapsamında “Onur Ödülü”ne layık görüldü.
Tekin Akmansoy, “İki Aile”, “Kaynanalar”, “Emret Muhtarım”, “Beybaba” ve “Sonradan Görmeler” dizilerinde, “Mezarımı Taştan Oyun”, “Kanlı Feryat”, “Kaderin Mahkumları”, “501 Numaralı Hücre”, “Köyden İndim Şehire”, “Kanlı Deniz”, “Nöri Gantar Ailesi” ve “Kaynanalar” filmlerinde rol aldı.

Fenerbahçe Spor Kulubü’nden başsağlığı mesajı

Fenerbahçe Kulübü, hayata veda eden usta tiyatrocu Tekin Akmansoy için başsağlığı mesajı yayınladı. Aynı zamanda Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu Üyesi de olan Akmansoy için yayınlanan mesaj şöyle; “Kaynanalar dizisinde Kayserili işadamı “Nuri Kantar” tiplemesi ile ön plana çıkan ünlü sanatçı, Kulübümüz Yüksek Divan Kurulu Üyesi Tekin Akmansoy vefat etti. Geçtiğimiz günlerde zatürre teşhisiyle hastaneye kaldırılan Tekin Akmansoy’a Allah’tan rahmet; ailesine ve sanat dünyasına başsağlığı diliyoruz.”

(Cnn Türk, Ntvmsnbc, Yeşil Gazete)

Hanım Onur’un evine gece baskını

Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nden mahkeme kararıyla dün akşam saatlerinde serbest bırakılan eski Cizre Belediye Başkan Yardımcısı Hanım Onur’un evine gece polis baskın yaptı.

Baskını bianet‘e değerlendiren Hanım Onur, polislerin binadan ateş edildiğini ileri sürerek geldiklerini, ama binada arama yapmadıklarını, sadece kendi oturduğu evde arama yaptıklarını söyledi.

Polisler gelince çocukları Solin ve Mirhat’ı sakladığını ifade eden Onur, özellikle Solin’in çok korktuğunu söyledi.

Hanım Onur yaşadıklarını şu sözlerle özetledi:

“Ne aradıklarını sorduğumda bana silah sakladığımı söylediler. Ben de herhalde bana ‘hoşgeldin’leri böyle oluyor dedim ve kendilerine şeker ikram ettim. Çarşambaları kendilerini karakolda zaten ziyaret edeceğimi söyledim. Onlar da görevlerini yapmaları gerektiğini söyleyerek tüm evi didik didik aradılar, tutanaklarını tuttular. Herhangi bir gözaltı olayı olmadı.”

(Bianet)

 

16 üniversiteliye toplam 51 yıl hapis

Ardahan’da, cezaevlerinde açlık grevi yapan siyasi mahkumlara destek vermek amacıyla izinsiz yapılan basın açıklamasına katılan ve çıkan olaylarda polise taş attıkları suçlamasıyla Erzurum 4’üncü Ağrı Ceza Mahkemesi’nde tutuklu yargılanan 17 üniversite öğrencisinden 16’sı 3’er yıl 1’er ay 15’er gün hapis cezasına çarptırıldı.

Ardahan’da, cezaevlerinde açlık grevi yapan siyasi mahkumlara destek vermek amacıyla izinsiz yapılan basın açıklamasına katılan ve çıkan olaylarda polise taş attıkları suçlamasıyla Erzurum 4’üncü Ağrı Ceza Mahkemesi’nde tutuklu yargılanan 17 üniversite öğrencisinden 16’sı 3’er yıl 1’er ay 15’er gün hapis cezasına çarptırıldı.

Erzurum 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün ayrı ayrı görülen davada tutuklu 17 üniversite öğrencisi ile tutuksuz köy minibüsü şoförü hakim karşısına çıktı. Mahkeme heyeti öğrencilere, gösterilerde yer aldıklarına dair fotoğraflarını gösterdi ve kendileri olup olmadığını sordu. Fotoğraftaki kişinin kendisi olmadığını söyleyen Mütalip Kabul’a bu kez video görüntüsü izlettirildi. Kabul, eyleme katılmadığını Ardahan Üniversitesi pankartını gördüğü için merakından baktığını ileri sürdü. Videodaki bazı görüntüleri kabul eden bazısını ise kabul etmeyen Mütalip Kabul’a mahkeme heyeti, iki görüntüdeki kişinin üzerindeki gömleğin aynı olduğunu gösterdi. Kabul, “O gömlek, Türkiye’de sadece bana ait üretilen bir gömlek değil. Ardahan’da hangi konfeksiyon mağazasına giderseniz aynı gömlekten bulabilirsiniz. Öğrenciyim, hapisten çıkıp okuluma gitmek istiyorum” dedi.

Kürtçe savunma yapmak isteyen Semih Tadik ise avukatının “Diğer arkadaşların Türkçe savunma yaptı. Sen de Türkçe konuş” demesi üzerine Türkçe savunma yaptı.

Mahkeme heyeti, tutuklu öğrenciler Tuba Karaer, Dündar Çelik, Ömer Işık, Hacı Çelik, Mevlüt Şimşek, Kurtuluş Yılmaz, Servet Baktemur, Mehmet Kartal, Barış Gökdemir, Ahmet Demir, Adnan Örkmez, Mütalip Kabul, Erol Yalvarıcı, Semih Tadik, Recep Çakan, Ümit Evliyaoğlu ile tutuksuz şoför Halim Çelik’i ‘silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek’ten 3’er yıl 1’er ay 15’er gün hapis cezasına mahkum etti.

Heyet, tutuklu öğrencilerden Emre Aktaş’ı ise fotoğraf ve görüntülerden teşhis edemediği için beraatini uygun gördü.

(DHA, Haber 7)

Yeni Papa Peter Turkson mu?

0

Papa 16’ncı Benedikt’in sürpriz istifası sonrası halefinin kim olacağı tartışması başladı. Katolik kilisesinin yeni ruhani liderinin siyah kökenli olabileceği belirtiliyor.

İngiliz gazetesi Guardian, Papa 16’ncı Benedikt’in koltuğuna oturacak en güçlü adayın Ganalı Kardinal Peter Turkson olduğunu iddia etti. Haberde, siyah kökenli bir Papa için “doğru vakit” olduğu belirtildi. Turkson, Papa 16’ncı Benedikt tarafından 2009’da Papalık Adalet ve Barış Konseyi Başkanı seçildi.

Yeni Papa olacağı söylenen Gana asıllı Kardinal Peter Turkson bir tören sırasında önceki Papa 2. Jean Paul'ü selamlıyor

Papalık Adalet ve Barış Konseyi Başkanı Gana asıllı Kardinal Peter Turkson, kısa süre önce yaptığı açıklamada Avrupa’da Müslüman nüfusun artışı sebebiyle Fransa’nın 40 yıl içinde bir İslam cumhuriyeti olacağını söylemişti.

Vatikan, Papa 16’ncı Benedikt’in 28 Şubat’ta görevi bırakacağını doğruladı. Vatikan’dan yapılan açıklamada, yeni Papa’nın mümkün olan en kısa zamanda seçileceği de belirtildi.

Yeni Papa kim olur bahisleri de açıldı

Papa 16’ncı Benedikt’in istifa edeceğini açıklamasının ardından bahisler açıldı. Paddy Power’ın bahis oranlarında ilk üçte iki siyahi kardinal bulunuyor.

Kanadalı Kardinal Marc Quellat 5/2 oranıyla ilk sırada yer alıyor. Nijeryalı Kardinal Francis Arinze 3/1 oranıyla ikinci olurken, Ganalı Peter Turkson 4/1’le üçüncü sırada.

(The GuardianT24, Ntvmsnbc)

 

 

 

Barış işte Solin ile annesinin bu kavuşması kadar kolay. İstemek ve vazgeçmemek kafi

Lösemi hastası Solin’in annesi Hanım Onur, Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildi. ”Çok heyecanlıyım” diyen Onur, Cizre’ye giderek çocuklarına kavuştu.

Cnn Türk’te yayınlanan 5N1K programına bağlanan Hanım Onur, Cüneyt Özdemir’e yaşanan süreci anlattı. Onur’un çocukları ile birlikte katıldığı programda yaşadığı sevinç gözlerinden okunuyordu

KCK davasından tutuklu bulunan Cizre eski Belediye Başkan Yardımcısı Hanım Onur‘un avukatı Canan Atabay‘ın tahliyesi için başvurduğu Diyarbakır 7’inci Ağır Ceza Mahkemesi, 18 aydır tutuklu bulunan Onur’un tahliyesine karar verdi.

“Allah Tayyip’i de mutlu etsin”

Onur’un tahliye kararını duyan yakınları, şiddetli yağmura rağmen yaklaşık 4 saat Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi önünde bekledi. Bu sırada Onur’un babası Cemal Yural, ellerini açarak sürekli dua etti. Hanım Onur’un 80 yaşındaki babaanesi Fatma Onur, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisini mutlu ettiğini belirterek, “Allah Tayyip’i de mutlu etsin” dedi.

Hanım Onur, elinde Kuran-Kerim’le çıktığı cezaevi önünde yaptığı açıklamada, şunları söyledi: “Keşke çocuğum hasta olmasaydı. Barış ve bir çözüm sonucu dışarı çıksaydım, daha çok mutlu ve sevinçli olurdum. Aynı durumda olan içeride bir çok anne var, ve ben onları geride bırakıp geldim. Bir yanım mutlu çocuğuma kavuşmanın sevinçi var. Diğer yanımda burukluk var. Çok üzülüyorum. Başbakan’a ve bir çok yere mektup yazmıştım. Hem üyesi olduğum partiye, hem de farklı partilere mesaj göndermiştim.

“Dicle Üniversiteli öğrencilere teşekkür ederim”

Bu kampanyayı başlatan üniversitelilere teşekkür ederim. Özellikle Dicle Üniversitesi’nde okuyan öğrencilere teşekkür ederim. Bugün eğer gerçekten bir barış adımı atılmasaydı, Solin’in de bu durumu olmasaydı sanırım çok farklı yorumlanırdı. Bence bu tahliye Solin için önemli bir adımdır. Umarım bu barış süreci bütün Türkiye halkları için hayırlı olur. Özellikle Başbakan’ın atacağı barış adımlarını ben ve partimiz destekliyorum.”

Adli kontrol kapsamında tahliyesine karar verilen Hanım Onur’a yurt dışına çıkış yasağı getirilirken, haftada bir gün bulunduğu yerde polis merkezine giderek imza vermesi, çocuklarının tedavisi için gittiği yerde de imza vermesi kararlaştırıldı.

Hanım Onur, Dicle Mahallesi’ndeki evinin girişinde akrabaları ve çok sayıdaki vatandaş tarafından zılgıtlar eşliğinde karşılandı. Onur, araçtan inerek lösemi hastası kızı Solin ile epilepsi hastası oğlu Mirhat’a gözyaşları içinde sarıldı.

Çocukların annelerine sarılması sırasında duygusal anlar yaşandı. Annelerine kavuşan Solin ile Mirhat’ın ise heyecan ve sevinçten konuşmakta güçlük çektikleri görüldü. Onur, daha sonra çocukları ve yakınları ile evine geçti.

Hanım Onur’un avukatı Canan Atabay, Onur’un lösemi hastası 5 yaşındaki kızı Solin ile epilepsi hastası 9 yaşındaki oğlu Mirhat’ın sağlık durumunu gerekçe göstererek, Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak tahliye talebinde bulunmuş, Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin adli kontrol uygulaması ile Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nden tahliye edilmişti

(CnnTürkT24, Ntvmsnbc)