Ana Sayfa Blog Sayfa 3929

Fatsa’da hukuksuz HES’e karşı eylem var

Ordu Fatsa Bolaman Vadisi’nde yapımı planlanan Atilla Regülatörü ve HES’in inşaatına karşı Fatsalıların hukuki mücadelesi devam ediyor. Ordu İdare Mahkemesi’nin iptal kararına rağmen devam eden santral inşaatıyla ilgili olarak vatandaşlar Bilgi Edinme Hakkı kapsamında Valilik ve Kaymakamlığa dilekçe başvurusunda bulunuyor.

bolaman

Fatsa Kaymakamlığı ve Ordu Valiliği’ne verilmek üzere hazırlanan dilekçeler Fatsa Cumhuriyet Meydanı’nda açılan stantla vatandaşlara ulaştırılırken haftasonu da Bolaman Vadisi Şahsen Irmağı/Merası’nda çadır kurulacak.

İki günlük eylemin programı şöyle:

11 Temmuz Cuma Saat 16.00: Bolaman Vadisi Şahsen Irmağı/Merası üzerinde  “nöbet çadırı” kurulması.
12 Temmuz Cumartesi : Dere yatağı boyunca doğa yürüyüşü, tulum ve horon eşliğinde müzik dinletisi ve akşam “yeryüzü sofrası kurularak” bölge halkının katılımıyla iftar yemeği. Yemek sonrasında bölgede yaşanan çevresel/ekolojik sorunlar ve Atilla HES’e karşı nasıl mücadele edileceği hakkında konuşulacak. Pazar günü ise atölye ve forumlar düzenlenecek.

Fatsa’daki doğa hakkı savunucuları konuyla ilgilenen herkesin Cuma gününe kadar imza kampanyasına katılması için çağrıda bulunuyor. Gönderilecek dilekçe örneği şöyle:

  • Fatsa Kaymakamlığı’na

Tel: 0452 424 33 00 Faks: 0452 0452 423 59 37

mail: [email protected]

  • Adres: Ordu Valiliği’ne

Saray Mahallesi Hükümet Caddesi No 1 52100 Ordu TÜRKİYE

Tel: 0 452 223 14 44 Fax: 0 452 223 14 43

Mail: [email protected]

Fatsa İlçesi’nden denize dökülen Şahsen ve Bolaman Deresi, Bolaman Vadisi’nde Mahkeme

kararları ve idari yaptırımlara rağmen yapılmaya çalışılan Atilla Reg. ve HES’in bütün faaliyetleri bir an

önce durdurulmalıdır. Çünkü;

1. Ordu İdare Mahkemesi’nin 2012/1090 E. 2014/583 K. sayı ve 28 nisan 2014 tarihli kararı

uyarınca ÇED Gerekli Değildir kararını iptal etmiştir!

2. Mahkeme kararı sonrası Ordu Valiliği tarafından 12 Haziran 2014 sayı ve 2688 sayılı karar ile

‘‘faaliyetlerinin tümü’’ durdurulmuştur!

3. Yine Ordu Valiliği, hafriyatları dere yataklarına döktükleri için idari yaptırım kararı ile

faaliyetleri durdurmuştur!

4. Yetkilileri hakkında Fatsa Sulh Ceza Mahkemesi tarafından TCK. 181 vd. (çevreyi kasten

kirletmek) suçlamasıyla 5 ay hapis cezasına çarptırılmıştır!

5. Danıştay 6. Dairesi tarafından kamulaştırma kararları iptal edilmiştir!

6. Aynı zamanda projen imar planı da yoktur!

Özetle, Atilla Reg. ve HES faaliyetinin çevresel, ekonomik, sosyal yönden geri dönülemez etkiler

yaratacağı ayan beyan ortadadır. Bu olumsuz etkiler sadece Fatsalı vatandaşları değil, anı zamanda

Bolaman Vadisi’nin sakini su samuru Lutra Lutraları’da yakından ilgilendirmektedir. Anayasal açıdan

çevreyi korumak ve geliştirmekle yükümlü mülki amir olarak sizden üzerinize düşen yükümlülüğü

yerine getirmenizi, sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkı olan her vatandaş gibi, ve de Lutra

Lutra’lar adına, talep ediyor, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca başvuruma dair iş ve

işlemlerden tarafımın haberdar edilmesini isityorum. Saygılarımla,

Başvuruda Bulunan Ad Soyad (tc……………………………….)

 

Orman yangınlarının yüzde 90’ı insan kaynaklı

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Orman Genel Müdürlüğünce her yıl ortalama 4 bin anız ve kırsal alan yangınına müdahale edildiğini, orman yangınlarının yüzde 90’ının insan hatasından kaynaklandığını bildirdi.

MzEyMTU0OD-antalya-adrasan-turizm-bolgesinde-yangin-cikti

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamaya göre, Eroğlu, Türkiye’nin güney ve batı bölgelerinin orman yangınları açısından yüksek risk taşıyan bir döneme girdiğini, orman yangınlarına karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtti.
Orman Genel Müdürlüğünce her yıl ortalama 4 bin anız ve kırsal alan yangınına müdahale edildiğini ve orman yangınlarının yüzde 90’ının insan hatasından kaynaklandığını ifade eden Eroğlu, hava şartlarının yangına sebep olduğu, özellikle rüzgarın şiddetli ve nispi nemin düşük olduğu günlerde anız yakılmaması, orman içerisinde ve yakın yerlerde ateşle ilgili faaliyetlerden uzak durulması gerektiğini kaydetti.

Eroğlu, orman yangınından haberdar olan vatandaşların, “ALO 177” numaralı Orman Yangını İhbar Hattını aramalarını istedi.

(AA/Yeşil Gazete)

Amerikan yerlileri için yeni umut: Yenilenebilir enerji

ABD’nin en yoksul bölgelerinden Güney Dakota’daki Pine Ridge Kızılderili bölgesinde güneş panelleri birkaç yıldır yeni bir yaşama olanak sağlıyor. İnsanların yüzde 40’ının elektriğe erişiminin olmadığı, yüzde 90’dan fazlasının fakirlik sınırının altında yaşadığı ve işsizlik oranının yüzde 80’i aştığı, Amerikan yerlilerine ayrılmış olan Pine Ridge bölgesindeki Kızırlderili kooperatiflerin çalıştırdığı yenilenebilir enerji teknolojileri hem ucuz hem de temiz enerjinin Kızılderili halkı tarafından kullanılmasını sağlıyor.

navajo_ic

Clean Technica sitesinde yer alan habere göre Enerji Bilgi Yönetimi, Kızılderililer’in yaşam alanlarında bulunan evlerin yüzde 14’ünün elektriğe erişimi olmadığını tahmin ediyor. Bu oran, ulusal ortalamanın 10 katı. Bölgelerin çoğunda kamu şebekesinden uzak, geniş bir alana yayılmış evler var. Enerji dağıtım hatlarının genişletilmesinin maliyeti ise her 2 kilometre için 60 bin doların üzerinde ve elektrik, uzaktaki evlere güneş enerjisi ve enerji depolama yöntemleriyle çok daha ucuza mal edilebiliyor.

Navajo ve Hopi bölgelerinde yıllardır gerçekleşen de bu. Arizona’daki Hopi Kızılderilileri 1987’de Hopi Solar Elektrik Şirketi’ni kurarak Amerika yerlilerine küçük ölçekli güneş enerji sistemleri sağlamış. Debi Tewa, adı NativeSUN olarak değişen bu kuruluşta elektrik teknisyeni ve proje yöneticisi olarak 11 yıldır çalışıyor. 10 yaşına kadar Hopi’nin uzağındaki bir alanda elektrik ve su olmayan bir evde yaşayan Tewa, bir rotatif kredi programı aracılığıyla bölgedeki evlerde 300 adet solar PV sistemi kurulmasına yardımcı olmuş.

Navajo Kabilesi Kamu Hizmetleri Kurulu (NTUA), 1999’dan beri şebeke erişimi olmayan müşterilerine uygun maliyetli bir kiralama uygulamasıyla solar sistemler sunuyor. Şu anda 263 sistem kiralayan NTUA, kısa bir süre önce güneş-rüzgâr hibrid enerji üretim sistemleri de sunmaya başlamış. 800 watt’lık bir PV dizilimiyle birlikte 400 watt’lık rüzgar türbini için bir ev sahibi aylık 75 dolar ödüyor. Bu enerji, günlük buzdolabı kullanımı, aydınlatma, TV gibi ev ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli.

navaio

Bu küçük miktardaki enerji bile bölgedeki insanların yaşam kalitesini büyük oranda iyileştirdi. Çocukların akşam saatlerinde ders çalışabilmesi eğitim seviyesini, aile üyelerinin daha iyi ışık altında zanaatlarını yapabilmesi ise gelirleri yükseltiyor. Ayrıca gaz lambalarından çıkan zararlı dumanı solumak zorunda kalmamak sağlığı olumlu etkiliyor. Buzdolabına sahip olmak, yiyecek almak için sık sık uzun yolculuklar yapmaya gerek kalmamasını sağlıyor. Cep telefonları ve laptopların şarj edilebilmesi ise iletişim ve eğitimde yardımcı oluyor.

Rüzgar enerjisi de kullanılıyor

Rüzgâr enerjisi ise diğer yerli kabilelerin dizel kullanımlarını azaltmalarına yardımcı oluyor. Batı Alaska’daki Tuntutuliak Köyü’nde 400 Yup’ik Eskimo’su yaşıyor. Bu köy ve bölgedeki diğer benzer 56 köy kendi dizel enerjili mikro şebekelerini kullanıyor. Ancak dizelin maliyeti köylerin pek çoğunu rüzgâr enerjisini kullanmaya mecbur bıraktı ve 2012 yılında Alaska Enerji Kurulu ve Tuntutuliaki Toplum Hizmetleri Birliği, Tuntutuliaki’ye enerji veren 450 kW’lık bir rüzgâr-dizel hibrid sistem kurdu.

Kabile toraklarında yenilenebilir enerji sistemleri kurmak hala zor olsa da Debby Tewa buna değeceğini düşünüyor. Temiz ve yenilenebilir enerji, yıllardır elektrik olmadan yaşayan kabileler için dönüştürücü bir etken. Tewa şu sıralar bölgedeki diğer insanlara yenilenebilir enerjiyle ilgili bilgilerini aktarıyor ve şöyle söylüyor: “Topluluğunuzu eğittiğinizde onu güçlendirmiş ve ona yatırım yapmış olursunuz.”

(Clean Technica/ bilgicagi.com)

Hüseyin Avni Paşa Köşkü’nde yangın için neden yokmuş

Cengiz İnşaat’a satılan Hüseyin Avni Paşa Köşkü’nde çıkan yangınla ilgili itfaiye raporu kundaklama şüphelerini artırdı. Raporda yangına neden olabilecek bir unsura rastlanmadığı belirtilirken, tescilli köşkün sigortalanmadığı da ortaya çıktı

fethipasa

Birgün Gazetesi’nden Olgu Kundakçı’nın haberine göre, Üsküdar’daki Fethipaşa Korusu’nda Cengiz İnşaat’a satılan Hüseyin Avni Paşa Köşkü’ndeki yangınla ilgili itfaiye raporu köşkün kundaklama ihtimalini güçlendirdi.

İtfaiye raporuna göre, tarihi köşkü küle çeviren yangının çıkışına neden olabilecek herhangi bir unsura rastlanılamadı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı Anadolu Yakası İtfaiye Müdürlüğü tarafından yangından üç gün sonra hazırlanan 01.07.2014 tarihli raporda, yangının çıkış sebebinin tespit edilemediği belirtildi. İtfaiye tarafından yapılan araştırmada köşkte yangın çıkmasına neden olabilecek herhangi bir elektrik bağlantısı olmadığı da tespit edildi.

Raporda olayın çıkış sebebiyle ilgili şu ifadelere yer verildi:

“Olay yerine ulaşıldığında, yangın sebebi ile çatısı tamamen çöken, ikinci kat dahili alevli surette yanan metruk köşke dahilden müdahale imkânı olmadığından, hariçten ve binanın tüm cephelerine müdahale edilerek, 45 dakika içerisinde yangın kontrol altına alınmış ve soğutma çalışmaları başlamıştır. Ayrıca ormana sirayeti önlemek için yerden müdahale edilirken hava desteği de alınmış ve sirayet önlemiştir. Yapılan araştırmada metruk köşke elektirk bağlantısı olmadığı tarafımızdan tespit edilmiş, köşkün tamamen yanması nedeniyle yangın çıkışına sebep olacak herhangi bir unsura rastlanmadığından çıkış sebebi tarafımızca tespit edilememiştir.”

Köşk sigortasız

Raporda köşkün son durumuyla ilgili “ahşap köşk tamamen, köşk çevresindeki çam ağaçları kısmen yanmaktan dolayı zarar görmüştür” denildi. Köşkteki zararın bilirkişiler tarafından tespit edilmesi uygun görüldü. Cengiz İnşaat tarafından satın alınarak restorasyonu planlanan köşkün sigortasız olması ise dikkat çekti. Tarihi Hüseyin Avni Paşa Köşkü, İstanbul 3 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından 8 Ocak 2002’de yıkılmadan korunması gereken 1. grup kültür varlığı olarak tescillenmişti.
Yangından sonra Cengiz İnşaat tarafından yapılan açıklamada, yangından sadece beş gün önce 23 Haziran 2014’te tarihi köşkün restorasyonu için ön izinlerin Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından verildiği ortaya çıkmış, bu durum kundaklama kuşkusu yaratmıştı. Cengiz İnşaat’ın açıklamasında, “İtfaiye raporundan sonra nedeni kesinleşecek olan yangın, çatıdan başlayarak bütün binanın hasar görmesine sebep olmuştur” denilmişti.

Ne olmuştu?

Hüseyin Avni Paşa Köşkü’nün de yer aldığı 81 bin 511 metrekarelik koru arazisi, ismi 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasında gündemden düşmeyen ve tapelerde millete küfrettiği iddia edilen Cengiz İnşaat’ın Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Cengiz tarafından satın alındı. Mehmet Cengiz koru arazisinin yüzde 65 hissesini TMSF’den yüzde 35 hissesini ise özelden satın aldı. Mehmet Cengiz’in Hüseyin Avni Paşa korusunu TMSF’den ‘0’ TL’ye satın aldığı iddia edilmişti.

(Birgün)

Kuzey Kutbu’ndan Himalayalar’a, erimeyi hızlandıran olgu: Kara Kar

Sanayi kaynaklı toz, kurum ve toprak, rüzgarlarla binlerce kilometre öteye taşınıyor, buz kütlelerinin üzerine çöküyor ve deniz seviyelerinin yükselme tehdidini artırıyor.

***

 The Guardian’da 5 Temmuz 2014 günü John Vidal imzasıyla yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete’den Bora Kabatepe’nin çevirisiyle sunuyoruz. 

***

Amerikalı yerbilimci Ulyana Horodysky Nepal-Tibet sınırındaki Himlung Dağı’nda, 5800 metre yükseklikte küçük bir meteoroloji istasyonu kurup batıya, Everest’e doğru baktığında şoka uğramıştı.  Dünya’nın en yüksek buzulu, Khumbu, şiddetli rüzgarlarla taşınan toz zerrecikleri taze, bembayaz karın üzerine çöktükçe gözle görünür şekilde kararıyordu. “Bir hafta önce düşen kar gözümün önünde çamurlaşıp karardı” diyordu Ulyana.

Dünya’nın en yüksek altıncı dağı olan Cho Oyu’dan aşağı doğru uzanan Ngozumpa buzulunda durum daha da kötüydü. Zira yüzeye yerleşen toz tabakası öyle yoğundu ki, yüzeyin güneş ışığını yansıtma kapasitesi (albedo) bir ay içerisinde %20 düştü. Horodyskyj, olayı “karın parlak beyazlığını giderek karartan toz ve kurum, güneş ışığını soğurarak ısınmaya sebep oluyor ve buzu eritiyordu” diye açıklıyordu.

Kara kar olgusu, çıplak topraktan havalanan tozlar, yangınlarla oluşan kurum, endüstrinin bacalarından ve dizel motorlardan yükselen “siyah karbon” parçacıkları havaya karışıp bazen binlerce kilometre uzakta çöküp yoğunlaştıkça Himalayalar’dan Kuzey Kutbu’na her yerde görülmeye başladı.  Bilim insanları bunun sonucunda dünyanın kar ve buz örtüsünün gözle görülür oranda karardığını, erime dönemlerinin uzadığını ve bunlara bağlı olarak daha fazla güneş ışığının soğurulduğunu ve erimenin giderek hızlandığı bir geribesleme döngüsünün ortaya çıktığını söylüyorlar.

Grönland'da daha fazla ısı soğurulmasına neden olan kara karlarla kaplanmış bir tabaka. Fotoğraf: Henrik Egede Lassen/Alpha Film
Grönland’da daha fazla ısı soğurulmasına neden olan kara karlarla kaplanmış bir tabaka. Fotoğraf: Henrik Egede Lassen/Alpha Film

Nature Geoscience dergisinde yayınlanan bir makalede bir grup Fransız meteorolog, 1992-2010 yılları arasındaki ısınma nedeniyle yılda ortalama 12 milyar ton buz tabakası kaybettiği düşünülen Kuzey Kutbu buzullarının, 2100 yılına gelindiğinde sadece yüzeyinde biriken toz ve kurum nedeniyle yılda ek 27 milyar ton daha fazla buz kaybederek deniz seviyelerinde beklenen artışa birkaç santimetre daha ekleyeceğini söylüyor. Yazıya göre,10 yıllık uydu görüntüleri Grönland’ı kaplayan buz tabakasının, kararma nedeniyle bazı yerlerde 40 yıl öncesine göre 6 ila 11 gün daha uzun süren erime dönemlerine girdiğini ispatlar nitelikte. Buzulların geri çekilip, kar örtüsünün daha erken yok olması toprağın daha fazla tozu serbest bırakacak şekilde çıplak kalması anlamına geliyor.

Araştırmalar, Kuzey Kutbu’ndaki yansıtabilirliğin birkaç yıl once tahmin edildiğinden çok daha hızlı bir gerilemede olduğunu gösteriyor.  Proceedings of the National Academy of Science’da bu yılın başında yayınlanan bir makaleye göre 1979 ile 2011 yılları arasında yansıtabilirlikteki düşüşün neden olduğu ısınma, aynı dönemde karbondioksitin neden olduğu ısınmanın %25’i kadar.

Toz ve kararmaya neden olan diğer parçacıkların Grönland’ın buz örtüsü üzerindeki etkisini ölçmeyi hedefleyen “Dark Snow Project”in başındaki Danimarkalı buzulbilimci Jason Box, Kuzey Kutbu buzul örtüsünün yansıtabilirliğinin 2014 yılının çoğunda rekora yakın bir düşüklükte olduğunu söylüyor. Buz tabakasının parlaklığında yaşanabilecek çok ufak bir düşüş dahi 1992-2010 yılları arasında gerçekleşen yıllık buz kaybının ikiye katlanmasına neden olabilir.

“Düşük yansıma karın normalden fazla ısınmasına neden olur. Dolayısıyla kararmış bir kar tabakası çok daha şiddetli bir şekilde ve daha erken eriyecektir. Kar, eridikçe içerisindeki su miktarının artmasıyla yüzeyi daha da karartan bir pozitif geribeslemeye de neden oluyor.” Diyor Box, blogunda. Diğer bilim insanları hem insan kaynaklı hem de doğal hava kirleticilerin bu kararmadan sorumlu olduklarını söylüyor.

IMG_4154_blog_main_horizontal

Dizel motorlarda kullanılan fosil yakıtların tam olarak yanmamasıyla oluşan ve neredeyse görünmez olan “Siyah karbon” parçacıkları ABD, Avrupa ve Güneydoğu Asya’nın sanayi merkezlerinden binlerce mil öteye taşınıyor; Afrika ve Orta Doğu’da süreleri giderek uzayan ve şiddetlenen kuraklıklarla kuruyan topraklardan havalanan dev toz fırtınalarıyla taşınan tozlar gibi. Bu yılın başlarında Sahra çölünden kalkan tozlar kuzeye taşınmış, Britanya’yı boğmuş ve Norveç’e kadar ulaşmıştı.

ABD’nin New Hampshire eyaletindeki Dartmouth Üniversitesi’nden bir araştırmacı olan Kaitlin Keegan’a göre 2012’de Grönland’ın kuzeydoğu buzullarında kaydedilen rekor erimenin en büyük nedeni Sibirya ve ABD’deki orman yangınlarıydı.

Cambridge Üniversitesi’ndeki Kutup Okyanusları Fiziği Grubu’nun başındaki Peter Wadhams’a göre yansıtabilirlikteki en ufak bir düşüş bile bir felaket. “Yansıtabilirliğin yaz aylarında %70 olduğu buzla kaplı yüzeylerin, yerlerini yansıtabilirliğin %10’un altında olduğu çıplak su tabakalarına bırakması ısınmayı hızlandıracak şekilde daha fazla enerjinin Dünya tarafından soğurulmasına neden oluyor” diyen Wadhams “2012’de son yaz buz tabakasının da erimesinin neden olduğu yansıtabilirlik düşüşünün beraberinde getirdiği ısınmanın son 25 yılda atmosfere saldığımız tüm yeni karbondioksitin etkisine eşdeğer olduğunu” hesapladığını söylüyor.

Toz kirliliğini yerinde incelemeye devam etmek üzere Himalayalar’a dönmeyi planlayan Ulyana Horodyskyj, durumun boyutu karşısında şaşırdığını ifade ediyor ve ekliyor “Bunun çoğunluğu insan etkinlikleri kaynaklı kirlilik. Devletler harekete geçmeli, insanlar neler olup bittiğinin farkında olmalı ve bu soruna gereken önem verilmeli.”

John Vidal

john_vidal_140x140

Dünya Organik Kongresi İstanbul’a geliyor

Üç yılda bir dünyanın farklı ülkelerinde, IFOAM (Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu) tarafından düzenlenen Dünya Organik Kongresi, 13-15 Ekim 2014 tarihlerinde, Buğday Derneği organizasyonuyla, İstanbul’da gerçekleşiyor.

organic-farm-big

 

Dünyanın dört bir yanından gelecek 1500’den fazla delegenin katılacağı kongrede, dünya organik tarımının stratejisi ve yol haritası belirlenecek. Kongrenin teması ve sloganı, İstanbul’un konumu da göz önünde bulundurularak “Organik Köprüler Kurmak” olarak belirlendi.

Kongre sürecinde, organik tarımla uğraşanlar yeni teknolojileri, üretim tekniklerini ve pazarlama yöntemlerini öğrenecek ve dünyanın her yerindeki sektör paydaşlarıyla ağlar oluşturabilecek.

Organik sektörle ilgili toplam 80 oturumun yapılacağı 18. IFOAM Dünya Organik Kongresi Ana Bölüm, Bilimsel Bölüm ve Uygulayıcı Bölümü olmak üzere üç ana bölümden oluşacak.

Kongreye  organik tarımla uğraşan önemli konuşmacılar da katılacak. Katılımcı listesi şöyle:

Yemi Akinbamijo – Afrika Tarım Araştırmaları Forumu’nun (FARA) Genel Müdürü
Will Allen – “Growing Power” sivil toplum örgütü lideri, kent çiftçiliği öncüsü
Elisabeth Atangana – PROPAC (Orta Afrika Çiftçi Örgütleri Bölgesel Platformu) Başkanı, FAO Kooperatifler Özel Elçisi
Christian Felber – Yazar, Viyana Ekonomi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi
Lyonpo Yeshey Dorji – Bhutan Tarım Bakanı
Anna Lappé – organik tarım ve adil gıda savunucusu, yazar, “Small Planet Institute” sivil toplum örgütü kurucusu
Kathleen Merrigan – Eski ABD Tarım Bakanlığı Müsteşarı
Pat Mooney – ETC Group sivil toplum örgütünün kurucusu, yazar

Kongre kapsamında, konuşmaların yanı sıra  %100 Ekolojik Pazar ziyaretleri, çevredeki ekolojik çiftliklere ziyaret, İstanbul’da ve Türkiye’de ekolojik ve kültürel turlar ve organik tadım atölyeleri düzenlenecek.

 

Greenpeace: Akkuyu ÇED raporu hala eksik

Akkuyu Nükleer Santrali’nin üçüncü kez Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sunulan ÇED raporuyla ilgili Greenpeace genel bir inceleme raporu yayımladı.

Örgüte göre  4 bin sayfalık raporda özellikle nükleer kaza sonrası sorumluluk, nükleer atıklar ve güvenlik konularında eksiklikler bulunuyor.

AkkuyuInsaatAlaniOrman
Nükleer santraldeki risklerin hiçbir koşulda sıfıra indirilemediğini, özellikle tasarım hataları, doğal afetler ve insan hatalarının en iyi teknoloji olsa bile risk faktörleri olduğunu ifade eden Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Pınar Aksoğan, “Bu gerçeği en son Fukuşima kazasında gördük. Bugün Akkuyu Nükleer Enerji Santrali Projesi’nin şeffaf olmayan bir şekilde işletilen ÇED süreci sonucunda ortaya çıkan rapor, projeye ilişkin her türlü maliyet analizine yer verirken, nükleer kaza halinde ortaya çıkacak zararın sorumlusunun kim olacağı sorusuna cevap veremiyor. Fukuşima kazası sonrası, santralin işletmecisi TEPCO’nun hukuki sorumluluğu üzerine almamış olması, sorumluluk konusunun, nükleer enerji santrallerinin meydana getirdiği felaketlerin yeni ve saklı kalan boyutunu ortaya koydu. Raporda tüm hukuki sorumluluğun adresi olarak gösterilen Akkuyu NGS şirketi, sermayesi ile sınırlı bir şirket olduğu için, Akkuyu’da gerçekleşmesi olası bir kaza sonrası, şirketin hukuki sorumluluğu üzerine alma kabiliyeti yok. Ayrıca ÇED’de referans verilen, sorumluluğun nasıl düzenleneceğini belirten uluslararası anlaşmalar da yetersiz. Kısacası mevcut durumda, olası bir kaza halinde maddi zararın halkın cebinden çıkan vergilerden alınacağını anlıyoruz” dedi.

Greenpeace’in, ÇED raporundaki eksikliklerle ilgili altını çizdiği diğer noktalar şu şekilde:

Denenmemiş bir reaktör
Henüz dünyada denenmemiş bir reaktör tipi kullanılacak ve rapor da buna dayalı tahminlerle yazılmış durumda.

Güvenlik şartları ile ilgili bilgiler sınırlı
Türkiye’de uygulanacak ulusal güvenlik şartları ve bunların nasıl uygulanacağına dair bilgiler yetersiz. Raporda Avrupa standartlarına uyulacağı söyleniyor, oysa ki EUR (European Utility Requirements) standartları güvenlik standartları değil; şirketler ve toplumun daha iyi anlaması için tasarım, inşaat ve operasyon adına gerekli şartları oluşturmak için bazı genel güvenlik şartları içeriyor.

Acil durum planı sadece 5 km. çapını kapsıyor
Oysa bir kaza olması durumunda Türkiye’nin tamamı ve komşu ülkeler de radyasyondan etkilenecek.

Fukuşima’dan alınan dersler entegre edilmemiş
Sismik araştırmalar, sel ve tsunami gibi etkilerin ise inşaat lisansı ile birlikte değerlendirilecek olması, Fukuşima kazasından sonra alınan derslerin Akkuyu ÇED raporuna yeterince entegre edilmediğinin bir göstergesi.

Atıklar ile ilgili olan bölüm gizliliğini koruyor
Atıkların Boğazlar yoluyla Rusya’ya gönderilmesi durumunda oluşabilecek riskler raporda belirtilmiyor. Atıkların Türkiye’de depolanması durumunda karşılaşılabilecek riskler ve bunlara dair önlemlere ise yer verilmiyor. ÇED’de defalarca gerektiği takdirde atıkların burada depolanacağı kapasitenin olduğu belirtiliyor. TAEK’in etkisizleştirildiği bu süreçte, nasıl bir denetim mekanizması işletileceği açık değil.

(Yeşil Gazete)

Sarıyer’e sebze meyve bahçesi

Kentsel dönüşüm projelerinin de hedefinde olan Sarıyer ilçesine bağlı Küçükarmutlu mahallesinde, halkın sebze ve meyve ihtiyacını karşılamak amacıyla Halkın Mühendis Mimarları tarafından hibe edilen ekim alanında yapılan bostan ekimi ile “Halk Bahçesi” projesi hayata geçirildi.

hem-bedelsiz-hem-ekolojikc3ded73cd7eb5b6b8b25-620x350

Halkın hiçbir bedel ödemeden salatalık, domates, biber, patates, soğan gibi temel besin ihtiyaçlarını karşılayacağı bahçede, teşvik amaçlı olarak ekim şenlikleri de düzenlenecek. 800 metrekarelik alana kurulan halk bahçesinin oluşturulmasının en önemli amacının halkı ekolojik ve komünal yaşama teşvik etmek olduğunun söyleyen Göçebe, “Gecekondu mahallelerinde yaşayan halkın, emperyalizmin ürettiği gıdalara ihtiyaç olmadan kendilerinin de üretebileceğini göstermek istedik” dedi. Göçebe, “Amacımız ileride tohum deposu oluşturup tüm halka organik tohum vererek, halkın kendi tohumlarını yetiştirmesini sağlamak” diye konuştu.

(Evrensel)

Kuzey Ormanları Longoz’la omuz omuza

Kuzey Ormanları Savunması, Kırklareli’nin Demirköy İlçesine bağŸlı İğŸneada Beldesi, BeğŸendik Köyü sınırları içerisinde kurulması planlanan termik santral projesini çadır kampı kurarak protesto etti.

KOS 1

İğneada’daki Longoz ormanları Cumartesi günü sabah saatlerinde otobüslerle İstanbul’dan İğneada’ya hareket eden yaşam savunucuları öncelikle İğneada Meydanı’na bir eylem düzenledi.

Kampa üç gün kala kaymakamlık tarafından kamp alanının hiç bir gerekçe gösterilmeden Kuzey Ormanları Savunması’na yasaklanmasının protesto edildiği eylemde “ne nükleer ne termik, yedirmeyiz ey Tayyip”, “termik santral istemiyoruz” ve “abe siz ayırdır, orman kesmeler falan” pankartları arkasında yürüyüş gerçekleştirdi.
Kuzey Ormanları Savunması adına basın açıklamasını okuyan Erol Babaoğlu “rantçı bezirganların” tüm yasaklama girişimlerine inat vazgeçmeyerek kadim Istrancalar’a, İğneada halkının yanına geldiklerini belirtti. Açıklamada ayrıca Trakya’da katledilen doğal zenginlikler ve İstanbul’daki yeşil alan ve kıyıların, 3. Köprü, 3. Havalimanı, yüzlerce doğa düşmanı beton projeyle yok edilmesi tehlikesiyle bütün Marmara’nın rant uğruna tarihin en büyük kıyımını yaşadığı vurgulandı.

Pınarhisar Köyü'nde mola
Pınarhisar Köyü’nde mola

Ardında İğneada’ya 14 km uzaklıkta Beğendik Köyü sahilindeki kamp alanına geçen eylemciler yeryüzü sofrasının ardından kamp ateşinin etrafında forum gerçekleştirdi.

Kuzey Ormanları Savunması’ndan Başar Alipaça, çevre tehlikesinin sadece mega projelerle sınırlı olmadığını, İğneada’dan Ağva’ya, Yalova’ya kadar tüm Marmara’nın ve doğasının büyük bir tehdit altında olduğunu belirtti
Doğal Yaşamı Koruma Vakfı Başkanı Nusret Türkkan da konuşmasında İğneada’nın eşsiz ekosistemine, doğasına haksızlık edildiğini, Avrupa’nın en önemli kuş göç yollarından birine ev sahipliği yapan bölgedeki çevre insiyatiflerinin seslerinin duyulmadığını belirterek Kuzey Ormanları Savunması ve yaşam savunucularının mücadeleyi sahiplenmesinin çok önemli olduğunu söyledi.
Kuzey Ormanları Savunması İğneada Kampı pazar günü Longoz Ormanları’nda yürüyüşle sonlandı.

KOS5

İğneada’da yapılan basın açıklamasından satır başları şöyle:

“İğneada halkı! Sen binlerce yıldır sakinliğini, güzelliğini koruyan bu doğal limanda, şimdi doğa katili rantçıların termik, nükleer dayatmalarıyla, çekilen suyunla eşsiz longoz ormanlarının, kuşlarının, balıklarının, bitkilerinin rant uğruna yok edilmesi tehlikesiyle karşı karşıyasın. Sen Saray’da kuarsit madenlerinin, Ergene nehrinde zehirli atıkların, tüm Trakya’da taş ve maden ocaklarının eşsiz güzelliklerini ve zenginliklerini katletmesi tehdidiyle karşı karşıyasın. Biz, İstanbul’dan gelen kardeşlerin, çocukların, dostların, şehrimizin elimizde kalan son doğal varlıklarının, ormanlarının, koruluklarının, bütün yeşil alanlarının ve kıyılarının, 3. köprüyle, 3. havalimanıyla, yüzlerce doğa düşmanı beton rant projesiyle yok edilmesi tehlikesiyle karşı karşıyayız. Sadece İğneada değil, sadece İstanbul değil, Ağva’dan Sapanca’ya, Bursa’dan Yalova’ya bütün Marmara aynı rantçı bezirganların çıkarları, rantları uğruna tarihinin en büyük kıyımını yaşıyor.”

KOS3(kuzeyormanlari.com/Yeşil Gazete)

 

Ethem’in ölümünden sorumlu polise tutukluluk kararı

Ethem Sarısülük’ün ölümüne ilişkin davada sanık polis memuru Ahmet Şahbaz’ın tutuklanmasına karar verdi.

ahmet şahbaz

Ankara’daki Gezi eylemleri sırasında Kızılay’da polisin silahından çıkan kurşunla vurularak hayatını kaybeden Ethem Sarısülük davasının altıncı duruşmasında mahkeme, sanık polis A.Ş.’nin tutuklanmasına karar verdi. Karar sonrası duruşma salonunda avukatlarla jandarma arasında arbede çıktı.

Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya sanık polis Şahbaz, sanık ve mağdur avukatlarının yanı sıra Sarısülük’ün yakınları ve bazı CHP’li vekiller de katıldı.

Ethem Sarısülük’ün ölümüne ilişkin davada Cumhuriyet Savcısı, sanık Şahbaz’ın eyleminin meşru müdafaa olmadığını belirterek, olası kasıtla adam öldürmekten cezalandırılmasını ve tutuklanmasını istedi. Mahkeme sanığın tutuklanmasına karar verdi.

(Ajanslar/ Yeşil Gazete)