Ana Sayfa Blog Sayfa 3384

AKP, İsrail balayı kısa sürdü

israil-turkiye-1İsrail, Gazze’ye gerçekleştirilen saldırıyı eleştiren Başbakan Binali Yıldırım’a “Eleştirmeden önce iki kere düşünsün” diye yanıt verdi.

İsrail, dün gece roket saldırısı yapıldığı gerekçesiyle Gazze Şeridi’ndeki 30 farklı noktaya hava saldırısı düzenlemişti.

Yıldırım, bugün yaptığı konuşmada “İsrail’in Gazze’deki hava saldırılarını onaylamadığımızı açık bir dille ifade etmek isteriz. İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi, Filistinlilerin haklı davalarında onlarla birlikte duruşumuzu engellemez” demişti.

‘Asılsız suçlamalar karşısında sessiz kalmayız’

Haaretz’in haberine göre Yıldırım’ın bu sözlerine İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Emmanuel Naşhon, “Türkiye başkalarının askeri faaliyetini eleştirmeden önce iki kere düşünsün” diye karşılık verdi.

İsrail’in Gazze’den gelen roket saldırılarına karşı halkını korumayı sürdüreceğini belirten Naşhon, “Türkiye’yle ilişkilerimizin normalleşmesi, asılsız suçlamalar karşısında sessiz kalacağımız anlamına gelmez” dedi.

İsrail’den gelen açıklama, Yıldırım’ın sözlerinden bir saat sonra geldi.

‘Normalleşme’nin ardından ilk gerginlik

Mavi Marmara saldırısının ardından bozulan Türkiye ve İsrail ilişkileri, geçtiğimiz aylarda iki tarafın da anlaşmasıyla normalleşme sürecine girmişti.

Ancak iki ülke arasında Gazze’nin bombalanması üzerindeki fikir ayrılıkları, normalleşme sürecinin ardından yaşanan ilk gerginlik anlamına geliyor.

(Diken)

Türkiye’den Cerablus ve Menbic’e ‘topçu ateşi’

Reuters haber ajansına konuşan Türk yetkililer, sınırdaki topçu bataryalarının Suriye’nin Cerablus kentinde IŞİD’i, geçen hafta Suriye Demokratik Güçleri’nin eline geçen Menbic’deyse YPG’yi vurduğunu söyledi.

Reuters’a konuşan yetkili, iki noktaya yapılan atışların amacının ‘muhalifler için koridor oluşturmak’ olduğunu ifade etti.

14

Menbic’deki Kürt hedeflerine yönelik 20 topçu atışı yapıldığı, Cerablus’un ise daha yoğun bir bombardımana tutulduğu ifade ediliyor.

Türkiye, IŞİD ve Kürt silahlı grubu YPG’nin birbirinden farkı olmadığını savunuyor ve her iki yapıyı da ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırıyor.

Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında basının sorularını yanıtlayan Başbakan Binali Yıldırım da YPG’nin Menbic’i ele geçirmesi ve sonrasında batıya ilerleyişini sürdürmesi için “Görüyoruz bazı girişimler var. Türkiye’nin güneyinde bir kürt oluşumuna zemin hazırlamak. Bu Türkiye’nin kabul edeceği bir şey değildir” dedi.

Suriye’de çözüm için tüm tarafların ortak paydada buluşması gerektiğini de ifade eden Yıldırım, önceliğin Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması olması gerektiğini de vurguladı.

Cerablus da vuruluyor

15

Türkiye – Suriye sınırında bulunan ve IŞİD kontrolünde olan Cerablus’un da Türk topçu bataryaları tarafından vurulduğu ifade ediliyor.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, bugünkü açıklamalarında “DAEŞ’i sınırdan temizleyeceğiz” demişti.

Anadolu Ajansı ise sınırda güvenlik tedbirlerinin artırıldığını ve sınıra tank ve zırhlı personel taşıyıcıların sevk edildiğini aktardı.

Reuters haber ajansı, bugün içerisinde yaptığı bir başka haberde, Türkiye’nin bir süredir silahlı Suriyeli muhalif grupların Türkiye üzerinden geçerek, kuzeyden Cerablus’a yönelik bir harekât başlatmaları için izin verdiğini yazmıştı.

 

(BBC Türkçe)

Gümüş madalyalı Feyisa Lilesa: ”Eğer Etiyopya’ya dönersem, hükümet beni öldürür”

1917560Rio 2016’nın son gününde erkekler maratonda gümüş madalya kazanan Etiyopyalı Feyisa Lilesa, finiş çizgisinde yaptığı hareketle gündem yarattı.

Rio 2016 geçmişteki her olimpiyat gibi kendi kahramanlarını yarattı. Kazandığı madalyalarla tarihe geçecek olan Usain Bolt, Michael Phelps, Simone Biles gibi sporcuların yanında yer alacak isimlerden birisi de Etiyopyalı atlet Feyisa Lilesa…

Rio 2016’nın son gününde erkekler maraton yarışında 42 kilometre 195 metrelik parkuru ikinci sırada tamamlayan Lilesa, Londra 2012’de üç maratoncusu da yarışı bitiremeyen ülkesine gümüş madalya kazandırdı. Ancak Lilesa yarıştaki performansından çok yarış sonunda yaptığı hareketle hatırlanacak.

Yarışı ilk sırada tamamlayan Kenyalı Eliud Kipchoge’un 1 dakika 10 saniye ardından finiş çizgisine gelen 26 yaşındaki atlet, yarışı bitirirken kollarını X şeklinde birleştirerek bir protesto gerçekleştirdi. Yarışın tamamlanmasının ardından basın mensuplarına bu hareketi hakkında bilgi veren Lilesa, ülkesi Etiyopya’da son zamanlarda devlet şiddetine maruz kalan Oromo kabilesine dikkat çekmek için bu protestoyu gerçekleştirdiğini dile getirdi.

Etiyopya’da yaklaşık 25 milyon nüfusu bulunan Oromo kabilesinin bir üyesi olan Lilesa,

”Son dokuz ayda binden fazla insan öldürüldü. Diğerleri de vatana ihanetle suçlanıyor. Şu anda Oromo halkı için Etiyopya’da çok tehlikeli bir durum var.” diyerek ülkesindeki durumu anlattı.

Rio 2016’yı gümüş madalyayla tamamlayan atlet bu hareketinden sonra Etiyopya’ya dönmesinin kendisi için tehlikeli olacağını söyleyerek,

”Eğer Etiyopya’ya dönersem, hükümet beni öldürecek. Öldürmezlerse, belki hapishaneye koyacaklar. Başka bir ülkeye taşınarak orada yaşamak istiyorum. Etiyopya hükümeti benim halkımı öldürüyor. Her yerde bunun karşısında duracağım, Oromo benim kabilem” dedi.

Finiş çizgisinde verdiği selamı madalya töreninde de vereceğini söyleyen Feyisa Lilesa, Maracana’da düzenlenen kapanış seremonisinde protestosunu tekrarlamadı. Etiyopyalı atletin IOC’nin herhangi bir yaptırım uygulamaması için protestosundan vazgeçtiği düşünülüyor.

5 saatte 26 bin dolar
Feyisa Lilesa’nın protestosu ABD’de büyük yankı uyandırdı. 26 yaşındaki atletin açıklamalarından sonra bir internet sitesinde kurulan ”Feyisa Lelisa’ya Destek Fonu”na beş saat içerisinde 26 bin dolar civarında bağış yapıldı.

(Eurosport)

‘Kent ve tarım’ birbirine muhtaç iki arkadaş – Ahmet Atalık

Bu yazı birgun.net/ den alınmıştır

Kent denildiğinde birçoğumuzun aklına komşuluk ilişkilerinin bittiği beton yığınları, insan ve araç yoğunluğu ile koşuşturma ve kargaşa geliyor. Tarım konusu pek de kent ile bağdaştırabildiğimiz bir konu değil. Bizim bildiğimiz kent ve tarım birlikteliği daha ziyade rant odaklı şekillenen kentsel arazilerin tarım arazileri üzerinde oluşturduğu baskı ve oluşan beton yığınları. Doğrusu böyle mi olmalı?

Ülkemizde 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı yasa ile büyükşehirlerimizin sayısı 30’a yükseldi. Belediye sınırı il sınırına genişletildi. Yaklaşık 39 bin köyün yarısı mahalle statüsü kazandı, köy kavramı bitti. İstanbul’da deprem toplanma alanlarının bile imara açıldığı dikkate alındığında tarım arazilerimizin daha hızlı bir şekilde betonlaşacağı tehlikesi ile karşı karşıyayız. Oysa nüfusumuz artıyor ve besleyebilmek için tarım arazilerimizi korumamız şart.

Kentsel tarım yaygınlaşıyor

Kırsal alanda yaşayanlar azalırken kentli nüfusu hızlı bir şekilde artıyor. Özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin halkları gıda ihtiyaçlarını karşılamak ve ek gelir sağlamak için, gelişmiş ülkelerde ise ciddi çevresel ve sosyal problemlerin bir alternatifi niteliğinde kentsel tarım giderek yaygınlaşıyor.

35

Kentsel tarım sadece kent sakinlerinin bahçecilik yapması için belli bölgelerin düzenlenmesi ya da kişilerin bahçe, balkon ve teraslarında küçük çaplı üretim yapması gibi bir hobi faaliyeti değil, aynı zamanda yapıldığı bölgelerdeki toplulukları etkileyen, gıda güvencesi ve güvenliğini sağlayan, kent içi doğayı koruyan, şehrin formunu değiştirebilecek bir potansiyeldir. Diğer yandan kent üzerindeki ısı adalarını dağıtabilmekte, sel taşkınlarını azaltabilmekte, özellikle kirli bölgelerde hava kalitesinde iyileşme sağlayabilmektedir.

İstihdam açısından da önemli

Büyük kentlerde dar gelirli insanların sağlıklı beslenmelerinin önündeki en büyük engellerden biri taze gıdaya ulaşmadaki yetersizliktir. Bu noktada kentsel tarım alanları temel ürünlerin üretiminden çok küçük çaplı hayvancılık ile yaş sebze ve meyve üretimi açısından bu insanların taze gıdaya ulaşabilmeleri açısından son derece önemlidir.

Kentsel tarım, önemli düzeyde göç alan Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için de istihdama katkısı açısından önemli bir araçtır. Üreticinin tüketiciye ulaşmadaki kolaylığı da ürününü marketlere satmaktan çok daha fazla kazanç getirmektedir. Ayrıca konvansiyonel ürünler gibi uzun mesafelere taşınmadığından enerji tasarrufu sağlanmakta, sera gazı çıkışı azalmakta, ısıyı tutan beton aksam azaldığı ve hava akımı sağlandığı için de daha sağlıklı bir yaşam alanı oluşmakta, kent içi biyoçeşitlilik artmakta, su daha verimli kullanılmaktadır.

Özellikle İstanbul gibi kentlerde çoğu boş alan kaçak çöp ve hafriyat döküm alanı olarak kullanılarak görsel kirliliğin yanında sağlıksız alanlar meydana gelmektedir. Üzerleri ot ve çalıyla kaplanan alanlar suç mahalline dönüşmektedir. İşte bu noktada kentsel tarım yine önemli bir fonksiyon üstlenmekte, oluşturulan topluluk bahçeleri ve kent çiftlikleri bulundukları ortamın görselliğini geliştirmenin yanında güvenliği de tesis etmektedir.

Kentsel tarım sosyalleştirir

Kentsel tarımın en önemli faydalarından biri de insanları sosyalleştirmesidir. Bugün büyük kentlerimizde sosyal ilişkiler oldukça zayıflamış, bireyselleşen insanlar onca kalabalık içinde yalnızlaşmışlardır. Kentsel tarım toplumun fertlerini bir araya getirmenin yanında, ürünün çoğunlukla doğrudan pazarlanması nedeniyle üreticiler ile tüketiciler arasında güvene dayalı ilişkiler tesis eder. Kentsel tarım ile uğraşan kişiler zamanla birbirinden haberdar olmaya ve kooperatifleşmeye başlar. Aslında ülkemizin özellikle son zamanlarda ihtiyaç duyduğu en önemli gereksinimler tam da bunlardır.

Kentsel tarım yaygın olarak uygulandığı ülkelerde konutların bahçelerinde, topluluk bahçelerinde, kent içerisinde betonlaşmamış özel ve kamusal alanlarda, yol ve dere kenarlarında, taşkın yataklarında, su havzalarında, sulak alanlarda, teraslar oluşturarak yüksek eğimli arazilerde ve kentlerin yakın çevrelerindeki tarım alanları üzerinde yapılmaktadır. Kentsel tarım anlaşılacağı üzere özel bilgi ve beceri isteyen bir uğraşıdır. Ülkemizin bu alanda gerek bilgi gerekse deneyimli teknik personel açığı bulunmaktadır.

Kentsel tarım sürdürülebilir kentsel gelişmenin sağlanması açısından önemli bir araçtır. Kentlerimizi kurarken öncelikle tarım arazilerimizi en üst düzeyde korumanın yanında kent içi tarım alanları oluşturmayı da ihmal etmemeli, Osmanlı’nın taze sebze ve meyve ihtiyacını karşılamak üzere oluşturduğu tarihi bostanlarımızı rant uğruna AVM, iş merkezi, rezidans, otoparka çevirmemeliyiz.

Bu yazı birgun.net/ den alınmıştır

37-Ahmet Atalık

 

Ahmet Atalık 
Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı

ABD’de ötenazi öncesi partisi: “48 saat sonra öleceğim, kutlayalım mı?”

Kaliforniya’da 2013 yılından bu yana ALS hastalığıyla mücadele eden ancak tedavisi mümkün olmayan bir seviyeye gelince ötenazi kararı alan Betsy Davis, sevdiklerine ötenazi öncesi verdiği partiyle veda etti. Davis, partiye davet etmek için dostlarına attığı e-postada “48 saat sonra öleceğim, kutlayalım mı?” dedi.

34

Kaliforniya eyalet yasalarına göre ölümcül hastalara istekleri doğrultusunda ötenazi yapılabiliyor. 41 yaşındaki Davis de ‘artık dayanamadığını’ söyleyerek kendisine ötenazi yapılmasını istedi.

Tek kural önünde ağlamamak

Arkadaşlarına iki günlük bir parti davetiyesi gönderen 41 yaşındaki ABD’li, “Daha önce hiç katılmadığınız türden bir parti olacak. Güçlü ve anlayışlı olmanızı bekliyorum” ifadeleriyle bir anlamda vedanın sinyalini de verdi.

23-24 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilen veda partisinde Betsy, bahçenin köşesindeki yatağında uzanırken arkadaşları onun için şarkılar söyledi.

Gün batımı sonrası hayata veda etti

24 Temmuz Pazar günü, Betsy’nin arkadaşları onu son kez gün batımını izlemek üzere bir tepeye götürdü. Buraya gitmeden önce ötenazi ilaçlarını içen Betsy, gün batımından dört saat sonra hayata gözlerini yumdu.

 

(Hürriyet, T24)

Robert Fisk: Erdoğan, Esad ile barışmaya hazırlanıyor

Independent gazetesinin Orta Doğu muhabiri Robert Fisk, Gaziantep saldırısı ve Türkiye-Rusya ilişkileriyle ilgili makalesinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile olan eski dostluğunu yenileyeceğini yazıyor.

Deneyimli Orta Doğu muhabirine göre Türkiye Cumhurbaşkanı, Rusya’ya yaptığı ziyaretin ardından, Esad’la “yeniden dostluk kurmaya” daha yakın.

Erdoğan 2010 yılında Beşar Esad'ı Şam'da ziyaret etmişti.
Erdoğan 2010 yılında Beşar Esad’ı Şam’da ziyaret etmişti.

Fisk’in “Türkiye’nin düşmanlarından oluşan kara listesi büyürken, Erdoğan Suriye’de Putin ile birlikte hareket etmeye hazırlanıyor” başlığını taşıyan makalesi, “Sultan, Şam Aslanı ile eski dostluğunu yenilemeyi düşünüyor olabilir mi? Emin olun, düşünüyor” ifadesiyle başlıyor.

Türkiye’nin düşman listesindeki öncelikleri

Gaziantep’te 51 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyı hatırlatan Fisk, hükümetin katliama tepkisinin, Erdoğan’ın yabancı düşmanlar listesindeki önceliklerini de gösterdiğini belirtiyor:

“Cumartesi akşamı yaşanan saldırıdan hızla IŞİD sorumlu tutuldu. Ama ardından Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Türkiye’yi hedef alan ‘terör örgütleri’ listesini genişletti: PKK, IŞİD ve Erdoğan’ın darbe girişiminin arkasında olmakla suçladığı sürgündeki, tuhaf din adamı Fethullah Gülen ile destekçileri.

“Bu, bir düğünde yaşanan katliam için oldukça uzun bir liste. Ve tüm bu ‘teröristlerin’, darbe girişiminin ardından bizzat lime lime olmuş olan polis gücü ve ordu tarafından yenilgiye uğratılmak zorunda olduğunu varsaymalıyız.”

“Esad, kara listede değil”

“Türkiye’nin kara listesi kendi içinde gariplikler barındırıyor. Türkiye PKK’yı IŞİD’le aynı kara listeye koyuyor. Aynı zamanda Suriye’nin kuzeyinde IŞİD ile savaşan YPG’yi de, PKK ile eş tutuyor. Aynı YPG, ABD’nin havadan desteğiyle IŞİD’e karşı savaşıyor.

Fisk, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Suriye konusunda Rusya ile ortak adım atacağını yazıyor.
Fisk, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Suriye konusunda Rusya ile ortak adım atacağını yazıyor.

“Daha da ilginci şu; listede Erdoğan’ın son 4 yıldır yok etmeye çalıştığı Esad yönetimi yok.”

Fisk’e göre bunun en büyük nedeni, Türkiye’nin Rusya ile ilişkileri normalleştirme adımı atmış olması ve Erdoğan’ın iki hafta önce yaptığı Rusya ziyareti…

“Suriye rejiminin Gaziantep’teki saldırıyla doğrudan ilişkisi olduğuna çok az sayıda Türk inanacaktır. Ancak St. Petersburg’a Çar Vladimir’i görmeye gittikten sonra Sultan Erdoğan, düşmanlarının sayısını azaltması gerektiğinin farkına varmış gibi görünüyor.

“Ankara ile Şam’ın – iki tarafın da güvendiği kişiler aracılığıyla- gizlice görüştüğüne dair haberler ise Türkiye’deki Suriyeli muhalifleri paniğe sürüklüyor.

“Şu açık ki Erdoğan’ın yeni Rusya sevgisinin bir bedeli var. Çar, Esad’a olan sevgisini ve ordusuyla destek verdiği [Esad] hükümetinin yıkılması girişiminde Türkiye’nin oynadığı rolü gündeme getirmiştir. Sultan bu yüzden Şam Aslanı ile olan eski dostluğunu yenilemeye çalışıyor olabilir mi? Bundan emin olun.”

“Türkiye 80’lerin başındaki Pakistan’a benzemeye başladı”

Fisk, makalesinde şu benzetmeyi de yapıyor:

“Erdoğan, Gaziantep saldırısıyla ilgili kimi suçlarsa suçlasın, artık normal hale gelen bu vahşetin, kendi vermiş olduğu Suriye Savaşı’na dahil olma kararının doğrudan sonucu olduğunu görmek zorunda.

“IŞİD ile ‘masa altından yaşadığı yakınlaşan’, Kürtlerle savaşı yeniden başlatan ve eski ortağı- yeni ezeli düşmanı Gülen tarafından planlanan darbe girişiminden sağ çıkan Erdoğan’ın yönettiği Türkiye, Pakistan’ın 1980’lerin başlarında Afganistan’a en çok mücahit gönderen ülke olduğu zamanlardaki haline her geçen gün biraz daha fazla benziyor.

“Savaş sona erse bile Suriye’nin bir daha asla eski Suriye olmayacağı söyleniyor. Ama gerçek şu ki Türkiye de bir daha eski Türkiye olamayacak.

“O gün geldiğinde Türkiye’nin cumhurbaşkanının kim olduğunu görmek ilginç olacak.”

 

(BBC Türkçe)

 

Dünya Sokak Fotoğrafçılığı Günü: Makinanı al ve sokağa çık – Ercüment Gürçay

Bugün Dünya Sokak Fotoğrafçılığı Günü…

Sokak fotoğrafçılığını kimisi stalkerlık, kimisi sapıklık, kimisi delilik olarak tanımlamış. Meyerowitz “eğer bir fotoğraf karesine baktığında o sokağı hissedebiliyorsan, koklayabiliyorsan” o sokak fotoğrafıdır demiş. Bir başka usta Henri Cartier Bresson’ a göre sokak fotoğrafı geometridir, ışıktır. Robert Frank ise sokak fotoğrafçılığı için yaşamların belgelenmesidir demiş.

23
Harold Feinstein, Cam Yıkayıcı, New York , 1972

Fiziki ve toplumsal dokusu (özellikle son yıllarda) hızla değişen bir kentte doğdum ve halen o kentte yaşıyorum. Bu kent, yaşadığım mahalle, âşık olduğum, bir zamanlar alabildiğine özgür, gezip-tozduğum sokaklar – kaldırımlar her geçen gün eski tadından-dokusundan bir şeyler kaybediyor ne yazık ki.

İlk fotoğraf makinemi 1970’ lerin sonuna doğru Süleymaniye’ deki Rus Pazarı’ ndan almıştım. Üzerinde 50 mm. objektifi bulunan klasik bir Zenith makineydi. Rulo filmlere görüntüleri atıyor ve sonra banyo-baskı yapıp ortaya ne çıktığını görebiliyorduk. Negatif film ve baskı giderleri bir lise öğrencisi için önemli bir maliyetti ama fotoğrafın büyülü dünyasına bulaşmıştım bir kere ve bu güne kadar bir şekilde fotoğraf çekmeye- başkaları tarafından çekilmiş fotoğrafları seyretmeye- o büyülü dünyanın içerisinde kalmaya devam ettim.

Fan Ho, Çin 1959
Fan Ho, Çin 1959

Sokak fotoğrafçılığı günlük yaşamı farklı bir gözle görmemi, daha önce defalarca geçtiğim sokakları, insanlarımı, hayatı paylaştığım diğer canlıları yeniden keşfetmemi sağladı. Yaşadığım mekânları- insanları, çevremde olup biteni fotoğraflamak da izlemek de paylaşmak da bana sonsuz bir keyif verdi, halen veriyor.

Daha sonraları gelişen dijital fotoğraf makineleriyle çekim ve baskı maliyetleri ortadan kalktı. Bu gün bir dijital makine (veya cep telefonu) ve bir de bilgisayarınız varsa sayısız fotoğraf çekip, bunları düzenleyip (ya da ham haliyle) sosyal medya üzerinden paylaşma şansımız var. Ama yine de bir görüntünün negatiften pozitife dönüşünü görmenin veya basılı halini beklemenin romantik tadını aramıyor değilim.

Vivian Maier, New York, 1954 Mart
Vivian Maier, New York, 1954 Mart

Ben de Robert Frank gibi düşünüyorum. Sokak fotoğrafçılığı her türlü klasik “iyi fotoğraf” tanımlarının ötesinde, özgürlüğün, doğaçlamanın-anın, sıradan olanın, yaşamların büyüsünün yakalanması, belgelenmesidir. Bana göre gerçek zenginlik, özgürlük ev, araba, mal-mülkte değil, Arnavut kaldırımı sokakların kokusunu duyumsamakta, başka insanların yaşamlarına dokunmakta gizliydi. Bugün artık arabaların egzoz dumanlarına, betonun ruhsuzluğuna teslim olmuş sokaklarıyla bu gergin kent birçok insan gibi beni de pek mutlu etmiyor ve köşede bucakta kalmış yerleri arıyor, objektife düşen cılız görüntülerle avunuyor ve bir fırsatını yaratıp belki de bu kenti (eski fotoğrafları da yanıma alarak) terk etmenin yollarını arıyorum.

Clemens Kalischer, New York, 1950
Clemens Kalischer, New York, 1950

Sokak fotoğrafçılığının ustaları Brassai, Henri Cartier Bresson, Elliot Erwit, Ara Güler ve benzerleri bu işi yaparken ışık, kompozisyon… gibi iyi fotoğrafın özelliklerinin ne olduğunu da bizlere gösteriyorlardı. Bunu fotoğraflarımızda yalayabiliyorsak ne ala, ama bence tüm bu yeteneklerimizin gelişmesini beklemeyelim, elimizde anı sabit görüntüye dönüştürecek ne varsa, kameralı bir cep telefonu, basit bir bas-çek makine veya daha iyi bir şey, sokağa çıkalım, belki de bir süre sonra hayatımızdan çıkıp gidecek olan insanları, mekânları, canlıları… kısaca sokaklarımızı, mahallelerimizi, insanlarımızı fotoğraflayalım.

Arthur Leipzig, Barrel, Coney Island, 1952
Arthur Leipzig, Barrel, Coney Island, 1952

Önce kendimiz için fotoğraf çekelim. Çektiğimiz fotoğraflardan memnun kalmıyorsak o an iyi bir fotoğrafın nasıl olması gerektiğini de öğrenmeye başlıyoruz demektir.

Adı daha az bilinen bazı sokak fotoğrafçılarının fotoğraflarını da paylaşmak istiyorum.

Agos Gazetesi önü, 2015, Ercüment Gürçay
Agos Gazetesi önü, 2015, Ercüment Gürçay

Bugün “Dünya Sokak Fotoğrafçılığı Günü”, makinamızı alalım ve sokağa çıkalım.

30

 

Ercüment Gürçay

Yunan basını: Yıldırım, Çipras’a “İdam yakın tarihte gelmeyecek” dedi, 8 Türk askeri istedi

Başbakan Binali Yıldırım’ın, geçen perşembe günü Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras ile yaptığı telefon görüşmesinin, 16 Temmuz’da askeri bir helikopter ile Dedeağaç (Aleksandrupolis) şehrine kaçan ve sığınma talebinde bulunan 8 Türk askeriyle ilgili bölümü medyaya sızdı. Buna göre Yıldırım, idam cezasının tekrar getirlmesine dair tartışmaları hatırlatan Çipras’a “Ölüm cezasının yeniden getirilmesi yakın gelecekte kararlaştırılacak bir şey değil” dedi.

65490-firari-askerler-icin-cipras-rsquo-tan-teminat

Hürriyet’in Real News gazetesine dayandırdığı habere göre, iki lider arasında şöyle bir diyalog geçtiğini belirtti:

Çipras: “Askerler için kararı Yunan adaleti verecek. Hükümetimiz, adaletin bunların darbede yer aldıklarını göz önünde bulunduracağına kesin gözüyle bakıyor. Hükümetimiz yapabileceği tek şey, yetkileri çerçevesinde, hukuki sürecin mümkün olan en kısa süre tamamlanmasını sağlamaktır. Elbette siz (Türkiye) egemen bir devletsiniz. Ancak, ölüm cezası ile ilgili tartışma Avrupa stratejinize ciddi sorunlar yaratıyor.

Yıldırım: “Bu konuya açıkça değinmenizi takdirle karşılıyorum. Unutmayın ki, ölüm cezasını kaldıran biziz. Ölüm cezasının yeniden getirilmesi yakın gelecekte kararlaştırılacak bir şey değil. Bu her halükarda tüm siyasi partilerin mutabakatı ile olacak. Ayrıca bu, hiçbir şekilde 8 askerin Türkiye’ye iadesi ile yakın bir tarihte olmayacak.”

(T24)

TUSKON başkanını ayakta alkışlayan işadamları hakkında gözaltı kararı

Darbe girişiminin ardından başlatılan operasyon kapsamında Türkiye işadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu’nun (TUSKON) 1 Mart 2014’teki toplantısında Başkanı Rızanur Meral’in konuşmasını ayakta alkışlayan işadamları hakkında gözaltı kararı çıkarıldı.

tuskon-gozalti

Meral, toplantıdaki konuşmasında “Ama sokakta, otobüste kahvede, medyada, duyup gördüklerimize ve işittiklerimize göre, şuna da inanıyorum ki, yakın gelecekte, kimlerin inlerde yaşadığını, kimlerin saklanacak in arayacağını, kimlerin müsfette, kimlerin asıl olduğunu herkes görecek” demişti.

Habertürk’ten Nihat Uludağ’ın haberine göre İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri TUSKON’un genel kurul toplantısındaki konuşmayı alkışlayan işadamlarının tespiti için özel bir ekip oluşturdu.

STV görüntüleri incelendi

STV’de yayınlanan görüntüleri incelemeye alan ekipler, konuşmaya destek veren işadamlarını tespit etti. Aralarında Meral’in de bulunduğu 187 işadamı hakkında gözaltı kararı çıkarıldı.

Daha önce 15 ilde bin polisle gerçekleştirilen operasyonda çok sayıda işadamı hakkında gözaltı kararı verilmişti.

(Habertürk, Diken)

Gaziantep Belediyesi’nden ‘çok sayıda kazılan mezar’ açıklaması

Gaziantep’teki patlamada hayatını kaybedenlerin defnedildiği Yeşilkent Mezarlığı’ndaki hazırlanmış yüzlerce mezarın görüldüğü fotoğrafla ilgili açıklama yapan Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Daire Başkanı Dr. Abdullah Aksoy, “Bu rutin bir uygulamadır”’ dedi.

57b9fbbd67b0a931489fd932

Aksoy, yaptığı açıklamada, terör saldırısının ardından bazı basın kuruluşlarında yayımlanan bir fotoğrafta kazılmış onlarca mezarın görüldüğünü aktardı.

Kentin nüfus yoğunluğuna dikkati çeken Aksoy, şunları söyledi:

“Bu rutin bir uygulama. Gaziantep olarak şu an nüfusumuz, Suriye’deki misafirlerimizle birlikte 2 milyon 200 bini aşmış bir durumda. O nedenle günlük aşağı yukarı 15-20 cenazemiz oluyor. 20 çarpı 365, yılda normal yollarla vefat eden vatandaşlarımız, 7 bini geçen bir sayı oluyor. İkincisi Gaziantep, AFAD kapsamında olan illerin arasında bir ilimizdir. Türkiye’nin değişik illerinde AFAD’ın belirlediği bazı iller var. Gaziantep’imiz de o illerden biri. O yüzden belli bir mezar kazıp AFAD Genel Müdürlüğü’ne bildirmemiz gerekiyor.”

(Sputnik)