Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kapatılan Özgür Gündem gazetesi ile ilgili davada Türkiye’ye para cezası verdi. Mahkeme gazeteyi haklı buldu; soruşturmaların ‘sistematik şekilde’ başlatıldığına hükmetti.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kapatılan Özgür Gündem gazetesi ile ilgili davada Türkiye’yi haksız bularak para cezasına hükmetti.
‘PKK propagandası yapmakla’ suçlanan ve 2016 yılında kapatılan Özgür Gündem gazetesine karşı soruşturmaların sistematik olduğuna hükmeden mahkemenin kararı uyarınca Türkiye hükümeti, gazetenin sahibi Ali Gürbüz’e 3 bin 500 euro (yaklaşık 21 bin 500 TL) tazminat ödeyecek.
‘AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ İHLAL EDİLDİ’
Türkiye’nin de imzacısı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğünü düzenleyen 10’uncu maddesinin ihlal edildiği sonucuna varan AİHM, daha önceden de mahkeme süreci yaşayan Gürbüz’ün beş ila yedi yıl süren yargılamaların tümünden beraat ettiği vurguladı.
‘YAZILARIN İÇERİĞİNE BAKILMAKSIZIN…’
Davalı Türkiye Cumhuriyeti’nin kararı temyize götürme hakkı bulunurken, AİHM kararında gazeteye karşı soruşturmaların “yazıların içeriğine bakılmaksızın sistematik bir şekilde başlatıldığı” ifadesi kullanıldı.
‘KAMUSAL TARTIŞMAYA KATKIDA BULUNAN YAZILAR DA SANSÜRLENDİ’
Mahkeme’nin karar metninde ayrıca soruşturmalarda yer alan terör örgütü açıklamalarının “kamuoyundaki tartışmalara katkıda bulunsa bile” yetkililer tarafından sansürlenmeye çalışıldığı belirtildi.
Soruşturmada geçen kimi yazıların Noel kutlamaları gibi içeriği olduğunu belirten mahkeme, söz konusu yazıların şiddet çağrısı ya da nefret söylemi olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını kaydetti.
Türkçe sözlü caz müziğinin önemli vokallerinden Jülide Özçelik, müziğinin gücünü Güneş’ten alan “Güneşin Kadınları” serisi kapsamında, 13 Mart akşamı 21.30’da Babylon’da sahne alıyor.
Sınırsız ısı ve ilham
kaynağı olan Güneş; hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olarak, yaşama ve
başkaldırıya dair hikâyeleriyle gelen “Güneşin Kadınları”na yansıyor ve esin
kaynağı oluyor. Özgün müziklerinde, yaşamın sunduklarına karşı güçlü duruşları
ve farklı yorumlarıyla “Güneşin Kadınları”, kendi yolculuklarından
bahsediyorlar. Sayısız mirasın ışığında kalmış kimliklerimizi askılıkta
bıraktığımız samimi bir sohbetin içerisinde, bu yolculuğu paylaşıyoruz.
Jülide Özçelik
İstanbul Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü’nde Nükhet Ruacan gibi birçok önemli akademisyenle çalışarak Vokal Performans Bölümü’nden mezun olan Jülide Özçelik, bu coğrafyaya ait fakat evrensel standartlarda Türkçe sözlü bir albüm yapmaya karar verdi. Kendi besteleri ve sevdiği eserleri müzisyen arkadaşlarıyla birlikte yorumladığı “Jazz İstanbul Volume-1” albümünü 2008’de, “Jazz İstanbul Volume-2” albümünüyse 2011’de dinleyicileriyle paylaştı. Yerel ve uluslararası birçok festivalin yanı sıra Bursa, Antalya, Çukurova, İzmir ve İstanbul Devlet Senfoni Orkestraları’yla konser vermeye devam eden Jülide Özçelik, son albümü “Nefes”i geçtiğimiz ay yayımladı. Düzenlemeleri Cem Tuncer’e ait olan albümde Özçelik’e; piyanoda Ercüment Orkun, gitarda Cem Tuncer, kontrbasta Volkan Hürsever, bas gitarda Efecan Tuncer ve davulda Ediz Hafızoğlu eşlik etti.
Etiyopya’da yaşanan uçak kazasının ardından bir kez daha güvenlik endişesiyle gündeme gelen Boeing 737 Max 8 uçuşlarını askıya alan ülkelerin sayısı artıyor.
Boeing 737 MAX 8 tipi uçağın son beş ayda iki kere düşmesi üzerine, ülkelerden art arda bu modelin kulanımının durdurulması kararı geliyor.
Etiyopya’da geçen Pazar günü 157 kişinin ölümüyle sonuçlanan kazanın ardından Boeing 737 MAX 8 tipi uçakların kullanımını durduran ülkelere son olarak Avustralya da katıldı.
Söz konusu modelli askıya alan veya yasaklayan ülkeler şöyle:
1) AVUSTRALYA
Etiyopya’da geçen Pazar günü 157 kişinin ölümüyle sonuçlanan kazanın ardından Avustralya da Boeing 737 MAX tipi uçaklarla ilgili karar aldı. Alınan kararla, Avustralya’dan ya da Avustralya’ya bu modelle yapılacak uçuşlar geçici olarak durduruldu. Avustralya Sivil Havacılık Kurumu’ndan yapılan açıklamada, şu aşamada, Boeing 737 MAX ile ilgili “güvenlik risklerinin yeniden gözden geçirilmesinin ardından elde edilecek bilgilerin bekleneceği” belirtildi.
Avustralya merkezli şirketlerin Boeing 737 MAX tipi uçağı yok. Ancak Avustralya’nın aldığı karar, bu ülkeye uçuş gerçekleştiren Singapurlu SilkAir ve Fiji Havayolları’nı etkileyecek.
2) İNGİLTERE
Birleşik Krallık Sivil Havacılık Kurumu, Boeing 737 MAX 8 tipi uçakların uçuşunu askıya aldı. Kurumdan yapılan açıklamada söz konusu model uçakların Birleşik Krallık hava sahasına girişinin de geçici olarak yasaklandığı duyuruldu.
3) BREZİLYA
GOL Havayolları, filosundaki 121 adet Boeing 737 MAX 8’in kullanımını askıya aldı. MAX 8’lerle ilgili soruşturmayı yakından takip ettiğini duyuran şirket, en kısa sürede bu uçakları yeniden kullanmayı ümit ettiğini belirtti.
GOL Havayolları, geçen hazirandan beri kullandığı bu uçaklarla “tam güvenlik ve randımanla” yaklaşık 3 bin uçuş gerçekleştirdiğini hatırlattı.
4) ÇİN
Etiyopya’da düşen yolcu uçağında sekiz Çin vatandaşı bulunuyordu.Çin’deki havayolu şirketlerine ait 96 adet Boeing 737 MAX 8 uçak bulunuyor. Çin Sivil Havacılık Kurumu, bu uçakların kullanımını “güvenlik risklerine sıfır tolerans yönetim prensibi doğrultusunda” durdurduğunu açıkladı.
Çin Sivil Havacılık Kurumu, söz konusu modelin tamamen yasaklanıp yasaklanmayacağına, Amerikan Federal Havacılık İdaresi ve Boeing ile yapacağı istişarelerin ardından karar vereceğini açıkladı.
5) ARJANTİN
Arjantin devletine bağlı havayolu şirketi Aerolineas Argentinas, Etiyopya’da düşen uçakla ilgili soruşturmalar sonuçlanana dek Boeing 737 MAX 8’lerin kullanımını askıya aldı. Filosunda bu modelden beş uçak bulunan şirket, “Aerolineas Argentinas için en önemli değer güvenliktir” açıklamasında bulundu.
6)MALEZYA
Malezya Sivil Havacılık Kurumu’ndan yapılan açıklamada, ikinci bir bildiriye kadar, Boeing 737 MAX tipi uçakların Malezya hava sahasına girişinin yasaklandığını duyurdu.
7) ENDONEZYA
Endonezya’da 29 Ekim 2018’de Lion Havayolları’na ait Boeing 737 MAX 8 tipi bir uçağın düşmesi sonucu 189 kişi hayatını kaybetmişti. Söz konusu uçak da benzer şekilde, kalkıştan kısa süre sonra düşmüştü.
Endonezya, Etiyopya’daki kazanın ardından ülkedeki Boeing 737 MAX 8 tipi 11 uçağı incelemeye alacağını duyurdu. Bu nedenle Lion Havayolları’nın 10 uçağı ve Endonezya devletine bağlı Garuda havayollarına ait bir uçak geçici olarak kullanılmayacak.
Mumbai merkezli Jet Havayolları, beş adet Boeing 737 MAX 8 uçağının kullanımını askıya aldı. Şirket, uçaklarla ilgili Boeing ile “temasta olduğunu” duyurdu.
9) SİNGAPUR
Singapur Havayolları’na ait SilkAir’in filosunda altı adet Boeing 737 MAX 8 bulunuyor. Ancak şu anda Boeing 737 MAX tipi uçakların ülkeye giriş çıkışı geçici olarak yasaklanmış durumda.
10) MEKSİKA
Havayolu şirketi Aeromexico, filosundaki uçakların güvenliğine inancı “tam” olsa da “müşterilerin huzuru için” Boeing 737 MAX 8’lerin kullanımını durdurduğunu açıkladı. Şirketin filosunda bu uçaktan altı adet bulunuyor.
11) GÜNEY KORE
Eastar Jet havayolu şirketi, filosundaki iki Boeing 737 MAX 8 tipi uçağın uçuşlarını, müşterilerin endişelerini gidermek amacıyla geçici olarak askıya aldığını duyurdu.
Bir şirket yetkilisi, hükümetin güvenlik değerlendirmesi tamamlanana dek uçakların kullanılmayacağını açıkladı.
12) ETİYOPYA
Düşen uçağın ait olduğu Etiyopya Havayolları, kazanın ardından filosundaki diğer dört Boeing 737 Max 8’in kullanımını durdurdu. Daha önceden verdiği 25 uçağın da siparişini bekleyen şirketten yapılan açıklamada, “Kazanın nedenini henüz bilmesek de ekstra bir güvenlik önlemi olarak bu filomuzu kullanmama kararı aldık” denildi.
13) GÜNEY AFRİKA
Güney Afrika merkezli şirket Comair, Boeing 737 MAX’leri uçuş programından çıkarma kararı aldığını duyurdu. Şirket, sekiz adet sipariş ettiği uçaklardan ilkini geçen ay teslim almıştı.
14) VİETNAM
Vietnam Sivil Havacılık İdaresi, Etiyopya’daki kazanın nedeni belli olana dek yerel havayolu şirketlerine Boeing 737 MAX tipi uçakların kullanımı için lisans vermeyeceğini duyurdu.
15) CAYMAN ADALARI
Cayman Havayolları da filosundaki iki Boeing 737 MAX 8 tipi uçağını, “yolcularının ve mürettebatının güvenliğini ön plana koyduğunu” belirterek geçici olarak kullanmama kararı aldı.
16) NORVEÇ
Norwegian Air Shuttle tarafından yapılan açıklamada ikinci bir bildiriye kadar Boeing 737 MAX 8’lerin kullanılmayacağı açıklandı.
17) ALMANYA
Almanya Etiyopya’daki uçak kazasının ardından hava sahasını Boeing 737 MAX 8 uçuşlarına kapattığını açıkladı.
18) FRANSA:
Fransa, Boeing 737 MAX 8 tipi uçağının güvenlik tehdidi oluşturduğu gerçekçesiyle durdurduğunu duyurdu.
19) HOLLANDA
Hollanda, Boeing 737 MAX 8’i yasaklayan ülkeler arasına girdiğini belirtti.
20) TÜRKİYE
Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün (SHGM) talebi doğrultusunda, Türk Hava Yolları’nın (THY), filosunda bulunan Boeing 737 Max 8’leri yere indirme kararı alındı.
Hava trafiği ile ilgili anlık bilgiler veren flightradar uygulaması, THY filosunda bulunan İstanbul’dan kalkış yapan Boeing 737 Max 8’lerin Atatürk Havalimanı’na geri döndüğü bilgisini fotoğraf eşliğinde paylaştı.
Radardaki verilire göre, İstanbul’dan Londra’nın Gatwick Havalimanı’na ve Birmingham’a, Nouakchott’a, İstanbul’dan havalanan Boeing 737 Max 8’lerin havadan geri döndüğü bilgisi paylaşıldı.Havadan geri dönmelerin, Türk Hava Yolları’nın, filosunda bulunan Boeing 737 Max 8’leri yere indirme kararından kaynaklandığı öğrenildi.
Ardından, THY Basın Müşaviri Yahya Üstün şu açıklamayı yaptı:
Filomuzda bulunan 12 adet Boeing 737 MAX tipi yolcu uçağının ticari operasyonları,13 Mart itibarıyla ikinci bir karara kadar durdurulmuştur. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı da Boeing 737 MAX tipi uçakların uçuşlarının tedbir amacıyla durdurulduğunu açıkladı.
ABD: DURDURULMASINI GEREKTİRECEK BİR NEDEN YOK
Amerikan Federal Havacılık İdaresi (FAA) ise Boeing’e söz konusu modelin perdövites (stall) yazılımını ve uçuş kumanda sistemini geliştirmesi için talimat verdi. FAA, ABD merkezli şirkete nisan ayının sonuna kadar süre tanıdı. Ancak FAA şu an için Boeing 737 MAX 8’lerin uçuşlarının durdurulmasını gerektirecek bir durum olmadığını belirtti. Konuyla ilgili incelemelere başlandığını ifade eden kurumdan yapılan açıklamada, “FAA, güvenliği etkileyen bir sorun tespit ettiği takdirde, derhal uygun olan eylemde bulunacak” denildi.
SALT Galata, 7 Mart – 9 Haziran 2019 tarihleri arasında “Mihri: Modern Zamanların Göçebe Ressamı” başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor.
Sergi, Mihri’nin yerleştiği ülkelerde zamanın ruhuna göre yeniden kurguladığı kimliği ve hayatına odaklanıyor. Ayrıca, dönemin kültür ortamı ve İnas Sanayi-i Nefise’nin ilk öğrencileri üzerinden sanatçıların modernleşme sürecindeki rolünü detaylandırıyor.
İmparatorluğun son döneminde yetişen portre ressamı Mihri (1885-1954), henüz 29 yaşındayken kadınlara mahsus güzel sanatlar okulu İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’nin kuruluşunu sağlamasıyla toplumsal dönüşümün kayda değer aktörleri arasında yerini alır.
Ancak, ömrünün büyük bir kısmını yurt dışında geçirmesi, Türkiye sanat tarihi yazımında arka planda kalmasına neden olur. Ülkeyle irtibatı gitgide kopan ve hakkında az sayıda araştırma bulunan “Mihri Rasim” ya da “Mihri Müşfik”in hikâyesine dair kimi ayrıntılar hâlen muammadır.
Mihri, 13 Aralık 1885’te İstanbul, Kadıköy’deki Ahmed Rasim Paşa Konağı’nda doğdu. Tanınmış bir ailenin mensubu olarak büyüdüğü ayrıcalıklı çevre, küçük yaşta resme başlamasına imkân tanıdı. Ailesinin Yıldız Sarayı ziyaretinde bir resmini sunduğu II. Abdülhamid’in teşvikiyle saray ressamı İtalyan Fausto Zonaro’dan bir süre ders alıp öğrenimine Avrupa’da devam etti. İstanbul’a döndükten sonra kadınların sanat eğitimi alma hakkını savunan Mihri, 1914’te girişimleriyle kurulan İnas Sanayi-i Nefise’nin ilk kadın müdürü ve resim öğretmenlerinden oldu. Bürokratik kısıtlamalara karşın, aralarında Müzdan Arel, Güzin Duran, Nazlı Ecevit ve Fahrelnissa Zeid’in de olduğu öğrencilerinin açık havada resim yapmasına, canlı modelden çalışmasına ve eserlerinin görünürlük kazanmasına destek verdi. Döneminin önde gelen politikacı, gazeteci, kültür ve bilim insanlarıyla yolu kesişen sanatçı, bilhassa şair Tevfik Fikret’le yakın bir dostluk kurdu.
1922’de yeniden Avrupa’ya taşınan Mihri, Roma’da yaşadığı 1923 sonrasında Londra, Madrid ve Viyana’ya ziyaretlerde bulundu; 1927’de temelli New York’a yerleşti. Burada, eserleri sergilenen bir ressam ve okullarda bilfiil ders veren bir eğitimci olarak faaliyetlerinin yanı sıra, League of Women Voters [Kadın Seçmenler Topluluğu] gibi kadın hakları derneklerinin etkinliklerinde yer aldı, yapılanmakta olan Türkiye üzerine ve kadınların özgürleşmesine ilişkin halka açık konuşmalar yaptı. Amerika Birleşik Devletleri 32. Başkanı Franklin D. Roosevelt, mucit Thomas Edison ve şair Edwin Markham gibi önemli şahsiyetlerin portrelerini resmeden Mihri’nin bugüne ulaşmamış eserleri arasında Mustafa Kemal Atatürk’ün portresi de vardır.
Mihri: Modern Zamanların Göçebe Ressamı, bu üretim ve deneyim dolu yılların dünya savaşlarından ekonomik buhranlara, rejim değişikliklerinden teknolojik atılımlara nice tarihî dönemece tanıklığına dikkati çekiyor. Sergi, Rollins College Arşivleri’nden muhtelif yazışmalar başta olmak üzere kapsamlı arşiv belgeleri, gazete haberleri ve dergi yazılarıyla seçili eserler eşliğinde, çağının pasif bir tanığından ziyade aktif bir katılımcısı ve öznesi olmayı seçen Mihri’nin hayatına dair çok yönlü bir anlatım geliştiriyor.
Araştırmacılar: Özlem Gülin Dağoğlu ve Gizem Tongo
Katkıda bulunanlar: Lorans Tanatar Baruh ve Farah Aksoy (SALT) ile Ahmet Ersoy
Bağımsız ve kâr gütmeyen bir vakıf olarak, 1991 yılında sinema emekçileri ve gönüllüleri tarafından Türkiye Sineması’na hizmet vermek üzere kurulmuş olan TÜRSAK Vakfı, 2019 yılı itibarı ile kuruluş amaç ve hedeflerine uygun olarak, Türkiye Sineması’nın güncel sorunlarına, ihtiyaçlarına ve hedeflerine yönelik sektör ile beraber çözüm bulan, uygulayan, iş birlikleri gerçekleştiren ve güçlendiren bir kurum olarak konumlanmayı hedefliyor.
TÜRSAK bu hedef doğrultusunda tüm sinema sektörü bileşenlerinin katılımı ile Bahçeşehir Üniversitesi’nin akademik katkısı ve ev sahipliğinde bir arama konferansı yapıyor. Konferans, 13 Mart 2019 tarihinde 13.00 – 17.00 saatleri arasında gerçekleşiyor.
TÜRSAK’tan yapılan çağrı şöyle:
“Sektör olarak hepimiz biliyoruz ki Türkiye, sineması ile daha da güçlü ulusal ve uluslararası bir marka olmalı ve bunun için de sinema çok daha güçlü ve etkin bir sektör olarak konumlanmalıdır. Bu da ancak tüm sektör bileşenlerinin birbirleri ile paylaştıkları talepleri, hedefleri ve katkıları ile mümkün olabilir. Sektörleri ileriye taşıyan rekabet unsuru da ancak güçlü bir sektöre kavuştuktan sonra etkili olacaktır.
Bunun için de öncelikle ortak akıl oluşturulmalı ve aynı hedefler doğrultusunda bir yol haritasına ve anayasasına sahip olunmalıdır. Sektörün ihtiyaçlarının belirlenmesi ve nasıl bir yol haritası çizmek gerektiğini tartışmak ve bu toplantı sonucunda çözümlere ve geleceğe yönelik bir stratejik plan çıkartmak üzere sinema sektörünün önemli üyeleri olan sizlerin katılımı son derece önemli, gerekli ve değerlidir.”
Bu yıl 17.‘si 1 – 6 Mart 2019 tarihleri arasında Rusya Sibirya’da Hantı-Mansiysk şehrinde düzenlenen Uluslararası Ateş Ruhu Festivali, 20’ye yakın ülkeyi konuk etti.
Anadolu insanının bilgeliğini sergileyip dünyaya tanıtmak isteyen “Nebula”filmi, Sibirya’da ilk filmlerin yarıştığı, bu yıl jüri başkanlığını ünlü yönetmen Lav Diaz’ın yaptığı festivalden ödülle döndü. Festivalin ana bölümü olan ‘En İyi Uluslararası İlk Film’ kategorisinde yarışan “Nebula”, ‘Silver Taiga’ ödülüne layık görüldü.
Festival kapsamında gerçekleşen gösterimi ile Sibirya’da büyük beğeni toplayan “Nebula”, festivalde ‘En İyi Uluslararası İlk Film’ kategorisinde yarışarak ikinci büyük ödül olan ‘Silver Taiga’ya hak kazandı. Festival, film eğitimi ve sinema endüstrisindeki gelişime ve dünya kültürlerinin entegrasyon sürecine katkıda bulunmayı amaçlıyor.
İnsanı ve insanın etrafını kuşatan doğayla olan ilişkisini irdeleyen “Nebula”, çocukken ölü bir at bulan Hay’ın yetişkinliğine kadar doğa-insan uyumunu sorgulamasını konu ediniyor. Yönetmen TarıkAktaş, “Nebula” filmi ile 71.Locarno Film Festivali’nde Türkiye’den ilk kez ‘En İyi Yeni Yönetmen’ ödülüne layık görülmüştü. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü Yapım Desteği fonunu alan film; İstanbul Film Festivali kapsamında gerçekleştirilen Köprüde Buluşmalar etkinliğinde 250 film arasında ilk 8’e girerek büyük ödül olan Film Geliştirme Ödülü’ne de hak kazanmıştı.
“Nebula”da Barış Mert Bilgi, Ali Yavuz Ilman, Ömer Bora, Serkan Aydın, Dilara Topuklular, Hasan Türker, Serkan Özsalgıncı, Mümin Süren gibi isimler yer alıyor. Güneş Şekeroğlu’nun yapımcı, Barış Yıldırım’ın uygulayıcı yapımcı olduğu Hay Film yapımı “Nebula”nın görüntü yönetmenliğini Necmettin Akdeniz, kurgusunu ise Osman Bayraktaroğlu üstleniyor. Barkın Engin’ın ses tasarımını, Hayvanlar Âlemi’nin müziklerini yaptığı filmde, özel efektler Oğuz Kocaoğlu, görsel efektler ise Genius Park imzası taşıyor.
Green European Journal‘da Maia de la Baume tarafından kaleme alınan makaleyi Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Mert Gevrek‘in çevirisi ile yayınlıyoruz.
***
Avrupa Yeşil Partisinin önde gelen adayları Almanya’dan Ska Keller ve Hollanda’dan Bas Eickout Brüksel’de Avrupa Yeşil Partisinin kampanya toplantısında basına konuşuyorlar. March 6, 2019. (Fotoğrafby EMMANUEL DUNAND / AFP)
Yeşil partiler, Avrupa Parlamentosu seçimleri için kampanya başlatıyor.
Avrupalı Yeşiller, iklim değişikliği ve yolsuzlukla mücadele vaadiyle Avrupa seçimlerine yönelik kampanyalarını çarşamba günü başlattılar. Ayrıca Avrupalı muhafazakarları uyarmayı da ihmal etmediler.
Avrupa Yeşilleri, iklim değişikliği ve yolsuzlukla mücadele vaadiyle ve Avrupa’daki muhafazakarlara bir uyarı olarak çarşamba günü Avrupa seçim kampanyalarını başlattı.
Partinin
önde gelen iki adayı Bas Eickhout ve Ska Keller, mayıs ayındaki
Avrupa Parlamentosu seçimleri için; iklim değişikliğiyle
mücadele, sürdürülebilir ekonomiye yatırım ve toplu ulaşımı
iyileştirme gibi geleneksel yeşil talepleri de içeren 12 maddelik
bir manifesto sundu. Manifesto, “diktatörlere ve savaşan
taraflara silah ihracatını durdurma” vaadiyle insan haklarına da
vurgu yapıyor.
Yeşillerin,
anketlerde
başı çeken Avrupa Halk
Partisi ve onun önde gelen adayı Manfred Weber için bir mesajı
vardı. Eickhout, grubunun yalnızca, muhafazakârlar “köklü
değişim” ve daha merkezci bir program vaat etmesi durumunda yeni
oluşacak parlamentoda Avrupa Halk Partisi’nin önderlik ettiği,
AB yanlısı bir koalisyonun parçası olabileceğini belirtti.
Eickhout, muhafazakârları göç konusunda sağa çok yaklaşmakla
ve Avrupa Halk Partisi’nden ihraç edilmekle tehdit edilen
Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’a karşı yumuşak davranmakla
itham etti.
Mayıs
ayındaki seçimlerde Avrupa Halk Partisi’nin sandıktan birinci
çıkması öngörülmekle birlikte oluşacak yeni parlamentonun
mevcut parlamentodan daha parçalı olacağı tahmin ediliyor. Bu da
Avrupa Halk Partisi’nin vaatlerini yerine getirebilmek için
öncekinden daha fazla ortağa ihtiyaç duyacağı anlamına geliyor.
Eickhout, “evet konuşacağız ama olağan işleyişe basitçe evet demeyeceğiz ve zaman zaman biraz yeşil lezzet olacak. dedi ve“gerçekten köklü bir değişim istiyoruz ve masadaki talebimiz de bu olacak” diye devam etti.
“Manfred Weber geçmiş politikalarını değiştirmeye ve bu yönde hareket etmeye istekli olursa konuşabiliriz ve bir çoğunluk oluşturabiliriz. “Avrupa Halk Partisi’nin hali hazırda birçok ülkede yaptığı gibi sağa yönelmeye devam etmek isterse, işte o zaman Manfred Weber için bir çoğunluk olmayacaktır” dedi.
Yeşiller kendi partileriyle Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasına mesafe koymaya da çalıştılar. Keller, Macron’un Avrupa Rönesansı çağrısını “ilginç” olarak nitelendirirken bazı önerilerinin zaten yerindeolduğunu ifade etti. Bununla beraber, “içeriğe baktığımızda bazı soru işaretlerimiz var” diye belirtti
Avrupa
Parlamentosu Yeşiller grubunun Fransız Üyesi Pascal Durand
haftalık L’Obs dergisine, seçimlerde Fransız Cumhurbaşkanı
Macron’un partisi La République En Marche adına mücadele etmek
istediğini belirttiğinde Yeşiller çarşamba günü Macron
karşısında kayıp yaşadı.
Geçen
yıl Bavyera, Belçika ve Lüksemburg’daki seçimlerdeki etkili
gösteriler Avrupa Yeşillerini cesaretlendirdi ve Yeşillerin merkez
soldaki hakimiyet konusunda geleneksel sosyalist partileritehdit
ettiklerini gösterdi. Yeşiller, kısmen Brexit nedeniyle altı
Britanyalı parlamento üyesini kaybedecekleri için Avrupa
Parlamentosu seçimlerinde büyük bir mücadeleyle karşı
karşıyalar. Yeşiller, Batı Avrupa’da kazandıkları
başarıyıkıtanın güneyinde ve doğusunda da tekrarlamak için de
çabalıyorlar.
POLITICO’nun
tahminlerine göre, mevcut 52 üyeli Yeşiller grubu yeni oluşacak
Avrupa Parlamentosu’nda 5 üye kaybederek küçülecek.
Buna
rağmen Avrupa Yeşiller Partisi eş başkanı Reinhard Bütikofer
çarşamba günü gerçekleşen kampanya başlangıcında
gazetecilere dokuz ülkede – Finlandiya, Almanya, İrlanda, Litvanya,
Çekya, Portekiz, Belçika, Fransa ve Hollanda’da – Yeşillerin
“kesinlikle daha iyi bir sonuç elde etmelerini” beklediğini
söyledi..
Bütikofer, “Genel olarak,Avrupa Parlamentosu’nda şimdiye kadar sahip olduğumuz en geniş gruba sahip olma olasılığımız çok yüksek” dedi.
Partinin önde gelen iki adayı Bas Eickhout ve Ska Keller, mayıs ayındaki Avrupa Parlamentosu seçimlerine dair sürdürülebilir ekonomiye yatırım, toplu taşımayı geliştirme ve iklim değişikliği ile mücadele gibi geleneksel yeşil talepleri de içeren 12 maddelik bir manifesto sundular. Ayrıca söz konusu manifesto, diktatörlere ve savaşan taraflara silah ihracatını durdurma vaadiyle insan haklarına vurgu yapmaktadır.
Yeşillerin, anketlerin lideri olan Avrupa Halk Partisi’ne ve onun önde gelen adayı Manfred Weber’e dönük bir de mesajı vardı. Eickhout, muhafazakarların “köklü değişim” ve daha merkezci bir program vaat etmeleri halinde, yeşillerin yeni oluşacak parlamentoda Avrupa Halk Partisi’nin önderlik ettiği AB yanlısı bir koalisyonun parçası olabileceğini belirtti. Bunun yanı sıra Eickhot, muhafazakarları göç konusunda çok fazla sağa yaklaşmakla ve Avrupa Halk Partisi’nden ayrılmakla tehdit eden Macaristan Başbakanı Viktor Orban’a karşı oldukça yumuşak kalmakla itham etti.
Mayıs ayındaki seçimlerde Avrupa Halk Partisi’nin sandıktan birinci çıkması öngörüldüğü için, oluşacak yeni parlamentonun, mevcut parlamentodan daha parçalı bir görünüm arz edeceği tahmin ediliyor. Bu da Avrupa Halk Partisi’nin vaatlerini yerine getirebilmek için şimdiye nazaran daha fazla ortağa ihtiyaç duyacağı anlamına gelmektedir.
Eickhout, “Evet konuşacağız, ama iş dünyasının bütün isteklerine evet demeyeceğiz,” dedi ve devam etti. “Hakikaten köklü bir değişim istiyoruz ve masadaki talebimiz de bu olacak.”
Yeşiller ayrıca kendi partileri ile Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron arasında bir yakınlaşma aradılar. Keller, Macron’un Avrupa Rönesansı çağrısını ilginç bulduğunu belirtti ve Macron’un bazı önerilerinin makul olduğunu ifade etti. Bununla beraber, “İçeriğine baktığımızda, bazı soru işaretleri var.” demeyi ihmal etmedi
Fransız Yeşiller milletvekili Pascal Durand çarşamba günü haftalık L’Obs dergisine, seçimlerde Fransız Cumhurbaşkanı Macron’un partisi olan La Republique En Marche adına mücadele etmek istediğini belirttiğinde, Yeşiller Macron’a karşı bir kayıp yaşadı.
Geçen yıl Bavyera, Belçika ve Lüksemburg’daki güçlü seçim sonuçları Yeşilleri cesaretlendirmekle kalmadı ve Yeşillerin merkez solda bulunan geleneksel sosyalist partilerin konumlarını da tehdit etmeye başladığını gösterdi.
Yeşiller, Brexit nedeniyle altı Britanyalı parlamento üyesini kaybedecekleri için, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde büyük bir mücadele yaşayacaklar. Ayrıca Yeşiller, Batı Avrupa’da ulaştıkları başarılı sonuçları, Kıtanın güneyinde ve doğusunda da tekrarlamak için gayret sarf etmektedirler.
POLITICO’nun öngörülerine göre, mevcut 52 üyeli Yeşiller grubu, yeni oluşacak Avrupa Parlamentosunda 5 üye kaybedecektir.
Buna rağmen çarşamba günü gerçekleşen kampanya başlangıcında Avrupa Yeşiller Partisinin eş başkanı Reinhard Bütikofer, gazetecilere dokuz ülkede kesinlikle daha iyi bir sonuç elde edeceklerini söyledi. Bu ülkeler, Finlandiya, Almanya, İrlanda, Litvanya, Çekya, Portekiz, Belçika, Fransa ve Hollanda’dır.
Bütikofer, “Her şeyden öte Avrupa Parlamentosunda geçmişten günümüze sahip olduğumuz en geniş grubu kurma şansımız var,” dedi.
Gazi Mahallesi katliamında yaşamını yitirenler, düzenlenen yürüyüşle anıldı. Katliamı organize edenlerin yargı önüne çıkartılması çağrısı yinelendi.
İstanbul’un Gazi Mahallesi’nde 22 kişinin yaşamını yitirdiği katliamın üzerinden 24 yıl geçti. Katliamı protesto etmek ve yaşamını yitirenlerin anmak amacıyla mahallede bugün bir yürüyüş yapıldı.
Ölenlerin fotoğraflarının bulunduğu pankart açan yaklaşık kitle, Gazi Cemevi önünden eski postaneye yürüdü. Burada ölenler için karanfil bırakıldı.
Daha sonra basın açıklaması yapan kitle, katledilenlere vefa borcunu ödemek için bir araya geldiklerini söyledi.
Kortej halinde katliamın ilk gerçekleştiği kahvehaneye doğru yürüyenler, buraya da karanfil bıraktı.
ÇELİK: PROVOKASYONA KARŞI SOKAĞA ÇIKILDI
Evrensel’de yer alan habere göre aileler adına basın açıklamasını okuyan Erkan Çelik, “Gazi Mahallesi ve Ümraniye’de katledilen canlarımızı anmak için toplandık. Onlara olan vefa borcumuzu yerine getirmek için bir kez daha katledildikleri yerdeyiz” dedi.
23 yıl önce Gazi Mahallesi’nde kahvehane ve pastanelerin taranması olayını hatırlatan Çelik “Eli kanlı katillerin amacı halkı birbirine kırdırmak suretiyle Alevi-Sünni çatışması yaratmaktı” ifadelerini kullandı. Halkın bu gerçeği bildiği için sokağa çıktığını ve provokasyonu boşa düşürmek istediğini söyleyen Çelik, konuşmasının devamında şunları dile getirdi: “Gazi halkının zalime ve zulme direnişi, sokağa çıkma yasağına, katliamlara, devletin polisinin sergilediği vahşet görüntülerine, 18 şehit, yüzlerce yaralıya rağmen 3 gün boyunca sürmüştür. Basında çok net görüldüğü üzere vuranların kim olduğu belli olmasına rağmen, açılan göstermelik davada yargılanan katiller cezalandırılamadı. Gazi olaylarını planlayan, organize eden sorumluların bulunarak cezalandırılmasını istiyoruz.”
Anmaya katılanlar daha sonra Gazi Mezarlığına giderek katliamda hayatını kaybedenlerin mezarına karanfil bıraktı.
İstanbul’un Gazi Mahallesi’nde 12 Mart 1995’te başlayan ve Ümraniye’de halkın sokaklara dökülmesiyle devam eden protestolara, sivil giyimli özel timciler ve JİTEM mensuplarının ateş açması sonucu 22 kişi yaşamını yitirmişti.
Gezi Davası’nda iddianame kabul edilip ilk duruşma tarihinin belli olmasının ardından sivil toplum örgütlerinden ortak açıklama yapıldı. Tutuklu bulunan Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu için sürecin zorlaştırıldığını hatırlatan örgütler “Kavala ve Aksakoğlu derhal serbest bırakılmalı” çağrısında bulundu.
Gezi Parkı eylemlerine ilişkin Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu’nun da aralarında bulunuğu 16 kişi hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamenin kabul edildiği ve ilk duruşmanın 24-25 Haziran tarihlerinde yapılacağı duyurulurken sivil toplum örgütlerinden “Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu derhal serbest bırakılmalı” açıklaması geldi.
Sivil toplum örgütlerinin ortak açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“16 ayı geçen bir süredir keyfi bir şekilde Silivri Cezaevi’nde tutulan Osman Kavala ve neredeyse dört aydır aynı cezaevinde bulunan Yiğit Aksakoğlu’nun tutuklulukları artık bir cezaya dönüşmüştür. Her ikisinin de hâlâ özgürlüklerinden mahrum bırakılmaları, uluslararası insan hakları hukuk ve standartları altında açıklanamayacak bir durumdur. İddianamenin kabulü, mahkemenin toplanan delilleri kovuşturmayı başlatmak için somut ve yeterli olarak değerlendirdiğini göstermektedir. Bu durumda, zaten dayanaktan yoksun olan tutukluluklarının sürmesi yapılanın keyfiliğini iyice ifşa etmektedir. Zira 2013 yılında gerçekleşip tamamlanan Gezi eylemlerine ilişkin delillerin 2019 yılında yok edilmesi veya değiştirilmesi söz konusu değildir.
Kamuoyu tarafından tanınan hak savunucularının tutuklu yargılanmalarını gerektiren hiçbir mantıklı açıklama yoktur.
İddianamenin hazırlanmasıyla serbest bırakılan Büyükada Davası tutukluları ve bir günlük nöbetçi yayın yönetmenliği nedeniyle tutuklanan Şebnem Korur Fincancı ve Erol Önderoğlu örneklerinde tanık olduğumuz “suçun niteliği” ve “delil durumu” gibi basmakalıp ve soyut gerekçeler ileri sürülmemeli, Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu derhal serbest bırakılmalıdır.
Sivil toplum üzerindeki yoğun baskı sona ermeli ve Türkiye’nin de taraf olduğu insan hakları sözleşmelerine uygun bir hukuk sistemi yeniden tesis edilmelidir.
DAVA İLE İLGİLİ GELİŞMELER
Osman Kavala 18.10 2017 tarihinde bir sivil toplum faaliyetine katıldığı Gaziantep’ten dönerken Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alınmıştır. Gözaltına alınmadan önce hem ona hem de başka sivil toplum ve hak örgütleri mensuplarına karşı sistematik olarak medya üzerinden bir karalama ve suçlama kampanyası yapılmıştır. 01.11.2017 tarihinde tutuklama kararı ile Silivri Cezaevi’ne konulan Kavala’nın avukatları Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne haksız ve gerekçesiz tutuklama nedenleriyle başvuru yapmıştır. AİHM Kavala davasına öncelik vererek haksız tutuklama ve tutukluluğun cezaya dönüşmesi konularında Türkiye Cumhuriyeti devletine 10 Ocak 2019 tarihine kadar cevap hakkı tanımıştır. Adalet Bakanlığı cevap için 6 hafta uzatma istemiş, bu sürenin son gününde iddianamenin hazırlandığı duyurulmuştur. İddianame sanık ve sanık avukatlarına tebliğ edilmeden yaklaşık iki hafta önce basına servis edilmiştir.
Soruşturma sürecinde 16 Kasım 2018 tarihinde 20 kişi için yakalama emri çıkartılmış, yurt dışında bulunan 6 şüpheli haricindekiler sabah 06.00’da ev baskınlarıyla gözaltına alınmıştır. Gözaltındakiler ifadeleri alındıktan sonra 17.11.2018 tarihinde serbest bırakılmış, aralarından bir tek Bernard van Leer Vakfı Türkiye Temsilcisi Yiğit Aksakoğlu tutuklanmıştır.
27. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi Ankara Barosu Article 19 Civil Rights Defenders Eşit Haklar İçin İzleme Derneği Diyarbakır Barosu Hak İnisiyatifi Derneği Hak ve Adalet Platformu Hakikat Adalet Hafıza Merkezi İnsan Hakları Derneği İzmir Barosu Kaos GL Derneği Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği Yurttaşlık Derneği Sınır Tanımayan Gazeteciler Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği P24 Bağımsız Gazetecilik Platformu Türkiye İnsan Hakları Vakfı Uluslararası Af Örgütü”
İngiltere’nin yılan hikâyesine dönen AB’den ayrılma süreci (Brexit) konusunda bugün yine bir parlamento oylaması var. Peki ne oylanacak? İngiliz vekiller anlaşmayı reddederse ne olacak?
İngiltere Parlamentosu bugün Başbakan Theresa May’in Brüksel ile yeniden müzakere ettiği Brexit anlaşmasını bir kez daha oylayacak. Bugünkü oylamanın sonucu, İngiltere’nin AB’den çıkış sürecinin geleceği açısından dönüm noktası olarak görülüyor.
OYLAMA NE ZAMAN?
İngiltere Parlamentosu’nun Avam Kamarası’nda gün boyunca Başbakan May’in revize edilmiş Brexit anlaşması üzerinde konuşmalar yapılacak. Oylamanın da oturumun ardından TSİ 22:00’de yapılması bekleniyor.
NE OYLANACAK?
Başbakan Theresa May ve ekibi yaklaşık 2 yıldır Brüksel ile AB’den ayrılma şartlarını müzakere ediyor. Milletvekilleri dün akşam saatlerine kadar son eklemelerin yapıldığı yenilenmiş anlaşma metnini ve anlaşmanın ek belgelerini kabul edecek ya da reddedecek.
OYLAMA NEDEN KRİTİK?
Eğer milletvekilleri revize edilmiş anlaşmayı reddederse iki olası seçenek gündeme geliyor:
İngiltere 29 Mart’ta bir anlaşma olmaksızın AB’den düzensiz bir şekilde ayrılmak zorunda kalabilir.
AB’den çıkış tarihi ertelenebilir.
May’in parlamentoya getirdiği anlaşma kabul edilirse, İngiltere’nin AB’den çıkış süreci 29 Mart’ta başlayacak. İki Aralık 2020’ye kadar sürmesi üzerinde uzlaşılan geçiş süresinde büyük değişikliklerin olması beklenmiyor.
Bu süreçte Londra ile Brüksel, AB ve İngiltere’nin gelecekte kuracağı ilişki ve işbirliği üzerinde çalışacak. Taraflar arasında nasıl bir ticaret anlaşması olacağı, İrlanda Cumhuriyeti ile Kuzey İrlanda arasındaki kara sınırının nasıl yönetileceği gibi konular bu geçiş süresinde yürütülecek müzakerelerle netleştirilecek.
İngiltere Başbakanı Theresa May, bugünkü kritik oylama öncesinde dün Strazburg’da Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ile Brexit anlaşmasını müzakere etmiş ve AB’den yeni tavizler aldığını açıklamıştı. Juncker ise “Siyasette bazen ikinci şanslar olur. İngiltere’nin üçüncü bir şansı olmayacak” demişti.
YENİ METNİN NE FARKI VAR?
Başbakan May daha önce de Parlamento’ya AB’den ayrılma anlaşmasını getirmiş, ancak 15 Ocak’ta yapılan oylamada milletvekilleri 202 kabul oyuna karşılık 432 ret oyuyla anlaşmayı reddetmişti. 230 oyluk fark, İngiltere tarihinde bir hükümetin parlamento oylamalarında aldığı en büyük yenilgi olarak da kayda geçmişti.
Dün akşam saatlerinde Fransa’nın Strasbourg’a giderek Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ile görüşen Başbakan May, AB’den yasal bağlayıcılığı olan tavizler aldığını söylüyor. May ilk tavizin Kuzey İrlanda-İrlanda Cumhuriyeti arasındaki sınırı ilgilendiren ve kısaca “backstop” olarak adlandırılan tedbir maddesiyle ilgili olduğunu söylüyor.
AB’nin bu tedbir maddesini suistimal ederek Kuzey İrlanda’yı süresiz biçimde AB gümrük kurallarına tabi kılmaya çalışması durumunda, İngiltere hükümeti Brüksel hakkında yasal süreç başlatabilecek.
May’in sözünü ettiği ikinci taviz ise anlaşma metnine ek olarak hazırlanan ortak siyasi bildiriyi ilgilendiriyor.
Bu metinde tarafların Aralık 2020’ye kadar tedbir maddesinin yerini alacak bir Kuzey İrlanda-İrlanda Cumhuriyeti kara sınırı düzenlemesi bulma konusunda kararlılıklarını ifade ettikleri belirtiliyor.
YİNE REDDEDİLİRSE NE OLACAK?
Başbakan Theresa May, anlaşmanın bugün de reddedilmesi halinde parlamentoda “İngiltere, anlaşma olmadan AB’den ayrılmalı mı?” sorusunun sorulacağı bir önergeyi oylatma sözü vermişti. Eğer anlaşma bugün de reddedilirse, bu oylama yarın yapılacak.
Milletvekilleri yarınki önergeye “Evet” derse, İngiltere 29 Mart’ta anlaşma olmadan AB’den ayrılabilir.
Olası oylamada AB’den anlaşma olmadan ayrılma seçeneği reddedilirse, Perşembe günü bir oylama daha yapılacak. O oylamada ise milletvekillerine hükümetin AB’den Brexit için ek süre istemesini yani Brexit’i ertelemesini destekleyip desteklemeyecekleri sorulacak.
AB İLE ANLAŞMA İÇİN SON ŞANS MI?
Bugünkü oylama May’in son şansı olmayabilir. Eğer anlaşma metni az bir farkla reddedilirse, Başbakan May AB’den kısa süreli teknik bir süre uzatımı isteyebilir. Bir ya da iki ay olması beklenen bu süre uzatımı sırasında hükümet anlaşmaya karşı oy kullanan milletvekillerini ikna turlarına çıkabilir.
21-22 Mart tarihlerinde yapılacak AB Zirvesi’nin ardından May’in anlaşma metnini bir kez daha parlamentoya getirmeyi deneyebileceği belirtiliyor.
İKİNCİ BİR REFERANDUM MÜMKÜN MÜ?
Ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin lideri Jeremy Corbyn, aylar süren belirsizliğin ardından ikinci bir referandumu destekleyebileceğinin sinyalini verdi.
Ancak Corbyn, İşçi Partisi’nin ilk tercihinin ülkeyi erken seçime götürmek olacağını da vurguluyor.