Ana Sayfa Blog Sayfa 2546

Seçim bitti, tanzim gitti: Gıda fiyatlarında patlama

Birleşik Kamu-İş’in raporuna göre, nisan ayında gıda fiyatları bir önceki aya göre yüzde 6,22 oranında arttı. Yıllık artış ise yüzde 58,99.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Ar-Ge birimi KAMU-AR’ın, Ankara’daki pazar ve marketlerden düzenli olarak derlediği fiyatları esas alarak yaptığı ‘halkın enflasyonu’ araştırmasının nisan ayı sonuçları açıklandı. Rapora göre tüketim harcamaları araştırmaları en yoksul yüzde 10’luk kesimin harcadığı her 100 liranın 31 lirasını gıda için kullandığını gösteriyor. Bu rakam en zenginler için 13 TL. Yani zenginler her 100 TL’lik harcamalarının 13 lirasını gıdaya ayırıyor.

Raporda şu ifadelere yer verildi: “İktidarın seçim öncesinde, “tanzim satış, depo baskını, gümrüksüz ithalat” gibi yöntemlerle baskılamaya çalıştığı gıda fiyatlarında seçimin bitmesiyle birlikte tam bir patlama yaşandı. Nisanda gıda fiyatları bir önceki aya göre ortalama yüzde 6,22 oranında artış kaydetti. Gıda fiyatlarındaki yıllık artış ise yüzde 58,99’a kadar çıktı.”

Rapordan bazı başlıklar şöyle:

-Türkiye’deki aileler gıda için harcadıkları her 100 liranın 17,9 lirasını pirinç, ekmek, bulgur, buğday unu, makarna ve şehriye gibi ürünlere harcıyor. Diğer ülkelere göre miktar olarak çok az tüketilmesine rağmen, yüksek fiyatlar nedeniyle et ve balık için yapılan harcamalar,  gıda harcamalarının yüzde 22,4’ünü oluşturuyor. Süt, peynir, tereyağı ve diğer süt ürünleri ile yumurtanın gıda harcamaları içerisindeki payı ise yüzde 13,4. Türkiye’de gıda için harcanan her 100 liranın 5,5 lirası tereyağı dışındaki yağlara,10,8 lirası meyveye, 15,1 lirası sebzeye, 6,1 lirası şeker, reçel, bal gibi gıda ürünlerine, 3,1 lirası çay ve kahveye, 3,6 lirası alkolsüz içeceklere, 2,2 lirası ise diğer gıda maddelerine ayrılıyor.

-Yoksullar gıda harcamalarının büyük bölümünü ekmek, tahıl ve sebzeye ayırırken, zenginlerin gıda harcamalarının büyük bölümünü et, balık ve deniz ürünleri oluşturuyor.

-Nisanda, ekmek, un, bulgur, pirinç, makarna fiyatlarında bir önceki aya göre yüzde 0,75 oranında artış yaşanırken, et-balık harcamalarında ise hem kırmızı, hem beyaz et hem de balık fiyatlarına bağlı olarak yüzde 13,28 gibi oldukça yüksek oranda artış gözlendi.

-Nisanda süt ve süt ürünleri ile yumurta harcamaları yüzde 1,91 oranında artarken, katı ve sıvı yağ fiyatlarında yüzde 2,07 oranında azalış yaşandı.

-Meyve harcamalarının yüzde 1,09 oranında azaldığı nisan ayında sebze harcamalarında ise bir önceki aya göre yüzde 17,25 oranında artış kaydedildi. Sebze fiyatlarında yine patates ve kuru soğan gibi ürünlerde yaşanan fiyat artışları belirleyici oldu.

-Bakliyat fiyatları yüzde 0,26 oranında artarken, salça, zeytin, bal, çay tuz ve benzeri gıda maddelerinden oluşan diğer gıda fiyatlarında da yüzde 3,85 oranında artış oldu.

İlk dört ay artış yüzde 23,55

Yılın ilk dört ayında gıda fiyatlarında toplam yüzde 23,55 oranında yükseliş yaşandı. Geçen yılın aralık ayına göre ekmek, un, bulgur vb. gıda ürünlerinin fiyatları yüzde 4,69, et ve balık fiyatları yüzde 9,1 oranında arttı. Süt ve süt ürünlerinin fiyatlarında yüzde 24,15, meyve fiyatlarında yüzde 31,06, sebze fiyatlarında yüzde 77,02, bakliyat fiyatlarında yüzde 1,06 artış oldu. Yağ fiyatlarının yüzde 0,23 oranında azaldığı bu dönemde, diğer gıda fiyatlarında ise yüzde 9,66 oranında yükseliş yaşandı.

Gıda harcamalarında bir önceki yılın aynı ayına göre (Nisan 2018) göre ise yüzde 58,99 oranında artış gözlendi.

 

 

İki kadın, iki cinayet: Kızgındım, kıskandım, öldürdüm

İzmir’de bir kadın, eşi tarafından uyurken boğularak öldürüldü. Muğla Fethiye’de eşini tabancayla vurarak öldüren kişi tutuklandı.

Türkiye’de kadın cinayetleri bitmek bilmiyor, her gün bir yenisi ekleniyor. Dün de bir fabrikada işçi olarak çalışan Hatice Ü, İzmir’in Tire ilçesindeki evinde uyurken, eşi Suat Ü. tarafından boğularak öldürüldü. Zanlının cinayeti anlattığı kardeşi G.Ü’nün polise haber vermesi üzerine Suat Ü. kaçmaya çalışırken yakalandı.

Suat Ü’nün yüklü miktarda borcu olduğu, bu nedenle eşiyle sorunlar yaşadığı öne sürüldü. Biri üç, diğeri altı yaşında iki çocuk annesi Hatice Ü’nün cesedi, yapılan inceleme sonrası morga kaldırıldı.

‘Kıskanmış’

Muğla’nın Fethiye’de ise Birol Ü., tartıştığı eşi 32 yaşındaki Gamze Ü.’yü silahla başından vurdu. Evinde yapılan aramada ruhsatsız bir tabancanın yanı sıra 6 pompalı tüfek ile fişekler bulundu. Zanlının jandarmaya verdiği ifadede, eşini ‘kıskançlık’ yüzünden öldürdüğünü söylediği öğrenildi.

Eşini vurduktan sonra 112 Acil Yardım Merkezi’ni arayan Birol Ü. jandarma tarafından gözaltına alındı. Üç çocuk annesi Gamze Ü.’ nün cesedi ise Muğla Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı. Jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Birol Ü. tutuklanarak cezaevine gönderildi.

İspanya’da seçimin galibi Sosyalist Parti

0

İspanya’da dün düzenlenen erken seçimin galibi sosyalistler oldu, ancak tek başına iktidar olamayacak. Beş tutuklu Katalan siyasetçinin de yer alacağı yeni Meclis’te aşırı sağcı Vox da 24 vekille temsil edilecek.

İspanya’da dört yılda üçüncü kez gidilen sandıktan Sosyalist İşçi Partisi (PSOE)  birinci çıktı. Ancak oyların yüzde 29’unu alan parti, tek başına iktidar olacak sandalye sayısına ulaşamadı. Askeri yönetimin sona erdiği 1970’lerden beri ilk kez aşırı sağ bir parti meclise girerken, bağımsızlık yanlısı Katalan partileri de kilit konuma geldi.

Başbakan Pedro Sanchez’in lideri olduğu PSOE, katılım oranının yüzde 75 olarak kaydedildiği seçimler sonucunda 123 sandalye kazandı. Sanchez’in koalisyon kurabilmek için 42 sandalye kazanan merkez sol parti Podemos ya da özerk bölgelerden çıkan siyasi partilerin kapısını çalması gerekiyor. Sosyalist Parti ve Podemos’un bir araya gelmesi halinde de, hükümet kurmak için gerekli 176 sandalyeye ulaşılamıyor. 11 milletvekilinin daha koalisyona katılması gerekiyor.

Bu durumda, bağımsızlık yanlısı Katalan partisi Katalonya Cumhuriyetçi Solu’nun desteği önem kazanıyor. Ancak ERC’nin bağımsızlık referandumu ve tutuklu yargılanan Katalan siyasetçiler için af çıkarılması taleplerine Sanchez sıcak bakmıyor.

Sanchez, sonuçlar netleşinde yaptığı konuşmada ‘eşitsizlik ve yolsuzlukla mücadele ve bir arada yaşamayı güçlendirme’ yolunda çalışacağını söyleyerek “Geçmiş kaybetti, gelecek kazandı” dedi.

Tutuklu 5 Katalan Meclis’te

Bağımsızlık yanlısı Katalan siyasi partiler de seçimden güçlenerek çıktı. Bağımsızlık referandumu nedeniyle tutuklu yargılanan Katalonya Cumhuriyetçi Solu’na mensup (ERC) siyasetçilerden seçime katılan dokuz kişiden beşi milletvekili ve senatör seçildi. Meclis’te toplam 15 sandalye kazanan ERC’nin lideri Oriol Junqueras da Ekim 2017’de bağımsızlık ilan ettiği için şu an cezaevinde olan ve Meclis’e girme hakkı kazanan siyasetçilerden. ERC, milletvekillerinin yanı sıra seçimlerden 11 de senatör çıkararak, ülkedeki genel seçimlerde, ilk defa Katalonya’da birinci parti oldu.

“Devlete karşı ayaklanma” suçundan yargılanan Katalan siyasetçilerin, yasal olarak milletvekili veya senatör seçilmelerinden dolayı cezaevlerinden çıkarak mazbatalarını almalarında herhangi bir sorun yaşamaları öngörülmüyor. Ancak hüküm giyerek cezaevine dönmeleri halinde parlamentodaki oylamalara katılmalarını sağlayacak bir yasa da bulunmuyor.

Diğer bağımsızlık yanlısı parti Katalonya İçin Birlik (Junts) ise 2016 yılındaki seçimlere nazaran oy kaybetse de meclise yedi vekil, senatoya iki senatör gönderdi.

ERC liderlerinden Gabriel Rubian yaptığı konuşmada Endülüs’te aşırı sağ görüşlü Vox’ın çıkışına ve İspanyol milliyetçiliğine atfen “Endülüs’te olmayan bir şekilde Katalonya’da sol iyi bir şekilde seferber oldu. Katalonya’nın, faşizmle mücadele etmek ve onu ortadan kaldırmakla ilgili görüşü açık. Aşırı sağ için oldukça kötü olan bu sonuçlardan dolayı gurur duymalıyız” değerlendirmesi yaptı.

Hakkındaki tutuklama kararı nedeniyle Cenevre’de bulunan ERC’nin diğer liderlerinden Marta Rovira ise video konferansla canlı bağlanarak şunları söyledi: “Sandıklar bir Katalonya Cumhuriyeti’ni meşru kılıyordu ve bu seçimlerde de meşru kıldı. İspanya’daki siyasi partiler arasında siyasi tartışma olmasa da Katalonya’da bağımsızlık büyüyor. Bu sonuçlar bağımsızlık projesini büyütüyor. Şimdi diyalog ve müzakere etme zamanı.”

ERC sempatizanları, partinin genel merkezinde yapılan seçim sonuçlarının değerlendirildiği salonda “İspanya dinle, Katalonya cumhuriyettir” sloganları attı.

Franco’dan 45 yıl sonra

Seçimin dikkat çeken sonuçlarından biri de 1975 yılında diktatör Fransisco Franco’nun ölümünden sonra, demokrasiye geçişin sağlanmasından beri ilk kez aşırı sağcı bir partinin parlamentoya girmesi oldu. Oyların yüzde 10’undan fazlasını alan Vox partisi Partisi, ABD başkanı Trump’ın seçim kampanyasında kullandığı, “Amerika’yı yeniden büyük yap” sloganından esinlenen “İspanya’yı yeniden büyük yapma” sloganıyla yola çıktı. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve erkek şiddetiyle ilgili yasaların kaldırılmasını, kürtaj ve eşcinsel evliliklerin yasaklanması gibi talepleri olan parti, İspanya’da resmi olarak yaşama hakkı kazanan mültecilerin dahi suç işlemesi halinde geri gönderilmesi gerektiğini savunuyor.

Halk Partisi’ne tarihindeki en düşük oy

Seçimin bir diğer sürpriz sonucu ise, sağcı Halk Partisi’nin oylarının yüzde 16,7’ye düşmüş olması. Mayıs 2018’deki güven oylamasına kadar ülkeyi yöneten parti, diğer sağ partilerin desteğini alsa bile koalisyon kuracak sandalye sayısına ulaşamıyor. Tarihindeki en düşük oyu alan Halk Partisi’nin 65 sandalyesi var. Bir önceki dönem ise 137 sandalyesi vardı.

İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre genel seçimlere katılım, 2016 seçimlerine kıyasla yaklaşık 9 puan artarak yüzde 75’i geçti. Bu oran İspanya’nın demokrasi tarihindeki en yüksek katılım oranlarından biri kabul ediliyor.

 

 

İstanbul için son düzlüğe girildi: Kritik karar bu hafta

AKP ve MHP’nin İstanbul seçim sonuçlarına yaptığı olağanüstü itirazlarla ilgili olarak YSK’nin son kararını bu hafta içinde vermesi bekleniyor. İstanbul’daki ilçe seçim kurullarınca toplam 46 bin 447 seçmenin durumu araştırıldı.

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) 31 Mart’taki yerel seçimin ardından AKP ile MHP’nin İstanbul seçim sonuçlarına yaptığı olağanüstü itirazlarla ilgili son kararını bu hafta bitmeden vereceği belirtiliyor. YSK, 23 Nisan’da verdiği ara kararla AKP’nin itirazlarında geçen 41 bin 132 seçmen ile memur olmayan sandık kurulu başkan ve üyelerinin araştırılmasına karar vererek, ilçe seçim kurullarına bu araştırmayı yapması için beş gün süre tanımıştı.

Kurul, AKP’nin verdiği ek dilekçe gereği, 26 Nisan’da da İstanbul seçimlerine ilişkin 5 bin 315 kısıtlı seçmenin daha araştırılmasına karar verdi. Böylelikle, AKP’nin iddiaları doğrultusunda İstanbul’daki ilçe seçim kurullarınca toplam 46 bin 447 seçmenin durumu araştırıldı. MHP’nin İstanbul geneli ve Maltepe seçim sonuçlarına ilişkin olağanüstü itirazlarıyla ilgili de 24 Nisan’da ara karar veren YSK, Maltepe 1. ve 2. ilçe seçim kurullarından, MHP’nin sandık kurulu başkan ve üyeleriyle ilgili olağanüstü itirazındaki iddiaları araştırmasını istemişti.

İstanbul’daki 39 ilçe seçim kurulu, YSK’nin araştırılmasını istediği konuları araştırdı. Kurullara verilen beşer günlük süre gereği araştırma sonuçlarının bu hafta başından itibaren YSK’ye ulaştırılması öngörülüyor.

En geç 3 Mayıs Cuma

İstanbul’daki bazı ilçe seçim kurullarına araştırma yapmaları için verilen beşer günlük sürenin tamamlanmasının ardından YSK üyeleri toplanarak, ilçe seçim kurullarından gelen sonuçlara göre değerlendirme yapacak. Kurulun en geç 3 Mayıs Cuma günü son kararını vermesi bekleniyor.

Edirne’de gençler için demokrasi ve insan hakları eğitimi kayıtları başladı

Sivil ve Ekolojik Haklar Derneği (SEHAK), Amsterdam merkezli Anne Frank House  ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (SEÇBİR) iş birliği ile geliştirilen eğitimde, günümüz toplumlarında ayrımcılık ve ön yargıların oluşumu ve bunun sonuçları ele alınmakta, insan hakları bilincinin ve demokratik değerlerin güçlendirilmesi hedefleniyor. Eğitime katılanlara ‘Katılım Sertifikası’ verilecek.

Kimler katılabilir: Tarih, Holokost, insan hakları, ayrımcılık, kültürler arası diyalog ve demokrasi alanlarına ilgi duyan 18-30 yaş aralığındaki herkese açık.

Çalışma Programı:

Eğitim tarihi: 11 Mayıs 2019, Cumartesi

Saat: 10.00 – 18.00

Yer: Eğitim Edirne’de gerçekleştirilecek olup, adresle ilgili detaylar eğitime katılacaklara daha sonra iletilecek.

Başvuru ve değerlendirme süreci:

Son başvuru Tarihi: 3 Mayıs 2019, Cuma, saat 17.00

Sonuçların Açıklanma Tarihi: 5 Mayıs 2019, Pazar

Etkinliğe katılabilmek için aşağıdaki linkte yer alan başvuru formunu en geç 3 Mayıs 2019, saat 17.00’ye kadar online olarak doldurmak gerekiyor.

Başvuru formu için tıklayın

SEHAK’tan yapılan açıklamaya göre, eğitimden yararlanabilecek kişi sayısı sınırlı olduğundan aşağıdaki kıstaslar göz önüne alınarak değerlendirme yapılacak:

-18-30 yaş aralığında olmak,

-İnsan hakları konusunda duyarlılık sahibi olmak,

-Başvuru formunu eksiksiz ve açıklayıcı bir şekilde doldurmak (katılımcıların seçimi, başvuru formunda verdikleri yanıtlara göre yapılmaktadır),

-Başvurunun eğitim amaç ve hedefleri ile uyumlu olması,

-Katılımcıların bulundukları toplumsal konum itibariyle (yaş, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, engellilik, vb.) eşit dağılımı

 Program içeriği hakkında:

Sivil ve Ekolojik Haklar Derneği (SEHAK) tarafından gerçekleştirilecek olan “Anne Frank’ın yaşam öyküsü üzerinden temel haklar ve demokratik değerler öğretimi” projesi, Türkiye’nin yakın tarihi üzerine farkındalığı artırmak ve konuya ilişkin tartışmaları teşvik etmeyi hedefliyor.

Proje kapsamında, özel olarak seçilmiş olan tarih uzmanları ve eğitimciler tarafından 9 yaratıcı eğitim modülü oluşturuldu. Oluşturulan alternatif eğitim modüllerinin kullanılacağı eğitimde, demokrasi, insan hakları ve Holokost gibi konulara değinilecek.

Katılımcılara, tarih, Holokost ve insan hakları eğitimi konularında, ulusal ve uluslararası düzeyde geliştirilmiş materyaller ve eğitim metotları tanıtılacak. Tarihi olaylar ve insan hakları ihlalleri gözden geçirilerek, günümüz toplumlarında ayrımcılık ve ön yargıların oluşumu ve bunun sonuçları ele alınacak. Aktif katılım içeren seminerde, katılımcılar karşılıklı etkileşimle çalışmalar gerçekleştirecekler ve katılımcılara ileride kendi çalışmalarında kullanabilecekleri materyaller sağlanacak.

Önemli not:

Edirne ve çevresindeki illerde ikamet edenler öncelikli olup, Edirne dışından başvuranlar, konaklama ve ulaşım masraflarını kendileri karşılayacak.

Katılım ücretsiz olup, katılımcıların tüm programa katılımları bekleniyor.

Başvuru ve eğitimle ilgili sorular  için:

Özden Dönmez

E-posta: [email protected]

Telefon: 0536 335 1019

‘Sivil toplum’ sordu: İzmir’in Çernobil’ine ne oldu?

Çernobil Nükleer Faciasının 33’üncü yıl dönümünde çeşitli sivil toplum örgütleri Gaziemir’deki Kurşun Fabrikası bahçesinde bulunan ve radyoaktif madde içerdiği belirlenen atıkların akıbetini sordu.

Nükleer Karşıtı Platform İzmir bileşenleri, TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu, İzmir Barosu, İzmir Tabip Odası, Ege Çevre Platformu, Gaziemir Çevre Platformu, İzmir Yaşam Alanları Girişimi, çeşitli sivil toplum kuruluşları ve partiler Çernobil faciasının yıldönümünde Gaziemir’de bulunan Eski Kurşun Fabrikası yakınında bir basın açıklaması düzenledi. TMMOB Dönem Sözcüsü ve Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Helil Kınay’ın yaptığı açıklamada, 2007’den bu yana İzmir halkının nükleer atıklarla yaşamaya mahkum edildiğini dile getirildi.

  ‘Nükleer atıklar nerden alındı, kurşun külçeleri nereye satıldı?’

Jinnews’in haberine göre Kınay, 1986 yılında meydana gelen Çernobil felaketinin etkileri hala giderilmemişken, Türkiye’de nükleer santral inşaatlarının hukuksuz ve çevre yıkımları ile devam ettiğini vurguladı. Kınay, Gaziemir İlçesi’nde etrafı konut alanları, okul ve ticarethanelerle çevrili bulunan; atık akümülatörden ve tıp endüstrisi de dahil endüstriyel atıklara kurşun külçe üretimi yapan Aslan Avcı Döküm San. Tic. Aş’nin bahçesinde 2007 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kül ve cüruf depolandığının tespit edildiğini hatırlattı. Malzemelerin Europium-152 ile bulaşmış olduğunun tespit edildiğini ve bu maddenin nükleer santrallerde kullanıldığını söyleyen Helil, maddenin Türkiye’ye nasıl geldiği ve külçe kurşun haline getirilerek nerelere satıldığının bulunamadığını belirtti.

‘Manisa ve Aydın’da da önlem alınmadı’

2007’den bu yana İzmir halkının nükleer atıklarla yaşamaya mahkum edildiğini dile getiren Kınay şunları söyledi: “Manisa Köprübaşı, Aydın Kısır’daki terk edilmiş uranyum madenlerinin saçtığı tehlikeye yıllardır önlem alınmamıştır. Bu tesisler ve sahalarda önlem alınmaması endişelerimizi doğrulamaktadır.”

Kınay, sorumlular hakkında yürütülen hukuki sürecin takipçisi olacaklarının altını çizerek, Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’den Seferihisar Belediye Başkanlığı döneminde yürüttüğü çevre ve yaşam mücadelesini Gaziemir için de yürütmesini istedi.

Yetkili kurumlara da seslenen Kınay, şu soruların cevaplandırılmasını istedi:

*Gaziemir’de depolandığı anlaşılan radyoaktif ve zehirli maddelerin bölgeden uzaklaştırılması konusunda neler yapılmıştır?

*Ülkemize girişi yasak olan nükleer atıkların bölgeye nasıl girdiği hakkında çalışmalar nelerdir?

*Bölgede uzaklaştırılacak atık miktarı nedir nerede bertaraf edilecektir?

*Firmaya kesilen çevre cezası ile ilgili süreç nedir?

*Bölgede sağlık taraması ve izleme çalışması yapılmış mıdır?”

İklim hareketlerini konuşuyoruz

Yeşil Düşünce Derneği ve Yeşil Avrupa Vakfı’nın (Green European Foundation) ortaklaşa düzenlediği ‘İklim buluşması’ bu hafta sonu gerçekleştirilecek. İklim krizine karşı başlayan sivil hareketler, yeni nesil örgütlenme ve aktivizm biçimlerinin, iklim politikası, hukuk ve iletişim kapsamında ele alınacağı toplantıya Avrupa Genç Yeşilleri, Extinction Rebellion’ın (Yokoluş İsyanı) uluslararası ve Türkiye temsilcileri, yerel ekoloji hareketlerinin sözcüleri ve iklim aktivistleri katılacak.

Tarih: 04 Mayıs Cumartesi

Saat: 10.00

Yer: Cezayir Toplantı Salonu (Hayriye Cad. No: 12 Galatasaray, Beyoğlu, İstanbul)

Program şöyle:

10.00-10:45 | İklim Politikaları 

Moderatör: Barış Gençer Baykan / Yeşil Düşünce Derneği

  • Ömer Madra / Açık Radyo
  • Kelsey DePorte / FYEG (Avrupa Genç Yeşilleri) İklim Kampanyacısı

10:45-11.00 | Ara

11:00-11:45 | İklim Hukuku

Moderatör: Serkan Köybaşı / Yeşil Düşünce Derneği

  • Gökşen Şahin / People’s Climate Case
  • Serde Atalay / Ekoloji Kolektifi Derneği

11:45-12.00 | Ara

12:00-13:00 | Örgütlenme/Aktivizm/İletişim

  • Teo Commet / FYEG Genel Sekreteri
  • XR (Extenction Rebellion) Uluslararası

13:00-14:00 | Ara

14:00-16:00 | Forum

  • XR Türkiye (Extinction Rebellion/Yokoluş İsyanı)
  • FFF Türkiye (Fridays For Future)
  • PFF Türkiye (Parents For Future)
  • Yerel Hareketler
  • İklim Aktivistleri

Etkinlikte, toplantıyla paralel olarak bir de Çocuk Atölyesi yapılacak. İnformel Eğitim-çocukistanbul ekibinin çocuklarla “İklim Değişikliği.. Nedenleri, sonuçları, eylemleri ile bir iklim yolculuğu…” başlığı altında gerçekleştireceği atölye; iklim değişikliği konusunda farkındalığı artırmak ve karar vericileri harekete geçirme konusunda birlikte düşünme ve tartışma platformu sağlamayı amaçlıyor.

Sadece 10-15 yaş grubu gençlerin katılımına açık olan çalışma, grup çalışmaları, işbirliğine dayalı aktif katılım ve egzersizler ile interaktif bir ortamda gerçekleşiyor ve bu sorunu daha somut biçimde algılamalarını destekliyor. Atölyeye ilkokul 4 ve ortaokul 5,6,7,8’inci sınıf öğrencileri katılabilecek. Süre 3 saat.

İklim buluşmasına kayıt olmak için tıklayın

Çocuk atölyesine kayıt olmak için tıklayın

Greta’dan Samra’ya, İsveç’ten Dalyan’a: Pelerinsiz kahraman çocuklar kuşağı

Yaşadığı Dalyan’da haftalardır iklim grevinde olan 12 yaşındaki Samra Samer, yetişkinlere “dikkatli olun, bize mahvettiğiniz bir dünya bırakmayın”, yöneticilere de “Paris Anlaşması’nı imzalayın, karbon emisyonunu azaltın” diye sesleniyor.

Adı Samra Samer. 12 yaşında bir orta okul öğrencisi. Muğla’nın Dalyan ilçesinde yaşıyor. “Bir gün okuldan kaytarmıştım” diyor, telefondaki cıvıl cıvıl sesiyle. “Annemin doğum günü için. Atlas’ın Bebek Parkı’na çağrısını gördüm. Hemen annem ve babamla konuştum. Sonra da İstanbul’a gitmek için bilet aldık.”

Hani şu, hükümetleri ve cümle yetişkini iklim değişikliğine karşı harekete geçirmek üzere her cuma okulu kırıp parlamento önünde oturan İsveçli aktivist Greta Thunberg’e destek vermek için Türkiyeli çocukları ve gençleri İstanbul’daki Bebek Parkı’na çağıran Atlas Sarrafoğlu. Gitmişler de. “Atlas’la o gün tanışamadım” diyor Samra, “Ama böyle başladı işte.”

Samra’yla konuşmak için aradığım annesi “Onun adına karar veremem. Kendisi isterse konuşur. Sormam gerek” dediğinde ‘başka türlü’ bir çocukla karşılaşacağımı hissederek ondan haber beklemeye başladım. Bir meselesi varsa insanın, dert edindiği bir şey, çocuk da olsa yetişkin de farketmiyor; naz, niyaz olmuyor. Akşamına yanıt geldi, okul çıkışı telefonda konuşmak üzere sözleştik.

İşte sorular ve Samra’nın yanıtları:

-İklim kriziyle ilgili daha önce bilgin var mıydı? Greta Thunberg’i duymuş muydun?

İklim değişikliğinden uzun süredir haberim ve bilgim var. Ama ben de herkes gibi, eriyen bir buz parçasının üzerinde duran kutup ayısı üzerinden biliyordum daha çok. Sonra araştırma yapmaya başladım. Annemin takip ettiği Alakır’ın hesabında Greta’nın fotoğrafını ve röportajını gördüm. Sonra da onu ve söylediklerini/yaptıklarını takip etmeye başladım.

-Ailen çevre sorunlarına ve iklim krizine karşı duyarlı o halde?

Evet tabii. Bizim evde hep Açık Radyo dinlenir. Doğduğumdan beri bu radyoyu dinliyorum ben de. İklim neden değişiyor, kimlerin yüzünden, etkilerini falan biliyorum.  Annemin sosyal medya hesaplarından takip ediyorum hep zaten. Greta’yı da öyle öğrendim.

‘Greta’yı duydum, şimdi buradayım’

-Onun çağrısı mı seni harekete geçmeye itti?

Aslında ben Greta’dan önce Twitter’dan Yokoluş İsyanı’nı öğrenmiştim. Onlara yazıp çıkartma şablonları istedim. Hemen gönderdiler, ben de Dalyan’ın her yerine yapıştırdım.  İnsanlar önünden geçerken birbirlerine gösteriyor, fotoğraflarını çekiyorlardı. Sonra da internette arayıp öğreniyorlardı.  Ama böyle bir protesto eylemini gerçekleştirmeyi Greta’nın çağrısından önce akıl edemedim. Bir şeyler yapmayı düşünüyordum ama nasıl yapacağımı bilemiyordum. Greta’nın sözlerini duydum. Ve şimdi buradayım.

-Sonra neler oldu?

Atlas’ın daveti  üzerine İstanbul’a gelme kararı alınca, hep dinlediğimiz Açık Radyo’yla iletişim kurduk. Gelir gelmez, önce radyoya gidip bir programa katıldım. Ardından Bebek Parkı’ndaki greve.

-Grev nasıl geçti, ne hissettin?

Çok güzeldi. Hiç beklemiyordum ama 600-700 kişi gelmişti. Kalabalık, renkli ve heyecanlı bir gruptuk. Orada Atlas’la tanışamadık, ama Dalyan’a davetimizi ilettik. Bizim Datça’da bir tohum festivalimiz var. Beni de Atlas’ı da çağırmışlar. Orada yüz yüze tanıştık.

-Okul grevine katılmaya İstanbul’dan döndükten sonra mı karar verdin?

Evet. Eylemleri Dalyan’da sürdürmek istedim. Önce en yakın arkadaşlarım Poyraz’la Piraye’ye söyledim. Biz okuldan öğle teneffüsünde çıkabiliyoruz. Cuma günleri okula dönmeyip meydanda pankartlarımız ve afişlerimizle oturmaya karar verdik. İlk eylemimizde üç kişiydik. Sonra başka arkadaşlarımız da katılmaya başladı.  15 Mart’tan sonra her hafta cuma günleri okuldan çıkıp meydanda, oturma grevindeydik.

İklim kim?

-Dalyanlıların tepkisi nasıldı?

İnsanlar bizi görünce duruyor ve yanımıza geliyor. Biz onlara anlatıyoruz. “İklim değişikliğine dikkat çekmek için okul grevi yapıyoruz” diyoruz. Çoğu tebrik ediyor. En çok sorulan soru “İklim kim?” oluyor. İklim adında biri için eylem yaptığımızı zannedenler var. Amcanın biri yanımıza oturup bize hayat hikayesini anlatmıştı. Bazıları da evlerinde, hayatlarında doğaya zarar vermemek için neler yaptığını söylüyor. Ama olumsuz bir tepkiyle karşılaşmadığımızı söyleyebilirim.

-Okul idaresiyle aranız nasıl?

Öğle teneffüsünden çıktıktan sonra dönmeyenlere pek bir şey demiyorlar. Bazı öğretmenlerimiz öğle tatilinde camiye giderken bizi gördüklerinde “Açlık grevini anlarım da okul grevi ne?” demişlerdi. Başka bir öğretmenimiz “Gidin,ama ben yok yazarım” dedi. Bazı öğretmenlerimiz destek veriyor. İngilizce öğretmenimiz, iklim krizine dikkat çekmek için bir etkinlik yapıp, 6. Sınıflarla gölün çevresinde bir doğa yürüyüşü düzenlemiş mesela. En büyük desteğimiz o.

-Yaşadığın yerde iklim krizi veya çevre ile ilgili ne gibi sorunlarla karşılaşıyorsunuz?

Dalyan’da İztusu plajımız var, oraya caretta carettalar yumurtluyor. Deniz kaplumbağalarıyla ilgilenen DEKAMER (Deniz Kaplumbağaları Araştırma, Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi) var orada. Ölü kaplumbağalar buluyorlar hep. Bir tanesini merkeze götürdükten sonra öldüğünü, dışkısından plastik çıktığını anlattılar. Plajlar çok pis. Her perşembe denizi ve karayı temizleyen bir grup var ama onlar da İngiliz.

-Şimdi ne yapacaksınız?

24 Mayıs’a kadar okul grevine ara verdik. Tüm dünyada bir sonraki çağrı da o zaman olacak zaten. Biz de 24 Mayıs’a kadar okulumuzda etkinlik yapmak istiyoruz. Meydanda otururken, önümüzde en fazla 10 kişi duruyor. Onları da bilgilendiriyoruz ama okulda sınıflarımız 22 kişi civarında. Hepsini dolaşmak ve anlatmak istiyoruz. Bu çocukların grevi. O yüzden daha fazla çocuğun bize katılmasını sağlamak istiyoruz.

-Son olarak yetişkinlere ve yetkililere ne söylemek istersin?

Yetişkinlere şunu söylemek istiyorum: İçinden çıkamayacağımız evreye girmemize 12 yıl kaldı. Biraz daha dikkatli olun. Şu anda yetişkin olanlar 12 yıl sonra ya ölmüş ya da yaşlanmış olacak. Bizim ise önümüzde uzun yıllar var. Bize mahvettiğiniz bir dünya bırakmayın. Hayatın tadını çıkarmamıza izin verin. Dikkatli olun.

Yöneticilerden ise, Paris Anlaşması’nı imzalamalarını istiyorum. Karbon salımını azaltmak için bir sınır getirmek zorundalar. Doğaya, çevreye ve iklimimize değer vermelerini, gelecek nesilleri düşünmelerini istiyorum.

Samra, İstanbul’a geldiğinde Açık Radyo’ya konuşurken, “Hepimiz biliyoruz ki ne Harry Potter ne de Süperman bizi kurtarmaya gelecek. Ama zaman kalmadı, durum acil. Dünya ısınıyor” demişti.  Bir de Greta’nın süper kahramanların gerçek olduğunu kanıtladığını: “Meğer kaslı, pelerinli ya da asalı falan değillermiş, çocukmuş hepsi.” Tıpkı Samra gibi, dünyanın bir ucundaki bir kız çocuğunun çağrısına ses veren milyonlarca çocuk, dünyayı kurtarmak, insanlığın kaderini değiştirmek için bir araya geliyor şimdilerde. Geleceğe ve güzel günlere inanmak için bundan daha güzel bir sebep olabilir mi?

Elleriniz dert görmesin çocuklar…

 

İklim adaletsizliğinin sorumlusu zenginler

‘Paris’ten sonra: Eşitsizlik, adil paylar ve iklim aciliyeti’ raporunun 2018 raporu: İklim mücadelesinde en büyük çabayı, en çok salımı yapan varlıklı kesim üstlenmelidir.

2015’ten beri yıllık olarak yayımlanan ‘Paris’ten Sonra: Eşitsizlik, Adil Paylar ve İklim Aciliyeti’ raporunun 2018 sayısı Ekoloji Kolektifi Derneği tarafından Türkçe’ye çevrilerek yayımlandı.

Ülkelerin Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi altında sunduğu iklim değişikliği taahhütlerinin bilim ve eşitlik temelinde bir değerlendirmesini sunan rapor, iklim mücadelesinde sosyal adalet hedefleri ile uyumlu, eşit ve adil toplumlar yaratmaya yönelik stratejiler geliştirmenin önemini ortaya koyuyor.

Paris’ten Sonra: Eşitsizlik, Adil Paylar ve İklim Aciliyeti’ raporunda şu ifadeler yer alıyor:  “Şayet küresel sıcaklık artışını 1,5 derecede tutma ama­cına ulaşmak istiyorsak, her ülkeden zengin bireyler ve şirketler salımlarını azaltma adına en büyük adımı atmalı ve küresel karbonsuzlaşmaya geçişi desteklemelidir. Kü­resel elitler bu yükü en yoksul ve korunmasız kesimlerin veya ‘küresel orta sınıf’ın omuzlarına atmamalıdır.”

Rapor, bu çabanın sadece söz konusu ülkelerin kendi içinde değil, işbirliği içerisinde dünyanın geri kalanıyla birlikte ortak şekilde gösterilmesinin de altını çiziyor.

Rapordaki kimi saptamalar şöyle:

-İklim mücadelesinde en büyük çabayı, ülkeler arası ve ülkelerin kendi içlerinde fark gözetmeksizin varlıklı kesim üstlenmelidir.

-Zengin ülkelerden yok­sul olanlara aktarılacak uluslararası yardımların yine zenginler ve çoğunlukla onların kontrolündeki şirketlerce karşılanmasının elzemdir.

-Değişim, zenginlerin yoksul kesimden kaynakları esirgemesiyle gerçekleşemez.

-Fatura ise  zengin dünyanın hali hazırda öfkeli yoksul kesimine kesilemez.

Çabalar, sosyal adalet temelli, eşitlikçi ve adil olmalı

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (Intergovernmental Panel of Climate Change, IPCC) insanlığın yaşanabilir bir geleceğe sahip olmak için küresel sıcaklık artışını 1,5 derece ile sınırlaması gerektiğini söyleyen Ekim 2018 tarihli ‘1,5 derece Özel Raporu’, iklimle mücadele yükümlülüklerine ilişkin tartışmalara bambaşka bir boyut kattı. Buradan yola çıkan Paris Anlaşması da iklim değişikliğinin yıkıcı sonuçlarını önlemeye yönelik çabaların, sosyal adalet temelli, eşitliği gözeten ve adil nitelikli olması gerektiği şeklinde bir vizyon belirledi.

Ekoloji Kolektifi Derneği’nden Avukat Fevzi Özlüer yayımlanan raporu şöyle değerlendirdi: , “Gelişmiş ülkelerin, siyasi hesapların ve popülist söylemlerin ardına sığınan ataleti mücadeleyi zorlaştırdığı gibi, küresel eşitsizliğin can yakıcı etkilerini daha da çarpıcı kılıyor. Ekoloji Kolektifi Derneği olarak, dünyadan 218 uluslararası çevre/iklim adaleti hareketiyle birlikte imzacısı olduğumuz “Paris’ten Sonra: Eşitsizlik, Adil Paylar ve İklim Aciliyeti” raporu; adil, eşit ve yaşanabilir bir gelecek için, “karbonsuzlaştırmadan çok daha fazlasını içeren bir iklim seferberliği” gerektiğini ortaya koyuyor. Yapılması gerekenlere yönelik somut öneriler sunan raporun Türkiye’deki iklim mücadelesi tartışmasının geleceği için aydınlatıcı ve yönlendirici olmasını diliyorum.”

Raporun tam metnine ulaşmak için tıklayın

 

Bir Didim Vegfest böyle geçti – Zümre Deniz Denli

“İnsan soyunun gerçek ahlaki sınavı, temel sınavı onun merhametine bırakılmış olanlara davranışlarında gizlidir: Hayvanlara… Ve işte bu açıdan insan soyu temel bir yenilgi yaşamıştır. O kadar temel bir yenilgi ki, bütün öteki yenilgiler kaynağını bundan almaktadır.”*

Aydın’ın Didim ilçesinde düzenlenen vegan festivalinin üçüncüsü 19-22 Nisan’da tarihi Apollon Tapınağı’nın yanındaki sokakta düzenlendi. Didim Belediyesi ev sahipliğinde organize edilen festivalin bu yılki etkinlikleri kapsamında, diğer yıllara oranla hayvan hakları mücadelesi yapan aktivist, dernek ve inisiyatiflere daha çok yer verildi.  Festivalde yetişkin ve çocuklara yönelik bilgilendirici atölye çalışmaları da düzenlendi. .

Atabay: Paydaşımız halk

31 Mart yerel seçimlerinde yeniden Didim Belediye Başkanlığı’na seçilen Ahmet Deniz Atabay festivale halkın sahip çıktığını belirterek veganlığın felsefi yönünü de benimsediklerinin altını çizdi: “İlk ikisinden de memnundum fakat bu seneki festivalden son derece memnunum. Vegan festivali gibi bir organizasyonu düzenlemek o kadar kolay değil, çok disiplin isteyen ve kurallara uyulması gereken bir organizasyon. Ama paydaşımız da halk. Yerel halk sahip çıkmazsa bugüne kadar gelemezdik. Didim vegfest sadece ilçemizi tanıtmak için değil; vegan felsefesine sıkı sıkıya bağlı olduğumuz için ekip olarak buna odaklandık.”

Atabay sorularımızı da yanıtladı:

Festivalin ilçeye ekonomik katkısı oldu mu?

Şu an Nisan ortasındayız, turizm sezonu Mayıs’tan önce olmaz ama dört gün için de olsa sezonu erken başlatabilmek önemli. Diğer yandan bahar dönemindeyiz. Vegan tipi beslenmenin esas unsuru olan doğadaki otların da bu dönemde çok olması önemli.

‘Atlı faytonlar artık olmayacak’

Dünyada ikinci Türkiye’de ilk vegan dostu kent olma yolundasınız. Ancak hala ilçede atlı faytonlar tamamen kaldırılmadı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bizden evvel yapılmış bir sözleşmeleri var fayton sahiplerinin, o sözleşme bu yıl bitiyor. Veganların bu konudaki eleştirilerini kabul ediyor ve onlara katılıyorum. Bu Türkiye’de ilk vegan festivalidir, üçüncüsü düzenleniyor. Bu sene kıvamını bulup oturdu. Sözleşmeye göre, bu sene sonuna kadar hakları var. Bittiği an zaten kalkacak. Dördüncü vegan festivalinde atlı faytonları görmeyeceksiniz.

 ‘Dünyada iki vegan kent var: Barcelona ve Didim’

Didim Kaymakamı Mehmet Türközü festivalde yaptığı konuşmada veganlık felsefesine değindi: “Daha önceki görev yerlerimde bal festivali yaptım, sonra süt, şeftali, dondurma festivalleri yaptım. Ama bu harika bir festival. Belki içimizde çok az vegan var ama vegan meselesinin farkında olmak, buna dost kent olmak gerçekten önemli. Vegan ünvanı alma konusunda dünyada 2 kent var; biri Barselona biri Didim. Bu nedenle önemli.”

Baraner: Yeni düşüncelerle doğaya dönüş sağlamalıyız

Dünya Kardeş Şehirler Turizm Birliği (TCWTA) Genel Sekreteri Hüseyin Baraner de değişen dünyada turistlerin de artık daha seçici olduğunu, çevreye duyarlı, doğa ve hayvan sevgisinin korunduğu yerleri daha çok tercih ettiğini vurguladı, sadece bina yaparak artık bir yere ulaşılamayacağını kaydetti:

“Günümüzün dünyasında özellikle doğanın, ormanların, denizlerin korunması ile ilgili inandırıcı çalışmalar yapan, özellikle dünyadaki aşırı beslenmeden de arınmak için kendine kapılar açan Didim gibi yerlerin saygınlığı artıyor. Öte yandan dünyada aşırı ve zulmedici bir şekilde hayvansal et tüketimi var. Hayvanlar çok hızlı yetiştiriliyor, çok acı çekiyor, ilaçla o kiloya getiriliyor, biz bunu yiyoruz. Her anlamda tehlikeli bir olay. Bütün bunlardan dolayı vegan olanların sayısı dünyada hızla artıyor. Biz de Didim’den dünyaya bir mesaj göndermek istedik. Bu festival gibi etkinlikler dünyada Türkiye’nin yumuşak gücünü arttırıyor. Bu festival de geleneksel hale dönüşecek, eminim 10-20 yıl sonra Anadolu ve Avrupa’nın en büyük vegan festivali olacak. Artık Türkiye’ye akıllı şehirler değil, akıllı şehirliler lazım. Türkiye çok betona, asfalta, demire, çeliğe oynadı. Dolayısıyla yeni düşüncelerle doğaya dönüş sağlayarak bir yaşam düzeni sağlamalıyız.”

“Nusr’et eyleminde terörist muamelesi gördük”

Hayvan hakları savunucusu, Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu ise vegan olan ve olmayan insanlara hayvanlara yapılan sömürüye karşı yaptıkları çalışmaları anlattı. Topluluk, insanların gerçeklerle yüzleşmek istemediklerine vurgu yaparak şunları kaydetti:

“Bizi suçlayanlar oluyor. Şiddeti yeniden üretiyormuşuz, öyle söylüyorlar ama gerçekleri insanlara göstermeden değişim yaratamazsınız toplumda. Ve bu bir adalet mücadelesiyse adaletsizliğin nerede olduğunu söylemek gerekiyor. Hiçbir mücadele saklanarak gizlenerek verilemez. Bu kişisel ve toplumsal uyanışla ilgilidir. Gerçeklik küpü eylemleriyle de insanlara yüzleşme olanağı sunuyoruz, insanların tercihleri nedeniyle bu şiddet söz konusu. Evet, bir suçlama var ama insanlar değişebilirler, bunu anlatmaya çalışıyoruz.

Nusr’et restaurantı önünde gerçekleştirdikleri protesto eyleminde, sivil polislerin şiddetiyle karşılaştıklarını söyleyen grup, terörist muamelesi gördüklerini anlattı.

‘Protein sentezleyebilen tek canlı bitkilerdir’

İç Hastalıkları Uzmanı Oğulcan Kınıkoğlu, festivalde katıldığı söyleşide insanların veganlıkla ilgili temel sağlık kaygılarını ele aldı. Bilinenin aksine sütteki kalsiyumun vücudumuza zararlı olduğunu anlatan Kınıkoğlu temel endişeler arasında yer alan protein, D vitamini ve demir konularına da değinerek bunların ana akım medya ve gıda endüstrisinin oyunu olduğunu söyledi:

“Yaklaşık 4 yıldır veganım. Literatüre, yapılan araştırmalara baktığımız zaman veganlar, olmayanlara göre yaklaşık erkeklerde 3-4 yıl, kadınlarda 5-6 yıl daha uzun yaşıyor. Protein en çok endişelenilen konu ama hiçbirinizde protein eksikliği olmaz çünkü protein sentezleyebilen tek canlılar bitkilerdir. Vegan olmaya insanlar, hayvanların ottan aldığı proteini işliyorlar, siz de dolaylı yollardan protein almış oluyorsunuz. Peynir altı suyu tam bir çöptür. Ama hayvan endüstrisinde imha edemeyecekler, bir maliyeti olacak. Onu yapmak yerine presleyip toz haline getirerek protein hapları halinde satıyorlar.”

İnsanların kemiklerini güçlendirmek için fazla miktarda süt tükettiğini hatırlatan Kınıkoğlu, sütun fizyalojik bir gıda olmayıp pek çok hastalığın temelinde yattığını öne sürdü: “ Süt tüketimiyle beraber meme kanseri, kalp hastalıkları, kalça kemiği kırıkları da artıyor. Kalsiyum ihtiyacımızı karşılamak için her türlü yeşil yapraklı sebzelerden faydalanabiliriz. Aynı şekilde kuruyemişler de çok önemli.”

Ece Aksel: Avlu’daki Rüzgar karakterinin çok sevilmesi beni rahatsız etti

Avlu dizisinin sevilen eski oyuncusu, hayvan aktivisti Ece Aksel de festivalde Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu’yla beraberdi. Kasım ayından beri vegan yaşama geçen oyuncu dizideki Rüzgar karakterinin veganlığı seçmesinde etkili olduğunu dile getirdi. Karakterin çok sevilip sahiplenilmiş olmasından insanları şiddete öykündürdüğü gerekçesiyle rahatsız olduğunu vurguladı; veganlığa geçiş hikayesini anlattı:

“2015’te evde hiç yıkamadığım bir şeyi yıkadım, annem bütün halde tavuk almıştı, benden yıkamamı rica etmişti. İşte ben o tavuğu yıkarken tavuk birden gözümde canlandı ve ‘ben ne yapıyorum’ deyip fenalaştım. Et yemeyi bıraktım. Ama o zamanlar sütün tecavüz olduğunu bilmiyordum. Geçtiğimiz Kasım ayında sosyal medyada sevgili Zülal’e (Kalkandelen) denk geldim. Katıldığı bir programda mezbahalarda yaşanan hayvan sömürüleri, süt endüstrisinde yaşananlar, hayvan katliamları anlatılıyordu. Öğrenince buraya kadar dedim. Vegan olmak da yetmedi, acil bir şeyler yapmak lazım diye düşündüm. O şekilde Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu’na dahil oldum.”Aksel de sorularımızı cevapladı:

Festivali nasıl değerlendiriyorsunuz?

Veganlık 1940’larda başlamış bir hareket ama ülkemizde çok yeni. Festivalin de üçüncü yılı. O yüzden daha bebek. Tabi ki doğruları yanlışları, eksiklikleri var ama bunlar da fark edilip bir sonraki yıla daha iyi organize edilecek.

Vegan olduktan sonra hayatınızda nasıl değişiklikler oldu?

Avlu’da 12 bölüm oynadım. Rüzgar çok sevilen ve fenomen bir karakter haline geldi. Yaşı çok küçük bir kitle de izliyormuş diziyi, ebeveynlerin de daha dikkatli olması gerekiyor. Bana kalırsa gençlerin ve çocukların o enerjiyi hissetmesine gerek yok. Rüzgar’ın sevilmesi beni çok tedirgin etti. Eylül’de son bölümü çektik ve ben Kasım’da vegan olma kararı aldım. Evet, bir oyuncu olarak başarı yakaladım ama aslında bir taraftan da o iki aylık dönemde ‘ne yaptım ben’ diye sorgulamaya başladım. Aslında başardım, bu başarıysa eğer. Ama ben başarı olarak düşünmüyorum çünkü insanları öykündürdüğüm şey şiddetti. Avlu dizisiyle benim 12 bölümde 33 bin takipçim oldu sosyal medyada, şiddete öykünerek gelen takipçilerdi. Ben vegan olup sosyal medyada buna yönelik paylaşımlar yapmaya başladıktan sonra, hayvanlara yönelik sömürüyü insanlara göstermeye başladığımda ilk bir ayın sonunda 9 bin kişi takibi bıraktı. İnsanlar mezbaha görüntüleriyle karşılaşmak istemiyorlar. Şu an aldığım şikayetlerden ötürü instagram hesabım kapandı, telefonum ve bilgisayarım bloklandı. Rahatsız değilim, çünkü şiddetle gelenler, içinde dahil ve ortak oldukları şiddetle birlikte gitmiş oldular. “

Vegan olduğunuzda zorlandınız mı?

Hayır. Hiç zorlanmadım. Zaten kendinize dışardan baktığınızda, sistemde nerde olduğunuzu gördüğünüz ve o canlılara neler olduğunu anladığınız an vegan olmamak mümkün değil. Tam tersi, zor olan bunları bilip tüketmeye devam etmek olurdu. Ayrıca bir oyuncu olarak net bir şekilde dile getirebilirim; dizi yapıyorum ama yüksek kaşelere sahip değilim, sektör ve ödemeler zaten sıkıntılı, açlık sınırında bir oyuncuyum. ‘Veganlık zor, zengin olmak lazım’ diyenlere açlık sınırında bir oyuncu olarak şunu rahatlıkla diyebilirim ki söylendiği gibi çok paranızın olmasına gerek yok. Ben yaptıysam herkes yapar.

Kalkandelen: Bu bir hayvan özgürlüğü mücadelesi

Festival komitesinde görev alan ve Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu Kurucusu aktivist, yazar Zülal Kalkandelen bu yılki festivalin diğer yıllardan daha iyi geçtiğini vurguladı:

“Bence üçüncü yılında festival daha iyi yolunu buldu. Benim başından beri vurgaladığım; bunun bir hayvan özgürlüğü mücadelesi olmasıydı. Bu mücadeleyi Türkiye’de sırtlayan aktivist gruplar var. Onlar her zorluğu göze alarak çok çeşitli şekillerde mücadele ediyorlar. Onlara mutlaka bir konuşma platformu verilmesi gerekiyordu. Yani orada sadece gelip stant açmaları değil, konuşmacı olmaları ve verdikleri mücadeleyi anlatmalarını arzuluyordum. Eskiden daha yemek ağırlıklı, vegan yiyeceklerin sergilendiği ve farklı ürünlerin sergilendiği bir ortam vardı. Ama sahnedeki konuşmaların mutlaka veganlık ve hayvan özgürlüğü üzerine odaklanmasını çok faydalı gördüm. Dolayısıyla bu yıl ikisini de buluşturdu.”

 ‘Kaynakları tükettik, yeniden başlamanın tek yolu veganlık’

Festival kapsamında her gün konserler gerçekleştirildi. İlk günü Pamela sahne alırken, ikinci günkü konser programı şehit haberi nedeniyle iptal edildi, üçüncü günde Derya Uluğ sahneye çıktı. Festivalin son günündeyse enstrümantal ve deneysel müzik yapan Nirvan Bilirmul ile vegan sanatçı Pınar Keleş sahnedeydi. Keleş, festival kapanışının iki vegan sanatçıyla yapılmış olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek şunları aktardı:

“Öncelikle her sene çok daha iyi ve çok daha hayvan haklarının ön planda olduğu bir festival. Bu sene geçene seneye göre daha titiz çalışılmış. Bu yıl diğer illerden gelen vegan insiyatifler, deneye hayır, empati, bağımsız hayvan diyen yaşam hakkı savunucularını çok daha fazla gördük. Her geçen sene daha iyi olacağına inanıyorum. Biz veganlar için büyük bir şans, Didim Belediyesi’ne şükran duyuyorum.”

Keleş, yakın bir dostunun gönderdiği, annesinden ayrılmış, önünde kuru mama olan buzağı fotoğrafını gördüğü an vegan olmaya karar verdiğini iletti. “O günden sonra adil tarafta olmaya karar verdim, dört yıldır veganım. Kızım 12 yaşında, o da vegan. Bir anne olarak en doğru beslenme tarzı olduğunu düşünüyorum. Dünya zaten bir gün herkesi vegan olmak zorunda bırakacak. Kaynakları tükettik ve yeniden başlamanın tek yolu veganlık.

‘Tüm eşitlik mücadeleleri beraber verilmeli’

Katılımcılardan, ikinci vegan festivalinde vegan olan Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisi Hatice Akça, veganlığa geçiş hikayesini anlattı:

“Önce vejetaryen oldum, Adanalı’yım ben, oda arkadaşım da benim gibi vejetaryen ve Adanalı’ydı. Daha önceden zaten hayvan kullanımını sorguluyordum, sirkler, hayvanat bahçeleri gibi daha görünür yerlerde sorguluyordum bunu. Oda arkadaşıma sorular sormaya başladım. Arkadaşım hepsini sabırla cevapladı. Bunca eşitlik sorunu varken hangisinin mücadelesini vermeliyim diye düşünürken ‘Etin Cinsel Politikası’ adlı kitabı okudum. Orada şöyle diyor: “Tüm eşitlik mücadeleleri beraber verilmeli, bir canlıyı diğerinden üstün tutmamalıyız. Hepsinin mücadelesini aynı anda vermeliyiz.”

Akça ailesinin önce popüler kültürün gelip geçici bir hevesi gibi gördüğünü, zamanla heves olmadığına ikna olduklarını anlatıyor. Şimdi ablası da vejetaryen olmuş.

Yerel halk da memnun

Festivalin üç yılında da hazırladığı veganize edilmiş yiyeceklerle stant açan ev hanımı Fatoş Yiğit festival öncesi aldıkları eğitimle vegan yoğurt, çikolata, köfte, kokoreç gibi yiyecek yapımını öğrendiklerini belirttti; “Bu yıl 16 tepsi vegan baklava sattım, çok beğendiler. Biz kadınlar olarak da burada çok faydasını gördük festivalin. Kızım yurt dışında okuyor. Onun giderlerine de buradan kaynak oldu” diye konuştu. .

*Milan Kundera, Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği