Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Aile Bakanlığı’nın suç duyurusu üzerine başlatılan soruşturmada, yazar Abdullah Şevki ‘çocuklara yönelik müstehcenlik’ suçundan gözaltına alındı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturması kapsamında “pedofili” içeren ifadelerin bulunduğu saptanan Zümrüt Apartmanı adlı kitabın yazarı Abdullah Şevki gözaltına alındı. Kurgu Kültür Merkezi Yayınları etiketiyle basılan kitaptaki satırlar tepki çekmiş, ardından yazar hakkında soruşturma başlatılmıştı.Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, Kültür ve Turizm Bakanlığının suç duyurusu üzerine, Abdullah Şevki hakkında TCK’nin 226. maddesi uyarınca “müstehcenlik” suçundan soruşturma başlatıldığı bildirildi.
Aile bakanlığı da suç duyurusunda bulundu
Aile ve Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığından yapılan açıklamada da söz konusu kitaptaki ifadelerin, Türk Ceza Kanununun 226. maddesine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle yazar, basım ve dağıtımını yapan kişiler hakkında yasal işlemlerin yapılması için Bakanlık Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğünce gerekli yasal sürecin başlatıldığı, ilgililer hakkında da suç duyurusunda bulunulduğu belirtilmişti.
Satıştan kaldırıldı
Çıkan bu haber üzerine birçok yayınevi, internet sitelerinde kitabın satışını durdurdu veya satıştan kaldırdı.
Kurgu Kültür Merkezi Yayınları Müdürü: Sizin o karga beyniniz kaldıramaz
Kurgu Kültür Merkezi Yayınları Müdürü Alaattin Topçu ise, “Kurgu Kültür Merkezi Yayınları” adlı Instagram hesabından, pedofili ifadelerin yer aldığı kitabı ve yazarı savundu. Alaattin Topçu, “Sizin o karga beyniniz Abdullah Şevki’yi Alaattin Topçu’yu ve kurguyu kaldıramaz. O nedenle sizin linç kültürünüz tarihin her döneminde yenilgiye ve zavallılığa mahkumdur” ifadelerinde bulundu. Topçu daha sonra paylaşımını sildi.
Hukukçular harekete geçti
Avukat Umur Yıldırım, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu ve kitabın toplatılmasını istedi. Eskişehir Barosu da aynı yönde bir başvuru yapmak için hazırlanıyor.
5 yıla kadar cezası var
Çocuklara karşı işlenen müstehcenlik suçları ve cezaları şöyle:
Müstehcen Ürünleri Çocukların Görüp Duyabileceği Şekilde Alenileştirme: Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünleri çocuklara sergileme, okuma, okutma, söyleme, söyletme suçunun cezası; 6 aydan 2 yıla kadar hapis ve adli para cezasıdır.
Müstehcen Ürünlerin Üretiminde Çocukların Kullanılması: Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukları kullanan kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
Çocukların Kullanıldığı Müstehcen Ürünleri Ülkeye Sokma, Çoğaltma, Satma, Depolama, Bulundurma ve Kullanıma Sunma Suçu: Bu kişiler, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
Abdullah Şevki kimdir?
Abdullah Şevki, 1953’te İstanbul’da doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdi. İktisat ve Felsefe dallarında yüksek lisans yaptı. Çeşitli kamu görevlerinde, uzun süre yurtdışında bulundu. İngilizce ve Fransızcadan çeviriler yaptı.
İlk şiirini 1980 yılında Oluşum dergisinde yayımladı. Sonraki yıllarda Agora, Oluşum, Tan, Yeryüzü Konukları, Sözcükler, Sesimiz, Türk Dili, Kum, Kül, Berfin-Bahar, Dünya-Kitap, Şiir Ülkesi, Damar, Yom Sanat, Düzyazı Defteri, Patika, Budala, Eski, İmlasız, Pencere, Şiiri Özlüyorum, Ünlem, Hece vb. gibi birçok yazın dergisinde şiir, şiir çevirileri, eleştiri, deneme, araştırma ve öyküler yayımladı. Eserleri: Kana Batkın Anka (2001), İlk Sessizlik (2002), Gecenin Evi (2003), Deli Şiir (2004)
Greta Thunberg, İngiltere Parlamentosu’ndaki 150 üyeye ve danışmana “Beni duyabiliyor musunuz?” diye soruyor. Açık olup olmadığını kontrol ediyormuşçasına mikrofona hafifçe vuruyor ancak bu hareketi hoş bir anlam taşımıyor. Dinliyorlar mı diye soruyor ve daha sonra aynı soruyu konuşmasında tekrar soruyor. “Az önce ne dediğimi duydunuz mu? İngilizcem iyi mi? Mikrofonum açık mı? Çünkü şüphelenmeye başladım.” Kahkahalar patlıyor, ancak komik buldukları için mi yoksa eğlendikleri için mi olduğu belli değil. Thunberg gülümsemiyor. Sonuçta iklim konuşmak için burada; bir felaket yaklaşıyor, nesli buna katlanacak ve kimi suçlayacağını biliyor. Ve “Zamanında harekete geçmediniz” diyor.
Sesi çıktığında susturulması 16 yaşındaki Greta için rutin bir hale gelmişti. Aralık ayında, Polonya’daki ABD İklim Değişikliği Konferansı’nda ilgililere seslendi; Ocak ayında İsviçre Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda milyarderlere fırça çekti. Londra’daki konuşması, Papa’yla buluşmayı da içeren bir turun son durağıydı. (Papa, “Çalışmaya devam et, devam et” dedi ve konuşmasını “Git ve hemen başla” şeklinde bitirdi. Başından savmıyordu, tam tersi teşvik ediyordu.)
Sadece dokuz ay önce, Thunberg böyle bir izleyici kitlesine sahip değildi. Stockholm’deki İsveç Parlamentosu dışında oturan ve Skolstrejk for Klimatet (İklim için Okul Grevi) ile süslenmiş bir tabela taşıyan kendine has biriydi. Kendisini önemli ve bir birey olarak hissetmek için oradaydı. Thunberg, 11 yaşında okulda iklim değişikliği konusuna çalışırken, buna aşırı ve yoğun bir şekilde tepki gösterdi. Şiddetli bir depresyon dönemi geçirdi. Bir süre sonra geçti, ancak sadece geçen bahar yüzeysel olarak tekrar ortaya çıktı.
TIME için Hellen van Meene tarafından fotoğraflanan görsel
Thunberg, “Eğer bir gelecek yoksa, her şeyin anlamsız olduğunu ve okula gitmenin de bir anlamı olmadığını hissettim” diyor. Fakat bu sefer, acı çekmek yerine, hüznünün altında yatan sebebi harekete geçmek için kullanmaya karar verdi: “Bir fark yaratmak için kendime elimden gelen her şeyi yapacağımın sözünü verdim.”
Şubat 2018’deki Florida Parkland’teki silahlı okul saldırısından kurtulanlardan esinlenerek, her cuma günü haftalık okul grevine başladı ve aynı görüşe sahip olan politikacıları desteklemek ve karbon emisyonlarını durdurmak için adımlar atmak üzere sosyal medyaya yöneldi. Aralık ayında yapılan ABD İklim Değişikliği Konferansı’ndan bu yana, Thunberg’in Twitter hesabındaki takipçi sayısı % 4.000 artarak 612,000’e ulaştı; birçoğu da liderliğini çevrimdışı takip ederek değişim talebinde bulundu. Londra konuşmasından kısa bir süre sonra bana, “Önceden, dersteyken ya da sınıf arkadaşlarımlayken gerçekten hiç konuşmuyordum. Ama şimdi tüm dünyayla konuşuyorum” dedi.
‘Sadece devam ettim’
Dünya ise dinliyor. Organizatörler, 15 Mart’ta, 133 ülkedeki dikkate değer 1,6 milyon insanın, Thunberg’in genelde okuldan sonra birkaç dakika, bir saat veya protesto dolu bir gün geçiren öğrencilerin katıldığı solo eyleminden ilham alan bir iklim grevine katıldığını tahmin ediyor. O zamandan beri grev devam etti ve dünyadaki öğrenciler #FridaysForFuture ve # YouthStrike4Climate hashtag’leri ile bir araya geldi.Avrupa, ABD ve Avustralya’ya yayılmasının yanı sıra, iklim değişikliğinin ciddi etkilerini yaşayan Brezilya, Uganda ve Hindistan gibi küresel güney ülkelerindeki öğrenciler Thunberg’in liderliğini takiben de harekete geçtiler.Parkland öğrencisi Emma González’in ifadeleriyle, Thunberg’in “kararlı öğrencilere ilham verme ve kayıtsız olan yetişkinleri utandırma” şekli, onun tek bir fikrini dünya çapında bir harekete dönüştürdü. 15 Mart’taki küresel okul grevinin Londra ayağındaki, 18 yaşındaki İngiltere’deki grev organizatörü Anna Taylor, “Burada çok büyük bir nesiller arası adaletsizlik var” dedi. “Grev, seslerimizi duyurmanın tek yolu.”
Bu, dikkatleri çekti ve Thunberg’in hayatı değişti. Başlangıçta diğer öğrencileri eyleme katılmaya ikna etmenin zor olduğunu söylediği için bu kadar büyük bir talep olacağını asla beklemiyordu. Henüz bocalamadığını belirterek “Sadece devam ettim ve tek başıma kalsam bile bunu planlamaya karar verdim” diyor.
Thunberg,bu kararlılığını, hafif bir otizm spektrum bozukluğu türü olan Asperger teşhisine bağlıyor: “Dünyayı farklı görmemi sağlıyor. Yalanları daha kolay görüyorum. Ödün vermek istemiyorum. Benim için, ya varsındır ya da yoksundur, birazcık var olamazsın.”Teşhisi konusunda açık olması ve depresyon, anksiyete ve yeme bozuklukları ile ilgili deneyimlerini paylaşmaya istekli olması, birçok kişinin Thunberg’i örnek biri olarak görmesinin bir başka nedeni: “Farklı olmak zayıflık değildir. Bu, birçok yönden bir güç, çünkü kalabalıktan sıyrılıp öne çıkıyorsunuz.”
Bütün bu ilgi onu korkutmaya yetmedi. Başkan Barack Obama’nın kendisine olan övgülerini içeren tweet’inden bahsettiğinde kısa bir anlığına gülümsedi, ancak hızlıca daha büyük olan mesajına geri döndü: “Varoluşsal bir krizdeymişiz gibi davranmaya başladığımızda, iklim ve ekolojik bozulmayı önleyebileceğimize inanıyorum. Ancak bunu yapmak için çok zamanımız yok. O yüzden hemen bugün başlamalıyız. ”
Thunberg, 22 Şubat’ta Paris’te bir okul grevine katıldı – Lionel Preau – Riva Press / Redux
‘Flygskam’i arayın veya “utanç içinde uçun’
Nisan ayındaki Avrupa turundan sonra, Thunberg ve babası Svante’ye Londra’dan Stockholm’e 1931 km’lik ve iki gün süren seyahatlerinde eşlik ettim.Trenlerimizden biri sabah 6: 25’te Brüksel’den yola çıkmaya hazırlanırken, şekerleme yapmak için göz maskesini takmadan önce Instagram’daki 1,6 milyon takipçisi ile paylaşmak için bir fotoğraf çekti. Yolculuğa beş dakika kala, bir adam uyuyan kızın fotoğrafını çekip çekemeyeceğini sormak için durdu ve onun kendi kızlarına ilham verdiğini söyledi. Svante de nazikçe “Uyandığında, Köln’de çekebilirsiniz” dedi.
Bu cümlenin büyüleyici bir yanı var… Uçakla olduğunda uzun süren bir baş ağrısı yerine trenle yolculuğun getirdiği naif bir ortam var. Ancak Thunberg için rahatlığın maliyeti, karbon emisyonlarındaki daha fazla tasarruf ile karşılaştırıldığında aykırı kalıyor. O yalnız değil. Babasının şaka olarak “Greta etkisi” dediği şeyle, Alman ve İsveç demiryolu operatörleri, yolcu sayısında yıllık artış olduğunu bildirdi. Üstelik İsveç havaalanları Eylül ayından bu yana daha az yolcu olduğunu tespit etti, bu durumun kısmen de olsa İsveçliler için bir algı oluşturmada katkısı oldu: Flygskam’i arayın veya “utanç içinde uçun”.
Bulunmaları gereken yerler ve uymaları gereken programları olan gezginlerin gerçekten 16 yaşındaki bir çocuğu takip edip etmediğini bilmek imkansız, ancak Thunberg örnek teşkil etmekten oldukça memnun. Aktivist veBu Her Şeyi Değiştiriyor: Kapitalizm İklim’e Karşı’nın yazarı Naomi Klein “İnsanlar işaretlerini Greta’dan alıyor” diyor. “Onun hakkında kategorize etmesi çok zor bir şey var ve bence onay beklemediği ve kolay etkilenmediği için insanlar bu durumda ne yapacaklarını bilmiyor.”
Thunberg, Klein’ın çalışmalarından büyük ölçüde etkilendi ve desteğini memnuniyetle karşıladı.Ancak Klein, gençlerin gerçekten kimsenin tavsiyesine ihtiyaç duymadığını düşünüyor:“Greta’ya gelecekte ne yapması gerektiğini anlatmaya tenezzül edeceğimi sanmıyorum. Böylesine net bir şekilde kendi yolunu takip ediyor veinanılmaz derecede sağlam içgüdülere sahip.”
Thunberg’in asıl amacı,Paris Anlaşmasına uygun olarak hükümetlerin emisyonları azaltmalarını sağlamak ve küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelere göre 1,5 ° C’ye kadar sınırlamak. Ekim 2018’de, ABD’nin Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), bu hedefe ulaşmak için karbon emisyonlarının 2030’a kadar % 45 oranında azaltılması gerektiğine dair bir uyarı raporu yayınladı. Raporun ortak yazarı Myles Allen “Rapor vakit kaybetmeden harekete geçmemiz gerektiğini açıkça belirtti” diyor. Bu uyarıları dikkate almamanın bedeli gençler tarafından ödeneceği için Thunberg okul grevinin kaçınılmaz bir şey olduğuna inanıyor: “Biz çocuğuz, başka hiç kimse bunu yapmıyorsa biz neden geleceğimizi umursayalım? Çocuklar böyle bir şey söylediğinde yetişkinlerin kendilerini çok kötü hissettiğini düşünüyorum. ”
İki dünyada yaşamak
Stockholm Merkezi’nde trene bindikten iki saat ve evde kahvaltı için kısa bir süre durduktan sonra, derse 10 dakika geç kalan Thunberg’in okuluna varıyoruz. Paradoksal olarak, okulu asmak Thunberg’in kampanyasının canlandırıcı eylemi olsa da, derslere çalışmak çok güzel bir fırsat haline gelmiş.Fransızca dersinde fiilleri birleştirmek ve müzik dersinde farklı enstrümanlar denemek, Papa ve Cumhurbaşkanlarına hitap etmeyen belli bir alışkanlık haline geliyor. Evdeki hayat çoğunlukla dikkat çekici olmasa da gerçeküstü dış dünyanın güzellikleri bazen ortaya çıkıyor. Örneğin Thunberg, sınıftaki güncel olaylar hakkındaki soruları cevaplarken kendine özgü bir alıntı yapma deneyimine sahip oluyor.Boş zamanlarında vegan yemekler hazırlamayı ve iki köpeğiyle oynamayı seviyor. Ağaçlarla kaplı okul bahçesinde teneffüsteyken, “Bazen işe yaramıyormuş gibi hissediyorum, çünkü tamamen farklı iki dünya varmış gibi geliyor.Buradayken sadece sessiz bir kızım, orada ise çok ünlüyüm” diyor.
Thunberg, her iki dünyada da yaşamayı, bir sınava çalışmayı ve sonra bir konuşma yazmayı, ödevini bitirmeyi ve bir grev düzenlemeyi başardı.Çoğu küresel rakamın aksine, Thunberg’in kadrosu yok;ailesi, o ve 13 yaşındaki kız kardeşi Beata için bir normallik algısı oluşturmak için ellerinden geleni yapıyor,hatta Svante, güvenilir bir kaynak olmadığı sürece telefonlara artık cevap vermiyor.
Bu arada, evde de Greta etkisi var.Svante şaka yapmayı sevse de inatçı kızlarıyla tartışmaktan bıktıkları için Svante ve Thunberg’in annesi Malena Ernman et yemekten vazgeçti, evlerine güneş panelleri taktı ve uçak ile seyahat etmeyi bırakma kararı aldılar. Bu, artık yurt dışındaki gösterilere uçmayan bir opera sanatçısı olan Malena için büyük bir değişim olmuştur. Thunberg, adeta bir ebeveyn gibi; “Bu yaşam tarzının sonuçlarını bir kez fark ettiğinde onu ikna etmek kolay oldu” diyor.
Thunberg, 16 Nisan’da Fransa’nın Strasbourg kentinde Avrupa Parlamentosu’nda konuşma yaptı – Michel Christen – AB-EP / REA / Redux
Kendisi ve Stockholm’deki genç grevciler, 2019 Avrupa Parlamentosu seçimlerinden iki gün önce, 24 Mayıs Cuma günü kentin bir sonraki büyük grevini planlıyorlar. (*) Onun ardından da, sözcüğü yaymaya devam etmek için eşyalarını toplayıp tekrar yola koyulacak.Atlantik’i uçaksız geçmenin zorlukları göz önüne alındığında, şu anda ABD’ye bir yolculuk planlamak pek mümkün görünmüyor. Fakat Thunberg için hiçbir şey imkansız olmadığı için Trans Sibirya Demiryoluyla bir gün Çin’e nasıl seyahat edilebileceğine dair kafa yorduk.
Haftayı, gün boyunca 100 kişilik bir kalabalığın gelip geçtiği güneşli bir Cuma günü İsveç Parlamentosu’nun dışında bir greve katılan Thunberg ile bitiriyorum. Grup, Thunberg’i örnek alarak bir hafta geçiren 10 yaşındaki bir kız çocuğundan, greve katılarak bir araya gelen büyükbaba ve büyükannelerin olduğu topluluğa kadar her yaştan insanı kapsıyor. Thunberg Avrupa gezisinden dolayı hala yorgun, ama burada – çevre sorunları hakkında tutkulu olan, fikirlerini demokratik bir şekilde dile getiren insanlar arasında – rahat hissediyor. İklim değişikliği ile ilgili hemen harekete geçilmeyeceğini biliyor, ancak halkın gözünde bu yaşamın sakıncaları olsa bile, kendisini yıllarca bu amaca adamaya hazır. “İleride geriye bakıp, elimden gelen her şeyi yaptığımı söylemek istiyorum” diyor. “Daha fazla insanın bu şekilde hissetmesi gerektiğini düşünüyorum.”
Sesini duyurduğundan beri, Thunberg olumsuz yorumlara, dalga konusu olmaya ve hatta tehditlerin hedefi olmaya maruz kaldı. Muhafazakar yorumcular ve iklim değişikliği inkarcıları ona “solcu-liberal” bir mesajı yaymak için küresel bir milyarder ağı tarafından fonlanan “PR kuklası” dedi. Diğerleri ise, sert görünüşünü ve otizm spektrumunda birçok kişi tarafından paylaşılan karakteristik bir özellik olan “monoton sesini” eleştirdi.
Hakkında yazılan en son tweet’tin altındaki bazı olumsuz cevapları okuyan Greta şunları söylüyor: “İnsanların yapabileceği tek şeyin alay etmek ya da görünüşünüz ve kişiliğiniz hakkında konuşmak olması ama asla tartışacak ya da söyleyecek bir şeyleri olmaması çok komik. Bunun beni durdurmasına izin vermeyeceğim çünkü yaptığım şeyin bundan çok daha önemli olduğunu biliyorum.”
(*)Grev tüm dünyada yüzbinlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirildi .
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum Kızılcahamam’ın ‘Sıfır Atık Pilot Bölgesi’ ilan edildiğini açıkladı.
Kurum Kızılcahamam Belediyesi tarafından düzenlenen iftar programında yaptığı açıklamada belediyenin Sıfır Atık ekibini kurduğu ve bakanlığın personeli ile ortak bir çalışma yürütüldüğünü kaydetti. Bakan Kurum şunları kaydetti: ‘’Artık sokağımızda ikili toplama sistemine geçeceğiz. Organik atıkları ve geri dönüşebilecek atıkları ayrı ayrı toplayacağız. Organik atıklarımızı, kompost haline getirip, gübre haline getirip, yine parklarımıza, bahçelerimize kullanacağız. 2023 yılına kadar Kızılcahamam’a çöp kamyonu girmeyecek şekilde uygulamayı yürüteceğiz. Hem teknik hem de maddi anlamda her türlü ihtiyaçları tamamlayacağız. Kompost makineleriyle, getirme merkezleriyle, toplama merkezleriyle bu sistemleri kurmuş olacağız. Tüm Kızılcahamam bu projeye dahil olacak’’
Ankara Barosu tarafından oluşturulan heyetin gözaltındaki şüphelilerle yaptığı görüşme sonucunda hazırlanan rapora göre, Ankara Emniyet Müdürlüğü Mali Şube Müdürlüğü’nde karanlık bir odaya sokulan beş kişiye işkence yapıldı. Ankara Emniyeti iddiayı reddetti.
Eski Dışişleri Bakanlığı personeline yönelik gerçekleştirilen ‘FETÖ’ operasyonunda gözaltına 105 eski çalışanının avukatlarının baroya kötü muamele şikayetinde bulunduğu belirtilen raporda, bunun üzerine oluşturulan heyetin Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü Mali Suçlar Soruşturma Bürosu’na 27 Mayıs 2019’da giderek işkence gördüğünü öne sürülen altı kişiyle görüşme yaptığı anlatıldı.
2010-2013 yıllarında Dışişleri Bakanlığı Aday Meslek Memurluğu sınavında kopya çektikleri iddiasıyla 249 eski bakanlık çalışanı hakkında geçtiğimiz hafta gözaltı kararı çıkarılmıştı. Gözaltına alınan bazı kişilerin, “etkin pişmanlıktan yararlanma dilekçesi imzalayarak itirafçı olmaları için” Ankara Emniyetinde sistematik işkenceye maruz kaldıkları iddia edildi. Ankara Emniyeti ise bugün yaptığı basın açıklamasında iddiaları yalanladı ve 130 avukatın şüphelilerle 545 kez görüştüğünü açıkladı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 20 Mayıs’ta, 42 ilde eş zamanlı düzenlenen operasyonlarda 249 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildiğini ve 78 kişinin gözaltına alındığını duyurmuştu. Başsavcılığın açıklamasında, “Dışişleri Bakanlığına personel temini amacı ile gerçekleştirilen sınavlarda FETÖ üyelerince, FETÖ üyesi adaylar lehine usulsüzlük yapıldığı isnatlarına ilişkin olarak 5 farklı soruşturma yürütüldüğü” bildirildi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise operasyonla ilgili açıklamasında, gözaltına alınan kişilerin “FETÖ’cü” olduğunu söyledi.
Gizlilik kararı bulunan dosya kapsamında kaç kişinin gözaltında olduğu net olarak bilinmiyor. Bu sayının 20 Mayıs’tan bu yana yakalananlarla ve teslim olanlarla birlikte 100’den fazla olduğu sanılıyor. Gözaltına alınan kadınların biri hariç tamamı serbest bırakıldı. Gözaltında işkence iddiaları ise kadınların serbest bırakıldığı Cumartesi günü dile getirilmeye başlandı
HDP milletvekili Gergerlioğlu soru önergesi verdi
HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu önceki gün Ankara Emniyeti’ndeki işkence iddialarını Twitter hesabından duyurdu. Gergerlioğlu ardından konuyla ilgili olarak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından cevaplanması talebiyle Meclis’e soru önergesi verdi.
BBC Türkçe‘ye konuşan Gergerlioğlu, gözaltına alınmış kişilerin çoğunun KHK ile ihraç edilmiş kişiler olduğunu ve 20 şüphelinin ağır işkenceye maruz kaldığı iddialarının olduğunu söyledi.
Yaptığı basın açıklamasında ise iddialarla ilgili İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’nı adım atmaya davet etti.
Raporda şu bilgiler yer aldı:
-Görüşülen altı kişinin tamamı ‘mülakat‘ adı altında görüşmelere götürüldüklerini, burada itirafçı olmaya zorlandıklarını, tehdit ve hakaretlere maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir. Görüşülen altı kişinin tamamı birden fazla defa mülakata çıkarıldıklarını, mülakatta kendilerine psikolojik baskı uygulandığını, mülakatı gerçekleştiren kişileri görseler teşhis edebileceklerini ifade etmişlerdir.
-Görüşülen altı kişiden beşi mülakatlar haricinde işkenceye ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade etmiştir. İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığı ifade eden beş kişinin ortak anlatımlarına göre; bu kişiler (bir kişi cumartesi gecesi, bir kişi cumartesiyi pazara bağlayan gece, üç kişi ise pazar gecesi) gözaltındaki tutuldukları koğuşlardan çıkarıldıklarını, Mali Suçlar Soruşturma Bürosunun giriş katında bulunan bölümü getirildiklerini, büronun girişindeki dar koridorda kapısında ‘girilmez‘ yazılı kapıdan içeri sokulduklarını, buradan karanlık bir odaya sokulduklarını, karanlık odaya bırakan kişilerin çıktıklarını, karanlık odada yüzlerini karanlık sebebiyle göremedikleri kişilerin, kendilerini önce duvara yasladıklarını, gözlerini bağladıklarını sonrasında diz çöktürdüklerini, bir süre süründürdüklerini, jop ile kafalarına vurulduğunu, konuşmazlarsa jopu makatlarına sokulmakla tehdit edildiklerini, karanlık odadaki kişilerin jopu vücutlarında gezdirdiklerini ifade etmişlerdir.
-Bu yaşananların ardından; üç kişi tamamen soyulduklarını, bir kişi belden altı soyulduğunu, bir kişi ise pantolonun yarıya kadar soyulduğunu ve devamında; tamamen ve bel altı soyulan toplam dört kişi, tekrar ters kelepçelenerek cenin pozisyonuna getirildiklerini, makatlarında jop gezdirildiğini, bu sırada konuşmaları konusunda tehdit ve hakaretlere maruz kaldıklarını, kendilerine bir ile iki dakika arasında değişen süreler verildiğini, sonrasında “ikinci aşamaya geçiyoruz” denilerek makatlarına yağ veya kayganlaştırıcı olduğunu düşündükleri bir madde döküldüğünü, yine makatlarında jop gezdirilerek işkenceye maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir. Bir kişi ise pantolonun çıkarılmaya çalıştığını, pantolonunun yarıya kadar zorla çıkarıldığını, zorlayarak geri çektiğini, vücudunda ve kıyafetleri üzerinde iken jop gezdirerek işkenceye maruz kaldığını ifade etmiştir.
-İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden beş kişiye karanlık odada kendilerine işkence ve kötü muamele uygulayan kişilerin seslerini Mali Suçlar Soruşturma Bürosunda yüzünü gördükleri ve sesini duydukları kişilerden herhangi biri olup olmadığı sorulmuş, farklı kişiler olduklarını ifade etmişlerdir. Kendilerini tanıtıcı bir ifade kullanıp kullanmadıkları sorulduğunda dört kişi bu yönde bir ifade kullanılmadığını, bir kişi ise“biz dışarıdan geldik, profesyonel bir ekibiz”diye söylemde bulunduklarını ifade etmiştir.
-İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden beş kişi günlük doktor muayenesi sırasında yanlarında bir kolluk görevlisinin bulunduğunu, can güvenliklerinden duydukları korku ve kaygı sebebiyle yaşadıkları doktora anlatamadıklarını ifade etmiştir.
-İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden bir kişi ikinci aşama olarak ifade edilen işkence ve kötü muamele durumu öncesinde odada bulunan bir kişinin kendisine evli olup olmadığını sorduğunu, evli olduğunu söylemesi üzerine “bak bir daha karınla yatamazsın, geceleri kalkıp ağlarsın” dediğini ifade etmiştir.
-İşkence ve kötü muameleye maruz kaldığını ifade eden bir kişi işkence ve kötü muameleye başlanmadan önce kendisine “Burada jop sokuyoruz, bunları duymuşsundur, hepsi doğru”denildiğini ve devamında yukarıda anlatılan işkence ve kötü muamele işlemlerine maruz kaldığını ifade etmiştir.
‘Anlatımlar işkenceyi doğruluyor’
Ankara Barosu’nun raporunda, görüşmek istenilen kişilerden üç kişinin ise etkin pişmanlıktan yararlandığı ve ifadelerinin alınıp bırakıldığı belirtilerek, şu değerlendirmelerde bulunuldu: “AİHS ve diğer uluslararası sözleşmelerde de yazılı olduğu üzere doktor raporunun varlığı tek başına işkence ve kötü muamele yaşanmadığının göstergesi değildir. Yukarıda tespitlere konu anlatımlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; kişiler kolluk görevlisi nezaretinde doktor muayenesine hukuka aykırı bir şekilde çıkarılmıştır. Dinlenen kişilerin anlatımları birbirleri ile çelişmemekte, aksine uyum göstermektedir. Anlatımlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, kişilerin darp, cebir izi bırakılmayacak şekilde işkence ve kötü muameleye maruz kaldıklarını doğrulamaktadır. Yukarıdaki tespitler de dikkate alınarak ilgililer hakkında derhal soruşturma başlatılmalı ve işkence suçuna göz yuman ve işkence suçunu işleyen kişiler başta olmak üzere kişilerin maddi ve manevi varlığına saldırıda bulunan kişilerin tespit edilerek cezalandırılması gerekmektedir.”
“İşkenceyle etkin pişmanlık ifadesi imzalayan” yaklaşık 10-15 kişi bulunduğu öğrenildi.
Kamu bankaları Vakıfbank ve Halkbank’ın Genel Kurul toplantıları gerçekleştirildi. AKP’li isimler yönetim kurullarına getirildi
Kamu bankaları Vakıfbank ve Halkbank’ın 27 Mayıs’ta gerçekleştirilen Genel Kurul toplantılarında AKP’li isimler yönetime girdi. Eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu Vakıfbank’ın Yönetim Kurulu Başkanı, AKP’li eski İstanbul Belediye Başkanı Mevlüt Uysal ise Halk Bank’ın Yönetim Kurulu Üyesi oldu. eski TBMM Başkanı Bülent Arınç da, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) üyeliğine getirileceğini duyururken, Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik de Ziraat Bankası’nın Yönetim Kurulu üyesi oldu.
Yalakalık değil, sadakat
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Erdoğan’ın parti içindeki tam hakimiyet mücadelesinde partinin dışına ittiği eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, YİK’E getirilmesi hakkında yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Şimdi kim bilir benim hakkımda twit atanlar ne düşünüyorlardır. Biz yok olmuştuk. Bitmiştik. Ezilmiştik. Çürümüştük. Düşünebiliyor musunuz biz Cumhurbaşkanımızın yanında Başdanışmanlık falan değil, Yüksek İstişare Kurulu Üyesi. Başkanın kendisi olacak biz de yanında olacağız. Böyle bir şeyi Rabbim sadakatin sonucunda veriyor, yalakalığın değil. Allah’a hamdolsun.”, “Böyle bir şeyi Rabbim sadakatin sonucunda veriyor, yalakalığın değil.”
YİK iki gün önce kurulmuş, maaşlar belli değil
Arınç’ın da üye olduğu Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’nda üyelerin ne kadar maaş alacakları ise bilinmiyor. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde “Millete ve devlete hizmeti geçmiş, bilgi ve birikim sahibi kişilerin bu kazanımlarından istifade edilebilmesi amacıyla Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu oluşturulmuştur. Kurul üyeleri Cumhurbaşkanınca belirlenir. Kurulun çalışma usul ve esasları ile Kurul üyelerine yapılabilecek ödemeler Cumhurbaşkanınca belirlenir” ifadeleri kullanıldı.
Sözcü gazetesi Çiğdem Toker, sosyal medya hesabından kurul üye sayısı ve üyelerin maaş tutarının açıklanmadığına dikkat çekerek, Politika Kurulları için maaş formülünün açıkça yazıldığını hatırlattı.
Filipinler’de yeni çıkarılan bir yasaya göre, lise ve üniversite öğrencilerine mezun olabilmeleri için 10 ağaç dikme şartı koşuldu.
Filipinler’deki yeni yasaya göre, mezuniyet durumunda olan lise ve üniversite öğrencilerinin mezun olabilmek için 10 ağaç dikmeleri gerekecek. Böylece Filipinler’de her yıl 175 milyon yeni ağaç dikilmiş olacak.
The Independent’ta yer alan habere göre, yasanın savunucuları, bir kuşakta 525 milyar ağaç dikilmesine neden olabileceğini söylüyor. Çıkarılan yasanın mimarı Magdalo Partisi temsilcisi Gary Alejano, yasayla ilgili olarak “Her yıl üniversiteden mezun olan yaklaşık 500 bin kişi, bu girişimin uygun şekilde hayata geçirilmesi halinde, her yıl en az 175 milyon yeni ağaç dikilmesini sağlayacak” dedi.
‘Uygun yerli türler seçilecek’
CNN Filipinler’in aktardığına göre ise, ağaçlar mangrovlara, mevcut ormanlara, bazı koruma alanlarına, askeri bölgelere, terk edilmiş maden alanlarına ve seçilmiş kent alanlarına dikilecek. Hükümet de dikilen ağaçların dikim için seçilen alanlara uygun yerli türlerden seçileceğini açıkladı. Filipinler Eğitim Bakanlığı ve Yüksek Eğitim Komisyonu bir aray gelerek yasanın ayrıntılarını düzenleyecek.
Filipinler, 20 yüzyılda yüzde 70’ten yüzde 20’ye inen yeşil alanlarıyla dünyada doğasına en çok zarar veren ülkelerden biri. Yasadışı ağaç kesimi ülke için bir sorun olmaya devam ediyor ve bazı bölgelerde meydana gelen ağaç eksikliği nedeniyle sel ve toprak kayması gibi doğal felaketler riski artmış durumda.
Almanya’da Bremen eyaletinde iktidarı 73 yıl sonra kaybeden ve AP seçimlerinde üçüncü sıraya gerileyen SDP’nin lideri Andrea Nahles üzerinde istifa baskısı artıyor.
Almanya’da koalisyon ortağı olan Sosyal Demokrat Parti (SPD), hafta sonunda aldığı iki seçim yenilgisinin ardından karıştı. Kuzeydeki Bremen eyaletinde 73 yıl sonra iktidarı kaybetmesi ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Yeşiller’in gerisine düşerek ülkenin ikinci büyük partisi konumunu yitirmesi üzerine, SPD lideri Andrea Nahles’e Alman parlamentosunun alt kanadındaki grup başkanlığı görevinden istifa çağrıları yapılıyor.
Bugün oylama yapılacak
Reuters haber ajansına konuşan üç SPD’li vekil, çifte seçim yenilgisinin ardından partinin bugün bir kriz toplantısı yapacağını açıkladı. Vekillerden beri, “Ya şimdi ya hiç” derken, Nahles üzerindeki baskının arttığını söyledi. Diğer vekil ise şu an Nahles’in yerine bir aday olmadığının altını çizerek “Devrimi şu an başlatmak isteyen biri olduğunu sanmıyorum” diye konuştu.
Nahles’in kendisi ise grup başkanlığı görevine devam edip etmemesi konusunda parti içinde bir oylama yapılmasını istediğini açıkladı.
Olası senaryolar
Uzmanlar, hem Almanya Başbakanı Angela Merkel’in görevini bırakmaya hazırlandığı, hem de Merkel’in partisi ile SPD arasındaki ‘büyük koalisyon’da çatırdamalar yaşandığı bir dönemde SPD’nin karışmasının ülkede siyasi gerilime yol açacağı yorumu yapıyor. Nahles’in grup başkanlığını kaybetmesinin parti liderliğini de zayıflatacağı, bu durumun da SPD içinde Merkel’in sağ partisi ile koalisyona karşı çıkan kanadı güçlendireceği belirtiliyor.
Everest’e yapılan tırmanışlarda, ölüm olayları artıyor. 2019’un ilk beş ayında zirveye tırmanırken ölenlerin sayısı 11’e çıktı.
Dünyanın en yüksek tepesi Everest’e yapılan tırmanışlarda ortaya çıkan insan trafiği, dağcıların ölümüne neden oluyor. Son olarak 62 yaşındaki ABD’li avukat Christopher John Kulish’in hayatını kaybetme üzerine, 2019 ‘da tırmanış sırasında ölenlerin sayısı 11’e çıktı. Dağdan dönüş yapan Kulish, iniş esnasında güvenli bir biçimde ulaştığı 7900 metre yükseklikteki South Col bölgesine ulaştıktan sonra hayatını kaybetti.
Nepal Turizm Departmanı direktörü Meera Acharya, CNN’e yaptığı açıklamasında, hayatını kaybeden adamın geçen hafta küçük bir grupla birlikte zirveye ulaştığını söyledi. Ailesi de bir açıklama yaparak, “Son gün doğumunu dünyanın en yüksek noktasından izledi” dedi.
Geçtiğimiz Pazartesi günü de Avustralyalı bir aile, 46 yaşındaki Ernst Landgraf adlı yakınlarının Everest’te öldüğünü açıkladı. Ailenin açıklamasına göre Landgraf, ‘hayalini gerçekleştirdikten saatler sonra’ hayatını kaybetti.
‘Aşırı kalabalık’
Dağcılar bölgedeki zorlu hava koşulları, tecrübe eksikliği ve tırmanışların artan bir şekilde ticarileşmesinin, ölümlerin artmasına katkıda bulunduğunu belirtiliyor. İngiliz dağcı Robin Haynes Fisher, aşırı kalabalığın yaratacağı tehlikeler konusunda uyarıda bulunmuş; Instagram hesabından yaptığı paylaşımda “Zirveye giden tek bir rotada, kalabalıklaşmanın yol açtığı gecikmeler ölümcül olabilir” ifadelerini kullanmıştı. Fisher da, 8600 metre yükseklikte, irtifa kaynaklı oksijen yetersizliğinden ötürü hayatını kaybeden isimler arasında yer aldı.
Everest’in zirvesinin 8848 metre yükseklikte oluşu, birçok insanın ‘ölüm bölgesi’ denilen zirve bölgesinde oksijen zorlukları yaşaması anlamına geliyor.Yoğunluktan kaynaklı gecikmeler ise esas olarak ‘ölüm bölgesi’ denilen alanda yaşanıyor.
‘Hayatta kalmak için yalnızca bir kaç saatiniz var’
Everest rehberlerinden Adrian Ballinger, CNN’e yaptığı açıklamada zirveye tırmanmak isteyen çoğu kişinin Everest’i bir ‘meydan okuma’ olarak görse de problemin dağcılardaki ve zirve hizmeti veren şirketlerin tecrübesizliğinden kaynaklandığını söyledi.
Ballinger, “Tırmanıcıların ve ticari şirketlerin tecrübesizliği, insanların kötü kararlar vermeleriyle sonuçlanıyor ve bu kararlar gereksiz ölümlere yol açıyor” dedi. ‘Ölüm bölgesi’ denilen alana ilişkin tehlikelere de dikkat çeken Ballinger, “Oksijen tüpü ile olsa bile, o bölgede vücutlarımız çökmeden hayatta kalmak için yalnızca birkaç saatiniz var. Yani bu, 26 bin feet yükseklikte insan trafiğine takılırsanız ciddi sonuçlarla karşılaşabileceğiniz anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.
‘Karmaşık lojistik bilmece’
Zirveye Tibet tarafından çıkan başka bir deneyimli dağcı David Morton ise, konuyla ilgili CNN’e yaptığı açıklamalarda şunları söyledi: “Temel problem tecrübesizlik ve bu yalnızca tırmanıcılarla değil, onları bölgeye gönderen kuruluşlarla da ilgili. Everest her şeyden önce çok karmaşık bir lojistik bilmecedir. öncelikle karmaşık bir yapboz bölgesidir ve deneyimsiz operatörler ile deneyimsiz dağcıların yanında, özellikle de Nepal hükümeti insan sayısına sınırlamalar getirmiyorsa, bu tür durumların yaşanması kaçınılmaz olur.”
Morton ayrıca, zirveye insan götürmenin sertifikaya bağlanması ve böylelikle şirketlerin sorumluluk alacaklarını söyledi.
1922’den beri 200’den fazla tırmanıcı hayatını kaybetti
Everest’te son dönem yaşanan ölümler arasında rahatsızlandıktan sonra kamp alanına helikopterle getirilen ve orada ölen Nepalli rehber Dhruba Bista, dağa Tibet tarafından tırmanan ve 7 bin metre yükseklikte ölen 56 yaşındaki Kevin Hynes, 55 yaşındaki Hint tırmanıcı Anjali Kulkarni, Amerikalı tırmanıcı 55 yaşındaki Donald Lynn Cash, 49 yaşındaki Kalpana Das ile 27 yaşındaki Nihal Bagwan bulunuyor.
Everest’te kayıtlara göre 1922 yılından bu yana 200’den fazla tırmanışçı hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden ve cesetleri bulunamayan insanların bedenlerinin ise buz ve kar kütleleri altında ve muhtemelen korunmuş bir şekilde bulundukları tahmin ediliyor.
İskoçya Özerk Yönetimi Başbakanı Sturgeon, Avrupa Parlamentosu seçimleri sonrası tekrar bağımsızlık referandumu çağrısı yaptı ve 2020 yılının ikinci yarısını işaret etti.
İngiltere’den sonra en fazla nüfusa sahip Birleşik Krallık ülkesi İskoçya Özerk Yönetimi Başkanı Nicola Sturgeon, ikinci kez düzenlenecek bağımsızlık referandumu için tarih verdi. İrlanda’nın başkenti Dublin’e yaptığı ziyaret sırasında İrlanda Başbakanı Leo Varakdar ile görüşmesinin ardından konuşan İskoç Ulusal Partisi (SNP) Sturgeon, “İskoçya da İrlanda gibi bağımsız bir ülke olacak” ifadelerini kullandı.
Muhafazakarlardan tepki: İki yüzlülük
Referandum için 2020 yılının ikinci yarısının doğru zamanlama olacağını söyleyen Sturgeon’un partisi, Pazar günü tamamlanan Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde yüzde 37,7 oy aldı. İskoçya’da bağımsızlık karşıtı Muhafazakar Parti üyesi Maurice Golden ise Başbakan’ı eleştirerek, “Partisi, Avrupa Parlamentosu seçimlerinin bağımsızlık referandumuyla hiçbir ilgisi olmadığını söyleyerek seçime girdi. Ancak sonuçlar açıklandığı anda Sturgeon bunu ayrılık için kullanmaya başladı” dedi ve başbakanın tutumunu “ikiyüzlülük” olarak niteledi.
İngiltere ‘bir daha yapmayın’ diyor
İngiltere yönetimi, İskoçya’da 2014 yılında yapılan bağımsızlık referandumundan “hayır” sonucu nedeniyle ikinci bir referandum yapılmaması gerektiğini savunuyor. 19 Eylül 2014’teki referandumda 32 seçim bölgesinden 2 milyon bin 926 ‘hayır’ (yüzde 54),4 oyuna karşılık, 1 milyon 617 bin 989 ‘evet’ oyu çıkmıştı.
CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında, sosyal medya paylaşımları nedeniyle, 17 yıla kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame kabul edildi.
CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında, sosyal medyadaki paylaşımları nedeniyle İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesince başlatılan soruşturma kapsamında, ‘Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen aşağılama’, ‘Cumhurbaşkanına hakaret’, ‘halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek’ ve ‘terör örgütü propagandası yapmak’ suçlarından 4 yıl 10 aydan 17 yıla kadar hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca kabul edildi.
Erdoğan ve 15 Temmuz’da yaralananlar müşteki oldu
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın müşteki sıfatıyla yer aldığı iddianamenin ilk duruşmasının 28 Haziran’da yapılmasına karar veren mahkeme heyeti, Kaftancıoğlu’nun ilk duruşmada hazır bulunması için tebligat gönderilmesine, aralarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatı ve 15 Temmuz darbe girişimi sırasında yaralananlarında bulunduğu 8 müştekiye de duruşmaya gelmeleri için davetiye gönderilmesini kararlaştırdı.
İddianame önce hükümete yakın Sabah gazetesi’ne sızdırılmıştı. Kaftancoğlu, “Haberim yok, bana bildirilmedi” derken, kamuoyunda oluşan tepki üzerine haber yayından kaldırılmıştı.