Ana Sayfa Blog Sayfa 2368

Yaptırım tasarısı, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’ndan geçti

Komisyon Başkanı Engel, ‘Önerdiğimiz yaptırımlar Erdoğan’ı, uluslararası güvenliğe yönelik bu korkunç yıkımdan sorumlu tutacak’ dedi.

ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Demokrat Eliot Engel ve Komisyon’daki Cumhuriyetçilerin lideri Michael McCaul’un Türkiye’nin Suriye’de başlattığı askeri operasyonun “sona ermesi için” hazırladıkları yasa tasarısı, Komisyon’da kabul edildi. Tasarı, operasyonla ilişkilendirilen Türk yetkililere ve savunma sektörüyle ilişkilendirilen bankalara yaptırım uygulanmasını öngörüyor.

Aynı yasa tasarısında, Türkiye’nin Rusya‘dan S-400 füze savunma sistemi satın almasına yönelik yaptırım uygulanması maddesi de yer alıyor. Tasarı yasalaşırsa Amerikan silahlarının, Suriye’de operasyon yürüten Türk Silahlı Kuvvetleri’ne satışı engellenecek.

Engel, “Önerdiğimiz yaptırımlar Erdoğan’ı, uluslararası güvenliğe yönelik bu korkunç yıkımdan sorumlu tutacak. Kongre de Başkan Trump‘ın kararının felaket sonuçlarına karşı iki partinin de desteklediği biçimde çalışmaya devam etmelidir” yorumunu yaptı. McCaul da Türkiye’nin askeri operasyonunun “sivil ölümlere yol açtığını ve IŞİD‘in yeniden doğuşuna yol açarak küresel güvenliği tehdit ettiğini” söyledi. Önceliklerini “IŞİD tutuklularının Suriye’deki cezaevlerinde tutularak ABD’ye tehdit olmasını engellemek” olarak açıkladı.

 

IŞİD’le Mücadele Koalisyonu, Türkiye ile bilgi paylaşımını durdurdu

Türk hava güçlerinin Suriye’de Kürt hedeflerini vurmaya başladığı 9 Ekim’den bu yana, Türk yetkililerle bilgi paylaşılmadığı belirtildi.

ABD’nin öncülüğündeki IŞİD’le Mücadele Koalisyonu’nda yer alan Türkiye’ye, Suriye’deki operasyon nedeniyle bu kanaldan da yaptırım uyguladığı bildirildi. Alman haber portalı Spiegel Online‘ın edindiği bilgilere göre Türk birlikleri, koalisyonun Katar‘daki El Udeid hava üssünde bulunan ana karargâhında, koalisyonun keşif ve operasyon bilgilerine artık ulaşamıyor.

Haberde, ABD Savunma Bakanlığı’nın karargaha, Türk birliklerinin Suriye’nin kuzeyinde uçmaya ve Kürt hedeflerini vurmaya başladığı 9 Ekim’de,Türk yetkililerle bilgi paylaşılmaması yönünde talimat verdiği kaydedildi.

Alman kaynaklar doğruladı

Alman askeri kaynakları da bu bilgiyi doğruladı. Alman haber ajansı dpa‘nın ulaştığı Alman askeri kaynakları, Türkiye’nin karargâhtaki koalisyon görüşmelerine ve planlama toplantılarına artık katılmadığını aktardı.Bu önlemin almasındaki nedenin, koalisyonun operasyon planlamasında aktarılan keşif bilgilerini Türkiye’nin Kürtlere karşı gerçekleştirği operasyonlarda kullanmasından duyulan endişe olduğu belirtildi.

IŞİD’le Mücadele Koalisyonu’nda görev alan savaş uçakları, uydu ve İHA’lardan toplanan bilgiler koalisyon ortakları ile günlük olarak paylaşılıyor.

Alman ordusu da operasyonun başından beri keşif uçakları koalisyonda görev yapan Tornado tipi keşif uçaklarının topladığı bilgilerin paylaşımına sınırlama getirmişti.

Barolar, Genel Kurul için yeterli imzaya ulaştı, TBB olağanüstü seçime gidiyor

TBB Başkanı Feyzioğlu’nun Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki açılış törenine katılması üzerine Ankara Barosu’nun başlattığı çağrılar, yeterli sayıya ulaştı. Türkiye Barolar Birliği olağanüstü seçimli genel kurula gidiyor.

Diyarbakır Barosu Başkanı Cihan Aydın, Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) olağanüstü seçimli genel kurula gitmesi için yeterli sayının bulunduğunu açıkladı. TBB Başkanı Metin Feyzioğlu, 52 baronun katılmadığı Cumhurbaşkanlığı Sarayı‘nda yapılan adli yıl törenine katılarak tepki çekmiş, daha sonra barolar olağanüstü kurultaya gidilmesi konusunda çağrı yapmıştı.

Avukatlık Kanunu’na göre olağanüstü genel kurula gidilebilmesi için TBB Yönetim Kurulu‘nun gerekli görmesi veya en az 10 baronun yönetim kurullarının bunu talep etmesi gerekiyor.

Cihan Aydın konu hakkında Twitter’da yaptığı açıklamadı, “TBB delegelerimiz ve akabinde yönetim kurulumuz ile yaptığımız toplantılar sonucunda, TBB’ nin olağanüstü seçimli genel kurula çağrılmasına karar verilmiştir. Nihayet 10 baroyu bulduk” dedi.

Urfa Baro Başkanı Abdullah Öncel de, “14.10.2019 tarihli yönetim kurulu toplantımız da Türkiye Barolar Birliği’nin olağanüstü genel kurula çağrılması kararı alınmıştır” açıklamasını yaptı.

Türkiye’nin Suriye’ye yaptığı Barış Pınarı Harekatı hakkındaki açıklamalarıyla da tepki çeken Feyzioğlu’nun törene katılmasının ardından ilk olarak Ankara Barosu, olağanüstü genel kurul için çağrı yapmıştı.

Şule Çet için bilirkişi beyanı: İntihar etmiş olamaz

Şule Çet’in geçen yıl Ankara’da bir plazadan düşerek şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmesiyle ilgili davanın dördüncü duruşmasında bilirkişi Prof. Özdemir, genç kadının kendisinin atlamış olamayacağını söyledi.

Geçtiğimiz yıl Ankara‘da bir plazanın 20’nci katından düşerek hayatını kaybeden Şule Çet için açılan davada, sanıklar Çağatay Aksu ve Berk Akand, Ankara 31’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde cinayet, nitelikli cinsel saldırı ve hürriyeti tehdit suçlarından tekrar hakim karşısına çıktı. Çet’in ölümünden önceki psikolojik durumunu incelemekle görevlendirilen bilirkişi heyeti, raporunu geçtiğimiz günlerde tamamlamıştı. Gazi Üniversitesi öğretim üyesi 3 psikiyatri uzmanından oluşan bilirkişi heyetinin hazırladığı raporda, ‘Maktulün intihar edebileceği konusunda dosyada bir bilgi veya gözlemin olmadığı’ belirtildi. Raporda ayrıca, Çet’in elindeki bir tutam saç için de ‘intihar kanıtı olarak kabul edilemeyeceği’ tespiti yapılmıştı.

Çet’in ölümünden sonra asansör önünde gerçekleşen diyaloğun dudak okuma sonucunun da mahkemeye sunulması bekleniyor. TRT ve Kriminal Daire Başkanlığı bünyelerinde dudak okuma konusunda uzman kişi bulunmadığı için uzun zamandır beklenen kritik konuşmanın, Hacettepe Üniversitesi’nden emekli olan uzmanın çözümlemesi ile dosyaya önemli katkı sunması bekleniyor.

Sanıklar Berk Akand ve Çağatay Aksu.

Özdemir: Bir güç ile ileri itilmiş

Bugünkü duruşmada Çet’in öldüğü yerde olay yeri incelemesi gerçekleştiren bilirkişi heyetinin ifadesi alındı. Yaptıkları incelemeler sonucu olayın sanıkların anlattığı gibi olmadığını gördüklerini belirten bilirkişi heyetinden Prof. Dr.Çağlar Özdemir, şunları söyledi:

“Şule kendini öne doğru attıysa düşmesi çok hızlı olacaktır. Sanık asılı gördüğünü söylüyor Şule Çet’i ancak bu ihtimal çok düşük. Tüm incelemelerim sonucunda Şule’nin kendisini ittirerek attığını düşünerek düşüşünün bir ivme ile değil serbest bir şekilde düştüğü şüphesiz çok açık. Şule’nin düşerken kıyafetlerinin paraşüt etkisi yapmış olabilir deniyor. Olmaz çünkü üzerinde tayt ve dar bir kazak var. Şule’nin serbest şekilde düştüğü anlatılıyor. Ancak serbest düşme gerçekleşse bu kadar ileri düşemezdi. Kendini itmediği sarkıp atladığını varsayarsak bu mümkün olmuyor. Bir güç ile ileri itilmiş olmalı.”

Cinsel şaldırı izleri var

Özdemir, Şule’nin vücudunda cinsel şiddet izlerine rastlandığını da vurguladı: “Şule’nin atıldığında yarı çıplak olduğunu düşünüyoruz. Bu da cinsel şiddetin olduğu iddiası ile bütünlüklü bir veri. Şule’nin iç çamaşırı katlanmış. Bu düşme ile ilgili olamaz. Bu Şule’nin atılmadan önce yarı çıplak olduğunu kanıtlıyor. Düşme durumlarında noktasal kanamalar olur. Dosyanın geneline bakıldığında sıyrıklar ve maddi bulgular cinsel saldırıya işaret ediyor. Gazi Üniversitesi psikiyatri bölümü Şule’nin intihar edecek bir ruh halinde olmadığını da raporladı.”

Prof. Özdemir, sanık Aksu’nun, “Siz olay yerine gittiniz mi, Şule diğer odadan sehpaya basıp düşmüş olamaz mı?” sorusuna, “Olamaz. Ben somut verilere göre bilimsel inceleme yapıyorum” yanıtını verdi.

Sanıkların suçlamaları bir kez daha reddettiği ve kapalı celse istediği duruşmada, Şule Çet’in ev arkadaşı Lilia Trohin de dinlendi.

Raporlar intihar olmadığını ortaya koyuyor’

Çet ailesinin avukatlarından Ferhat Gebeş ise “Karşı taraf (plazadan aşağı) atladığını, biz ise atıldığını düşünüyoruz. Dosyaya giren raporlar intihar olmadığını ortaya koyuyor. Biz bilimsel verilerle konuşuyoruz. Psikolojisinin bozuk olduğunu iddia ediyorlardı, raporda psikolojisinin bozuk olmadığı ortaya çıktı” dedi.

Sanıklar Berk Akand ve Çağatay Aksu hakkında “kasten öldürme” ve “cinsel saldırı ve hürriyetten yoksun bırakma” suçlarından ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve 39 yıla kadar hapis cezası isteniyor. Duruşmada sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verildi, bir sonraki duruşma tarihi olarak 20 Kasım olarak belirlendi.

 

Londra’daki iklim eylemlerine polis yasağı tepki topladı

İklim krizine karşı eylem haftası sürüyor. Londra’da Extinction Rebellion aktivistlerinin eylemlerine polis tarafından getirilen yasak ise tepkilere yol açtı.

Fotoğraf:John Paul Brown

Extinction Rebellion’ın (Yokoluş İsyanı) iklim krizine karşı harekete geçilmesi talebiyle 7 Ekim’de başlattığı uluslararası isyanın ikinci haftası polis yasaklarıyla gündeme geldi. Birleşik Krallık Metropolitan Polis Teşkilatı (MET) eylemcilere sokakları boşaltmaları için uyarıda bulunmuş; Asayiş Yasası’nın 14. Maddesi uyarınca “toplumda kamu düzensizliği, ciddi suç zararı veya ciddi düzensizlik yaratan” gösterilere müdahalede bulunacağı belirtmişti.

Bu uyarı sonrasında polis, Pazartesi gecesi Trafalgar Meydanı’nda çadırlarıyla eylem yapan Yokoluş İsyancılarına müdahalede bulunmuş, bütün çadırlara el koymuş, çok sayıda gözaltı yaşanmıştı. Toplam gözaltı sayısı 1642‘ye ulaştı.

Yokoluş İsyanı: Protesto etme hakkımıza yapılan bir saldırı

Yokoluş İsyanı, polisin kararının ardından yaptığı açıklamada “Anlaşılan o ki, polisin yeni kuralıyla, Yokoluş İsyanı’nı destekleyen iki kişi herhangi bir yerde yan yana durduğunda da kanuna aykırı davranmış olacak” dedi. Açıklamanın devamında şu ifadeler kullanıldı:  “MET‘in bu hareketi, barışçıl protestoyu engellemek için benzeri görülmemiş bir girişim, demokrasinin erozyonu, protesto etme hakkımıza yapılan bir saldırıdır. Buna cevaben, adli incelemeye doğru ilk adımları attık. Avukatlarımız MET’e yazı ileterek derhal bir cevap istedi.”

Greta Thunberg’den destek açıklaması: Kurallara aykırıysa, o kurallar çiğnenmeli

Cuma günleri parlamento önüne giderek iklim için okul grevi yapan ve tüm dünyada Fridays for Future (Gelecek için Cumalar) hareketini başlatan İsveçli aktivist Greta Thunberg de sosyal medya üzerinden destek açıklaması yaptı. Açıklamasında “Eğer iklim ve ekoloji çöküşüne karşı ve insanlık için ayağa kalkmak kurallara aykırıysa, kurallar çiğnenmelidir” dedi.

Uluslararası Af Örgütü: Protestocuların haklarına saygı gösterilmeli

Uluslararası Af Örgütü Birleşik Krallık şubesi tarafından yapılan açıklamada “Londra’da Yokoluş İsyanı protestolarına gelen polis yasağı, ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma hakkımızın yasadışı bir kısıtlamasıdır. Protestocuların haklarına saygı gösterilmeli ve onların acil iklim eylemi çağrıları duyulmalı” denildi.

Londra Belediye Başkanı Sadıq Khan’dan güvence

Londra Belediye Başkanı Sadıq Khan ise polisin kendisini yasak hakkında bilgilendirmediğini belirtti. Khan, açıklamasında, “MET memurlarından Londra’da iklim acil durumunu protesto etmek isteyenlerin yasal ve barışçıl bir yol ile yapabilmeleri için bir yol bulmalarını istedim. Ayrıca, Yokoluş İsyanı’nın şehrimizde protesto edilmesinin yasaklanmadığına dair güvence aldım” dedi.

Eylemler Lonra’nın çeşitli yerlerinde devam ediyor.

Kadın olmak için en iyi ve en kötü ülkeler açıklandı: Türkiye 167 ülke arasında 114’üncü

Kadın, Barış ve Güvenlik Endeksi’ne göre dünya ülkelerinin yüzde 90’ı cinsiyetçi yasalara sahip

National Geographic dergisinin kasım sayısı, “Kadınlar: Değişim Yüzyılı” başlığıyla çıktı.

Kadın, Barış ve Güvenlik Endeksi; kadınların topluma katılımı, güvenlik duygusu ve adalete erişimi gibi ölçütleri baz alarak, 167 ülkeyi iyiden kötüye doğru sıraladı. Konuyla ilgili veriler, National Geographic dergisinin “Kadınlar: Değişim Yüzyılı” başlığıyla çıkan kasım sayısında yer aldı.

Georgetown Kadın, Barış ve Güvenlik Enstitüsü ve Oslo Barış Araştırmaları Enstitüsü’yle işbirliği yapan National Geographic, sıralamayı dün internet sitesinde de yayımladı. Listenin ilk sırasındaki Norveç’i; Finlandiya ve Danimarka gibi kuzey ülkeleri izlerken, Türkiye 114. sırada yer aldı.

Kadın olmak için en uygun 10 ülke şöyle sıralandı:

  1. Norveç
  2. İsviçre ve Finlandiya
  3. Danimarka
  4. İzlanda
  5. Avusturya
  6. Birleşik Krallık
  7. Lüksemburg
  8. İsveç ve Hollanda

Öte yandan veriler, dünya ülkelerinin yüzde 90’ının kadınlara negatif ayrımcılık yapan en az bir yasaya sahip olduğunu gösterdi. Independent Türkçe’nin aktardığı araştırma ayrıca, 2018’de 379 milyon kadın aile içi şiddet gördüğünü ortaya koydu. Bu oranların da çatışmalardan etkilenen ülkelerde üç kat fazla olduğu ortaya çıktı.

Güney Sudan’da kadınların en az yüzde 47’sinin geçen yıl eşinden şiddet gördüğü belirtilirken, Yemen de 167. olarak listenin son sırasında yer aldı.

Kadınlar için yaşamın en zor olduğu ülkeler (kötüden iyiye) şöyle sıralandı:

  1. Yemen
  2. Afganistan
  3. Suriye
  4. Pakistan
  5. Güney Sudan
  6. Irak
  7. Demokratik Kongo Cumhuriyeti
  8. Orta Afrika Cumhuriyeti
  9. Mali
  10. Libya

Türkiye’de yönetimde temsiliyet ve çalışma hayatına katılım kritik seviyede

Araştırmada başka ilgi çekici veriler de ortaya çıktı. Buna göre Ruanda, Moldova, Türkmenistan, Ermenistan ve Benin gibi ülkeler son zamanlarda kadınların eğitiminde, finansal erişiminde ve yönetim organlarındaki temsiliyetinde kayda değer artışlar gösterdi. Küresel istihdamdaki cinsiyet ayrımı yüzde 30’a dayanırken, Ruandalı kadınların yüzde 93’ünün çalışma hayatında yer aldığı bildirildi. Türkmenistanlı kadınların finansal erişim oranları da 2017’den bu yana yüzde 1’den yüzde 36’ya yükseldi. Benzer şekilde İran’daki finansal katılımın da yüksek seviyede olduğu anlaşıldı. Buna göre İranlı kadınların yüzde 90’ından fazlası yakın zamanda bankacılık işlemleri yaptı veya hesap açtırdı.

Senegal, Benin ve Papua Yeni Gine’nin izlediği Türkiye’deyse kadınların yönetimdeki temsiliyetinin ve çalışma hayatına katılımının kritik seviyelerde olduğu görüldü. Öte yandan araştırmanın sonuçlarına göre, Türkiyeli kadınların, birçok ülkeye kıyasla eşlerinden daha az şiddet gördüğü ve cep telefonu kullanan kadın sayısının hayli yüksek olduğu belirtildi.

Katalonya’da protesto gösterileri büyüyor

İspanya’nın Katalonya bölgesinde bağımsızlık yanlısı gruplarla polis arasında çıkan çatışmalarda 74 kişi yaralandı. 25 eylemcinin de gözaltına alındığı gösterilere İspanya hükümeti sert tepki gösterdi.

İspanya Yüksek Mahkemesi‘nin dokuz ayrılıkçı Katalan lidere dokuz yıldan 13 yıla kadar hapis cezaları vermesinin ardından Katalonya özerk bölgesinde başlayan protestolar giderek tırmanıyor. İspanyol medyasının aktardığına göre aralarında yüzü maskeli kişilerin de bulunduğu çok sayıda protestocu Salı gecesi, özerk bölgenin başkenti Barselona‘da sokaklara barikatlar kurup ateş yaktı.

Polise hakaret ettikleri ve bazı maddeler fırlattıkları belirtilen göstericilere karşı emniyet güçlerinin cop kullandığı ve Barselona’nın yanı sıra, bölgenin Tarragona ve Lleida gibi bazı başka kentlerinde, polise saldırı ve toplumsal düzeni tehlikeye atma gerekçesi ile toplam 25 kişinin gözaltına alındığı bildiriliyor. Yaşanan olaylarda 74 kişinin de yaralandığı gelen bilgiler arasında.

Madrid sert tavrını sürdürüyor

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, bağımsızlık yanlılarının şiddet eylemlerini sert bir dille kınadı. Başkent Madrid’de başbakanlıktan yapılan açıklamada, “Karşımızda barışçıl bir halk hareketi değil, Katalonya’da birlikte yaşamı bozmak için sokaklarda şiddeti kullanan grupların koordine ettiği bir hareket olduğu açık” ifadesi kullanıldı.

İspanya medyasında yer alan haberlere göre hükümet, yaşanan kargaşanın devam etmesi durumunda bölgenin özerk statüsünü geçici olarak kaldırmayı düşünüyor. 2017 yılının Ekim ayında Katalonya’da yapılan bağımsızlık referandumu nedeniyle dönemin muhafazakar hükümeti de bu uygulamayı yürürlüğe sokmuştu.

Protestolar Katalan liderlere yönelik hapis cezası kararlarının açıklandığı Pazartesi gününden bu yana devam ediyor. İspanya’nın kuzeydoğusunda yer alan Katalonya, ülkenin ekonomik açıdan en güçlü bölgelerinden biri.

Türk Hava Kurumu yönetimine kayyım atandı

Türk Hava Kurumu’na kayyım atanması talebiyle görülen duruşma karara bağlandı. Yönetim kuruluna Cenap Aşçı, Adnan Zengin ve Abdullah Kaya’dan oluşan yönetim kayyımı atandı.

Türk Hava Kurumu’na kayyım atanması talebiyle Ankara 9. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde açılan dava bugün karara bağlandı. Duruşmaya, davacı THK Merkez Denetleme Kurulu üyelerinin avukatı Mustafa Köroğlu ile davalı THK başkanlığı avukatları Sabri Hafif ve Ahmet Sungur katıldı.

Yönetim kurulu üyelerinden birçoğunun görevden ayrıldığını belirten Köroğlu, “Yönetim tek başına idare edilmektedir. Bu da hukuksuzluklara neden olmaktadır. Kuruma son genel kurul yapısı ile olağanüstü ve seçim gündemli temsil kayyımı atanmasını talep ediyoruz” dedi.

Duruşma sonunda, Türk Hava Kurumu Başkanlığı’na yönetim kayyımı olarak Cenap Aşçı, Adnan Zengin ve Abdullah Kaya’dan oluşan üç kişilik yönetim kayyımı atanmasına hükmedildi. Cenap Aşçı, Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlığını yaptığı 63. Hükümette Gümrük ve Ticaret Bakanı olarak görev yapıyordu.

Yönetim kurulunda tartışmalar

THK Genel Başkanı ve THK Vakfı Başkanı Ahmet Bertan Nogaylaroğlu öncesinde eski yönetim ile tartışmalar yaşamış, eski yönetimi usulsüzlükle suçlayıp dava açmıştı.  THK eski Başkanı ise kendisine iftira atıldığını belirtip karşı dava açacağını belirtmişti.

Erdoğan: Türk Hava Kurumu ile bir yere varamayız

Türk Hava Kurumu, yazın çok konuşulan kurumlar arasında yerini almıştı. Kurumun yangın söndürme araçlarının kullanılmaması tepkilere neden olmuş, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ile karşılıklı açıklamalar yapılmıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Türk Hava Kurumu yönetimini eleştirmiş ve şunları söylemişti: “Şu anda bir olay daha çıktı ortaya; Türk Hava Kurumu (THK) meselesi. Türk Hava Kurumu’nun arkasında kim var? CHP’li milletvekili. Onun arkasında CHP. Bunu savunuyorlar ve ‘Bakanlık neden Türk Hava Kurumu ile çalışmıyor?’ diyorlar. Yahu bu adam zaten mezarlığa dönüştürmüş Türk Hava Kurumu’nu. Oradaki uçakların motorları, pervaneleri yok. Yani rezillik diz boyu. Şimdi büyük ihtimalle şurada birkaç gün içerisinde orayı da masaya yatıracağız. Yani bu Türk Hava Kurumu ile bir yere varamayız.”

 

 

 

 

Erdoğan: Suriye’de ateşkes mümkün değil, sınır bölgesi boşaltılmalı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’nin Türkiye’den Suriye’deki sınır ötesi harekatını durdurmasını istediğini, ancak sınır YPG’den temizlenmeden ateşkesin mümkün olmadığını söyledi. ABD Başkan Yardımcısı Pence ise yarın Türkiye’ye gelip ateşkes çağrısında bulunacak.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan ziyareti sonrası uçakta yaptığı açıklamada, “Şimdi de Trump’a bir teklifimiz oldu. Biz dedik ki bir heyet gönderin. Çünkü ‘Ateşkes ilan edin’ diyorlar. Bizler asla ateşkes ilan edemeyiz… (sınır bölgesini) boşaltana kadar bizim ateşkes ilan etmemiz mümkün değil” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde ateşkesi konuşmadan önce bir anlaşma sağlanması gerektiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı, Önce anlaşacağız, ondan sonra ateşkesi konuşacağız. Onun için heyeti gönderip heyette bulunan arkadaşlarımız müzakere etsinler dedim. Tabi muhatabı muhatabı ile görüşecek” diye konuştu. Erdoğan Menbiç kentine Suriye hükümet güçlerinin girmesini ‘olumsuz değil’ olarak niteledi ancak YPG’nin hâlâ kentte olduğuna dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı sözlerini şöyle sürdürdü: “Boşaltıp da oraya girmiş olsa bizim de diyecek lafımız yok, ‘burayı gerçek sahiplerine teslim ettiler’ diyebiliriz. Ama böyle bir şey yok. Yine YPG orada… Münbiç’e rejimin girmesi benim için çok çok olumsuz değil… Ama burada terör örgütlerinin kalmaması benim için önemli.Erdoğan bu konuda henüz Rusya veya Suriye’den bir cevap almadıklarını belirtti.

ABD başkan yardımcısından ateşkes çağrısı

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence Suriye’de ateşkes çağrısında bulunmak ve bir çözüm müzakere etmek üzere perşembe günü Erdoğan ile Ankara’da görüşecek. Beyaz Saray’dan dün gece yapılan açıklamada,“Başkan Yardımcısı Pence, Başkan Trump’ın bir çözüm bulunana kadar Türkiye’ye yönelik cezalandırıcı yaptırımları sürdürme iradesinin altını çizecek” denildi.

Halkbank için ABD’de ‘dolandırıcılık ve kara para aklama’dan iddianame hazırlandı

New York Güney Bölge Savcılığı’nın hazırladığı iddianamede, bankanın eylemlerinin Türk hükümetinin üst düzey isimleri tarafından desteklenip korunduğu öne sürüldü.

ABD‘de New York Güney Bölgesi Savcılığı, İran‘a yönelik yaptırımların delinmesine yardımcı olduğu gerekçesiyle Halkbank hakkında aralarında dolandırıcılık ve kara para aklamanın da bulunduğu altı suçtan iddianame hazırladı. İddianamede, Halkbank’ın eylemlerinin Türk hükümetinin üst düzey isimleri tarafından desteklenip korunduğu da öne sürüldü.

İddianameyi hazırlayan isimlerden biri olan New York Güney Bölge Savcısı Geoffrey Berman, “Halkbank Genel Müdür Yardımcısı’nın Ocak 2018’de suçlu bulunduğu eksiksiz, adil ve şeffaf yargı sürecinde ortaya çıkan gerçekler, Halkbank yönetiminin ülkemizin İran’a yönelik yürürlüğe soktuğu yaptırımları delmek için geliştirilen bu yüz kızartıcı planın bir parçası olduğunu ortaya koydu” dedi.

Berman, hazırlanan iddianamede, milyarlarca dolara ulaşan petrol gelirlerinin yasalara aykırı bir şekilde İran’a aktarılması sürecine Halkbank’ın sistemli bir şekilde dahil olduğunu ve bu düzenin bankanın üst düzey yetkilileri tarafından desteklenip korunduğu iddiasına yer verildiğini belirtti. Bölge Savcısı, “Bankanın bu küstah eylemleri, bu düzenin desteklenmesi ve korunması için milyonlarca dolar rüşvet alan Türk hükümetinin üst düzey yetkilileri tarafından da desteklendi ve korundu. Halkbank’ın bir Amerikan mahkemesinde bu eylemlerinin hesabını verme zamanı geldi” diye konuştu.

Ulusal Güvenlikten Sorumlu Savcı Yardımcısı John C. Demers de, Halkbank hakkındaki iddiaları, “İran yaptırımlarıyla ilgili bugüne kadar gördükleri en ciddi ihlallerden biri” olarak tanımladı.

New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesinde görülen ilk davada 32 ay hapis cezasına çarptırılan eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla, bu yılın temmuz ayında tahliye olmuş, ve Türkiye’ye sınır dışı edilmişti.

‘İran’a yasadışı yollardan 20 milyar dolar aktarıldı’

İddianamede, Halkbank’ın İran yararına, ABD yasaları uyarınca yaptırımlara tabi olmasını gerektiren bazı işlemlerde yer aldığı belirtiliyor. Söz konusu işlemler, “İran’ın petrol ve doğalgaz satışlarından elde ettiği ve Halkbank’ta tuttuğu paraların İran Hükümeti’ne aktarılmak üzere altın satın alınmasında kullanılması, aynı paraların ‘ikili ticaret’ kurallarına aykırı bir şekilde İran’a ihraç edilmemesi ve İranlıların yaptırımlarda getirilen istisnalara tabi olan gıda ve ilaç satın alım işlemi yapıyormuş gibi sahte bir şekilde gösterilmesinin sağlanması” olarak sıralanıyor .

“Bu yöntemlerle, Halkbank kısıtlamalara tabi olan 20 milyar dolarlık fonun İran’a yasadışı bir şekilde aktarımını yaptı” denilen iddianamede Halkbank’a yöneltilen suçlamalar şunlar:

  • ABD’yi dolandırmak için komplo kurmak
  • Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasası’nı ihlal etmek için komplo kurmak
  • Bankacılık dolandırıcılığı
  • Bankacılık dolandırıcılığı yapmak için komplo kurmak
  • Kara para aklamak
  • Kara para aklamak için komplo kurmak

Halkbank: Emsali görülmemiş bir hukuki yetki aşımı

İddianameye ilişkin Halkbank tarafında yapılan açıklamada ise “Emsali görülmemiş bir hukuki yetki aşımıdır. Bu haksız dava ile ilgili olarak uluslararası hukuktan kaynaklanan tüm yasal haklarımız kullanılacaktır” denildi.

Bankanın açıklamasında şu ifadeler kullanıldı: “Bankamız ABD’nin ikincil yaptırımlarını herhangi bir şekilde ihlal etmemiş olmakla birlikte, Bankamızın ABD’de herhangi bir şubesi ve çalışanı bulunmadığından, ABD Adalet Bakanlığı’nın ikincil yaptırım kararları hakkında yargılama yetkisi yoktur. Buna rağmen iddianame düzenlenmesi, tarihte bir ilk olmak üzere emsali görülmemiş bir hukuki yetki aşımıdır. Hakan Atilla davasına ait temyiz süreci devam etmekte olup, bu sürecin sonuçlanması beklenmeksizin dava süreci başlatılmıştır. Bu haksız dava ile ilgili olarak uluslararası hukuktan kaynaklanan tüm yasal haklarımız kullanılacaktır”