Ana Sayfa Blog Sayfa 2354

‘Yeter artık’ isyanları – Ahmet İnsel

Bu halk hareketleri, neoliberal küreselleşmenin yarattığı sosyal yıkıma ve büyüyen eşitsizliklere, adaletsizliğe, iktidarın etrafında serpilip gelişen hiziplerin yolsuzluklarına, kötü yönetime, iktidara yapışıp kalan ve bunun için her türlü kumpası devreye sokan yöneticilere tepkiyi dile getiriyor.

Birkaç günden beri hem yurtdışında hem Türkiye’de aynı konuda yazılar, yorumlar, röportajlar art arda yayınlanmaya başladı. Hepsinin ortak konusu, dünyanın dört bir köşesinde, görünüşte farklı nedenlerle başlayan, halk isyanları. Şili ile Hong Kong’un, Cezayir’le Ekvator’un, Barselona ile Beyrut’un, Bağdad ve Konakri’nin ve daha birçok ülke ve kentin şahit olduğu barışçıl ama yer yer son derece kanlı biçimde bastırılmaya çalışılan bu sokak gösterilerinin ortak noktalarını farklı bakış açılarından ele almak mümkün. Neoliberal küreselleşmenin yarattığı sosyal yıkıma ve büyüyen eşitsizliklere, adaletsizliğe, iktidarın etrafında serpilip gelişen hiziplerin yolsuzluklarına, kötü yönetime, iktidara yapışıp kalan ve bunun için her türlü kumpası devreye sokan yöneticilere tepkiyi dile getiriyor bu halk hareketleri.

Aralarındaki önemli farklara rağmen, bu halk hareketlerinin hepsi ortak bir ruh halini ifade ediyor: “Yeter Artık!”. 2014’te Buteflika’nın yeniden ve dördüncü defa Cezayir cumhurbaşkanlığına aday olmasına karşı başlayan “Barakat” hareketi, “yeter artık” sözcüğünü bir muhalefet hareketinin adına dönüştürmüştü. Beş yıl sonra Cezayir’de Buteflika beşinci kez aday olmaya kalkınca, barışçıl halk ayaklanması aynı sloganla rejimi temellerinden çatırdatmaya başladı. Aynı slogan geçtiğimiz günlerde Bolivya’da Evo Morales’in anayasayı ve halk oylaması sonuçlarını çiğneyerek, dördüncü kez başkanlık seçimine aday olmasına karşı da kullanılıyordu. Seçimin birinci turunu, seçim sonuçlarındaki bir puan farkla ve muhtemelen sayım sırasında yapılan son an müdahalesiyle kazanan Morales’in taraftarlarıyla bu duruma isyan edenlerin arasında başlayan sokak çatışmalarında da slogan, “Evo, Basta!”. Ekvator Ginesi’nde başkan Alpha Conde’nin, anayasal kuralı çiğneyerek üçüncü kez seçilmek için manevralar yapmaya başlamasını protesto eden, ülke nüfusunun (1,2 milyon) belki üçte birini oluşturan göstericiler de başkent Konakri’de Susu dilinde “Amulanfe!” (≠Amoulanfe) diye bağırarak yürüyorlar. Amulanfe, yani “bu artık yürümez!” Çıkan çatışmalarda şimdilik sekiz gösterici öldü.

Ortak nokta demokrasi talebi

Elbette her ülkenin kendi öznelliği içinde kendini ifade ediyor bu Yeter Artık isyanları. Haiti’de yoksulluk; Şili’de Pinochet ve Şikago çocuklarının ülkede yarattığı büyük sosyal tahribat ve diktatörlük devrildikten sonra bu tahribatın kurumlaşmasına devam eden hükümetlerin zengin dostu politikaları; Lübnan’da yolsuzluk ve cemaatler dengesine dayalı siyasal sistemin yarattığı koyu akraba/yandaş kayırmacılığı (nepotizm); Katalunya’da Kastillanların kibir, horgörü ve bürokratik savurganlığı; Cezayir’de petrol gelirlerinin başına çöreklenmiş asker-bürokrat-iş insanı kliğinin on yıllardır devam eden tahakkümü; Irak’ta kukla yönetimlerin yolsuzluk, kayırmacılık ve yağmacılık sarmalı (Irak’ta 2003’ten beri yolsuzluğun toplam maliyetinin dört yüz milyar dolardan biraz fazla, iki yıllık ulusal gelire eşit olduğu tahmin ediliyor)…

Eşitsizliklerin giderek arttığı bir dünyada, haksızlıklara, yolsuzluklara, yönetimlerin çapsızlığına ve çapulculuğuna, yöneticilerin değiştirilememesine karşı yeter artık diyen bir ses, özellikle kentli kesim içinde giderek yayılarak yükseliyor. Irak’ta olduğu gibi iki yüzden fazla göstericinin öldürülmesi, gösterileri yatıştırmıyor. Sudan’da, ekmek fiyatının artmasının bardağı taşıran son damla olduğu halk hareketi, Tayyip Erdoğan’ın dostu diktatör El Beşir’in tutuklanmasını sağladıktan sonra, yüzden fazla insanın ölümüyle sonuçlanan sokak gösterilerinin ardından yeni bir rejim kurulması için sivil-asker ortaklığından bir geçiş dönemi başlatılmasını başardı.

Yeter Artık hareketlerinin hepsi, farklı biçimlerde ifade etseler de, bir demokrasi talebini öne çıkartıyorlar. Siyaset sınıfı ile finans sınıfının iç içe geçmesinin yarattığı yolsuzluk, kamu kaynağı yağması ve yürütülen iktisat politikalarının alternatifinin olmadığı ideolojik saplantısına karşı tepki büyüyor. Diğer taraftan, piyasa ve finans güçlerinin tahakkümünün bir sonucu olarak siyasal alanın özerkliğini kaybetmesi, siyasal partiler, sendikalar, meslek örgütleri gibi siyasal-toplumsal ara kurumların da temsil kapasitelerini yitirmelerine yol açıyor. Fransa’da Sarı Yelekliler hareketi de, aynı ideolojik tornadan çıkmış, her şeyi bilir ve cumhurbaşkanı Macron’da cisimleşen siyasetçilerin kibrine karşı “Yeter Artık!” tepkisini dile getirirlerken, aynı zamanda bütün bu ara kurumlara şiddetle mesafeli durmayı da ön planda tutuyorlar.

Ok yaydan çıktı

Şili’de on yıllardır devam eden, sağlıktan eğitime bütün ihtiyaç alanlarının özelleştirilmesinin yarattığı sosyal yıkıma ilaveten, büyüyen ekonominin giderek daha fazla bir avuç zengine yönelik çalışmasına karşı bardağı taşıran damla, metro biletinin fiyatının biraz artması oldu. Ayrıca bunu Şili’nin en zengin birkaç insanı arasında yer alan milyarder başkan Pinera hükümetinin yapması, özellikle gençlik kesiminde bir provokasyon olarak algılandı. Şili’de yirmiye yakın insanın ölümüne yol açan son ayaklanmalardan önce, 2018’de kadınlar egemen maçizme karşı “Basta Ya!” diyerek sokağa dökülmüşlerdi. Bugün başkan Pinera tam yol tornistan yapsa, “güçlü bir düşmanla karşı karşıyayız” dediği için özür dilese, bakanlarının hepsinin istifasını istese de, artık Yeter Artık! isyanında ok yaydan çıkmışa benziyor.

Şili’de de halk hareketi, muhalif siyasal parti ve örgütlere karşı da şüpheci ve mesafeli bir duruş sergiliyor. Bu da bu tür hareketlerin yatay örgütlenmeye kendiliğinden yönelmelerine ve büyük önem vermelerine yol açarken, iktidarın müzakere masasına oturacağı bir muhatap bulamamasına da sebep oluyor.

Aynı durum Lübnan için de geçerli. Lübnan nüfusunun dörtte birinden fazlası günlerdir sokağa dökülmüş durumda. Sadece başkent Beyrut değil, kuzeyinden güneyine bütün Lübnan’dan, istisnasız bütün yöneticilere karşı, Şii Hizbullah ve Emel örgütleri için olduğu gibi, başta cemaatlerin üyeleri tarafından dile getirilen “Hepiniz gidin” çığlığı yükseliyor. Başbakan Hariri bir dizi reform önerse, kendisi dâhil bütün bakan ve milletvekillerinin maaşlarını yarı yarıya hemen azaltmayı vaat etse de, sokaktan yükselmeye devam eden ses ısrarla “Hepiniz, yani He-pi-niz-!” diye haykırıyor. Bu baskı karşısında Lübnan Başbakanı Hariri istifa edeceğini ilan etmek zorunda kaldı.

Fransa’da, Cezayir’de, Lübnan’da, Sudan’da, Hong Kong’ta, farklı yoğunlukta olsa da, sokağa aynı ruh hali hâkim: “Hepsi gitsin!” Bu toptan süpürme arzusu, bazı yerlerde iktidarın geri adım atması, reform vaadinde bulunması gibi çabalarının halkı yatıştırmamasına, protesto eylemlerinin devam etmesine yol açıyor. Lübnan veya Şili’de halen olduğu gibi veya Cezayir’de yarım ağızla dile getirildiği gibi, yönetimdekiler reformdan bahsederlerken, “Yeter Artık!” hareketleri ise köklü bir değişim, bir altüst oluş, yer yer dile getirildiği gibi bir “devrim” beklentisi içindeler. Burada da ara siyasal kurumlara karşı duyulan güven kaybı kadar, inandırıcı alternatif siyasal programların olmayışının yarattığı bir boşluk söz konusu ve bu yatay örgütlenmelerin bir iktidar alternatifi oluşturmalarını da çoğu yerde imkânsız kılıyor. Bu konuda bir istisnaya, Sudan’da Meslekler Birliği’nin başını çektiği muhalefet koordinasyonunun bir temsil gücü elde ederek, İslâmcı-askerî iktidarla bir geçiş dönemi pazarlığını başarıyla sonuçlandırmış olmasına işaret etmeliyiz.

İklim aktivistleri, kadınlar…

Bu toplumsal hareketlerin bir kısmı küresel ısınma ve çevre yıkımına karşı yükselen hareketlerle de eklemleniyorlar. Bunun en anlamlı sloganlarından biri olan “ay sonu, dünyanın sonu, aynı mücadele” sloganı. Branko Milanovic’in yaptığı hesaplara göre, 1980-2016 arasında dünyada en zengin %1, dünya ekonomisinin toplam büyümesinin %2’sini ele geçirirken, en yoksul %50 bu büyümenin sadece %13’ünü elde etmiş. Bu büyümenin de artık tökezlemeye başlaması, neoliberalizmin giderek daha fazla otoriter yöntemlere sarılmasına da yol açıyor. Önümüzdeki yakın dönemde Brezilya’da proto-faşist Bolsonaro yönetimine karşı, Şili ve Ekvador’daki gelişmelerden etkilenen bir benzer Yeter Artık! hareketi başlaması ihtimali zayıf değil.

Kadınların çoğu yerde en ön saflarda yer aldıkları bu barışçı Yeter Artık! hareketlerinin, gelişmiş ülkelerde giderek büyüyen çevre hareketleriyle ve dünya ölçeğinde uzun vadede en büyük toplumsal devrim olan kadınların eşitlik ve özgürlük mücadeleleriyle eklemlenmeleri, iktidar payandası olmayan emekçi örgütlerinin yeniden dirilmeye başlamaları, solun artık tarihte kaldığı iddialarını da yalanlıyor. Geleneksel sol partiler, örgütler bu hareketler karşısında kenarda kalabiliyorlar ama buna karşılık tabandan katıksız bir sol dalga yükseliyor. Kurumlaşmış ve kalıplaşmış sol örgütleri marjinal konuma düşüren, sol tahayyülün ana temalarını benimseyen ve bunların ışığında harekete geçen sol halk hareketleri, yöneticileri sorgularlar, “sistem”i eleştirir ve çarpıklıklarını teşhir ederlerken, yeter artık sloganını da farklı dil ve biçimlerde haykırıyorlar. Yöneticilerin serbest ve temiz seçimlerle seçilmeleri ilkesiyle yetinmeyip, başarılı olsalar da yöneticilerin belli aralıklarla değişmesini istiyorlar.

Bunlar sol hareketler çünkü eşitliği, haysiyetli bir yaşamı ve çalışma ortamını, daha fazla sosyal adalet ve dayanışmayı, kısacası dünyada sosyalist tahayyülün iki yüzyıldan beri ifade ettiği ideal ve ilkeleri, yaşanmış deneyimler ışığında güncelleyerek, savunuyor, talep ediyorlar. Bazı yerlerde açıkça solcu olmasalar, sol jargonu kullanmasalar, hatta yerel sol örgütlere bazı yerlerde mesafeli dursalar bile, Yeter Atık! hareketleri hiç şüphesiz solda yer alıyorlar.

CHP İstanbul Kent Haklarını İzleme Kurulu: Boğaziçi’ne fiili kayyım atanıyor

Hazırlanan Boğaziçi Yasası taslağında, İBB’nin yetkilerinin alınmasına ve Cumhurbaşkanlığınca seçilecek kişilere devredilmesine tepki gösteren CHP İstanbul Kent Haklarını İzleme Kurulu; ‘Boğaziçi’nde İBB’yi yetkisiz kılmak, fiili kayyımdır’ dedi.

CHP İstanbul Kent Hakları İzleme Kurulu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın hazırladığı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı‘nın (İBB) Boğaziçi Yasası’ndan kaynaklanan yetkilerinin, başkan ve üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından atanacak kurum ve kurullara devrini öngören yasa taslağına tepki gösterdi. CHP İstanbul İl Başkanı ve İstanbul Kent Hakları İzleme Kurulu Başkanı Canan Kaftancıoğlu, “Boğaziçi’nde İBB’yi yetkisiz kılmak, fiili kayyımdır. Seçilmişlerin yetkileri atanmışlara devredilemez. Tüm hukuki yollara başvurulacak” dedi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Boğaziçi Yasası’nda önemli değişiklikler içeren bir yasa teklifi hazırladığı dün ortaya çıkmıştı. Teklifle, yeni kurulacak Boğaziçi Başkanlığı’na, Boğaziçi alanına ilişkin imar planları hazırlamak, parselasyon planı, arazi ve arza düzenlemesi, cins değişiği yapmak dahil geniş kapsamlı yetkiler verilmesini öngörüyor.

CHP İstanbul Kent Hakları İzleme Kurulu tarafından yapılan açıklamada söz konusu yasa teklifiyle seçilmişlerin elindeki yetkilerin atanmışlara devredilmek istendiği belirtilerek teklife karşı tüm hukuki yollara başvurulacağı kaydedildi. Kurul yaptığı yazılı açıklamada Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yasa teklifinin içeriğini şöyle değerlendirdi:

“Yeni yasa yasa taslağına göre, İstanbul Boğaziçi’nde İBB’nin tüm imar ve planlama yetkileri elinden alınıyor; bu yetkiler Saray’a bağlanıyor. Bu yasa taslağı kabul edilecek olursa; hâlihazırda yerel yönetimlerin katılımcısı olduğu Boğaziçi İmar Yüksek Koordinasyon Kurulu, Boğaziçi İmar İdare Heyeti ile İBB Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nün görev ve yetkileri yeni kurulacak Boğaziçi Başkanlığı ve Boğaziçi Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma ve Düzenleme Kurulları’na bırakılacak. Boğaziçi Başkanı ve yardımcıları ile Anadolu ve Avrupa yakalarında kurulacak Boğaziçi Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma ve Düzenleme Kurulları’nın başkan ve üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından atanacak. İBB’ye bağlı Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nün yetkileri de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na devredilecek. Boğaziçi’nde kıyı, sahil şeridi ve öngörünüm bölgelerine ait plan, plan değişiklikleri ve revizyonları doğrudan Bakanlıkça yapılarak onaylanmak üzere Cumhurbaşkanlığına sunulacak.”

‘Yasa ile korunan alanların geleceği Saray’ın iki dudağı arasına bırakılacak’

Kurul, söz konusu teklifin yasalaşması halinde İBB yönetiminin ve İBB Meclisi’nin işlevsizleştirileceğini vurgulayarak, “Bu değişiklik ile Boğaziçi hakkında İBB yönetiminin ve İBB Meclisi’nin de hiçbir işlevi kalmayacak. Sahil şeridi ve öngörünüm bölgesi olarak tanımlanan ve yapılaşmanın önlenmesi için yasa ile korunan alanların geleceği Saray’ın iki dudağı arasına bırakılacak. Bu taslakla fiilen İstanbul’a kayyım atanmak isteniyor” dedi.

‘Yerel yönetimlerin iradesi sıfırlanıyor’ 

CHP İstanbul Kent Hakları İzleme Kurulu’nun açıklamasının devamında şu ifadeler kullanıldı:

“Bu yasa taslağı, Boğaziçi’nde telafisi imkansız tahribatlara yol açacak hükümler de içeriyor:

– Boğaziçi alanı olarak tanımlanan bölgeye, Boğaziçi su yolları, dolgu alanları, sahil şeridinde veya gerisinde kalan su yolları da ekleniyor;

– Boğaziçi ön görünümde bekçi kulübesi, büfe, çay ocağı ile sınırlı olan yapılaşma izni kafeterya ile açık sosyal, kültürel ve spor tesisleri de eklenerek genişletiliyor;

– Boğaziçi alanı içindeki devlet ormanı statüsündeki yerler için de yetki Cumhurbaşkanı’na veriliyor; Bunların tahsis ve kullanım hakkı da içinde belediyelerin de yer aldığı Boğaziçi İmar İdare Heyeti’nden alınarak Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yetkisine bırakılıyor;

– İmar planında yeşil alan belirleme yetkisi de belediyeden alınarak Boğaziçi Başkanlığı’na bırakılıyor.

Kısacası; İstanbul’un merkezi olan Boğaziçi’nde yerel yönetimlerin iradesi sıfırlanıyor; tek yetkili olarak Saray öne çıkarılıyor. Bu taslak yasalaşacak olursa ileriki dönemlerde İstanbul’un ve belki de ülkenin tüm kıyılarında ve diğer bölgelerinde yerel yönetimleri devre dışı bırakacak düzenlemelerin önü açılabilir.”

2.9 milyar kuş artık yok

Science dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre ABD ve Kanada’da 1970’den beri 2.9 milyar kuş kayboldu. Bu rakam, insanlığın farklı kuş türlerini korumadaki büyük başarısızlığını gösteren vahim bir tablo.

Araştırma ekibi, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da 500’den fazla kuş türü için kuş popülasyonu izleme verilerini analiz etti. Göçmen kuşların hareketlerini toplayan sofistike meteoroloji radarlarına ait on yıllık verilerden ek destek sağlandı. Araştırmacılar, son beş yılda bazı kuş türlerinin popülasyonda önemli kazanımlar elde ettiğini gördü. Ancak birçoğu, yani yaklaşık 2,7 milyar ile 3,2 milyar arasında, ortalama 2.9 milyar kuş net nüfus kaybına uğramış durumda.

Kuzey Ormanları Savunması’nın (KOS) aktardığına göre, yok olan 2.9 milyar kuşun çoğunun, Kuzey Amerika’ya özgü olmayan türlere ait olduğunu gözlemlendi. Bu türlerden sadece ikisi – ‘Avrupa Sığırcığı’ ve ‘Bayağı Serçe’ – kaydedilen net nüfus kaybının sadece yüzde 15’ini oluşturuyor.

Otlak kuş türleri %74 azaldı

Otlaklarda yaşayan kuşlar, hızla artan tarımın etkisiyle birlikte en sert şekilde etkilenen türlerden birileri. Habitat alanlarının traşlanıp tarıma açılması ve uygulanan pestisit gibi kimyasallar yüzünden hem böcekler hem de kuşlar ilaçlı tohumlar nedeniyle etkileniyor. Bu çalışmadaki bilim adamları, otlak kuş türlerinin %74’ünün azaldığını ve 700 milyon kuşun kaybolduğunu tespit etti.

Kuşlar, hava kirliliği, rüzgar türbinleri, gökdelenler, uçaklar, pestisit kullanımı ve benzeri görülmemiş düzeyde habitat kaybı yüzünden büyük zarara uğruyor, nüfus kaybı yaşıyor.

AB, Türkiye’den ithal edilen gıdalardaki toksin ve pestisit kontrolünü yoğunlaştıracak

Avrupa Birliği, Aralık ayının ortasından itibaren Türkiye’den ithal edilen bazı gıdalar üzerindeki toksin ve pestisit denetimini yoğunlaştırmayı planlıyor. Avrupa Komisyonu’nun önceki gün yayımlanan kararnamesine göre, Türkiye’den ithal edilen bazı gıdalar ile ilgili denetim yoğunlaştırılarak, ürünlere toksin ve pestisit içeriği bakımından daha titiz bir kontrol uygulanacak.

Yayımlanan belgede, “Kararname, üçüncü ülkeden gelen, AB’ye girişleri sırasında üzerlerindeki resmi kontrolün geçici olarak yoğunlaştırılacağı, hayvansal olmayan gıda ve yemlerin listesini belirliyor” ifadelerine yer verildi.

Kuruyemiş, meyve ve tohum ezmesi de dahil

Kararname ayrıca “aflatoksinler, pestisit kalıntıları, pentaklorofenol ve dioksinlerin de dahil olduğu mikotoksin bulaşması riski ile ilgili olarak bir dizi gıda ve yem kategorisinin AB’ye girişini düzenleyen özel koşullar getirilmesini” öngörüyor.

Kararnamenin ekinde ise bazıları Türk menşeili olan ve sınır geçiş noktalarında geçici olarak üzerlerindeki kontrolün yoğunlaştırılması öngörülen kuru kayısı, kayısı, kuru üzüm, limon, nar, kırmızı biber gibi gıdalar yer alıyor. Diğer bir ekteyse Türkiye’den tedarik edilen kuru incir, fındık, kuruyemiş ve kuru meyve karışımları, yağlı tohum ezmesi, yağ ve antepfıstığı dahil edilmiş bulunuyor.

Kararnameye göre Çin, Gürcistan, Sırbistan, Suriye, ABD, Özbekistan, Azerbaycan ve İran’dan gelen bir dizi gıda da yoğun bir denetime tabi tutulacak.

İstanbul Boğazı Cumhurbaşkanlığına bağlanıyor

Çevre Bakanlığı’nın hazırladığı kanun teklifi taslağına göre, Boğaziçi’ne Cumhurbaşkanı tarafından atanacak yeni dönetim, imar ve plan tadilatı konusunda tek yetkili olacak, İBB’nin yetkileri lağvedilecek.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın Boğaziçi Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasını öngören 28 maddelik sürpriz bir kanun teklifi taslağı hazırladığı ortaya çıktı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile boğazdaki dört ilçe belediyesine ait tüm yetkilere son veren taslak düzenlemeye göre, Boğazlar’da artık yeni kurulacak Boğaziçi Başkanlığı ile iki yeni kurul söz sahibi olacak. Bu kurulların başkanlık ve üyelerini de Cumhurbaşkanı atayacak.

Taslağa göre, yeni yönetim, boğazlarda imar ve cins değişiklikleri dahil her türlü yetkiyi kullanabilecek. Yeni düzenlemeyle boğazlarda yapılaşmanın artacağı, çivi çakılamayan boş alanların dolacağı ve yabancı büyük yatırımcıların İstanbul Boğazı’nda yatırıma başlayacağı öne sürülüyor. Görüşe açılan teklif taslağına göre, İstanbul Boğaziçi alanında yerleşme ve yapılaşmanın planlaması, koordinasyonu, imar uygulamalarının yapılması ve denetlenmesi konularında halen yetkili olan Boğaziçi İmar Yüksek Koordinasyon Kurulu, Boğaziçi İmar İdare Heyeti ve Boğaziçi İmar Müdürlüğü kaldırılacak.

Böylece kurullardaki bakanların, idare heyetindeki İmamoğlu’nun ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nün yetkileri de sıfırlanmış olacak.

‘Bir çeşit kayyım uygulaması’

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Esin Köymen teklifin suyolu olduğu için hem İstanbul Boğazı’nı hem de Kanal İstanbul’u etkileyeceğini söyledi. T24’e konuşan Köymen şunları söyledi: “Plan tadilatları, inşaat ruhsatları ile ilgili izin ve uygulamalar, yeni kurulacak başkanlığa geçecek. Teklif, Boğaz’ın iki yakasındaki bütünselliği de ortadan kaldırıyor. İBB’nin yetki sınırları içerisinde olan bütün ilçelerin aslında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı eliyle doğrudan Cumhurbaşkanlığı denetimine alındığını görüyoruz. Bir çeşit kayyım uygulamasından bahsedebiliriz.”

İmamoğlu: Hukuki yollara başvuracağız

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ise kanun teklifi taslağıyla ilgili olarak bulunduğu Stasbourg’da bir açıklama yaparak “hukuki yollara başvuracağız” dedi.

Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nin davetiyle Strasbourg’da bulunan İmamoğlu, şunları söyledi: “İstanbul’un hukuku olan her şeyi yine hukuk yoluyla elde etmek istiyoruz. Hukukumuzu o anlamda sonuna kadar İstanbul halkı lehine kullanırız. Doğru olmadığını düşünüyoruz. Yani Yunus Emre’nin de dediği gibi ‘Sen sana ne sanırsan başkasına da onu san’ eğer sayın Cumhurbaşkanı biliyorsa, bu sözü de hatırlatmak isterim kendisine.”

Avustralya’daki yangında yüzlerce koala ölmüş olabilir

2 bin hektarlık alanda etkili olan ve halen kontrol altına alınamayan yangın, koalaların üreme alanlarına da sıçradı.

Avustralya‘nın New South Wales eyaletindeki orman yangınlarında, yüzlerce koalanın yanarak can vermiş olmasından endişe ediliyor. Geçtiğimiz cumartesi günü yıldırım düşmesi sonucu başladığı tahmin edilen ve ülkenin en önemli simgelerinden biri olan koalaların üreme alanlarını da kapsayan 2 bin hektarlık alanda etkili olan yangın hâlâ kontrol altına alınamadı.

Kurtarma ekibinden Cheyne Flanagan, Avustralya Devlet Televizyonu ABC‘ye Port Macquarie yakınlarındaki yangının bir koala barınağını sardığını belirterek “Yangının şiddeti nedeniyle ölü sayısının çok olmasından korkuyoruz” dedi. Flanagan, yangının kontrol altına alınamaması nedeniyle, kurtulan koala olup olmadığını bilmediklerini söyledi.

Ağaçlarda yaşayan bu hayvanlar, orman yangınlarının ilk kurbanlarından biri oluyor. Koalalar yangınlarda ağaçların tepesine tırmanarak ve yumru haline gelerek kendilerini korumaya çalışıyor.

‘Ulusal trajedi’

Port Macquarie Koala Hastanesi‘nden Sue Ashton, “Alevler hızla ilerlerse sadece tüyleri yanıyor ve kurtulabiliyorlar. Tüyleri zamanla yeniden çıkıyor. Ama üzerinde oldukları ağaçlar yanarsa kurtulma şansları yok. Ulusal bir trajediyle karşı karşıyayız” dedi.

Bu arada Avustralya’ya özgü bu hayvanların sayılarının da son yıllarda hızla azalmaya başladığı belirtildi. Ülkede doğal ortamlarında 43 bin kadar koalanın yaşadığı tahmin ediliyor. Koala ölümleri, yaşam alanlarını kaybetmelerine, hastalıklara, köpek saldırılarına ve iklim değişikliğine bağlanıyor.

Ülkenin en kalabalık eyaleti New South Wales’de son birkaç ay içinde yüzlerce orman ve çalılık yangını çıktı

Şii lider Sadr, Irak’da protestolara katıldı, erken seçim kapıda

Irak’a haftalardır devam eden yoksulluk ve yolsuzluk karşıtı protestolara Şii din adamı Mukteda Sadr da katıldı. Sadr, erken seçim için ülkenin etkili siyasetçilerinden Hadi el-Amiri’yle işbirliği yapacağını söyledi.

Irak’ın önde gelen Şii liderlerinden din adamı Mukteda es-Sadr, ülkenin güneyindeki Necef ilinde düzenlenen hükümet karşıtı gösterilere katıldı. Şii liderin ofisinden yapılan yazılı açıklamada, “Sadr, Necef el-Eşref’teki Es-Sadreyn Meydanı’nda gösteri düzenleyen protestoculara katıldı” ifadesi kullanıldı.

Başbakan Al-Amiri’ye erken seçim çağrısı

Sadr, Başbakan Adil Abdülmehdi’ye, hükümeti düşürmek için ülkenin etkili siyasetçilerinden Hadi el-Amiri’yle işbirliği yapacağını söyledi. Irak Meclisi’nde hükümet aleyhine güvensizlik önergesi vereceği öğrenilen Sadr, Başbakan’a ülkeyi uluslararası toplumun gözetiminde erken seçime götürmeye çağırdı.

Başbakan Abdulmehdi de dün Sadr’a gönderdiği mektupta, “Erken seçim çağrısının amacı hükümetin değiştirilmesi ise bunun için siz (Sadr) ve Hadi el-Amiri’nin yeni hükümetin kurulması amacıyla anlaşması gerekiyor. Böylece Başbakan olarak istifamı sunup birkaç gün veya birkaç saatte hükümeti devredeceğim” demişti.

Sadr’a bağlı Sairun Koalisyonu, 329 sandalyeli mecliste 54 milletvekiliyle en büyük grubu oluştururken, Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu da 43 sandalye ile meclisin en büyük ikinci grubu konumunda bulunuyor.

Iraklılar, işsizlik, yolsuzluk ve kamu hizmeti yetersizliğini protesto amacıyla ülkenin çeşitli bölgelerinde haftalardır gösteriler düzenliyor. 1 Ekim’de harekete geçen eylemciler, Erbain törenleri nedeniyle ara verdikleri gösterilere cuma günü tekrar başladı. Başkent Bağdat başta olmak üzere ülkenin orta ve güney kentlerine yayılan eylemlerde ekim ayının başından bu yana yaklaşık 250’den fazla kişi hayatını kaybetti, sekiz bine yakın kişi de yaralandı.

Suriye medyası: Türk ve Şam orduları Resulayn’da çatışıyor

Suriye devlet medyası, Suriye ordusu ile TSK arasında Resulayn’da şiddetli çatışmalar yaşandığını duyurdu.

Suriye devlet medyasının iddiasına göre, Devlet Başkanı Beşşar Esad‘a bağlı Şam ordusu ve Türk ordusu arasında Ankara’nın ‘güvenli bölge’ oluşturmak için askeri operasyon başlattığı sınır kenti Resulayn’ın yakınlarında kırsal bölgede şiddetli çatışmalar yaşanıyor.

Suriye devlet medyası, Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu’yla (ÖSO), YPG’lilerin de içinde bulunduğu Şam ordusu arasındaki çatışmaların, Resulayn’ın güneyinde aralıklı bir şekilde devam ettiğini söyledi. Milli Savunma Bakanlığı (MSB) dün, Resulayn’ın güneydoğusunda arama tarama faaliyeti sırasında Suriye ordusu mensubu olduğunu iddia eden 18 kişinin yakalandığını duyurmuştu.

Portekiz kömürü bırakma tarihini öne çekti: 2023’te son santral kapatılacak

Portekiz’in sosyalist Başbakanı Antonio Costa’nın geçtiğimiz hafta sonu görev kabul konuşmasında, ülkenin kömürden çıkış takviminin yedi yıl öne çekildiğini söyledi. Açıklamaya göre Portekiz 2023 yılına kadar son kömürlü termik santralında da üretimi durdurarak kömürden tamamen çıkacak.

Costa, Portekiz’in kalan iki kömür tesisini kapatmanın öncelikli olduğunu söyledi. Ülkede, Kasım 2021’de İspanyol Endesa şirketinin işlettiği, 628MW’lık Pego santralinin, 2023’ün Eylül ayında ise yine İspanyalı EDP’nin işlettiği 1.256 MW’lık Sines santralinin kapatılması planlanıyor.

Yürürlükteki ulusal enerji planına göre tesisler 2030 yılında kapanacaktı. Portekiz’in 2023 yılının sonuna kadar, 1.2 GW’lık yeni hidroelektrik ve 1.3 GW’lık yeni güneş enerjisi kapasitesini devreye sokması bekleniyor.

Suriye Anayasa Komitesi ilk toplantısını yaptı

Suriye Anayasa Komitesi’nin Cenevre’deki ilk toplantısı, Esad hükümeti ve muhaliflerin katılımıyla gerçekleştirildi. Toplantı serisi bir hafta sürecek.

İsviçre’nin Cenevre kentinde ilki düzenlenen Suriye Anayasa Komitesi toplantısı, Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen‘in açılış konuşmasıyla başladı. Pedersen, “Rejim ve muhalefetin üyeleri burada yüz yüze oturuyor. Bu tarihi bir an.” dedi.

Sivil toplumdan 50 kişinin de salonda hazır bulunduğunu belirten Pedersen, bu kişilerin farklı din, bölge ve deneyimlerden gelmesinin sürece büyük katkıda bulunacağını söyledi. Pedersen, “Komite, bazı prensiplere dayanarak toplanıyor. Bunlar BM şartı, Güvenlik Konseyi kararları, Suriye’nin birliği, toprak bütünlüğü, bağımsızlığı, egemenliği ve anayasa yapımının Suriyelilerin öncülük ettiği ve sahibi bir süreç olduğu ilkelerimizi oluşturuyor.” diye konuştu.

“Ekibimden anayasanıza ne yazacağınızı söylemesini beklemeyin. Siz Suriyeliler, bu Komite’nin üyeleri, taslağınızı kendiniz hazırlayacaksınız ve Suriye halkı onaylayacak.” diyen Pedersen, arabuluculuk görevini tüm iyi niyetiyle üstleneceğini vurguladı.

Bahra: Benzerliklere odaklanacağız

Anayasa Komitesi’nin muhalif Eş Başkanı Hadi el Bahra, şimdiye kadarki müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlandığını, Suriye halkının hayal kırıklığına uğradığını ve ülkedeki trajedinin sekiz yıldır sürdüğünü vurguladı.

“Bugün, geçmişte başaramadıklarımızı başarmayı umduğumuz için buradayız.” diyen Bahra, “150 kişinin birçok konuda farklılıkları var. Bunların bir kısmı basit konular, bir kısmı ise önemli. 8 acı dolu yıldan sonra farklılıklara değil, benzerliklere odaklanmak üzere kararlılık içinde buraya geldik.” dedi. Bahra, yeni bir sayfa açtıklarının altını çizerek “Tüm Suriyeli tarafların elindeki tutukluların serbest bırakılması, kaybolanların ve zorla kaybetmeye maruz bırakılanların akıbetlerini araştırma ve ailelerinin akıbetlerini bilme hakkına ilişkin dosyaya saygı gösterilmeli.” diye konuştu.

BM Güvenlik Konseyinin 2254 sayılı kararı çerçevesinde, 6 aylık sürede anayasayı yazmak, takip eden 18 ayda da adil ve özgür seçimleri düzenlemekle yükümlü olduklarını hatırlatan Bahra, “Yaklaşık bir milyon kurbanın anısı, bize karanlık tünelden çıkış arayışımızda ışık tutmalı, evlerine dönmek için hasret çeken milyonlarca Suriyeli de pusulamız olmalı.” ifadelerini kullandı.

Kuzbari: Halkımızın beklentilerini karşılayacağız

Anayasa Komitesi diğer Eş Başkanı ve Beşşar Esad hükümetini temsil eden Ahmed Kuzbari de ellerinden gelenin en iyisini yapmak üzere burada bulunduklarını söyledi. Kuzbari, 4 temel ilkelerinin bulunduğunu belirterek “Ülkenin bağımsızlığı, birliği, toprak bütünlüğü ve egemenliği.” dedi.

“Dökülen her damla kana sadık kalarak halkımızın beklentilerini karşılayacağız.” diyen Kuzbari, yeni anayasa yazmaya da mevcut olanı revize etmeye de hazır olduklarını vurguladı. Kuzbari, sürece dış müdahale ve ne olursa olsun ön şart kabul etmeyeceklerine işaret ederek bugünkü toplantıya imkan veren Astana süreci ve Soçi Ulusal Diyalog Kongresi mimarlarına teşekkürlerini iletti.

Anayasa Komitesi toplantılarının 150 kişinin katılımıyla gelecek 2 gün boyunca Pedersen’in başkanlık edeceği oturumlarla devam etmesi, ardından 45 kişilik yazım kurulunun iştirakiyle en az bir hafta boyunca Cenevre’de sürmesi bekleniyor.