Ana Sayfa Blog Sayfa 2334

Jennifer Deger: Artık doğa ile kültürü birbirinden ayrı terimler olarak düşünemeyiz.

Yeşil Gazete’deki Yedinci Kıta yolculuğunu Feral Atlas Kolektifi’nden Antropolog Jennifer Deger ile yaptığımız röportaj ile devam ediyor.

Feral Atlas, farklı disiplinleri bir araya getirerek Antroposen’i ele alan bir proje olarak çıkıyor karşımıza. 16. İstanbul Bienali’nin ardından da farklı biçimlerde devam edecek. Sanatçıların Antroposen üzerine yaptıkları çalışmalarla beraber Feral Atlas gibi farklı disiplinlerden gelen bilim insanı, sanatçı ve araştırmacıları bir araya getiren bir oluşumun da Bienal’de yer alması Yedinci Kıta’yı tamamlıyor. Diğer yandan, Bienal bitmiş olsa da daha Antroposen’in daha anlatacak çok hikayesi olduğunu da hatırlatıyor.

Bahar Topçu: Kolektif sanat çalışmanız Feral Atlas’ı biraz anlatabilir misiniz? Yaratma süreciniz nasıl işliyor? Çalışma alanlarınızı belirlerken hangi konuları tartışıyorsunuz?

Jennifer Deger: Kolektif çalışmamız yalnızca kolektif bir sanat çalışması değil. Bizler, Feral Atlas projesi üzerinde çalışmak için bir araya gelmiş bilim insanı, sosyal bilimci, tasarımcı, film yapımcısı, aktivist, geliştirici ve sanatçılardan oluşan bir grubuz. Üç antropolog ve bir mimarın küratörlüğünde oluşturulmuş bir proje Feral Atlas. İnsanların kurduğu altyapılar ile bizlerin “yabanıl varlık” dediğimiz şey arasındaki ilişkiyi incelemekteyiz. Feral Atlas’ın merkezindeki araştırmanın estetik ve heyecan boyutunu göz önünde tutarak yaratıcı metotlar kullanıyoruz.

Projeye 100’den fazla insan katkıda bulundu. Kendi disiplinlerimizin ve akademik ortamımızın dışına çıkıyoruz. Kolektifin üyelerinin çoğu küratörler tarafından davet edildi. Bazıları ise saha raporları, durum çalışmaları veya Feral Atlas’ın çalışma alanıyla uyumlu buldukları kendi çalışmalarını önererek takıma katıldılar.

Proje önümüzdeki yıl Stanford Üniversitesi tarafından başlatılacak interaktif bir internet sitesi halinde yayınlanacak.

B.T: İstanbul Bienali’ndeki çalışmanızda İstanbul’da şehir hayatına yoğunlaştığınız gibi diğer çalışmalarınızda da kentleşme üzerine mi çalışmaktasınız?

J.D: Üzerinde çalıştığımız tema altyapısal işlerin ekolojiyi dönüşü olmayan bir şekilde nasıl yıprattığıyla ilgili. Elbette şehirler bu duruma güzel bir örnek yaratmakta fakat Feral Atlas şehirlerden çok daha uzak yerlerden de bahsetmekte. Örneğin Avustralya Aborjini Russel Ashley’in bahsettiği CaneToad’un (Bir çeşit kurbağa türü) yerel halkın topraklarına ve var olan kültürüne etkisi gibi. Antroposen ismini verdiğimiz bu çağın bizi öğrenmeye zorlayan konularından birisi de yaşadığımız gezegende insanlar tarafından etkilenmemiş bir yer kalmış olmaması. Artık doğa ile kültürü birbirinden ayrı terimler olarak düşünemeyiz. Örneğin plastikler artık her yerde karşımızda çıkıyor; embriyolarda, yağmurda, hayvanların organlarına bütünleşmiş bir şekilde, hatta hayvanların içinde bile.

İstanbul Bienal’inin teması Feral Atlas’ın kaygısı ile oldukça uyumlu. Sanat, antropoloji ve Antroposen arasındaki ilişkinin bir sergi ortamında kuramsallaştırılmasını görmek cesaret vericiydi. Umuyoruz ki politik, poetik ve deneysel gözlemlere dayanan çalışmamız; antropolojinin ne anlama geldiği ve neden önemli olduğu konusundaki kaygısını, başka hayatları ve dünyaları açıklamaya yardımcı olmuştur.

B.T: Konu Antroposen olduğunda kendi çalışmalarınızda izlediğiniz yaklaşımdan ve çalışma sürecinizden farklı bir süreç mi izlediniz?

J.D: Feral Atlas güncel dünya krizine disiplinler ötesi bir bakış açısı sağlıyor. Birçok farklı sanatçının çalışmasını ve estetik metotları kullansak da aslında bizler sanat üretmiyoruz. Bizler beşeri bilimlerin, sosyal bilimlerin ve sanatın sesini, söylemek istediklerini ve görsellerini birleştiriyoruz. Yani Antroposen çağının yükselmesine sebep olan gelişmelerin farklı perspektifler tarafından ne derece uyumlu bir şekilde tanımlanabileceğini ve çözüme ulaştırılabileceğini araştırıyoruz.

B.T: Sivil itaatsizlik eylemleri sırasında iklim aktivistleri sosyal bilimlerin ve sanatçıların yorumlayabileceği yaratıcı yollar izleyebiliyorlar.   Bir eylem sırasında aktivistlerin sizinle benzer ifadeler kullandıklarını gördüğünüzde ne düşünüyorsunuz?

J.D: Eylemlerin farklı dışavurum yöntemlerine ihtiyacı var ve her daim halkı harekete geçirmeye yönelik yöntemler denenmeli. Bunun gücü ve kışkırtması daha önce hiçbir galeriye aktarılmamıştı.

B.T: Yedinci Kıta hakkında ve İstanbul’da sergilenmesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

J.D: Yedinci Kıta, bireylerin yüzleşmekte zorlandıkları önemli çevresel ve sosyal sorunlara etkileyici bir şekilde işaret ediyor. Bu sorunları kamu alanı ile imgeleme çıkarmak ve eleştirel sanatı teşvik etmek çok önemli. Feral Atlas Kolektifi (Yabanıl Atlas Kolektifi) olarak Antroposen çağının yükselmesine sebep olan bu gelişmelerde sesimizi duyurmaktan mutluluk duymaktayız.

 

Fatsa’da maden alanının genişletilmesini tepki

Ordu‘nun Fatsa ilçesindeki Yukarıbahçeler Mahallesi’nde siyanürlü altın ayrıştırması işletmesinin işletme alanını iki kat daha büyütmek istemesine Tüm Köy-Sen, çevre halkı ve STK’lar tepki gösterdi.

Ekoloji Birliği internet sitesinde yer alan habere göre, Tüm Üretici Köylüler Sendikası Ordu Şube Başkanı Zekayi Sağra maden alanında bir basın açıklaması okudu.

Sağra: Bu kadar zehirlendiğimiz yetmedi mi?

Açıklamaya “Üretici köylüler olarak tepkiliyiz. Ülkenin her köşesi HES’ler, JES’ler, taş ocakları, maden şirketleri tarafından talan ediliyor. Tarım alanları, ormanlar, dereler yok ediliyor; zehirleniyor. Sebzelerimiz, meyvelerimiz; ürünümüz zarar görüyor” diyerek başlayan Sağra, ülkenin her köşesinde aynı sıkıntıyı yaşadıklarını vurguladı. Açıklamanın devamında şu ifadeler kullanıldı:

“Kazdağları, Murat Dağı, Munzur, Gümüşhane, Sivas, Erzincan, Bergama, Eşme ve yaşadığımız topraklar Fatsa ve Ünye maden sahaları oldu. Siyanürle altın ayrıştırması ile zehirleniyoruz. Kabul etmiyoruz. Üretici köylülerimizin isyan sesini duyuyoruz ve onların yanındayız. Yerin üstü ALTINDAN değerlidir, diyoruz ve maden sahasının büyütülmesine karşıyız hatta var olan işletmenin de çalışması durdurulmasını istiyoruz. Bu kadar zehirlendiğimiz yetmedi mi?

‘Altını alıp gidecekler. Bize zehirli toprak ve su kalacak’

Bizleri siyanürle zehirliyorlar, ALTINI alıp gidecekler. Bize zehirli toprak, su ve hava kalacak. Burayı terk ettirmek istiyorlar. Atalarımız burada yaşadı, üretti; biz de burada yaşayacağız ve üreteceğiz. Toprağımızın zehirlenmesine, ormanların yok edilmesine seyirci olmayacağız. Birkaç gün önce fidan dikme kampanyası yaptılar ama maden işletmelerinin ormanları yok etmesine olanak tanıyorlar. Bu ne yaman çelişki. Var olan ormanları korusunlar yeter.”

Özbucak: Hukuki mücadeleyi sürdüreceğiz

Sonrasında söz alan  Ordu Çevre Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Ekoloji Birliği Eş Sözcüsü Coşkun Özbucak ise hukuki yoldan itiraz ettiklerini belirterek şöyle konuştu:

“Burada toprağını, suyunu, ürününü korumak isteyenlerin birlikteliği sürüyor. Türkiye’nin her karış toprağı aynı tehdit ve saldırı altında. Tarım arazileri, dereler, ormanlar yok ediliyor. Maden ve enerji politikaları kamu ve ülke yararı gözetilerek yapılmıyor. Ormanlar, dereler, tarım arazileri emperyalist tekeller tarafından yağmalanıyor. En yakınımızdakileri örnek vermek yetiyor. Çarşamba Ovası tehdit altında, Bulancak’ta, Sivas’ta, Gümüşhane’de, Erzincan’da, Artvin’de siyanürle altın ayrıştırma işletmeleri çoğalıyor. Onlar kazanacak diye bizler zehirleniyoruz, göç edilmekle karşı karşıya kalacağız. Bu durumu kabul edemeyiz. Tek vücut olacağız ve kazanacağız. Hem hukuksal hem de fiili mücadeleyi sürdüreceğiz, başka çare yok.

Ordu Çevre Derneği olarak şirketin çalışma süresinin dolup dolmadığıyla ilgili Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne verdiğimiz yazı Bakanlığa havale edildi. Oradan gelen yanıta göre hukuksal ve fiili mücadelemiz biçimlenecek.”

 

Maden işletmesine arazisini vermeyen ve ilk günden direnen Cevat Atar da tepkisini dile getirdi. Maden sahası bölgesinden olan Cevat Atar, kendi yaptığı yolun Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından kamulaştırılacak şirketin kullanımına açtı” diyerek tepki gösterdi.

Fatsa Doğa ve Çevre Derneği Başkanı Zeki Odabaş ise “Sebzelerimiz meyvelerimiz zehirlendi. Pazarda bu yörenin ürünlerini almıyorlar. Yarın fındırğımızı da ihraç edemeyecegiz. Siyanürle zehirleniyoruz. Birlikte olmalıyız” dedi.

Alman Yeşiller’den Türkiye’ye yaptırım çağrısı

Almanya‘da muhalefetteki Yeşiller Partisi’nin hafta sonunda Bielefeld kentinde düzenlenen parti kongresinde Türkiye’ye yaptırım çağrısı yapıldı. Delegeler, Suriye’nin kuzeydoğusuna yönelik askeri harekatı nedeniyle Türkiye ile AB arasında varılan mülteci mutabakatına son verilmesinin istendiği önergeyi oy çokluğuyla kabul etti.

Kabul edilen önergede Alman ordusunun Suriye ve Irak’taki IŞİD ile mücadele görevine  son verilmesi de istendi.

Önergede Türkiye’ye yönelik yaptırım talepleri şöyle sıralandı:

-Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile hükümet ve ordu mensuplarına ekonomik yaptırımlar uygulanması

-Türkiye’ye her türlü silah ve teçhizat satışının tamamen durdurulması

-AB ile Türkiye arasında imzalanan mülteci mutabakatının sonlandırılması

-Alman Tornoda keşif uçaklarının Suriye ve Irak’tan çekilmesi

-Almanya’dan Türkiye’ye yapılan ihracata güvence sağlayan Hermes kredi ve yatırım garantisinin kaldırılması

Eş başkanlar yeniden seçildi

İki gün süren parti kongresinde eş genel başkanlar Annalena Baerbock ve Robert Habeck yeniden bu görevlere seçildiler. Baerbock oyların yüzde 97,1’ni, Habeck ise yüzde 90,4’ünü aldı. Seçimde 800 delege oy kullandı.

Hong Kong Yüksek Mahkemesi: Maske yasağı Anayasa’ya aykırı

Hong Kong’da Yüksek Mahkeme, göstericilerin protestolar sırasında yüzlerine maske takmalarının yasaklanmasının, bölgenin anayasası sayılan Temel Yasa’ya aykırı olduğunu hükmetti. BBC’nin aktardığına göre, protestocuların maske takmalarını yasaklayan kanun, aylar süren protestoların ardından 5 Ekim’de yürürlüğe girmişti.

Hong Kong lideri Carrie Lam yasanın, aktivistlerin kimliklerinin tespiti için gerekli olduğunu söylemişti. Hükümet karşıtı protestocular ise yasağa rağmen maske takmayı sürdürmüştü. Maske taktıkları gerekçesiyle 400’e yakın kişinin gözaltına alındığı bildiriliyor.

Gösterilerde ok ve yay devri

Bu arada aylardır devam eden protesto gösterilerinin giderek şiddetlendiği adada,  eylemciler polisin göz yaşartıcı gaz ve plastik mermiyle müdahalesine ok ve yayla karşılık vermeye başladı.

Eylemcilerin  işgal ettikleri Polytechnic Üniversitesi önünde kurulan barikatları temizlemeye çalışanlara tuğla fırlatması üzerine polis, üniversite çevresindeki yolları trafiğe kapattı. Üniversite kampüsüne sevk edilen yüzlerce polis, protestoculara göz yaşartıcı gaz ve tazyikli suyla müdahale etti.  Bu arada bazı protestocuların yay ve mancınık kullanarak ok ve molotof kokteyli attığı görüldü. Çatışmalar üniversite yakınındaki Cross-Harbour Tüneli‘ne dek yayıldı.

Tünel alevler içinde

Tünel girişindeki üst geçitten alevler yükselirken, tünele yaklaşan polis araçları yola dizili tuğlalar nedeniyle ilerleyemedi. Protestocular, üst geçitteki otoyol geçiş gişelerinde bir polis aracını da ateşe verdi.

 

Futbol maçında maskeli protesto

Kütahya Tunçbilek Termik Santrali’nin bacalarında filtre olmadığı için zehir soluduklarını belirten bölge sakinleri santrali protesto etmek amacıyla Tunçbilek Madenciler Sahası’nda gerçekleşen futbol karşılaşmasını maske takarak izledi.

Sözcü’den Kemal Atlan’ın haberine göre santrallerin filtresiz çalışma izninin 2022 yılına uzatılmasını öngören yasa tasarısının Madde 50 adıyla tekrar meclis gündemine gelmesini protesto eden taraftarlar ‘dumanlı hava istemiyoruz’ sloganı attı.

‘Günün her saatinde tepemize kül yağıyor’

Yaklaşık 18 bin nüfusa sahip beldede yıllardır filtresiz çalışan santrali protesto eden bölge sakinleri şu ifadeleri kullandı:

 “Termik santralin bacalarında filtre olmamasından kaynaklanan hava kirliliği ve kül yağması nedeniyle evlerimizin kapısını, penceresini açamaz hale geldik. Günün her saatinde tepemize kül yağıyor. Nefes almakta zorlanıyoruz. Beldemizde hava kirliliğine bağlı olarak astım, koah ve akciğer kanseri gibi hastalıklar arttı. Filtre zorunluluğunun 2022 yılına kadar uzatılmasını kabul etmiyoruz. Acilen önlem alınmalı ve santralin bacalarına gereken filtre takılmalıdır. Kendi özel arabanda dahi sigara içmek yasaklanırken belde hatta ilçe sakinlerinin hayatını etkileyen termik santrale göz yumuluyor.”

Milletvekili Kasap’dan destek

Maçı izlemek için Tunçbilek Madenciler Sahası’na gelen CHP Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap da karşılaşmayı maske takarak izledi. Kasap, “Bacasından zehir saçan Tunçbilek Termik Santralı nedeniyle müsabakayı maske ile izlemek zorunda kaldık. Burada yaşayan vatandaşlarımızı gündelik hayatından alıkoyan ve filtre takmadıkları için zehirli hava solumalarına yol açan bu uygulamayı kınıyor ve protesto ediyoruz. Termik santral zehir saçıyor” diye konuştu.

Madde 50 tekrar Meclis gündemine geliyor

Meclisteki tüm partilerin ortak kararıyla 14 Şubat 2019’da geri çekilen yasal düzenlemenin yeniden meclis gündemine gelmesi bekleniyor. Madde 50 ismiyle anılan tasarı yasalaşırsa, 15 kömürlü termik santrale dördüncü kez havayı üç yıl daha kirletme izni verilecek.

Teklif yasalaşırsa, içlerinde Kütahya Tunçbilek Termik Santrali’nin de bulunduğu Türkiye’nin en eski ve kirli santralleri Haziran 2022 yılına kadar havayı kirletmeye, halk sağlığını tehdit etmeye devam edecek.

Geçtiğimiz hafta Sıfır Gelecek kampanyası altında bir araya gelen iklim aktivistleri, Çevre ve Şehircilik İstanbul İl Müdürlüğü önünde basın açıklaması gerçekleştirmişti. Açıklamada “Temiz hava hakkımız için TBMM, Madde 50’yi onaylamamalıdır. TBMM halka verdiği sözü tutmalıdır” çağrısı yapılmıştı.

 

 

 

 

Kedi katilinin itirazı Başsavcı’yı ikna etmedi: Üç yıl hapis cezası yerinde

Yargıtay Başsavcılığı, sahiplendiği kediyi işkenceyle öldüren sanığa verilen 3 yıllık hapis cezasına itirazın reddedilmesi için mütalaa verdi. Dosya Yargıtay Ceza Dairesi‘nde. Savcılığını isteği onaylanırsa, Türkiye’de ilk kez bir kişi, hayvan cinayeti yüzünden cezaevinde yatacak.

Eskişehir’de 2014 yılında geçici olarak sahiplendiği ‘İletki’ isimli kediye işkence yaparak öldüren Mustafa Can A. Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından üç yıl hapse mahkûm edilmişti.  Sanığın temyiz başvurusunda bulunarak karara itiraz etmesi üzerine  Yargıtay Başsavcılığı, cezanın yerinde olduğu kanaatini belirterek itirazın reddini istedi.  Dosya incelenmesi üzerine Yargıtay Ceza Dairesi’ne gönderildi.

‘Karar onanırsa emsal niteliğinde olacak’

Karar sonrasında açıklamada bulunan avukat Buket Ünlü Hatip, “2015 yılında verilen bu karar halen ilk niteliğindedir. Türkiye’nin pek çok görülen davalarında emsal niteliği taşımaktadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen mütalaanın bu şekilde olacağını düşünüyorduk. Merakla kararın kesinleşmesini bekliyoruz” dedi.

 

Orman Bakanı: Bize geceleri uçan bir şey lazım

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Tarım Orman Şurası‘nın açılış töreninin ardından gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Türkiye’nin balon balığı ihraç etmesine yönelik çalışma hakkında bilgi veren Pakdemirli, şuraya yönelik çalışma gruplarında Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü ile sektör paydaşlarının bu konuyu ele aldığını söyledi. Pakdemirli, Kanada‘nın balon balığından kanser ilacı yapımıyla ilgili 5 bin tonluk talebi olduğunu bildirerek, “Bundan sonra balon balığı zehir saçmayacak, balon balığı ilaç olacak. Konu henüz ham olmakla beraber 5 bin tonun üzerinde bir talep var bu konuda. Sektör paydaşları işin gereğini yapacaktır toplama ve avlama konusunda” diye konuştu.

 Yangın söndürme tankı

Pakdemirli, orman yangınlarını söndürmede kullanılan yangın söndürme tanklarının varlığından haberdar olduklarını belirterek şunları söyledi: “Bundan bir, iki tane almak istiyoruz. Yangının tam ortasına girebilen, tam ortasından müdahale eden ve insan sağlığını riske etmeyen bir araç. Orman teşkilatımız her zaman yeni teknolojileri deniyor. Ben bunun yangınlarla mücadelede, yangın mevsiminde faydalı olacağını düşünüyorum. Birkaç tane aracın denenmesi söz konusu. Arkadaşlar görüşüyorlar şu anda.”

‘İHA’ları kullandık’

Gece yangının üzerinde kontrol yapan yönetim helikopterlerinin uçuş yapmadığına dikkati çeken Pakdemirli, yerden süren mücadelenin sevk ve idaresinde eksiklik olmasını istemediklerine işaret etti. Pakdemirli, şöyle devam etti:

“Bize geceleri uçan bir şey lazım. Geceleri dronelar, İHA‘lar uçuyor. Bunları uçurmaya başlayarak geleceğe yönelik yangınlarda kullanmayla ilgili bir inisiyatif aldık. Bunları kullanabilir miyiz diye başta Deniz Kuvvetleri bize çok destek oldu, emniyetin kızılötesi kameralı helikopterleriyle de uçtuk. Geceleri sevk ve idare ne kadar devam ederse, yangını sabaha varmadan söndürme imkanı o kadar oluyor. Bu ve benzeri her tür araç, gereç ve teknolojiyi kullanma konusunda gayret göstermeye devam edeceğiz.”

Fikret Başkaya’ya aydınlardan destek

Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi, 22 Kasım’daki duruşması öncesi akademisyen yazar Fikret Başkaya’ya destek vermek üzere bir basın toplantısı düzenledi. Başkaya’ya “Asıl terör devlet terörüdür” başlıklı yazısı nedeniyle “örgüt propagandası” suçlamasıyla açılan davanın üçüncü duruşması öncesi, aralarında Hasan Cemal, Filiz Kerestecioğlu ve Prof. Baskın Oran’ın da bulunduğu 24 aydın, gazeteci, siyasetçi ve aktivistin imzasının bulunduğu açıklamayı Baskın Oran yaptı.

Oran özetle şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanının görüşlerini onaylamayan, hükümetin tasarruflarını eleştiren aydınlar, akademisyenler,  yazarlar, çizerler, gazeteciler, hatta sosyal medyada muhalif görüşler dile getiren, paylaşan, ‘beğenen’ ortaokul öğrencileri, büyükanneler, dedeler, TV ekranlarında itirazlarını dile getiren esnaf, işçiler bir anda kendilerini yargı önünde bulabiliyor.

“İktidara karşı en küçük bir ifade, silahlı timlerin ev baskınları, sabaha karşı yaka-paça gözaltına alınma, tutuklanma ve sonu belirsiz bir yargılama süreci ile karşılaşıyor. ‘Dokunulmazlık’ zırhıyla donatılmış milletvekillerinin dahi bu kovuşturmalardan bağışık olmadığını gördük.

“Özgürlüğü kısıtlayanlar kovuşturulmalı”

“Doğrudur, pek az iktidar sahibi bu gerçeğin bilinciyle davranır. Bu nedenledir ki, entelektüellerin, yazarların, bilim insanlarının ve genel olarak muhaliflerin görüşlerini herhangi bir ‘kaza-belaya uğramadan’ dile getirmelerini sağlamak, bağımsız yargının görevidir.

“Gerçek anlamıyla ‘bağımsız’, yani iktidarların ‘sopa’sı olarak davranmama tutumundaki yargı, eleştirilerini dile getirenleri, yani Anayasa güvencesi altındaki düşünce ve ifade özgürlüklerini kullananları değil, aksine, bu özgürlüğü kısıtlamaya kalkışanları kovuşturmalıdır!”

Başkaya: Bu rejim iflah olmaz 

Baskın Oran’ın ardından konuşan Fikret Başkaya ise, şu ifadeleri kullandı: “Burada bizim yaşadıklarımıza bakarak Türkiye’de fikir özgürlüğünün demokrasi sicili hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Kutsal devleti savunan bağnaz bir terminoloji var. Suçlamak için kanuna ihtiyaç yok. Bu rejim iflah olmaz bir rejim; esneme yetisi yok. Onlar bizi cezalandırmaya devam edecek, biz de doğru bildiklerimizi söylemeye devam edeceğiz.”

İmzacılar:

Akın Birdal, Alaeddin Şenel, Baskın Oran, Cengiz Gündoğdu, Doğan Özgüden, E .Ahmet Tonak, Ercan Kanar, Erdoğan Aydın, Erol Özkoray, Eşber Yağmurdereli, Filiz Kerestecioğlu, Gün Zileli, Hasan Cemal, İnci Tuğsavul, İsmail Beşikçi, İzzettin Önder, Kadir Cangızbay, Korkut Boratav, Ragıp Zarakolu, Sibel Özbudun, Şanar Yurdatapan, Taner Timur, Temel Demirer, Yücel Demirer.

PEN ve IFEX’ten destek

Dünya çapında 100 ülkeden 150 yazar kuruluşunun üyesi olduğu Uluslararası PEN de, 12 Kasım 2019’da yayınladığı bir bildiri ile Fikret Başkaya’ya sahip çıkmıştı.

Uluslararası İfade Özgürlüğü kuruluşları ağı IFEX’e üye 5 kıtanın, 19 ülkesinden 22 kuruluşun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben yayınladığı mektupta ise “Fikret Başkaya’nın barışçıl yollarla görüşlerini açıkladığı ve hakkındaki suçlamaların düşürülmesi gerektiği” ifade edilmişti.

Türkiye ve Ortadoğu Forumu Vakfı Başkanı ve Özgür Üniversite Kurucusu Fikret Başkaya hakkında, “Asıl terör devlet terörüdür” başlıklı yazısı nedeniyle “örgüt propagandası” suçlamasıyla açılan davanın üçüncü duruşması 22 Kasım’da, Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

Dipsiz Göl’ün yeniden dolması için kar bekleniyor

Gümüşhane‘nin merkeze bağlı Dumanlı köyü sınırlarındaki Taşköprü Yaylası’nda bulunan Dipsiz Göl’ün ‘hazine’ söylentisi ile yasal izin ile boşaltılıp, üzeri toprakla doldurulmasının ardından gölün eski haline dönüştürülmesi için çalışmalar başladı.

Gölün tabanı, suya dayanıklı kireçli ve killi toprak dökülüp silindirle hazırlandı. Oluşması 12 bin yıl zaman almış gölün su takviyesi yapılmadan, bölgedeki yağışların ardından eriyecek karla birlikte doğal haline dönmesi beklenecek.

Gölün doğal haline gelmemesi halinde ise yapılacak incelemeler sonucu yaklaşık 2 metrelik derinliğe sahip alana, tankerlerle su takviye edilip edilmeyeceğine karar verilecek.

Resmi heyet huzurunda kazı

Hürriyet’ten Musa Kesler’in ulaştığı bilgilere göre Fatih Sözen ile Ahmet Canbakkal isimlerindeki iki iş insanı ‘define’ söylentisi üzerine kazı için başvuruda bulundu. Trabzon Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ve Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü‘nün olumlu görüşleri üzerine Gümüşhane Müze Müdürlüğünce ilgili kişilere define arama ruhsatı verildi.

Şahıslar göldeki kazıyı, 6 Kasım’da Gümüşhane Valiliği ile Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘nün onayı ile resmi heyet huzurunda yaptı. Deniz seviyesinden 2 bin 140 metre yükseklikteki gölün suyu tahliye edildi ve iş makineleri ile kazıldı. Jandarmalar, kazı alanına kimsenin yaklaşmasına izin vermedi.

Aranılan define bulunamadı, göl toprak ile dolduruldu

Dipsiz Göl’de, yasal izinle yapılan kazıda sonuca ulaşılamazken, bölgede bir dönem kalan Roma İmparatorluğu‘nun Anadolu’daki 4 büyük lejyonu arasında gösterilen, 15’inci Apollinaris lejyonunun var olduğuna inanılan hazinesinin arandığı öğrenildi. Dipsiz Göl’de, 4 gündür sürdürülen kazı çalışmaları, define bulunamayınca sonlandırıldı.

Kaynağı ve akarı olmayan, Buzul Çağı’ndan kalma, 12 bin yıllık krater Dipsiz Göl’de tamamlanan kazı çalışmalarının ardından ekipler, alandan ayrıldı. Gümüşhane Valiliği de göl alanının eski haline getirildiğini açıkladı. Ancak, Dipsiz Göl alanının toprakla doldurularak, kapatıldığı görüldü. Su kalmayan göl, taş ve toprak yığını haline döndü.

Soruşturma başlatıldı

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Dipsiz Göl’de gerçekleştirilen kazı çalışmalarının, gölün kurumasına neden olduğunu ve ilgililerin haklarında başlatılan soruşturma kapsamında görevden uzaklaştırıldığını duyurdu.

Gümüşhane Valiliği de, kazı için uygunluk raporu veren ilgililer hakkında ayrıca soruşturma başlatıldığını açıkladı. Gölde incelemelerde bulunan Gümüşhane Valisi Kamuran Taşbilek, “Bilim adamlarımızın bize göstereceği yolla, gölümüzün düzenlenmesiyle ilgili doğru bir çalışma yapacağız. Çalışma sonrasında burada yaşayan vatandaşlarımızı da dinleyerek, her türlü tedbiri alacağız” dedi.

Kazdağları’nda 155 firmaya 279 maden ruhsatı verilmiş

Kanadalı Alamos Gold şirketinin altın arama çalışmalarının yol açtığı çevre katliamıyla gündeme gelen Kazdağları’nda 155 maden firmasına 279 ruhsat verildiği ortaya çıktı.
Kanadalı şirketin Türkiye’deki taşeronu Doğu Biga Madencilik aracılığıyla Çanakkale Kirazlı’da yürüttüğü çalışmalarda, farklı hesaplara göre yaklaşık 200 bin ağaç kesildiği belirtilmişti. Toplumun çevre katliamına gösterdiği tepkiyle şirket faaliyetlerine ara vermiş, daha sonra bakanlık süreci durdurduğunu açıklamıştı.

Şahin, soru önergesinde madencilik faaliyetlerini yürüten şirketler hakkında kamuoyunda çelişkili bilgiler yer aldığını belirterek, bölgede faaliyet gösteren şirketlerin ve bölgedeki madencilik faaliyeti projelerinin sayısındaki muğlaklığın, bölge insanı başta olmak üzere tüm kamuoyunu rahatsız ettiğini belirtti.

Kazdağları’nda 200 bin civarında ağacı kesmekten sorumlu tutulan Kanadalı şirkete olan tepkileri hatırlatan Şahin, kamuoyunun maden projelerinden ve sonuçlarından haberdar olma isteğini beraberinde getirdiğini söyledi.

Bakanlığın Şahin’in sorularına verdiği yanıt şöyle: “Bahse konu alanda, 54 farklı kamu kurumu ve firmaya 107 adet arama ruhsatı, iki farklı yabancı ortaklı firmaya sekiz adet arama ruhsatı; 93 farklı yerli firmaya ait 148 adet işletme ruhsatı, altı farklı yabancı ortaklı firmaya 16 adet işletme ruhsatı düzenlenmiştir.”

Cevap karşısında şoke olduğunu belirten CHP’li vekil, “Biz hep 44 ruhsattan söz ediyorduk. Durum, bildiğimizin kat kat üstündeymiş” dedi.