Ana Sayfa Blog Sayfa 2331

Putin: Karbon emisyonlarının sıfırlanması bizi mağaraya götürür

Rusya devlet bankası VTB’nin düzenlediği forumda konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, karbon salımı yapmadan enerji üretmenin “insanlığı tarih öncesi dönemlere göndereceğini” iddia etti.

İklim değişikliğiyle mücadelede karbon emisyonlarının sıfırlanması fikrini eleştiren Putin, “Enerji üretimini sıfıra indirme fikirleri ortaya atıldığında veya güneş ile rüzgar gücü kullanılması için kampanyalar yapıldığında insanların tekrar mağaralara dönebileceğini düşünüyorum, çünkü hiçbir şey tüketmeyecekler” dedi.

‘Rusya en çevre dostu enerji karışımını kullanıyor’

Rusya’nın nükleer, hidroelektrik ve doğal gaz üretimini dünyanın en çevre dostu enerji karışımlarından biri olarak lanse eden Putin iklim değişikliğine karşı kamuoyu eğilimleriyle bizi sanrılara sürüklemeye çalışıyorlar. Biz gerçeklere bağlı kalmalıyız” ifadelerini kullandı.

Putin açıklamasının devamında  “Teknoloji şu an öyle bir durumda ki basitçe söylemek gerekirse hidrokarbonlar, nükleer enerji ve hidrogüç olmadan medeniyeti korumayı başaramayız” dedi.

‘Küresel ısınma kürk mantolara yapılan harcamayı azaltabilir’

Ekim ayında karbon emisyonlarını sıfırlama vaadinde bulunan Paris İklim Anlaşması’nı onaylayan Rusya dünyanın en fazla sera gazı salınımı yapan dördüncü ülkesi.

İklim krizini sıklıkla alaya alan Putin 2003 yılında “sıcak havaların buğday hasadını arttırabileceğini ve kürk mantolara yapılan harcamayı azaltacağını” söylemişti. Bu yaz ise rüzgar enerjisini eleştirerek türbinlerin kuşların ölümüne ve “kurtların topraktan çıkmasına” sebep olacağını öne sürmüştü.

 

 

Yaşar Büyükanıt hayatını kaybetti

25. Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt, bugün saat 06.05’te, İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede kalp yetmezliği sebebiyle vefat etti. 17 Kasım günü de eşi Filiz Büyükanıt’ı kaybeden 79 yaşındaki Yaşar Büyükanıt, hastanede bulunduğu için cenaze törenine katılamamıştı.

E-muhtırayı bizzat kaleme aldı

Yaşar Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanlığı yaptığı dönemde kendisinin “bizzat kaleme aldığını” söylediği ve sonrasında “e-muhtıra” olarak tarihe geçen bir metin Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesine konuldu. Sert bir dil kullanılan metinde hükümetteki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) irticai faaliyetlerine karşı uyarıda bulunuluyordu.

Ergenekon’a doğru giden süreç

27 Nisan tarihinde yayınlanan e-muhtıra sonrasında Büyükanıt, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Dolmabahçe’deki Başbakanlık çalışma ofisinde 135 dakika süren baş başa bir toplantı gerçekleşmişti. Toplantının sonunda açıklama yapan Büyükanıt “Konuşulanlar benimle mezara gidecek” demişti.

Bu görüşmeden bir ay sonra 12 Haziran tarihinde Ümraniye’de bir gecekonduda askeri mühimmatların bulunmasıyla ve devamında Poyrazköy baskını yaşanmasıyla Ergenekon süreci başladı. Ergenekon davasında art arda yapılan operasyonlarda aralarında siyasetçiler, askerler, gazeteciler, öğretim üyeleri, sanatçılar, akademisyenlerin bulunduğu onlarca isim yıllarca hapis yattı.

Yaşar Büyükanıt kimdir?

Türk Silahlı Kuvvetlerinin 25’inci Genelkurmay Başkanı olan, Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 1940 yılında İstanbul’da doğdu.1961 yılında Kara Harp Okulu‘ndan, 1963 yılında Piyade Okulu’ndan mezun oldu.

1970 yılına kadar Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı çeşitli birliklerde Takım ve Bölük Komutanlığı yapan Orgeneral Büyükanıt, 1972 yılında Kara Harp Akademisini kurmay subay olarak bitirdi. Sonrasında 6’ncı Piyade Tümeninde Harekât Şube Müdürlüğü, Kara Harp Akademisinde Öğretim Üyeliği, Belçika/Mons’ta Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanlığı Yüksek Karargâhında (SHAPE) İstihbarat Daire Temel İstihbarat Şubesi Kuvvet ve Sistem Kısım Amirliği, Genelkurmay Personel Daire General-Amiral Şubesinde Kısım Amirliği ve Şube Müdürlüğü, Kuleli Askerî Lisesi Komutanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanlığı görevlerini yürüttü.

1988 yılında Tuğgeneralliğe terfi etti. Tuğgeneral rütbesi ile 2’nci Zırhlı Tugay Komutanlığı ve İtalya/Napoli’de NATO Güney Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanlığında (AFSOUTH) İstihbarat Daire Başkanlığı yapmış, 1992 yılında Tümgeneralliğe terfi etti.

Tümgeneral rütbesi ile Genelkurmay Genel Sekreterliği ve Kara Harp Okulu Komutanlığı görevlerinde bulundu, 1996 yılında Korgeneralliğe terfi etti.

Korgeneral rütbesi ile 7. Kolordu Komutanlığı ve Genelkurmay Harekât Başkanlığı görevlerinde bulunduktan sonra 2000 yılında Orgeneralliğe terfi etti. Orgeneral rütbesi ile Genelkurmay II’nci Başkanlığı, 1’inci Ordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevlerinde bulunup, 28 Ağustos 2006 tarihinde atandığı Genelkurmay Başkanlığı görevinden 30 Ağustos 2008 tarihinde emekliye ayrıldı.

Comte’den çevresel çöküşe karşı bir sergi: Işık IV

Dirimart21 Kasım – 22 Aralık 2019 tarihlerinde Michel Comte’un “Işık IV” adını taşıyan, Türkiye’deki ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor.

Sergi, sanatçının, dünyamızın buzulları ve okyanuslarında vuku bulan çevresel çöküşün etkilerini keşfetmeye giriştiği, kolektif olarak harekete geçme ihtiyacına işaret eden yeni bir büyük boyutlu yerleştirmeler grubunu sunuyor.

Glacier Terminus

Altmışı aşkın siyah mürekkep ve tuz tozu karışımı katmanla boyalı, yirmi metre uzunluğunda, yaklaşık üç metre yüksekliğindeki anıtsal, paslı çelik duvar galeri mekânına hâkim bir şekilde yerleştirilmiş. Glacier Terminus başlıklı iş, buzulun herhangi bir anda sahip olduğu uç noktaya gönderme yaparken buzulların sonsuz bir hareket süreci içerisinde sürekli ya genişlediği ya geri çekildiğini hatırlatıyor. Glacier Terminus’un gövdesi, Comte’un pek çok kez ziyaret ettiği Spitsbergen’deki gerçek bir buzulun fiziksel ve duygusal etkisini yansıtıyor; yüzeyindeki belli belirsiz beyaz, mavi damlalar, topaklaşmalar, kopukluklar, böyle bir buzulun yakın plandan görünümünün muhteşemliğini çağrıştırırken, siyahlı paslı tonlar insanın doğa üzerinde bıraktığı geri dönüşsüz izleri hatırlatmak istercesine en nihayetinde dönüp dolaşıp karşımıza dikiliyor.

Comte saf siyah pigment kullanımı ile güçlü rüzgârlarla gelip dünyada erimekte olan pek çok buzula çökelen ve buzun erime sürecini hızlandıran toz (kriyokonit) arasında bir ilişki kuruyor; bu renk aynı zamanda dünyanın buzlu bölgelerinde hali hazırda vuku bulmakta olan çözülmenin bir metaforu olarak da okunabilir.

Siyah mürekkep ve karbon karışımıyla boyalı ahşap bir heykel olan, on bir ahşap totem levhasının yığılmasından oluşan, yaklaşık dört metre uzunluğundaki Black Erosion, galerinin yan mekânını kaplıyor. Bu işin temeli, buzul erozyonları sonucu devrilen ve yığıldıkları yerde çürüyerek kaynaşan ağaç karkasları fenomenine dayanıyor. Bunlar, buzul manzaralarındaki göl ve vadilerin kıyılarına vurmuş vaziyette sık sık karşılaştığımız ölü bedenlerdir.

Sergide Comte’un buzul uçurumlarını konu alan on üç resimlik bir serisi de ilk defa izleyiciyle buluşuyor. Şeffaf kâğıt üzerine Japon mürekkebiyle yapılan bu siyah-beyaz resimlerin ayrıntıları bir buzul duvarını hatırlatır, ama aslında buzuldan tam, büyük parçaların kırılıp denize düşmeden hemen önceki o en tehlikeli anda oluşan çatlakları gözler önüne seriyor.

Bu büyük işlerin yanı sıra sanatçının üç kırmızı-beyaz pigment resmi de sergileniyor. Comte, bu işlerinde kullandığı kırmızı pigmentin, dünyanın pek çok yerine düşen son derece zehirli asit yağmurlarına, kimyevi maddelerin karışıp kırmızımsı bir renk verdiği sulara işaret ettiğinden söz ediyor.

Michel Comte (19 Şubat 1954 doğumlu) bir film yapımcısı ve moda, portre fotoğrafçısı. Düzenli olarak Vogue Italia, l’Uomo Vogue, Röportaj, Vanity Fair İle çalışıyor. 2014’te Sundance Film Festivali‘nde ilk kez sahneye çıkan ilk 3D filmi Nagasaki’den Kız’ı yönetti ve yapımcılığını üstlendi.

Jeremy Irons, Louise Bourgeois, Mike Tyson, Akira Kurosawa, Sharon Stone, Carla Bruni, Naomi Campbell, Helena Christensen, Miles Davis, Vanessa Paradis gibi birçok ünlünün portresini üreten sanatçı, PHOTO dergisi tarafından 20007de yılın fotoğrafçısı olarak ödüllendirildi

Comte, Pomellato ve Kızılhaç Uluslararası Komitesi ile işbirliği yaparak Kabil’deki ortopedik merkezin yapımına katkıda bulundu. Bosna, Kosova, Güney Sudan, Irak, Afganistan gibi çatışma bölgelerinde seyahat etti.

 

 

CHP’nin Çocuk Raporu: 60 bine yakın çocuk istismara uğradı, 1 milyon 703 mülteci çocuk var

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanvekili Sezgin Tanrıkulu, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü kapsamında hazırladığı “Çocuk Raporu”nu açıkladı.

Raporda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda 30 yıl önce kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni Türkiye’nin 1995 yılında çekince koyarak imzaladığı belirtildi.

Raporda, Türkiye’nin anadilde eğitim yönündeki taleplerle muhatap olmamak için çocukların ‘eğitim’, ‘ifade özgürlüğü’, ‘kendi kültürünü yaşatma’ ve ‘kendi dilini özgürce kullanma’ haklarını içeren 17. 29. ve 30. maddelerine çekince koyduğu ifade edildi.

Türkiye’nin çekince koymadan altına imza attığı Sözleşmenin diğer maddelerinin de gereklerini yerine getirmediği vurgulandığı raporda, “Eğitimden sağlığa, kişi güvenliğinden yaşam hakkına kadar, çocuk haklarının korunmadığı veya ihlal edildiği sayısız alan bulunmaktadır” denildi.

Raporda, çocuk hakları ilişkin ihlaller şöyle sıralandı:

*Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 2018 yılı ilk on ayında en az bin 14 çocuk cinsel istismara maruz kalmıştır.

*Ancak, çocuk hakları savunucularının sürekli vurguladığı gibi “çocuk koruma odaklı istatistik toplama ve analiz bilgi paylaşım sistemi” oluşturulmadığı, bu istatistiklere göre somut adımlar atılmadığı için gerçek sayının bunun çok ama çok üzerinde olduğu unutulmamalıdır.

*TÜİK’e göre, 2014 – 2017 yılları arasında 7 bin 466’ı erkek 51 bin 818’i kız olmak üzere toplam 59 bin 284 çocuk cinsel istismara maruz kalmıştır.

“21 bin 957 gebe çocuk kayıtlara geçti”

*Türkiye’nin 7 Aralık 2011 tarihinde onayladığı ve 2012 yılı Nisan Ayında yürürlüğe giren “Çocukların Cinsel Suistimal ve Cinsel İstismara karşı Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi (Lanzarote Sözleşmesi)”, devletlere, hüküm giymiş cinsel suç faillerinin bilgilerini kayıt ve muhafaza etme sorumluluğu yüklemektedir, ancak, bu yönde bir çalışma olduğuna dair hiçbir emare bulunmamaktadır.

*2017 yılı ile 2018 yılının ilk 6 ayında, 21 bin 957 çocuk gebe kayıtlara geçirilmiştir.

*Çocuk istismarının araştırılması amacıyla özel bir komisyon kurulmasına ilişkin önergemiz 2018 yılı Mart ayında TBMM Başkanlığı tarafından reddedilmiştir.

*Bahse konu önergeye dair dönemin TBMM Başkanının imzasıyla gönderilen yanıtta, “Yazınızda örnek olarak kurulduğunu belirttiğiniz komisyon, bilinen anlamda bir Meclis araştırması komisyonu değildir ve komisyonun kuruluşunda Meclis Başkanlığının bir rolü bulunmamıştır. Başkanlığımıza yaptığınız başvurunuz bir Meclis araştırması önergesi niteliğinde olmadığından talebinizin karşılanması ilgili mevzuat gereğince mümkün değildir. Bu sebeple Başkanlığımızın bu hususta yapabileceği bir işlem bulunmamaktadır” denilmiştir.

“16 mülteci çocuk yaşamını yitirdi”

*2019 yılında en az 16 çocuk mültecinin denizlerde ya da kara sınırlarında yaşamını yitirdiği bilinmektedir.

 Türkiyedeki mülteci çocuklara yaygın eğitim verilemiyor.

*İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye’de toplam 1 milyon 703 bin 665 mülteci çocuk bulunmaktadır. Bu çocukların 568 bin 527’si 0-4, 477 bin 960’ı 5-9, 657 bin 178’i 10-18 yaş aralığındadır.

*İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine göre 2019 yılı ilk 10 ayında (18’i 15 yaş altında) 61 çocuk işçi yaşamını yitirmiştir.

*2017 yılında ise iş kazası/iş cinayeti sonucu yaşamını yitiren çocuk işçi sayısının en az (18’i 15 yaş altında) 60 olduğunu açıklanmıştı.

“893 bin tarım işçisi çocuk bulunuyor”

*OHAL’in ilan edildiği 20 Temmuz 2016 ile kaldırıldığı 18 Temmuz 2018 tarihleri arasında, iş cinayetlerinin yüzde 14 arttığı ve 124 çocuk işçinin yaşamını yitirdiği görmezden gelinmemelidir.

*TÜİK verilerine göre, Türkiye’de yüzde 44’ü mevsimlik işçi olmak üzere 893 bin tarım işçisi çocuk bulunmaktadır.

*Çocuk işçiliği konusunda Türkiye’ye dair erişilebilen verilere göre, 6-14 yaş grubunda 292 bin olmak üzere 18 yaşın altında 1 milyon 185 bin çocuğun çalışma yaşamında yer aldığı tahmin edilmektedir.

* Türkiye’de halen 7 adet “Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumu” (Ankara, Diyarbakır, Hatay, İstanbul, İzmir Kayseri, Tarsus) ile ayrıca 4 adet Çocuk Eğitim Evi bulunmaktadır (Ankara, Elazığ, İstanbul, İzmir Urla) Çocuklar bu kurumlar dışında yetişkinler için düzenlenen kurumlara da yerleştirilmektedir.

‘422 bin engelli çocuk ‘

*Resmi verilere göre, Türkiye’de 3-17 yaş aralığında 422 bin engelli çocuk bulunmaktadır.

*Engelli çocuklarımız en çok ihtiyaç duydukları alanlara yani parklara, açık alanlara, ticari ve sosyal merkezlere, eğitim ve kamu kurumlarına erişimde büyük sıkıntı yaşamaktadır.

* Türkiye’nin de taraf olduğu “Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi”nin 13. ve 14. maddeleri eğitim hakkını düzenlemektedir.

*Sözleşme anadilde eğitim hakkı ve inançlara uygun dini eğitim alma haklarını düzenlemektedir. Ayrıca zorunlu eğitimin parasız olması ve devlet tarafından karşılanmasının zorunluluğu bulunmaktadır.

‘Alevi çocuklara zorunlu din dersi’ 

*Türkiye ise sözleşmenin 17. 29. ve 30. maddelerine çekince koymuştur. Türkiye’de Kürtçe sadece seçmeli ders olarak okutulmaktadır. Türkiye’de özellikle Alevi inancına mensup çocukların zorunlu din dersine tabi tutulması sözleşmeye aykırıdır. AİHM’in Türkiye aleyhine vermiş olduğu çok sayıda karara rağmen zorunlu din dersi uygulaması devam ettirilmektedir.

*2012 yılında uygulamaya konulan 4+4+4 eğitim sistemi ile eğitimin sadece ilk 4 yıl zorunlu tutulması ve bunun dışındaki yıllarda zorunluluk öngörülmemesi akabinde özel eğitim kurumlarına verilen destek ve kamu eğitim kurumlarının içine düştüğü durum ilköğretimin zorunlu ve parasız olma kuralı ile çelişmektedir.

‘Zırhlı araç çarpması sonucu 11 yılda 18 çocuk öldü’

nsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi’nin açıklamış olduğu Araştırma Raporu’na göre 2008 yılından bugüne kadar Türkiye genelinde zırhlı araçların çarpması sonucu 14 çocuk yaralanmış, 18 çocuk ise yaşamını yitirmiştir.

Tanrıkulu, ortaya çıkan genel tablo karşısında artık AKP’nin bir çocuk politikası olmadığını söylemenin kesinlikle yanlış olduğunu belirterek, “Çocukların hayatın her alanında şiddete, sömürüye maruz kalabilmesi, neredeyse hiçbir alanda korunur olmaması, ancak ve ancak çocuk karşıtı bir politikayla mümkün olabilir” dedi.

 

Erdoğan’dan talimat: Kirletici santralleri gerekirse kapatın

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, termik santrallardaki baca gazı filtreleme sistemlerinin mutlak suretle yapılması, yapılmadığı takdirde ceza verilmesi, gerekirse de kapatılması için talimat verdi.

14 Şubat 2019’da kömürlü termik santrallara havayı kirletme izni veren ve meclisteki tüm partilerin ortak kararıyla geri çekilen yasal düzenleme MADDE 50 (eski Madde 45) yeniden Meclis gündemine geliyor. 15 adet kömürlü termik santrala 4. kez havayı kirletme izni verecek teklif yasalaşırsa, Türkiye’nin en eski ve kirli santralları Haziran 2022’ye kadar havayı kirletme ve halk sağlığını tehdit etmeye devam edecek.

Erdoğan’ın, parti kurmaylarıyla bir araya geldiği toplantıda termik santrallarla ilgili önemli talimatlar verdiği öğrenildi. Baca gazı filtreleme sistemi olmayan termik santrallarla ilgili tartışma AKP MYK’nın da gündemindeydi. Erdoğan, termik santrallardaki baca gazı filtreleme sistemlerinin mutlak suretle yapılması, yapılmadığı takdirde ceza verilmesi, gerekirse kapatılmasını istedi.

‘Bizzat takip edeceğim’

Türkiye Gazetesi’nin haberine göre, Cumhurbaşkanı, “Kirliliğe kesinlikle müsaade etmeyeceğiz. Kimse milletin havasını kirletemez. Mutlaka filtreleme sistemi yapılmalı. Bu konuyu bizzat takip edeceğim” dedi. Toplantıda Erdoğan’ın gösterilen bir fotoğraf üzerine, santral yöneticilerini aradığı ve filtre takmalarını istediği de belirtildi.

STK’lar:  Madde 50 reddedilsin

Erdoğan’ın talimatını İklim Haber’e yorumlayan Greenpeace Akdeniz’den Deniz Bayram, bugün yarın Meclis Genel Kurulu’na gelmesi beklenen yasa teklifi maddesi Madde 50’nin, 6 yıldır çevre yatırımlarını yapmayan termik santralların 2.5 yıl daha bu yatırımları yapmamasına izin veren bir teklif olduğunu belirterek  şunları söyledi: “Bu santralların faaliyetlerinin durdurulması gerekiyor. 2019 son tarihti. Bütün bu şirketlere bu konuda bildirim yapılmış olmasına rağmen çevre yatırımları hayata geçmedi. Greenpeace’in bu konuyla ilgili Enerji Bakanlığı’na yaptığı başvuruda çevre yatırımlarını yapmayan santralların derhal kapatılması, faaliyetlerinin durdurulması talep edildi.”

Bayram, hava kirliliğinin neden olduğu halk sağlığına ilişkin tehdit ile ilgili yerelden gelen tepkilere değindi.

Temiz Hava Hakkı Platformu Koordinatörü Buket Atlı ise Madde 50 kabul edilirse en az 15 santrala çevre yatırımı yapmadan çevre ve halk sağlığına zarar verme hakkı verileceğini hatırlattı: “Şubat ayından beri 100.000 kişi temiz hava hakkını savunmak için ‘TBMM sözünü tut’ diye imza attı. TBMM’deki tüm si̇yasi̇ parti̇leri̇n temi̇z hava hakkını talep eden yüz bi̇nlerce i̇nsana, bu santrallara i̇li̇şki̇n 14 Şubat 2019’da verdi̇kleri̇ sözü i̇sti̇snasız bi̇r şeki̇lde yeri̇ne geti̇rmeleri̇ni̇ ve havayı kirletme tasarısını kabul etmemelerini, Madde 50’yi reddetmelerini talep ediyoruz.”

IPI’den Türkiye’ye: Cezaevlerindeki gazetecileri serbest bırakın

Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Türkiye’de 120’den fazla basın mensubunun cezaevinde bulunduğuna dikkat çekerek, bunu Türkiye’nin insan hakları karnesi açısından bir leke olarak nitelendirdi.

IPI ile birlikte sekiz uluslararası basın örgütü temsilcisinin eylül ayında Türkiye’deki temasları sonrasında hazırlanan “Türkiye’nin Gazetecileri Sanık Sandalyesinde: Dördüncü Kuvvetin Yargı Yoluyla Susturulması” başlıklı raporda, ülkede basın özgürlüğünün durumu ele alındı. Raporda cezaevindeki tüm gazetecilerin serbest bırakılması, basına yönelik keyfi uygulamalara son verilmesi, terörizm ile mücadele ve hakarete ilişkin yasaların gözden geçirilmesi ve yargıya siyasi müdahalelerin durdurulması çağrısı yapıldı.

Temel hak ihlallerine dikkat çekilen raporda, muhalif seslerin susturulması ve ifade özgürlüğünün kısıtlanmasının bir parçası olarak eleştirel gazeteciliğin “terör propagandası” ile bütünleştirildiği ve gazetecilerin dayanağı olmayan kanıtlarla aylar, bazen de yıllarca cezaevinde tutulduğu belirtildi. Raporda, ifade özgürlüğünün temel bir hak ve gazeteciliğin terörizm için kanıt sayılamayacağı yönündeki Anayasa Mahkemesi‘nin kararlarının alt mahkemeler tarafından uygulanması gerektiği ifade edildi.

‘Yargı Strateji belgesi yetersiz’

Raporda, Türkiye’deki yargı sistemi eleştirilerek, hükümet tarafından mayıs ayında açıklanan Yargı Strateji Belgesi’nin de yargının bağımsızlığı için yetersiz kaldığına işaret edildi. Burada “asıl amacın olağanüstü hal dönemindeki yargı tarzı devam ederken reform yapıldığı izlenimi verilmesi” olduğu ifade edildi.

Ayrıca, “Türkiye’deki yetkililerin ve mahkemelerin temel haklara yaklaşımının oldukça sıkıntılı” olduğu belirtilerek, “eleştirel gazetecilik ile terör gruplarını desteklemenin kısmen birbirine karıştırıldığı” kaydedildi. Raporda,  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin ifade özgürlüğünün korunmasına yönelik içtihatlarına uyulmadığı gözlemi yapıldığı belirtildi.

Raporda, IPI’nin yanı sıra ifade özgürlüğü alanında mücadele veren Article 19, Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi (ECPMF), Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ), Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Uluslararası Yazarlar Birliği PEN’in Norveç şubesi ve PEN International‘ın imzası bulunuyor.

Game of Thrones oyuncusu  Emilia Clarke: Çıplak sahnelere zorlandım 

HBO‘nun Game of Thrones (Taht Oyunları) dizisinde Kraliçe Daenerys Targaryen’ı (Khaleesi) canlandıran İngiliz oyuncu Emilia Clarke, “Bazı korkutucu çıplak sahnelerimden önce ağlıyordum” dedi.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre, Clarke, çıplak sahnelerde yer almak istemediğini söylemesine rağmen dizinin yapımcılık ekibi tarafından bu sahnelere zorlandığını, “Hayranları hayal kırıklığına uğratırsın” gibi yanıtlarla karşılaştığını anlattı. Game of Thrones’dan sonra birçok çıplak sahne içeren film teklifi aldığını söyleyen Clark, bu sahnelere artık alıştığını belirtti.

Oyuncu Dax Shepard‘ın Armchair Expert adlı podcast yayınına katılan Clarke, Game of Thrones deneyimi için şunları söyledi:

‘Bir bit yeniği vardı’

“Rolü kabul ettikten sonra bana metinleri gönderdiler. Okuduktan sonra ‘Bit yeniği bu, işte’ dedim. Çünkü oyunculuk okulunu yeni bitirmiştim. 23 yaşındaydım. Daha önce hiç böyle bir film setinde bulunmamıştım.

Bir anda kendimi onca insanın önünde çıplak buldum. Ne yapmam gerektiğini, benden ne beklediklerini bilmiyordum. Onların ne istediğini, kendimin ne istediğini bilmiyordum.”

Emilia Clarke ve rol arkadaşı Jason Momoa.

33 yaşındaki Clarke, dizi senaryosuna göre düğün gecesi canlandırdığı karakter Khaleesi’ye tecavüz eden rol arkadaşı Jason Momoa‘nın çekimlerde kendisine çok yardımcı olduğunu belirterek “Bana hep ince davrandı, sakinleştirdi. Çekimlerde ‘Kız titriyor, bir sabahlık getirebilir misiniz?’diyordu” diye konuştu.

Clarke tecavüz sahnesi için “Momoa benden daha çok ağlıyordu” dedi.

Dizide Khal Drogo‘yu canlandıran Amerikalı oyuncu Jason Momoa, Game of Thrones’un başlamasından bir yıl sonra; 2011’de Comic Con‘daki konuşmasında “Bilim kurgu filmlerinde oynamayı çok seviyorum. Çünkü yapabileceğiniz çok şey var. Güzel kadınlara tecavüz etmek” gibi demiş, tepkilerin ardından Instagram’da özür mesajı yayımlamıştı.

HDP erken seçim çağrısı yaptı: Hodri Meydan!

HDP’li belediye başkanları, milletvekilleri, parti bileşenleri ile Ankara’da gerçekleştirilen geniş katılımlı toplantıda, kayyım atamalarına karşı izlenecek politikayı bir deklarasyonla açıkladı.

‘Meşru mücadeleye devam’

31 Mart Yerel Seçimleri’nde kazandığı 69 belediyeden 24’üne İçişleri Bakanlığı kararıyla kayyım atanan ve 19 belediye eş başkanı tutuklanan HDP’nin Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli tarafından açıklanan deklarasyonda, “HDP, başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye halklarının büyük acılar çekerek, ağır bedeller ödeyerek elde etmiş olduğu kazanımlarından vazgeçmeyecektir. Yerel yönetimler dahil, yaşamın bütün alanlarında kapsamlı, sistemli ve çok yönlü bir saldırıyla karşı karşıya olan HDP, hiçbir mücadele alanından çekilmeyecek, demokratik ve meşru zeminlerde mücadelesini büyük bir kararlılıkla sürdürecektir” denildi.

İç ve dış kamuoyuna da HDP’ye yapılanlara karşı sessiz kalınmama çağrısı yapılan deklarasyonla AKP ve MHP ittifakına erken seçim çağrısı yapıldı:

31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde de görüldüğü gibi, çoğunluk desteğini kaybetmiş, toplumsal meşruiyet zemini yitirmiş bu iktidar, kayyımlar gibi siyasi darbe yöntemleriyle halkların iradesini gasp ederek, hukuk dışı ve gayri meşru yollarla toplumu daha fazla yönetemez. Türkiye halklarının AKP-MHP sultasından kurtulması için erken seçim diyoruz. Bu bir meydan okuma çağrısıdır. Buradan hodri meydan diyoruz. Bütün muhalefeti bu erken seçim talebinin etrafında birleşmeye ve harekete geçmeye çağırıyoruz.”

 

Karakovan arıcılığı, su samurları ve şah kartalları anılarda kalmayacak

 WWF-Türkiye, (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) tarafından, Türkiye’nin sahip olduğu biyolojik çeşitliliğin korunması için yerel sivil toplum kuruluşlarının girişimlerini teşvik etmek amacıyla yürütülen Türkiye’nin Canı- Küçük Destek Programı’nın IV. döneminde desteklenecek projeler belli oldu.

“Anılarda Kalmasın” çağrısı ile yola çıkılan IV. dönemin başvuruları, Seçici Kurul Toplantısı’nda değerlendirildi. Akademi, sivil toplum, basın, kamu ve özel sektör kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan Seçici Kurul’un değerlendirmeleri sonucunda yeni dönemde Rize Hemşin’deki karakovan arıcılığı, Muğla Fethiye’deki su samurları ile Trakya ve Bolu’daki şah kartallarını korumaya yönelik projelerin desteklenmesine karar verildi. Bireylerin ve kurumların bağışlarıyla oluşturulan fon bu kez, Türkiye’de doğa koruma alanında çalışma yapan üç yerel sivil toplum kuruluşunun projelerinin hayata geçirilmesini sağlayacak.

Türkiye’nin Canı Programı ile bölgelerinde kaybolmaya yüz tutmuş canlı türlerinin korunması için çalışan yerel sivil toplum kuruluşlarının projelerine hem maddi hem de bilimsel destek sağlanıyor. WWF-Türkiye’nin 2011’de başlattığı program ile bugüne dek 13 proje hayata geçirildi.

Akgöl.

Pasinli: Yöre halkının değerlerine sahip çıkması gerek

WWF-Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli, seçici kurulun değerlendirmesi öncesinde Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğinin önemine dikkat çekti: “Biyolojik çeşitlilik açısından gurur duyulacak zenginlikte bir doğal mirasa sahibiz. Topraklarımızı, 160’ın üzerinde memeli, 460’dan fazla kuş, 10 bini aşkın bitki, 364 kelebek, 141 sürüngen ve çift yaşamlı, 405 balık türü ile paylaşıyoruz. Öte yandan ne yazık ki yine aynı topraklarda çok sayıda tür doğal yaşam ortamlarıyla birlikte tehlike altında. Ülkemizin doğasını koruyabilmemiz, ancak yöre halkının kendi değerlerine sahip çıkmasıyla mümkün. WWF-Türkiye olarak, yerel sivil toplum kuruluşlarının kendi yörelerine ait biyolojik mirası korumak için verdikleri çabaya destek olmaktan mutluluk duyuyoruz.”

Gezegenimiz ciddi yaşamsal sorunlarla karşı karşıya olduğuna değinen Pasinli şöyle konuştu: “Canlı popülasyonları, 1970’lerin başından bu yana dünya genelinde ortalama %60 azaldı. İnsanın dünya üzerindeki ekolojik ayak izi hızla büyürken doğal hayata bıraktığımız alan da o ölçüde daralıyor. Süreçte Türkiye’de küresel düzeyde tehlike altında olan tür sayısı da son 10 yılda dört katına çıkarak 400’e ulaşmış durumda. Ülkemiz biyolojik çeşitlilik için cazip bir coğrafya olmaktan giderek uzaklaşıyor.” ‘

Karakovan/Hemşin.

‘Doğa ve insanlık için yeni bir başlangıç’

Pasinli gidişatı tersine döndürmek için acil harekete geçilmesi gerektiğini vurguladı: “Doğayı koruma, sürdürülebilir bir yaşamı gerçekleştirme konusunda bugüne kadar gösterdiğimiz çabalar ne yazık ki yetersiz kaldı. Bu tablo karşısında, WWF olarak “Doğa ve İnsanlık için Yeni Bir Başlangıç” çağrısı yapıyoruz. Dünyanın sürdürülebilir geleceği için her zamankinden daha samimi, daha işbirlikçi, daha etkin çaba göstermemiz ve doğa ile yeni bir ilişki kurmamız gerekiyor.”

Türkiye’nin Canı- Küçük Destek Programı kapsamında destek almaya hak kazanan projeler, verilecek proje uygulama eğitiminin ardından, ocak ayında faaliyetlerine başlayacak.

Güleda Cankel cinayetinde ihmal soruşturması

Isparta Valiliği, 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Güleda Cankel‘in ayrılmak istediği erkek arkadaşı Zafer Pehlivan tarafından, 17 saat işkencenin ardından  öldürülmesiyle ilgili kamu görevlilerinin ihmali olduğu iddiaları üzerine inceleme başlattı.

Isparta Fatih Mahallesi’ndeki apartta 18 Kasım Pazartesi günü meydana gelen olayda, Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (ISUBÜ) Fotoğrafçılık Bölümü öğrencisi Güleda Cankel, ayrılmak istediği erkek arkadaşı Zafer Pehlivan tarafından boğazı sıkıldıktan sonra kalbinden bıçaklanarak öldürüldü. Zafer Pehlivan, cinayetten üç saat sonra polis merkezine gidip, teslim oldu. Cankel’in hayatta kalmak için 17 saat mücadele ettiği, bu sürede üç kez katilinin elinden kaçmaya çalıştığı belirtildi.

Sorgusunun ardından dün Isparta Adliyesi‘ne sevk edilen Zafer Pehlivan, nöbetçi hakimlikçe tutuklanarak, Isparta Cezaevi‘ne gönderildi. Güleda Cankel ise Muğla’nın Menteşe ilçesi Ortaköy Mahalle Mezarlığı‘nda toprağa verildi.

Başsavcılık soruşturma başlattı

Isparta Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan bugün Başsavcı Mustafa Akbulut imzasıyla yapılan yazılı açıklamada şöyle denildi: “Bazı yazılı ve görsel basında yer alan haberlere istinaden kamuoyunu bilgilendirme zarureti hasıl olmuştur. Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Fotoğrafçılık birinci sınıf öğrencisi G.C.’nin 18/11/2019 tarihinde Fatih Mahallesi’nde bir apartta kalmaktayken eski erkek arkadaşı Z.P. tarafından bıçaklanarak öldürülmesi sonucu soruşturma başlatılmış, şüpheli Z.P. yapılan sorgusu sonucunda 19/11/2019 tarihinde tutuklanmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

Valilik inceleme başlattı

Isparta Valiliği de Güleda Cankel’in öldürülmesinde kamu görevlilerinin ihmali olduğu iddiaları üzerine inceleme başlattı. İncelemenin devam ettiği belirtildi.