Ana Sayfa Blog Sayfa 2313

Kıbrıs’ta sondaj sorunu Lahey Adalet Divanı’nda

Türkiye ile Doğu Akdeniz‘deki sondaj çalışmaları konusunda uzun süredir gerginlik yaşayan Güney Kıbrıs yönetimi, konuyu Lahey Adalet Divanı‘na taşıdı. Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiades, bölgelerindeki haklarını koruma altına almak için hukuki tüm yollara başvurduklarını açıkladı: “Lahey’e başvurmamızın büyük bir amacı var”  Anastasiades, Türkiye’nin Atina Büyükelçiliği‘ne niyetleriyle ilgili bir bildirimde bulunmaya çalıştıklarını ancak kabul edilmediğini söyledi.

‘Bir başka yol var’

“Bu aşamada bir başka yol var” şeklinde konuşan Anastasiades, uyarının alındığına dair kanıt bulunduğunu ve bu durumun da kendilerine mahkemeye (Uluslararası Adalet Divanı) başvuru hakkı tanıdığını söyledi.

Türkiye, Lefkoşa‘nın lisans verme yetkisi olmadığını ya da çokuluslu şirketlere verdiği lisanslarda, bazı bölgelerinin Türkiye kıta sahanlığına girdiğini savunuyor.  Türkiye, bölgeye Yavuz sondaj gemisini göndermişti.

Kutup ayısının kürküne sprey boyayla tank ismi yazdılar

Rusya’nın Çukotka bölgesinde çekildiği tahmin edilen bir videoda bir kutup ayısının üzerine spreyle, Sovyetler Birliği’nin İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi güçlerine karşı zaferinde büyük rol oynayan T-34 tankının isminin yazlığı görüldü. Durum kutup ayısının kamufle olup avlanmasına engel olacağından endişe yarattı.

Kimliği bilinmeyen kişiler tarafından silinemeyen siyah sprey boyayla yazı yazılması bilim insanlarını endişelendirdi. Uzmanlar kutup ayısının avlanmak için beyaz postunu kutupların karla kaplı örtüsüne uyum sağlamak için kamuflaj özelliğini kullanamayacağını ve dolayısıyla hayatının tehlikede olacağını ifade ediyor.

 

Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) tarafından Ağustos ayında yayınlanan raporda iklim değişikliğinden doğal ortamlarında yiyecek bulamayan kutup ayılarının son yıllarda beslenmek için yerleşim yerlerine indikleri tespit edilmişti.

Konuyla ilgili Sputnik’e konuşan Rusya Bilimler Akademisi’ne bağlı Biyolojik Sorunlar Enstitüsü’nden Kıdemli Araştırmacı Anatoliy Koçnev, bilim insanlarının videonun nerede çekildiğini araştırdığını ve yazının ‘şakacılar’ tarafından yazılmış olabileceğini söyledi.

New York’ta bekaret testini yasaklama hazırlığı

ABD’li rapçi T.I.’ın 18 yaşındaki kızını her yıl jinekoloğa götürerek bekaret testi yaptırdığını açıklamasının ardından New York eyaleti bu testleri yasaklamayı düşünüyor. New York eyaletindeki Demokrat siyasetçi Michaelle Solages, “Bu açıklamayı duyduğumda tiksindim” dedi.

Bir kişinin vajinal cinsel ilişki yaşayıp yaşamadığını tespit etmeyi amaçlayan testte kadınların ‘kızlık zarı‘ olarak adlandırılan dokunun yırtılıp yırtılmadığı doktorlar tarafından inceleniyor.

‘Kadınlara karşı şiddetin bir türü’

Yasa teklifinin geçmesi için mücadele eden Solages, BBC’ye yaptığı açıklamada bunun “Kadınlara karşı şiddetin bir türü” olduğunu belirterek, “T.I.’ın sözleri ve kızına yaptığı kabul edilemez. Kadınların birer mal olduğu mesajı yayıyor ve bu yanlış“ dedi.

New York’ta hem Temsilciler Meclisi hem de Senato‘da bekaret testi uygulamasının yasaklanması için iki ayrı girişim var. New York Eyaleti Kadınlar ve Kızlar Konseyi Başkanı ve Vali Sekreteri Melissa DeRosa, “Bu uygulama rahatsız edici, tıbbi bir değeri yok ve eyaletimizde olmamalı” dedi.

Solages’in ilk imzacısı olduğu ve iki partiden de destek alan tasarı Noel tatilinin ardından ocak ayında görüşülmeye başlanacak. Yasa kabul edilirse bekaret testi uygulaması yasa dışı kabul edilecek ve yapan doktorların lisansları iptal edilecek. Doktorlara adli suçlama yöneltilmesi de seçenekler arasında olurken, testin tıp merkezleri dışında yapılması halinde ise bu uygulama bir cinsel saldırı olarak kabul edilecek.

ABD’de bekaret testine dair federal bir yasa bulunmuyor.

WHO: Kadınları aşağılayıcı ve travmatik bir uygulama

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bekaret testinin 20 ülkede yaygın bir uygulama olduğunu fakat bunun hiçbir tıbbi faydası olmadığını söylüyor. Örgüte göre, bekaret testi, acı verici, aşağılayıcı ve kadınlar için travmatik bir uygulama.

Sağlık uzmanları da bunun bilim dışı, zararlı ve kadınların haklarını ihlal eden bir uygulama olmanın ötesinde anlamsız da olduğunu belirtiyor. Zira, cinsel ilişkiye girmiş bir kadının kızlık zarı ile girmemiş bir kadının kızlık zarı arasında bir fark tespit etmek mümkün değil. Buna maruz kalan kadınların akıl sağlığı ve fiziksel sağlık sorunları yaşama ihtimali bulunduğu belirtiliyor.

Özdemir’in katil zanlısı: Daha güçsüz diye onu seçtim  

Ordu’nun Altınordu ilçesinde, 3 Aralık akşamı 20 yaşındaki üniversite öğrencisi Ceren Özdemir’i bıçaklı saldırı sonucu öldüren ve sorgusunda suçunu itiraf eden zanlı bugün adliyeye sevk edilecek.

Ordu Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi 3. sınıf öğrencisi Özdemir’in evinin önünde öldürülmesinin ardından, kamera kayıtlarının incelenmesi sonucu yakalanan zanlı Özgür Arduç, ifadesinde cinayeti bir iş yerinden çaldığı bıçakla gerçekleştirdiğini anlattı. Çocuk cinayetinden mahkum olan zanlı, yarı açık cezaevinden izinli olarak çıktığını ve geri dönmediğini de belirterek, bu süreçte inşaatlarda kalarak gününü geçirdiğini aktardı.

Cezaevine dönmediği günlerde bir alışveriş merkezinden alarmlarını söktüğü kıyafetler ve yine bazı iş yerlerinden de yiyecek çaldığını söyleyen şüpheli, bıçakla öldürdüğü Ceren Özdemir’i daha önce hiç tanımadığını ifade etti.

Ceren Özdemir’in naaşı, dün düzenlenen törenin ardından toprağa verildi.

Daha önce de kadınları takip etmiş

Cinayet günü Özdemir’i yaklaşık dört kilometre takip ettiğini anlatan zanlı, çantasını gasbetmeyi düşündüğü genç kadının fiziksel olarak kendisinden güçsüz olduğunu değerlendirip, evine kadar izlediğini belirtti. Şüpheli, evin önüne geldiğinde camda birisini gördüğünü ve panikleyerek Özdemir’e bıçakla saldırdığını ve çantasını da bu panikle alamadığını ileri sürdü.

Özgür Arduç’un, daha önce de birilerini öldürmek için planlar yaptığını, özellikle kadınları seçtiğini, bazı kadınları takip ettiğini, ancak bu kişilerin kalabalığa karışmasından dolayı cinayeti gerçekleştiremediğini söylediği öğrenildi.

Zanlının, ifadesinde, daha fazla kişiyi öldürmek için tabanca bulmaya çalıştığını ancak parası olmadığı için tabanca alamadığını iddia ettiği kaydedildi.

2005’te Ordu’da bir çocuğu öldürdüğü için cezaevine konan Özgür Arduç, firari olarak yargılandığı davada 20 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Hakkındaki yakalama kararı doğrultunda aranan Arduç, 2018 yılında hırsızlık yaparken suçüstü ele geçirildi. Poliste 20 ayrı hırsızlık suçundan kaydı da bulunan Arduç, cezasını çekmesi için tutuklanarak cezaevine konuldu. Ancak Özgür A., 01.12.2019 tarihinde cezaevinden firar etti.

 

‘Türkiye en çok karbon salımı yapan 15’inci ülke’

Küresel emisyonları inceleyen en detaylı bilimsel çalışmalardan biri olan Küresel Karbon Bütçesi 2019 raporu açıklandı. Çalışma küresel sera gazı emisyonlarının 2018 yılında olduğu gibi 2019 yılında artmaya devam ettiğini gösteriyor.

Raporda  kömürde küresel bir düşüş olmasına ve bunun sevindirici olmasına rağmen, özellikle doğal gaz ve petrol kullanımına bağlı olarak emisyonların, 2019 yılında yüzde 0.6 oranında artış olduğu belirtiliyor.

Rapora göre 2019 yılında emisyonların artış hızının 2018’e göre azaldığını belirtse de, bu yavaşlamanın yeterli olmadığını ve 1.5 derece sınırı için daha hızlı bir biçimde emisyon azaltımı yapılması gerektiği ifade ediyor.

Madrid’de şu sıralarda süren BM İklim Zirvesi’nde (COP25) çalışmayı açıklayan araştırmacılara göre, düşük karbon teknolojilerindeki son yıllarda yaşanan artışa rağmen, küresel emisyonlarda inişe geçiş başlamadı ve bu emisyon artış trendi Paris Anlaşması’nın 1,5°C hedefinden uzaklaştırıyor.

Aynı zamanda en çok salım yapan 20 ülkenin de listelendiği çalışmada, Türkiye’nin de bu 20 ülke arasında olduğunu ve en çok emisyonu olan 15. ülke olduğunu ifade ediliyor.

En çok karbon salımı yapan üç ülke ve Türkiye’ye dair veriler.

Tabloda da görülebileceği gibi, Çin ve ABD‘de emisyon artış hızlı önemli ölçüde düşerken, AB‘de ise emisyonlar mutlak azalım gösteriyor. Bu durumu raporu yazan uzmanlar enerji sektöründe kömür kullanımındaki azalmaya bağlıyor.

Çalışmanın tamamına linkten ulaşabilirsiniz.

Türkiye’nin ilk ‘Deneysiz Belediye’si Didim oldu

Didim Belediyesi 4 Aralık’ta gerçekleşen Belediye Meclis Toplantısı’nda, belediyenin korumakla yükümlü olduğu hayvanları hiçbir şekilde denek olarak laboratuvarlara göndermeyeceğine yönelik bir karar çıkardı.

Karara göre, belediye sokak ve barınaklarında yaşayan hiçbir hayvan, hayvan deneylerinde kullanılmak amacıyla hayvan deneyi yapan laboratuvarlara verilmeyecek.  Böylece, Didim Belediyesi Türkiye’deki ilk deney karşıtlığını açıklayan belediye oldu. Belediye daha önce de Barselona’dan sonra dünyada ikinci olarak Vegan Dostu Kent olarak Türkiye’de bir ilke imza atmıştı.

‘Sokak hayvanlarını denek olarak kullanmak kabul edilemez’

Karar, hayvanlar üzerinde yapılan deneylerin sonlanması ve alternatif bilimsel yöntemlerin yaygınlaşması adına faaliyet yürüten Deneye Hayır Derneği’nin “Deneysiz Belediye” projesi kapsamında Meclis gündemine girdi.  Didim Belediye başkanı Ahmet Deniz Atabay’ın meclise ek gündem olarak sunduğu maddede şunları söyledi:

Türkiye’de deneylerde kullanılmak üzere hayvan üreten, ruhsatlandırılmış resmi ve özel kurumlar zaten var iken bakımevi ya da sokakta yaşamını devam ettirmeye çalışan hayvanların da yerel yönetimler tarafından denek olarak laboratuvarlara gönderilmesi, toplum vicdanında kabul görebilecek bir eylem olamaz.

Uygulama belediye inisiyatifinde

Yerel yönetimlerin, kendilerine ait bakımevi, barınak ve rehabilitasyon merkezlerinden, talep edildiğinde resmi ve özel kurumlara denek olmak üzere hayvan temin etme zorunluluğu yoktur, bu tip bir uygulama Belediye inisiyatifindedir.

Dolayısıyla, korumakla yükümlü olduğumuz hayvanların, ölüme ve işkenceye terkedileceğini bile bile, hiç bir şekilde denek olarak laboratuvarlara verilmeyeceğini, bir “hayvan haklarına saygı ilkesi” olarak benimseyerek bu yöndeki bir kararın Belediye Meclisi’nden çıkartılması, Türkiye’de bir ilk ve diğer tüm yerel yönetimlere örnek olacaktır.

Burak Özgüner unutulmadı

Kararın kabul edildiği toplantıdan sonra konuşan Didim Belediye Başkanı Ahmet Deniz Atabay, “Hayvan hakları mücadelesi konusunda bir farkındalık yaratmak adına ‘Vegan Dostu Kent’ olma idealiyle yola çıktık, kanun ve yönetmeliklerin bize imkân verdiği doğrultuda adımlar atıyoruz. Bu karar samimiyetimizin bir göstergesidir. Destek veren meclis üyesi arkadaşlarıma ve Deneye Hayır Derneğine teşekkür ediyorum. Bu projeye birlikte başladığımız ve yakın zamanda kaybettiğimiz hayvan özgürlüğü aktivisti genç arkadaşımız Burak Özgüner’i de bu vesileyle bir kez daha anıyorum” dedi.

‘Deneysiz Belediye’ hakkında

Deneye Hayır Derneği’nin “Deneysiz Belediye” projesi, sokakta ya da barınakta yaşayan hayvanların; onların bakım, tedavi ve korunması ile yükümlü olan yerel yönetimler tarafından denek olarak laboratuvarlara gönderilmesinin kabul edilemez olduğuna dikkat çekiyor.

Deneye Hayır Derneği Başkanı Yağmur Özgür Güven, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun ‘Deneyde kullanılan ya da kullanılacak olan hayvan’ tanımının muğlaklığına dikkat çekiyor.

Güven, “Yürürlükteki mevzuat, kedi ve köpekler üzerinde deneysel çalışmalar yapılmasını yasaklıyor. Ancak Hayvan Deneyleri Etik Kurullarının Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelik’in 11’inci maddesinin c bendi bu konuya ilişkin bazı istisnai durumlar tanımlıyor. Bu istisnalar ‘başıboş’ kedi ve köpekler üzerinde deneysel çalışma yapılmasını bazı kriterlere bağlı olarak mümkün kılıyor” diyor.

Daha önce bazı belediyelerin korumakla yükümlü olduğu evcil hayvanları laboratuvara deney amaçlı gönderdiğini hatırlatan Güven, “Örneğin Erciyes Üniversitesi Rektörlüğü,  bir doktorun, tıpta uzmanlık tezinde kullandığı köpeklerin bir büyükşehir belediyesi bakımevinden tedarik ettiğini doğruladı. Bu proje ile amacımız sorumlulukları arasında hayvanları koruma da dâhil olan yerel yönetimlerin hayvanları laboratuvarlara göndermesinin önüne geçmek” dedi. Güven,  tüm belediyeleri “Deneysiz Belediye” olmaya davet ediyor.

CHP’den kadına şiddet olaylarında uzlaşma yollarının kapanması teklifi

CHP Eskişehir Milletvekilleri Utku Çakırözer ve Jale Nur Sülü, bu kentte eski eşi tarafından öldürülen Ayşe Tuba Arslan’ın annesi Meral Sondikme ve babası Serdar Arslan’la TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Çakırözer, kadına yönelik her türlü şiddette uzlaşma yollarının kapanması için Ailenin korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun‘da değişiklik öngören tekliflerini, TBMM Başkanlığı’na sunduklarını söyledi.

Kadının saldırganla uzlaşmaya zorlanmasının yasaklanması için hazırladıkları kanun teklifinin gerekçelerini anlatan Çakırözer, Arslan cinayetinin ardından, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün açıklamalarını hatırlatarak şöyle devam etti:

“Adalet Bakanı Abdulhamit Gül hangi aşamada ne eksiklik varsa düşünülmesi gerektiğini, kadın cinayetlerine sessiz kalınamayacağını söylüyor. Ama Adalet Bakanlığı kadın ile saldırganın uzlaşması için talimat veriyor, işte eksik bu. Uzlaştırma şiddetin, tehdidin, hakaretin zedelediği aile hukukunda uygulanamaz. Kadına yönelik şiddetin uzlaştırması olmaz. Kadın, kendisine şiddet uygulayan, hakaret eden, kendisini tehdit eden saldırgan ile uzlaşmaz, uzlaşamaz.”

23 kez suç duyurusunda bulunmuştu

23 kez suç duyurusunda bulunan Arslan’ın, Eskişehir 2’nci Aile Mahkemesi’ne yaptığı son başvuruda, “Benim ölümüm gerçekleşince mi bana yardım edeceksiniz” dediğini ve saldırganın kanunda öngörülen zorlayıcı hapis cezasına bir gün bile çarptırılmadığını anımsatan Çakırözer şunları söyledi:

“Uzlaştırma, mağdurun mahkemeye gitme gerekliliğini ortadan kaldırabilmektedir. Bizim endişemiz de tam olarak bu. Çünkü savcılıklar, uzlaştırma masalarını, uygulamada kadınları korumak için değil, aileyi kurtarmak için kuruyorlar. Böylece bu masa, kadını uzlaşmaya yani şikayetini geri çekmeye zorluyor. Tam da bakanlığın belirttiği gibi, mahkeme gerekliliği ortadan kalkıyor.”

İTO: Aşı karşıtlığı bir halk sağlığı sorunu

İstanbul Tabip Odası (İTO) Türkiye’de artan aşı karşıtlığına yönelik bir açıklama yayınladı. Çocuklarına aşı yaptırmayan aile sayısının 2010’da sadece 183 iken, 2017’de 23.000’e çıktığının hatırlatıldığı açıklamada aşı karşıtlığının bir halk sağlığı sorunu haline geldiği belirtildi. Sağlık Bakanlığı’ndan aşı reddine engel olacak yasaları çıkarması talep edildi.

Aşı karşıtı iddialara yanıt

Aşının faydalı olmadığı ve aşının çocuklarda otizm ve hiperaktivite sendromlarına yol açtığı iddialarının yanıtlandığı açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

Aşı karşıtlarının iddialarını gözden geçirdiğimizde ilk olarak aşıların faydalı olmadığı görüşünün savunulduğunu görüyoruz. Çiçek gibi milyonların ölümüne yol açmış bir hastalığın çiçek aşısı uygulamasından sonra tamamen yok edilmesini nasıl izah edebilirsiniz? Bugün ölümcül seyredebilen kızamık, boğmaca, kuşpalazı (difteri), tetanoz, çocuk felci (polio) gibi hastalıkların en azından aşı programlarını tam uygulayan ülkelerde hiç görülmemesini nasıl açıklarsınız? Bu görüşün taraf bulmasında kendi kuşaklarında tam aşı uygulanan genç ebeveynlerin bu hastalıkları yaşamamış ve sonuçlarını görmemiş olmalarının rolü vardır.

Aşı ile otizm arasında bir ilişki yok

Aşılar ile ilgili iddialardan bir diğeri de aşıların içeriğindeki alüminyum ve civanın çocuklara zarar verdiği, otizm ve hiperaktivite sendromlarına yol açtığı iddiasıdır. Sonradan özür dilenerek, yayımlandığı dergiden çıkarılan, hiçbir bilimsel kanıtı olmayan bir makaleden kaynaklanan bu iddia için onlarca çalışma yapılmış, en son 2015 yılında ABD’de 95.727 çocukta yapılan araştırmada da kardeşi otizmli olduğu için daha yüksek risk grubunda olan çocuklarda bile aşılarla otizm arasında bir ilişki bulunamamıştır. Ayrıca son yıllarda aşılara konulan alüminyum ve civa miktarları çok azaltılmıştır. Durum böyleyken ebeveynlere ‘aşıların içeriğine bakın da öyle karar verin’ diyen sözde araştırmacı yazarların sanki onlarca seçenek varmış gibi ailelere böyle bir tavsiyede bulunması da kabul edilemez.

‘Çocukların yaşam hakkı ihlali’

Açıklamanın devamında çocuklarını aşı yaptırmaktan mahrum edecek ailelerin çocuğun yaşam hakkını da ihlal edeceği söylendi. Tedavinin yanı sıra önlem almanın da Sağlık Bakanlığı’nın görevi olduğu hatırlatılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

Çocuklarımızı kötü yönde etkileyebilecek hava kirliliği, su kirliliği, tarım ilaçları, hormonlarla kirletilmiş besin ürünleri, radyoaktivite, toplumsal sorunlar, savaşlar, sevgi ve ilgi yoksunluğu gibi onlarca sorun dururken bu hastalıkları onların yaşamı için çok önemli olan aşılara bağlamak, çocuklara yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir. Aşı oranlarının düşmesi sonucu yeniden salgınlara yol açacak enfeksiyon hastalıkları, çocuklarını aşılatmak isteyen ama henüz aşı zamanı gelmemiş bebeklerin de hastalanmalarına ve ölmelerine de yol açabilecektir, bu kuşkusuz çocukların yaşam hakkının ihlalidir.

Sağlık Bakanlığı’nın görevi

Çocukların ölümcül, bulaşıcı hastalıklara karşı aşılanması Sağlık Bakanlığı’nın görevidir ve bu görevi eksiksiz yerine getirmesi için, aşı reddine engel olacak yasaları çıkarmak zorundadır. Sağlığın bir hak olmaktan çıkartılarak ticarileşmesi, tedavi hizmetlerinin tekelleşmesi, devletin sağlık alanından çekilmesi, aşı karşıtlığı, alternatif bilim dışı yöntemlerin arkasındaki ticari pazar bu tür önyargıların ve güvensizliklerin yaygınlaşmasına neden olmaktadır. TTB ve tabip odaları sağlığın sadece tedavi edici hizmetlerden ibaret olmadığını, toplumun yaşadığı ekonomik zorlukların, açlığın, kontrolsüz göçlerin, çalışma koşulları, fiziksel çevre ve savaşların, eğitimsizliğin sağlığın toplumsal belirleyicileri olduğunu yıllardır söylemekte ve koşulların düzeltilmesi için mücadele etmektedir.

Bu amaçla; sağlık ticarileştirilmesi politikalarına son verilmeli, kar amacı olmayan ilaç ve aşı üretimine geçilmeli, herkese eşit, ücretsiz ve nitelikli sağlık hizmeti hedefiyle sosyal devlet anlayışına geri dönülmelidir.

Belediye, ödüllü heykelleri satıp parasını ihtiyaç sahiplerine dağıtacak

 

31 Mart yerel seçimlerinde CHP’den AKP’ye geçen Tekirdağ Süleymanpaşa Belediyesi’nde Belediye Meclisi, AKP ve MHP’lilerin oy çokluğu ile belediye bünyesinde bulunan heykelleri satma kararı aldı. Kararla, satılan sanat eserlerinin gelirlerinin sosyal yardım olarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırılacağı belirtildi. Süleymanpaşa’nın CHP’li eski Belediye Başkanı Ekrem Eşkinat döneminde, ilçeye gelen dünyaca ünlü heykel sanatçılarının yöreyi ve insanını anlatan farklı temalar üzerinden yaptıkları ve her biri özgün bir eser olan heykel çalışmaları açık artırmayla satılacak.

Cumhuriyet’ten Leyla Kılıç’ın haberine göre  AKP’li Belediye Başkanı Cüneyt Yüksel’e tepki gösteren Tekirdağlılar, yoksullara yardım için sanat eserlernin satılmasını, “Sanat düşmanlığına kılıf uydurma çabası” olarak nitelendirirken, sanatseverler de tepkilerini “Sanatı da satışa çıkardılar” sözleriyle dile getirdi.

Heykeltıraş Nermin Sözel, “Bizim Süleymanpaşa Belediyesi ile her yıl uluslararası normlara dayalı olarak yaptığımız bir protokol söz konusu. Bu protokolde heykellerin satılamayacağına dair bir ibare var. Belediye protokole göre bu heykelleri kaldırıp depoya koyar ama satamaz. Hukuki yollara başvuracağız” dedi.

Sözel Süleymanpaşa Belediyesi’nin yaptığı sanatsal etkinlikler ile 4 yılda Avrupa Birliği’nden üç ödül aldığını kaydetti.

FAO: Kirletilmiş toprakta yetişen besinler öldürüyor

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), BM Genel Kurulu’nun ilan ettiği 5 Aralık Dünya Toprak Günü dolayısıyla yeni veriler paylaştı. Buna göre, toprak kirliliği ve dejenerasyonu besinlerin, suyun ve havanın bozulmasına sebep oluyor.

Kirlilik nedeniyle küresel toprak miktarının her yıl giderek çoraklaştığına dikkati çeken FAO, raporunda tüketilen besin, içilen su ve solunan havayı zehirleyen toprak kirliliğinin evrensel bir sorun olduğunu vurguluyor.

Tüm çalışmalara rağmen küresel çapta kesin verilere dayandırılamadığı için halen problemin mahiyeti ve etkisi tahmin edilemezken, BM’nin 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri arasında toprak kirliliği ve çoraklaşmaya karşı önlem alınması yer alıyor.

Teknoloji, yeni kirletici

Çevresel kirleticilerin etkilerini azaltan ve atıkları filtreleyici özelliklere sahip olmasına rağmen toprağın bu kapasiteleri sınırsız değil. Kirleticilerin çoğu, sürdürülebilir olmayan çiftçilik uygulamaları, sanayi hareketliliği, madencilik, arıtılmamış kentsel atık ve diğer çevre düşmanı pratikler gibi insan aktivitelerinden kaynaklanıyor.

Bilim insanları teknoloji geliştikçe, önceleri tespit edilememiş kirleticileri tanımlayabiliyor ancak aynı zamanda bu teknolojik gelişmeler doğaya yeni kirleticilerin bırakılmasına yol açıyor.

FAO istatistiklerine göre, üretilen plastiğin üçte biri toprağa bırakılıyor ve her yıl 40 milyon tonun üzerinde elektronik atık üretiliyor. Satın alınan ürünlerin yarıya yakını paketleme malzemelerinden oluşurken, yeniden kullanılabilir cam ve torba kullanılması ile bu oranın düşürülebileceğine dikkat çekiliyor.

Ev atıklarının yarıya yakını organik olmasına rağmen çöp sahalarına terk ediliyor.

Atıkların yüzde 80’i geri dönüştürülmüyor

Yeni üretimlerde kullanılan ham maddelerin beşte biri boşa gidiyor, yaklaşık 50-100 bin arası kimyasal, büyük ölçekte ticari amaçla üretiliyor ve üretimlerin de 2030’a kadar her yıl yüzde 3,4 artması bekleniyor.

Genişleyen şehirler sürekli artan miktarda kentsel katı atık üretiyor. Atıkların yüzde 80’i geri dönüştürülmüyor ve toprağı kirletmek üzere çöp sahalarına bırakılıyor.

Zirai ilaç: Kirli tortu

Zirai ilaç piyasası her yıl yüzde 3,2 büyürken, gelişen ilaç piyasası ile tarım ürünlerinde artarak kullanılan ilaçlama, toprağı kirli tortuya maruz bırakıyor. Toprak kirliliği sebebiyle maden arazilerindeki tarım verimliliği, uzak bölgelere kıyasla yüzde 40 seviyesinde düşüş gösteriyor.

Avrupa’daki tarım topraklarının yüzde 58’inde yarısı yasa dışı olmak üzere farklı tarım ilaçlarının tortuları bulunuyor.

Dünya nüfusunun 2050’de 9 milyara ulaşacağı ve dünyadaki araç sayısının 2040’a dek yaklaşık 2 kat artacağı öngörülüyor. Otoyollar, metaller, zehirli organikler ve plastikler gibi başlıca ve dinamik kirletici kaynaklar, yakınlarındaki tarım toprakları ve kentsel alanlar için risk oluşturuyor.

Yılda 420 bin kişi kirlenmiş gıdadan ölüyor

Bitkiler, kökleri kanalıyla toprak kirleticilerini soğurarak güvensiz gıda üretimi ve tüketimine sebep oluyor. Verilere göre, toprak kirleticilerinin yüzde 70’inden fazlası kanserojen ve 7 yemek kaşığı kurşun 200 bin litre suyun kirlenmesine sebep oluyor.

Kanserojen maddelerce dünyada kirlenmiş gıdaları tüketen her 10 kişiden biri hasta oluyor ve her yıl 420 bin kişi ölüyor.