Ana Sayfa Blog Sayfa 2263

İBB’den ‘Yeşil çatı’ atılımı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar Müdürlüğü, evlerde genellikle atıl durumda bulunan ve kentsel dönüşüm konusunda ihtilaflara neden olan çatılar konusunda, idari yetkililerin ve bilim insanlarının katıldığı “İstanbul İmar Yönetmeliği Çatı Uygulamaları Mevzuat Çalıştayı” düzenledi.

Çalıştayda açılış konuşmasını yapan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Mehmet Çakılcıoğlu, çalıştay yapma nedenlerinin, çatıları mevcut durumdan daha kullanışlı, daha estetik ve daha çevreci hale getirmek olduğunu söyledi.

‘Kentsel sürdürülebilirlik adına yeşil çatı’

Artan kentleşmeyle birlikte, kentsel sürdürülebilirlik kavramına rağmen, doğal çevrenin arka planda kaldığını dile getiren Çakıloğlu şunları söyledi:

“Kentsel sürdürülebilirliği sağlamak adına kullanılabilecek araçlardan bir tanesi yeşil çatı uygulamasıdır. Bu kapsamda, kaybolan bitki ve toprak alanlarının yerine, geçmişten beri bilinen; ancak günümüz teknolojileri ile daha da geliştirilen çevreci çözümlerden biri olarak yeni ya da mevcut yapıların çatılarında yeşillendirme yapılması öngörülmektedir.

Yeşil çatılar, bulundukları çevreye yeniden yeşili kazandırmaları ve yapıların da çevresel performansını arttırdıklarından dolayı önemli katkılara sahiptir. Verimli enerji kullanımındaki rolü, ekolojik anlamda da çevresel faydaları düşünüldüğünde, dünyadaki ısınma tehdidinin yol açtığı zararlara karşın, alternatif yollar gösteren bir unsur.

Yalnızca 2001 yılında Almanya’da, yaklaşık on üç buçuk milyon metre kare yeşil çatılı alan oluşturulmuştur. Almanya, yeşil çatı uygulamalarını mevzuat ve diğer düzenlemeler ile teşvik etmektedir. Avrupa dışında yeşil çatı uygulamaları noktasında ise Japonya dikkat çekmektedir.”

Kentsel dönüşüm konusuna da değinen Çakıloğlu “Çatılar, yapıların en atıl kullanılan, malzeme olarak da çok dikkat edilmeyen parçası. Çatılar, konforsuz, ekonomik olmayan, alınıp satılmasında güçlükler yaşanan alanlardır. Kentimizi hazırlamakla yükümlü olduğumuz deprem gerçeğini de düşündüğümüzde çatılar, kentsel dönüşümün önünü açacak alanlar olarak değerlendirilebilir” dedi.

Çatıda tarım

İBB İmar Müdürü Ramazan Gülten ise çatı düzenlemelerini yaparak, kentsel tarımın yaygınlığını ve verimini artırmak istediklerini söyledi. Yapılacak yasal düzenlemelerle çatıların, kentsel tarımın yanı sıra güneş enerjisinden faydalanmaya da katkı sağlayacağını ifade etti.

Gülten, şöyle konuştu: “Çatılarda kullanılacak malzeme ile binaların yalıtım kalitesi ile beraber, görsel kalitesi de yükselecek. Bu durum şehir silüetini pozitif olarak yansıma yapacak. Gelecek düzenleme ile çatı piyeslerinin alt kat ile ilişkilendirilmesi zorunlu olmayacak, bu durum da çatı katları en az diğer katlar kadar değerli hale gelebilecek. Çatı katlarının kalitesinin yükselmesi, ara katlara oranla daha düşük olan kira ve sarış bedellerinin artmasını sağlayacak.”

Bilim insanları: Atmosferdeki hidroflorokarbon, rekor seviyeye ulaştı

En tehlikeli sera gazları arasında kabul edilen hidroflorokarbon (HFC-23) salımına sınırlamalar getirilmesine karşın rekor bir seviyede yükseldiği belirlendi. Bilim insanları, bir ton hidroflorokarbon emisyonunun, 12 bin ton karbon salımına eşit olduğunu söylüyor.

2017 yılında, bu zehirli gazın önemli ölçüde kaynağı konumundaki Çin ve Hindistan, naylon, havalandırma ve buzdolabı fabrikalarına takılan filtreler aracılığıyla salımın tamamen durduklarını açıklamıştı. Bilim insanları da buna istinaden geçen iki yıllık süre içinde, hidroflorokarbon miktarında yüzde 90 oranında bir düşüş bekliyordu.

Parmaklar Çin’i gösteriyor

Ancak yapılan son araştırma, seviyelerde düşüş yerine şoke edici miktarda bir yükseliş tespit etti. Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırmada yer alan bilim insanları, elde edilen sonuçların beklenenin tam aksi olduğunu, sorunun bir bulmacaya dönüştüğünü belirtti. Araştırmada yer alan Kieran Stanley, “Çin’in, HFC-23 gazının azaltılmasında, açıklandığı kadar başarılı olmadığı akla en yatkın çıkarım” değerlendirmesini yaptı.

Stanley, Hindistan’ın açıkladığı kesinti programını başarılı ile uygulayıp uygulamadığını anlamak için de hesaplamaların yapılması gerektiğini savundu.

Bilim insanları, hidroflorokarbon emisyonunda açıklandığı gibi bir filtreleme başarılmış olsa, 2015 – 2017 yılları arasında İspanya büyüklüğünde bir ülkenin ürettiğine denk, karbon salımınının engellenebileceğini hesaplıyor.

Hidroflorokarbonlar, küresel ısınmaya etki eden sera gazları arasında başlarda gösteriliyor. Ozon tabakasındaki ozon ile reaksiyona girerek parçalanmasına neden olan kloroflorokarbon, atmosferde 100 yıl civarında kalabiliyor.

Kaçakçılığı yapılıyor

Halen Davos’ta devam eden Dünya Ekonomik Forumu (WEF) ise zirvenin hemen öncesinde bir makale yayımlayarak iklim değişikliği ve mal kaçakçılığı arasındaki bağlantıya dikkat çekti.

Bina, altyapı, veri iletişimi, sulama ve kimyasal sektörlerinde çözümler sunan Meksika merkezli Mexichem’in CEO’su Daniel Martínez-Valle tarafından kaleme alınan makalede yerel üretimi tehdit eden, organize suç örgütlerini besleyen ve piyasayı hatalı ürünlerle dolduran “kaçakçılığın”, iklim hedeflerini de tehlikeye soktuğu belirtildi.

Martínez-Valle’nin açıklamasına göre karaborsası kurulan ürünlerden biri de aeresol spreylerin yanı sıra, klima, buzdolabı ve otomobillerin soğutma sisteminde kullanılan hidroflorokarbon (HFC) gazı.

HFC cinsi gazları içeren cihazlardan sorumlu işletmecilere bir dizi yükümlülükler getiren Avrupa Birliği Florlu Sera Gazları (F-Gaz) Yönetmeliği’nin 2014’te imzalandığını hatırlatan Martínez-Valle, bu gazın kullanımının 2030’a kadar yüzde 80 oranında kısılması hedefi olduğunu hatırlattı.

Gümrüklerden kolay geçiyor

Ancak ABD Enerji Bilgi İdaresi Başkanlığı’nın (EIA) verilerine göre 2018’de 16,3 milyon ton karbondioksite eş değer HFC gazı, yasa dışı kaçakçılığa konu oldu. Bu miktar, kullanımına izin verilen seviyenin yüzde 16 üzerinde ve de Slovenya’nın yıllık karbondioksit emisyonuna eşit.

EIA’nın Nisan 2019’da yayınladığı raporuna göre yasa dışı soğutucular Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya’daki soğutucu piyasasının yüzde 50 ila 80’ini oluşturdu.

İllegal HFC sera gazlarının bu kadar kolay şekilde Avrupa Birliği’ne nasıl girebildiğini sorgulayan Martínez-Valle, uyuşturucu, silah ve hayvanların gümrüklerde çok daha fazla üzerinde durulan bir hedef olduğunu söyledi ve ekledi: “Kaynaklar kısıtlı ve birçok kişi neye bakması gerektiğini bilmiyor. Bunun yanı sıra, karmaşık taşımacılar rotalar ve satıcı pazarları, sorunun kapsamını anlamayı ve hangi deliklerin kapatılması gerektiğini güçleştiriyor.”

 

Yunanistan’ın ilk kadın Cumhurbaşkanı Sakelaropulu

Yunanistan‘da parlamentoda 261 oy olan Ekaterini Sakelaropulu ülkesinin ilk kadın cumhurbaşkanı oldu. Parlamento’daki seçime tek aday olarak giren Sakelaropulu, oylamanın ilk turunda; 300 sandalyeli parlamentoda 261 milletvekilinin oyunu alarak seçildi. Seçilebilmek için adayın en az 200 oy alması gerekiyordu.

Seçimdeki tek aday Sakelaropulu’yu Yeni Demokrasi, Syriza ve Kinal partileri destekliyordu.

Yunanistan’da 15 Ocak’ta Başbakan Kiriakos Miçotakis tarafından cumhurbaşkanlığına aday gösterilen Sakelaropulu, 2018’den bu yana Danıştay Başkanlığı görevini yürütüyordu.

Azınlık hakları ve çevre savunucusu

64 yaşındaki Sakelaropulu sivil özgürlükler, çevre, azınlık ve mülteci sorunları gibi konulardaki hassasiyetiyle tanınıyor. Düzenli olarak akademik makaleleri yayınlanan yeni Cumhurbaşkanı’nın “Finansal krizler ve çevrenin korunması” adlı bir kitabı bulunuyor.

 

MESS, metal işçilerinin grevine karşılık lokavt ilan etti

Metal işçilerinin grev kararı alması üzerine Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) lokavt kararı aldıklarını borsaya bildirdi. Lokavt, toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması ve işçi sendikası tarafından grev kararı alınması halinde, işverenlerin işçi tarafına isteklerini kabul ettirebilmek için işçileri topluca işten uzaklaştırması anlamına geliyor.

İşçiler yüzde 10’luk teklifi reddetmişti

Türk Metal, Özçelik-İş ve Birleşik Metal-İş ile MESS, toplu iş sözleşmesi (TİS) için geçen yılın ekim ayında ilk kez masaya oturmuş, yasal sürede anlaşma sağlanamamıştı. 186 işyerinde 130 bine yakın işçiyi ilgilendirdiği belirtilen sözleşme için zam ve yan haklar konusunda uzlaşma olmamıştı.

Sendikalar, yüzde 26-34 zam isterken, işverenin yüzde 10’luk teklifini reddetti. Uzlaşma olmaması halinde işçilerin 5 Şubat’ta greve gideceği açıklandı.

KAP’a açıkladılar

Sendikanın grev kararı almasının ardından MESS’ten de bir hamle geldi. MESS üyesi Ford Otomotiv, Borusan Mannesmann, Otokar, TOFAŞ, Aygaz ve Türk Traktör gibi şirketler, bugün sabah saatlerinde peş peşe Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) açıklamalarda bulundu.

Sözleşme görüşmelerinin sürdüğü belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Şirketimizin üyesi olduğu MESS ile Türk Metal Sendikası arasında yürütülmekte olan Toplu İş Sözleşmesi müzakere sürecinde, Türk Metal Sendikası’nın almış olduğu grev kararına karşı MESS tarafından lokavt kararı alındığı ve lokavt uygulanma tarihinin sonradan tespit edilmesine karar verildiği şirketimize bildirilmiştir.”

Kitlesel ağaç dikimi, iklim değişikliğinin ilacı mı?

Yeşil Gazete için çeviren: Ayça Ceren Akdemir

Küresel ağaç dikmenin iklim değişikliği risklerini azaltmadaki potansiyeli olduğundan fazla büyütülüyor. Bilim insanları, yakın tarihli bir çalışmada kullanılan haritalar ve verilerle sorunlara dikkat çekerek ısı tutucu emisyonları başka yollarla azaltmak için daha fazla çaba gösterilmesi gerektiği konusunda uyardı.

Temmuz ayında, İsviçre Üniversitesi ETH Zürih’te yer alan Crowther Laboratuarı‘ndaki araştırmacılar, iklim değişikliğini kontrol altında tutmanın en iyi yolunun, ormanların yok olduğu yerlerin ABD’nin yüz ölçümü kadar yeniden ağaçlandırılması olduğunu gösteren bir çalışma yayımladı.  Ancak yine Science of Friday dergisinde bu çalışmaya karşılık yayınlanan bir makalede, Bonn Üniversitesi ve Nairobi merkezli araştırma merkezi World Agroforestry‘deki bilim insanları, ilk çalışmaya dahil edilen arazilerde yetiştirilebilecek ağaç sayısında sınırlar olduğunu söyledi.

Bonn Üniversitesi Bitkisel Bilimler ve Kaynakların Korunması Enstitüsü’nde profesör olan Eike Luedeling, Thomson Reuters Vakfı’na yeniden ağaçlandırmanın fosil yakıt kullanımından kaynaklanan emisyonları engellemek için bir alternatif olarak görülmemesi gerektiğini söyledi:

“Evet, hepimiz ağaç dikebiliriz … ve hala çılgın gibi karbondioksit yaymaya devam edersek, hiçbir şeyi çözmeyeceğiz – böyle sadece kendimize biraz zaman kazanmış olduk. İklim değişikliğini kontrol etmek istiyorsak, gerçekten tek bir cevap var… emisyonları azaltmamız gerekiyor. ”

Çevreciler, mevcut ormanları korumanın ve hasarlı olanları restore etmenin su baskınlarını önlediğini, gezegeni ısıtan karbonu depoladığını, iklim değişikliğini sınırladığını ve biyolojik çeşitliliği koruduğunu söylüyor.

Ancak Küresel Orman İzleme Örgütü’ne (Global Forest Watch) göre, tropikal kuşak 2018’de 12 milyon hektar bitki örtüsünü kaybetti. Bu 2001’de kayıtların başlamasından beri dördüncü en yüksek yıllık kayıp.

En büyük endişe kaynağı ise çiftlikler ve madencilik için arazi temizliği ve yangınlar nedeniyle, Belçika büyüklüğünde, 3,6 milyon hektarlık balta girmemiş yağmur ormanlarının yok olması.

Crowther Laboratuarı bilim insanları bu yıl, dünyanın kaç ağacı destekleyebileceği, bu ağaçların nerede yetiştirilebileceği ve ne kadar karbon depolayabilecekleri üzerine ilk çalışma olduğunu söyledikleri çalışmalarını yayımladı.

Çalışma, insanlar tarafından kullanılmayan mevcut bozulmuş tüm orman alanlarının yeniden ekilmesi ve olgunlaşmasına izin verilmesi durumunda tutulabilecek maksimum karbon miktarını analiz ediyor.

Fakat Bonn Üniversitesi ve World Agroforestrydeki araştırmacılar makalelerinde bu araştırmanın bulgularını sorguluyor.

Luedeling, Crowther Laboratuvarı’nın ağaç dikimi için birçok ‘yüksek potansiyel’ bölgeyi sınıflandırmasının ortalama sıcaklıkları temel aldığını, tundra ve Afrika’nın savanları gibi yerlerde yaşanan en yüksek ve en düşük sıcaklıkları hesaba katmadığını söyledi.

Bunun yanında makale, ıssız bölgelerdeki bazı haritaların ve verilerin doğru olmadığını ekleyerek, birçok ormansızlaşmış bölgedeki toprakların aşınmış veya başka şekilde bozulmuş olması nedeniyle ağaçlandırma çabalarının başarısının muhtemelen sınırlı olacağını belirtiyor.

İlk çalışmanın halihazırda hayvancılık için kullanılmakta olan mera arazisinin potansiyel ağaçlandırma alanları olarak kullanılmasına ilişkin sorunlarla da karşılaşıldığı belirtildi.

Çalışmada, köyler, küçük yerleşimler ve hatta Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin başkenti Kinşasa gibi bazı büyük şehirler de ağaç dikimi için potansiyel alanlar olarak sayıldı.

Luedeling, “Çalışmanın ağaçlandırma için önerdiği alanlarda yaklaşık 2,5 milyar insan yaşıyor. Bu bölgelerin gerçekten uygun olup olmadığı çok tartışmalı” dedi.

Yine de Luedeling ve meslektaşları, ekosistemlere sağlanan muazzam faydalar nedeniyle mümkün olan yerlerde araziyi yeniden canlandırma fikrini memnuniyetle karşıladı.

“Yeniden ağaçlandırma bize acilen ihtiyacımız olan zamanı kazandırıyor,” dedi Luedeling: “Ama yıkıcı iklim değişikliğini önlemek için kapsamlı bir stratejide, sadece bir yapı taşı olabilir.”

Makalenin İngilizce Orijinali

‘Geleceğe Nefes’ olamadılar: Ayvacık’ta dikilen fidanların yüzde 90’ı kurudu

Tarım Orman-İş Sendikası, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 11 Kasım’da “Geleceğe Nefes” adı altında, mevsim şartlarını gözardı ederek dikildikleri yönünde tartışmalar yaşanan 11 milyon fidanın yüzde 90’ının kuruduğunu belirledi. Sendikanın incelemesinde, Çanakkale Ayvacık’taki fidanların bakımsız ve kurumaya yüz tutmuş halde olduğu, mevsim şartlarına ayak uyduramadığı görüldü.

Tarım ve Orman Bakanlığı ve Orman Genel Müdürlüğü tarafından 11.11.2019’da  “Geleceğe Nefes” adı altında yürüttüğü kampanya kapsamında, Türkiye’nin farklı illerinde eş zamanlı olarak 11 milyon fidan dikildi. Ankara’daki dikim etkinliği de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli tarafından yapılmıştı.

Tarım Orman-İş Sendikası Başkanı Şükrü Durmuş, fidanların dikiminden 2 ay sonra, sahada yapılan araştırmaları Cumhuriyet’e değerlendirdi. Durmuş, sendika tarafından Çanakkale Ayvacık’taki uygulama alanında yapılan incelemelerde, fidanların kuruduğunu belirlediklerini kaydetti. Uygulamanın “popülist ve tahribatın üstünü örtme operasyonu” olduğunu söyleyen Durmuş, bakanlığın ve Orman Genel Müdürlüğü’nün yasalar gereğince, fidanlama yapmasının zorunluluk olduğunu belirtti.

Durmuş, açıklamasında şunları kaydetti:

“Bu çalışmaya yönelik, ormancılık bilim insanları ve bizler, koşulların uygun olmadığını bildirmiştik. Mevsim itibarıyla yeteri kadar yağışın olmadığı dönemde, sırf Guinness Rekorlar Kitabı’na girmek adına böyle bir kampanyanın yürütülmesinin yanlış olduğunu söylemiştik. Ayrıca dikilen fidanların usulüne uygun ve ehil insanlar tarafından dikilmediği de ortadaydı. Keşke o dönemki iddialarımızda biz yanılmış olsaydık. Birkaç alanda yaptığımız araştırmada yüzde 90’ın üzerinde fidanın öldüğü görülmektedir. Bu bir cinayettir.

Tarım Orman Bakanı ve Orman Genel Müdürlüğü yetkililerini bir kez daha uyarıyoruz. 17 yıldır binlerce hektar orman alanını çok uluslu şirketlere maden sahası olarak peşkeş çektiniz. Bu şirketlerin yarattığı tahribatı değil 11 milyon fidan dikmek, asırlarca uğraşsanız düzeltemezsiniz. ‘Geleceğe Nefes’ diye yutturduğunuz kampanyanın bir maske ve aldatmaca olduğunu bu ülke halkı biliyor. Bu uygulamalar geleceğin nefesi olmak yerine gelecek neslin soluğunu kesmiştir.”

Çin’den coronavirüs için ‘mutasyon’ uyarısı: Yayılma riski artabilir

Çin’in Wyhan bölgesinde ortaya çıkan yeni korona virüsünden ölenlerin sayısı dokuza, etkilenenlerin sayısı da 440’a çıkarken, virüsün mutasyona uğraması ve salgının daha da yayılması ihtimali gündemde. Çinli yetkililer, son olarak ABD’ye de sıçrayan virüse karşı önlemlerin açıklandığı basın toplantısında ‘mutasyon’ uyarısında bulundu.

Çin Ulusal Sağlık Komisyonu Başkan Yardımcısı Li Bin,Li Bin, “Virüs mutasyona uğrayabilir ve bu da virüsün yayılma riskini daha fazla arttıracaktır” dedi.

‘Kritik aşamadayız’

Virüsün geçen aralık ayında ortaya çıkmasından ve Çin’le beraber altı ülkeye yayılmasından bu yana Pekin’den yapılan ilk basın açıklamasında, virüsün solunum yolundan bulaştığı ve salgını önlemek için ‘çok kritik bir aşamada’ olunduğu ifade edildi. Li basın toplantısında, virüsün çıkış noktası olan 11 milyon nüfuslu Wuhan’da adeta karantina ilan etti. Çinli yetkili, “Wuhan’a gitmeyin. Ve Wuhan’dakiler de lütfen kentten çıkmasın” dedi.

Festivaller iptal

Virüsün, hayvan pazarından yayıldığı düşünülüyor. Li Bin, Wuhan’ın Hubei vilayetinden yayıldığı bilinen salgının önüne geçebilmek için hayvan pazarlarındaki kontrollerin sıkılaştırıldığını da açıkladı. Corona virüsünden hayatını kaybedenler ve virüsün bulaştığı kişilerin yakınlarının da gözetim altında. Yerel yönetim, insanlar arası teması asgari düzeye indirmek için Çin Yeni Yılı etkinlikleri de dahil olmak üzere bir çok festivali de iptal etti.

Havalimanlarında önlem

Asya ülkeleri dahil olmak üzere dünyanın birçok yerinde virüsün erken teşhisi ve salgının önüne geçmek için önlemler alınıyor. Havalimanlarında, yolcuların vücut sıcaklıkları kontrol ediliyor. Yetkililer, havalimanları, otobüs ve tren istasyonlarında da vücut tarayıcılar gibi cihazlarla yolcuların ve çalışanların takibinin yapılacağını söyledi. Ülke genelinde de, havalandırma sistemlerinin geliştirildiği ifade edildi.

Sağlık Bakanı Koca: Türkiye’de riskli hasta yok

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, virüse ilgili, “Bizde şu an herhangi bir hastanın hatta riskli hastanın olmadığının altını çizmek istiyorum” dedi.

Koca şöyle konuştu: “Grip vakalarında bu yıl geçen yıla göre değişen bir oran söz konusu olmadı. Şu an piyasada 1 milyon 650 bin kutu grip ilacımız var. Yurt dışından temin edilen ilaçlar için 2019’da 3,2 milyar lira ödendi. Herhangi bir grip ilacı sorunu bulunmamaktadır. Bizde şu an herhangi bir hastanın hatta riskli hastanın olmadığının altını çizmek istiyorum. Çin’den gelen riskli bir hastayı karantina odamıza alıp özel ambulansla belirlenen hastaneye götürülmesi şeklinde hazırlığımız var.”

Kuzey Kore sınırları kapattı

Kuzey Kore’nin ise önlem olarak, sınırlarını tüm turistlere kapattığı kaydedildi. Kuzey Kore resmi haber ajansı KCNA, ‘hükümetin bu virüsü engellemek için ülke çapında çaba sarf ettiğini’ aktardı.

Döner Federasyonu: Bakterili etleri çamaşır suyuyla yıkayıp döner yapıyorlar

Türkiye’de yılda 360 bin ton tüketilen dönerde üreticiler, sektörde yüzde 85’e ulaşan ‘merdiven altı’yla mücadele başlattı. Uluslararası Döner Federasyonu Başkanı Mehmet Mercan, merdiven altı işletmecilerinin bakteri üreten ürünleri çamaşır suyuyla yıkayarak döner yaptıklarını ifade etti.

Türkiye gazetesinden Önder Çelik‘in haberine göre, UDOFED Genel Başkanı Mehmet Mercan, son zamanlarda ülke geneline virüs gibi ucuz dönercilerin yayıldığını belirterek, bunların halk sağlığını tehdit ettiğini söyledi. “Bir gıdanın izlenebilirliği yoksa bunun sağlığından söz edemeyiz” diyen Mercan, sayıları bini bulan bu firmaların; kasaplardan, et toptancılarından aldığı etlerle şubelerinde kepenkleri kapalı, lavabosu, suyu olmayan bakterili ortamlarda döner hazırlayıp vatandaşa sattığını kaydetti.

‘Gıda terörü’

Mehmet Mercan şunları söyledi: “Ucuz dönerciler, hayvanın sabun sanayisine giden yağlarını yüzde 40 oranına kadar Türk dönerine koyarak haksız rekabetle sektörü mahvediyorlar. Toplumu zehirliyorlar bugün ucuz dönercilerin şubelerinin önünde et döner yemek için kuyruğa giren vatandaşlarımız bilsinler ki yarın tedavi olmak için hastane kuyruklarına girecekler. Çünkü bunlar gıda terörü yapıyorlar.” Toplum sağlığını korumak amacıyla federasyonlaştıklarını belirten Mercan “Gıda terörü dağdaki terörden daha tehlikelidir” ifadesini kullandı.

‘Son tüketim tarihi geçmiş ürünleri kullanıyorlar’

Tavuğun kesimhaneden bayilere geldikten sonraki ömrünün 4-5 gün olduğunu ifade eden Mercan “Son tüketim tarihi geçen ürünleri merdiven altı işletmelere daha ucuz fiyattan veriyorlar. Ben 12 liraya alıyorsam onlar 6-7 liraya alıyor. Çok bakteri üremişse çamaşır suyuyla bunları yıkayıp döner yapıyorlar” dedi.

Mercan, tavuğun artı 15 dereceden sonra çok hızlı bakteri ürettiğini belirterek, “Onaylı işletmelerde sıcaklık artı 15 derecedir. Ama merdiven altı üretimlerde dışarıda 45 dereceyse et 45 dereceye geliyor. Çok hızlı bir bakteri üremesi söz konusudur. Ateşin karşısında gündüz 12’den gece 12’ye kadar bakteri yumağına dönüyor. Tavuktan zehirlenmeler bu şekilde hazırlanan dönerden oluyor” diye konuştu.

‘Cezalar artırılmalı’

UDOFED Genel Başkan Yardımcısı İrfan Söyler ise, döner konusunda Avrupa’da standart olduğunu belirterek, şunları anlattı:

Avrupa’da bütün dönerciler, kendi ürünlerini yapan 3-5 gurme restoran hariç, hepsi fabrikadan donmuş döner alır. O dönerlerin üzerinde etiket vardır, takip edilir. Etikette dönerin içindeki malzemeler yazar. Sektörde 20 yıldır hizmet eden biri olarak ben Almanya’da döneri güvenerek yerim, Türkiye’de güvenerek yiyemiyorum. Almanya’da çok büyük cezası vardır. Hazır döner almazsa 250 bin avrodan 750 bin avroya kadar döner dükkânına ceza kesilir. Bizde ise hile tespit edilirse en fazla 23 bin lira ceza veriliyor. Almanya ‘benim halkımı zehirleyemezsin’ diyor. Bir DEAŞ terör militanına nasıl davranıyorsa insan sağlığıyla oynayana da aynı muameleyi yapıyor. 750 bin avro ceza demek bir restoranı kapatmak demek. Adamın malını, mülkünü arabasını, banka hesabını hemen bloke ediyor. Böyle bir ihbar oldu ve dava açıldı mı, ilk yaptıkları mahkemeden önce tüm mal varlığına tedbir koymak.”

Sinop’ta nükleer karşıtları hakim karşısında

Sinop Nükleer Karşıtı Platform (SNKP) üyelerinin,  6 Şubat 2018’de ilde kurulması planlanan nükleer santralle ilgili ‘Halkın Katılımı Toplantısı’na alınmadıkları gerekçesiyle yaptıkları protesto yüzünden açılan davanın ilk duruşması dün görüldü. Toplantıya alınmayan platform üyeleri ve yöre halkı, polisin gaz, cop ve tazyikli su kullandığı sert müdahale ile karşılaşmış, ardından da 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu‘na muhalefet suçlamasıyla haklarında dava açılmıştı.

SNKP bileşenleri ile Sinop ve diğer illerden meslek odaları, sendika temsilcileri dahil nükleer karşıtlarının yargılanan SNKP üyelerine destek verdiği duruşmaya Belediye Başkanı Barış Ayhan da katıldı.

Sinop 1. Asliye Ceza Mahkemesi‘nde görülen duruşmaya katılanlar şu ifadeleri kullandı:

“Asıl yargılanması gerekenler; yasal-demokratik bir hakkın kullanılmasını ve halkın toplantıya katılım hakkını engelleyenlerdir, burada ise halk yargılanıyor. 21 Ocak 2020 tarihi de Türkiye yargı tarihinde bir ‘adaletsizlik günü’ olarak yerini alacaktır, biliyoruz ki bir gün toplantıya katılım hakkını engelleyenler yargılanacaktır.”

Kararın bir ay sonra, 21 Şubat 2020 tarihinde görülecek olan duruşmada açıklanması bekleniyor.

Ne olmuştu?

Sinop Nükleer Santral Projesi için 6 Şubat 2018’de gerçekleştirileceği açıklanan halkın katılımı toplantısı için yola çıkan milletvekilleriyle Sinop Nükleer Karşıtı Platform üyeleri dahil yaklaşık 200 kişinin yolu, güvenlik güçleri tarafından barikatla kesilmişti. Toplantıya katılımı engellenen kişilerin valilik önündeki protestosuna müdahale edilmişti.

 

Yaklaşık 200 kişinin katıldığı eylemin ardından, Sinop NKP üyesi 17 kişiye dava açıldı.

Elektrik Mühendisleri Odası’nın (EMO) davanın hemen öncesinde yaptığı açıklamada, polisin valiliğe itiraz dilekçesi vermek üzere giden halka sert müdahalesi eleştirilerek “ Demokratik bir toplumda; başta yaşam hakkının savunması, olmak üzere, düşünce, ifade, toplanma ve örgütlenme ile pek çok hakkın ihlali niteliği taşıyan bir yargılama sürecine girilmiştir” denildi. 

Odanın açıklamasında 10 Aralık 2019’da, Ankara’da yine uzmanların görüşleri alınmadan düzenlenen ve STK temsilcilerinin alınmadığı “İnceleme ve Değerlendirme Kurulu Toplantısı” hatırlatılarak, “Nükleer santraller ve nükleer silahlara yönelik yıllardır verilen mücadelenin bileşeni olarak, tüm hukuksuzluklara karşı durmaya devam edeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

Nükleer karşıtlarına Türkiye tarihinde ilk kez 6 Temmuz 2010 tarihinde dava açıldı. TBMM önünde Akkuyu Nükleer Santrali‘ne karşı  eyleme katılan 58 kişi, yine Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten yargılandı. Savcı eylemciler hakkında altı aydan üç yıla kadar hapis cezası isterken, yargılananlar Anayasa’nın 56. maddesini hatırlatmıştı: “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.Çevreyi geliştirmek çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir”.

 

Greenpeace: Davos’taki bazı şirketler iklim krizi suçunun ortakları  

Greenpeace, İsviçre’nin Davos kasabasında başlayan 50. Dünya Ekonomik Forumu’nun ilk gününde yaptığı açıklamada, dünyanın en büyük bankaları, sigorta şirketleri ve emekli fonlarından bazılarının, Paris İklim Anlaşması’nın kabulünden bu yana fosil yakıt şirketlerine yüklü miktarda yatırım yaptığını söyledi.

Çevre örgütü, iklim krizinin önemli gündem maddelerinden biri olması beklenen yıllık zirveye katılan bazı kuruluşlarla ilgili bir analiz yaptı. Davos’ta temsil edilen 24 bankanın portföyünü ele alan Greenpeace, söz konusu kurumların 2015 tarihli Paris Anlaşması’nın imzalanmasından bu yana fosil yakıt endüstrisine 1,4 trilyon dolar (yaklaşık 8 trilyon 304 milyar TL) aktardığı sonucuna ulaştı.

10 bankanın fosil yakıt yatırımı 1 trilyon dolar

AFP’ye konuşan Greenpeace Direktörü Jennifer Morgan, Davos’taki zirveye katılan bankalar, sigorta şirketleri ve emeklilik fonlarının da aralarında bulunduğu bazı finansal kurumların iklim değişikliğini körükleyen faaliyetlere fon ayırarak “suç ortaklığı” yaptığını savundu.

Greenpeace’in hazırladığı rapora göre Paris İklim Anlaşması’nın imzalanmasından bu yana yalnızca 10 bankanın fosil yakıt endüstrisine yatırımı 1 trilyon doları (yaklaşık 6 trilyon TL) bulurken, bu boyutta bir parayla dünya genelinde güneş enerjisi kapasitesinin ikiye katlanabileceği değerlendirmesi yapıldı.

Raporda ayrıca, üç emeklilik fonunun fosil yakıt alanında en az 26 milyar dolar harcadığı ve dört büyük sigorta firmasının (AIG, Prudential, Sompo ve Tokio Marine) kömür projelerine verdikleri desteği azaltacaklarına dair herhangi bir kamu politikası benimsemediği belirtildi.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) pazartesi günü yaptığı açıklamaya göre fosil yakıt firmaları harcama kalemlerinin yalnızca yüzde 0,8’ini yenilenebilir enerji kaynaklarına ayırıyor.