Ana Sayfa Blog Sayfa 2247

Van’da çığ felaketlerinde ölü sayısı 41’e yükseldi

Van’ın Bahçesaray ilçesinde 4 ve 5 Şubat tarihlerinde arka arkaya düşen çığ ile ilgili son durum hakkında Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı (AFAD) açıklama yaptı. Açıklamada 15.30 itibarıyla toplam ölü sayısının 41’e çıktığı, 84 kişinin ise yaralandığı söylendi. Bölgedeki ekipler arama çalışmalarına devam ediyor.

Kurtarma ekibinin üstüne çığ

Van-Bahçesaray karayolunun 33. kilometresinde 4 Şubat 17.45’te bir minibüsün üzerine dün çığ düşmüştü. Başlatılan çalışmalarda sekiz kişi sağ kurtarılırken beş cansız bedene ulaşılmıştı.

AFAD Van ve koordinasyonundaki Jandarma, UMKE, 112 Acil Sağlık, Karayolları, Büyükşehir Belediyesi ile itfaiye ekiplerinin çalışmaları sürerken 5 Şubat 12.00 sularında ikinci çığ düşmüştü. Ekibin bir kısmı çığ altında kalmıştı. Sabaha kadar ara verilen kurtarma çalışmaları bugün yeniden başladı.

Yapay patlatma çalışmaları yapıldı

AFAD tarafından yapılan açıklamada “Bölgede, olası çığlara karşı önlem olarak yapay patlatma çalışmaları yapıldı. Alanda, çevre illerden 85 AFAD Arama Kurtarma Uzmanı ve Ankara’dan askeri uçakla gelen 75 kişilik JAK ile 10 kişilik AFAD ekipleri çalışıyor. Bölgede toplamda 180 personel, 23 araç ve 1 Mobil Koordinasyon Merkezi görev yapıyor” denildi. Açıklamada alana ayrıca 34 ambulans ve 16 Sağlık Bakanlığı UMKE ekibi gönderildiği belirtildi.

Cumhurbaşkanı başdanışmanı ikinci çığa sebep oldu iddiası

HaberTürk Ankara Temsilcisi Bülent Aydemir, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve eski AKP milletvekili Gülşen Orhan’ın bölgede “Çığ tehlikesi var” uyarılarına rağmen iş makineleriyle yolu açtırmaya çalışarak ikinci çığa yol açabilecek bir tedbirsizlikte bulunduğunu iddia etmişti.

Bu iddiaya cevap veren Gülşen Orhan “Ben olay yerine çalışan ekipleri, son durumu, görmek için çığ bölgesine uğradım” dedi ve çalışmalarla ilgili hiçbir direktifte bulunmadığını söyledi.

Pera’da aşk, macera, yalnızlık ve müzikle dolu yol öyküleri

Pera Film5 Şubat – 1 Mart 2020 tarihlerinde, Pera Müzesi’ndeki Bir Yol Öyküsü sergisine paralel olarak Bir Yolculuktan Hatıralar başlıklı bir film programı gerçekleştiriyor. Gösterimler ücretsiz.

Programın en güçlü yapımların biri, seri katil Charles Starkweather’ın gerçek hikâyesine dayanan, Terrence Malick‘in ilk uzun metraj filmi Kanlı Toprak. 1950’lerin South Dakota eyaletinde geçen bu hikâye, 15 yaşındaki dalgın ve hayalperest Holly ile James Dean’e benzeyen 25 yaşındaki psikopat yönelimli çöpçü Kit’in aşkını ve onların, Amerika’nın orta batısının çorak arazilerinde polisten kaçarken nasıl ortalığı kana buladıklarını anlatıyor.

Ünlü yönetmenler Ermanno Olmi, Abbas Kiarostami ve Ken Loach’un, Orta Avrupa’dan Roma’ya uzanan bir yolculuk sırasında gerçekleşen iç içe geçmiş üç hikâyeyi anlatmak için güçlerini birleştirdikleri Biletler’de ise izleyiciler, bir tren yolculuğunun birçok insan için değişimin fitilini nasıl ateşleyebileceğine tanık oluyor. Ayrıcalığı, dışlanmayı ve tek bir biletin değerinin gerçekliğini ele alan film; yaşı geçkin bir iş adamının, üç İskoç delikanlısının ve genç bir adamın başından geçen aşk, şans ve fedakârlık hikâyelerini beyazperdeye taşıyor.

Marcelo Gomes & Karim Aïnouz’un filmi Yollardayım Çünkü Mecburum, Geri Geliyorum Çünkü Seni Seviyorum’da, 35 yaşındaki jeolog José Renato, bir inceleme gezisi için Brezilya’nın kuzeydoğusundaki yarı kurak ve izole bir bölge olan Sertão çalılıklarına gönderilir. İncelemesinin amacı, bir su kanalı yapımı için bölgedeki bol akan tek nehir üzerindeki olası güzergâhları değerlendirmektir. Saha gezisi ilerledikçe José Renato’nun ziyaret ettiği yerlerle ortak yönleri olduğunu hissedilir: Boşluk, terk edilme ve yalnızlık duygusu. Fakat José Renato kararlılığını kaybetmez ve bu akarsu geçişinin bir şekilde duygularını değiştireceğini umarak yolculuğuna devam eder.

Emmett Malloy’un filmi Big Easy Express müzikal bir yolculuğu perdeye yansıtıyor. 3 grup, 6 şehir, 1 tren ve raylarda binlerce kilometre… Demiryollarının parlak günlerinin ezgilerine kulak veren üç müzik grubu 2011 yılının Nisan ayında nostaljik bir trenle Amerika turnesine çıkar. Edward Sharpe & The Magnetic Zeros, Old Crow Medicine Show ve Mumford & Sons adlı müzik grupları Oakland demiryolu depolarından trene atladıkları gibi raylar üzerinden New Orleans’a doğru bir “düşler turnesine” çıkarlar. Big Easy Express bu grupların demiryolu serüvenlerini belgeliyor: Yüksek kanyonlar, neşeli kitleler, ürpertici gökyüzü manzaraları, gecenin geç saatlerinde çınlayan kahkahalar ve bitmeyen müziğiyle rayların üzerinde görkemli bir yolculuğa çıkmış bir tren…

Fransız Première dergisinin ‘Z Kuşağı için Easy Rider’ı olarak tanımladığı Andrea Honey’nin filmi American Honey şimdiden günümüz gençliğini en iyi tanımlayan filmlerden biri olarak görülüyor. Cannes’da çoğu eleştirmeni kendine hayran bırakan film, aile içi şiddet ve yoksulluktan ibaret hayatını ani bir kararla geride bırakan 18 yaşındaki Star’ın, dergi aboneliği satan bir gruba eklenerek çıktığı uzun yolculuğu konu alıyor; şahane bir soundtrack, müthiş bir görüntü yönetimi ve perdeden taşan inanılmaz bir enerjiyle soluksuz izleniyor. Filmin başrolünde Sasha Lane parlarken, âşık olduğu Jake rolünde Shia LaBeouf da kariyerinin en iyi performansını sergiliyor.

Gösterim Programı şöyle:

5 Şubat Çarşamba
19.00 Kanlı Toprak (Badlands) (94′)

8 Şubat Cumartesi
15.00 Biletler (Tickets) (115′)

9 Şubat Pazar
15.00 Big Easy Express (67′)

14 Şubat Cuma
19.30 American Honey (162′)

16 Şubat Pazar
15.00 Yollardayım Çünkü Mecburum, Geri Geliyorum Çünkü Seni Seviyorum (I Travel Because I Have to, I Come Back Because I Love You) (71′)

19 Şubat Çarşamba
19.00 Kanlı Toprak (Badlands) (94′)

26 Şubat Çarşamba
19.00 Yollardayım Çünkü Mecburum, Geri Geliyorum Çünkü Seni Seviyorum (71′)

28 Şubat Cuma
19.30 American Honey (162′)

29 Şubat Cumartesi
15.00 Big Easy Express (67′)

1 Mart Pazar
15.00 Biletler (115′)

Kirk Douglas 103 yaşında hayatını kaybetti

Hollywood’un ünlü oyuncularından Kirk Douglas 103 yaşında hayata veda etti. People dergisine bir açıklama yapan oğlu, aktör Michael Douglas, “O dünya için, sinemanın altın çağını yaşamış bir aktör, bir efsaneydi… Ama ben ve kardeşlerim Joel ve Peter için yalnızca babamızdı” ifadelerini kullandı.

Douglas, babası için devamında şunları ifade etti:

“Kirk hayatını dolu dolu yaşadı. Beyaz perdeye bıraktığı miras, gelecek nesillere de ulaşacaktır. O aynı zamanda, bu gezegene barış getirmek için çalışan ünlü bir yardımsverdi. Sözlerimi son doğum gününde ona söylediğim ve her zaman doğru olacak bir cümleyle bitireyim. Baba – Seni çok seviyorum ve senin oğlun olmaktan gurur duyuyorum.”

McCarthy döneminin kara listesini delmişti

Kirk Douglas, adını yıldızlar arasına yazdıran, Howard Fast’ın aynı adlı romanından uyarladığı Spartaküs filminde dönemin ABD’li senatörü Joseph McCarthy’nin başlattığı ‘Cadı Avı’nı delen kişi olarak da tarihe geçmişti.

1950–54 yılları arasında McCarthy’nin yönetiminde başlatılan insan avında komünistlikle suçlanan çok sayıda sanatçı kara listeye alındı. Bu listenin içinde Charlie Chaplin, Marlene Dietrich, senarist Dalton Trumbo, yazar Arthur Miller, besteci Aaron Copland gibi seçkin adlar yer alıyordu.

Antik Roma’da kölelerin isyanına önderlik eden köle gladyatör Spartaküs’ün özgürlük savaşını anlatan filmde, hem yapımcı hem de oyuncu olan Douglas, McCarthy’nin Kara Listesi’nde bulunan Dalton Trumbo’nun senaryoyu yazmasını istedi. 11 ay hapis cezası alan Trumbo, 1947’de Hollywood’daki 10 kişiyle birlikte sorgulama komisyonuna muhbirlik yapmayı reddetmişti. Takma adla ve başkasının adını kullanarak yazdığı iki senaryoyla Oscar Ödülü alan (Roma Tatili ve The Brave One) teklifini Douglas şöyle anlatmıştı:

“Cadı Avı döneminin ne denli acımasız, zorlu bir zaman olduğunu hayal bile edemezsiniz. Kara Liste’deki sanatçılarla kimse çalışmak istemiyordu. (…) “Erkle savaşan, iktidara baş kaldıran birey, toplum teması hep ilgimi çekmiştir. Sisteme karşı gelen, sonunda sistem tarafından yok edilen insanın öyküsü..”

Dalton Trumbo’nun adı, Spartaküs’le birlikte ilk kez afişlerde ve filmin içinde yer aldı.

 

Pistten çıkan uçağın pilotlarına gözaltı kararı

Kaza hakkında soruşturma yürüten Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen kararına ardından biri Türkiye diğeri Hollandalı iki polisin tedavi gördüğü hastaneye polisler geldi. Tedavi işlemlerinin ardından pilotlar ifadelerinin alınması için götürülecek.

Uçak 60 metre sürüklendi

Toplamda 177 yolcu, iki pilot, dört mürettebat bulunan uçak, 17.05’te İzmir Adnan Menderes Havalimanı‘ndan kalkmış saat 18.18’de Sabiha Gökçen Havalimanı’na inişe geçmişti. İniş sırasında rüzgar sebebiyle piste tutunamayan uçak 30-40 metre mesafeden düşmüş, yaklaşık 60 metre sürüklendikten sonra üç parçaya ayrılmıştı.

‘Pist yönü İstanbul Havalimanı yüzünden değiştirilemiyor’

CNN’de katıldığı TV programında kazanın sorumlularından birisinin İstanbul Havalimanı olduğunu belirten kaptan pilot Bahadır Altan, yayının kesilmesi üzerine kazayı 1+1’de Bekir Avcı ile değerlendirdi.

Altan, “Böyle bir rüzgârda kulenin yapacağı ilk iş pist yönünü değiştirmektir, ama İstanbul Havalimanı’ndaki trafik akışı nedeniyle pist yönü değişemiyor. Tabii bu pilot üzerinde bir baskı oluşturuyor, pilotların tereddüt etmesine yol açıyor. Yine de her koşulda pilotun pas geçmesi gereklidir” dedi. Pilotun kararını uçaktaki yakıt durumu, trafik sıkışıklığı gibi etkenlerin etkileyebileceğini de ekledi.

Fotoğraf: AA

‘İklim değişikliği hava koşullarını etkiliyor’

Verdiği demeçte Altan, ülkede her geçen gün etkisini daha fazla gösteren aşırı hava olaylarına da değinerek “Kazanın ana tetikleyicisi, neredeyse tropikal bölgelerdeki boyutlarda meteorolojik hadiselerin artık yurdumuzda görülmeye başlanması. Bunun nedeninin ise küresel ısınma, iklim değişikliği olduğu biliniyor” dedi.

Böyle hadiselere karşı alternatifleri yaratmak yerine üçüncü bir havalimanı açarak Atatürk Havalimanı’nın kapatıldığını söyleyen Altan “Üçüncü bir havalimanı yaptık, fakat birinciyi (Atatürk Havalimanı) kapatarak bu olanağı kullanılmaz hale getirdik. Yani üç tane havalimanı yok. Çünkü öbürü diğerinin kapatılmasını zorunlu kılacak bir yere yapıldı. Yer böyle seçildi. Kulaklar tıkandı tüm uyarılara” ifadelerini kullandı.

 

Dünya kadınlarından plastik kirliliğine karşı kampanya

Ortak Bir Gelecek için Kadınların Katılımı (Women engage for a common future)  adlı sivil toplum örgütü, plastik kirliliğine karşı kampanya başlattı.

‘Plastik kirliliği sadece atık sorunu değil’ 

Bianet’in aktardığı duyuruda şöyle denildi:

“Yeni plastik hikâyemizi paylaşmanın zamanı geldi. Plastik ve mikro plastik içermeyen kara, hava ve su hikâyesi. Soluduğumuz havanın, içtiğimiz suyun ve yediğimiz yiyeceğin plastik kirliliğinden kaynaklanan tehlikeli kimyasallardan arınmış olması. Plastik kirliliği sadece okyanuslarımızda, toprak dolgularımızda ve göllerimizde fazla atıklara neden olmakla kalmaz, aynı zamanda topluluklarımız ve bedenlerimizin plastikteki kimyasallarla kirlendiği ve plastik üretiminde kullanıldığı anlamına gelir.

 

Bu kimyasalların bazıları sağlığımız üzerinde, özellikle de endokrin sistemlerimiz üzerinde zararlı etkilere sahiptir. #Breakfreefromplastik (plastikten kurtulun) ortağı olarak, değişim sağlamak ve plastik kirliliği ile mücadele etmek için çalışıyoruz. #Breakfreefromplastik, tüm dünyada plastik kirliliğine çözüm bulmak için bir araya gelen küresel bir harekettir. Sıfır atıkların norm olduğu bir dünya için, yeni mevzuat, atıksız şehirler ve plastiklerin aşırı kullanımı ile mücadele için yenilikçi çözümlerle savaşmak istiyoruz.”

 

Kadınlar ekranda da eşit temsil istiyor

Televizyon kanallarında, özellikle haber kanallarının primetime’da yayınladığı ve Türkiye’nin önemli sorunlarının konuşulduğu tartışma programlarına kadın katılımcıların çağrılmamasını eleştiren Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA.DER) kadınsız toplantıları mercek altına aldı. Sunucunun ya da konuklardan sadece birinin kadın olduğu programlar dışında ekranları erkeklerin dolduruyor oluşuna dikkat çeken derneğin 2020 ocak ayının son haftasını ele aldığı çalışmasına göre, 14 kanaldaki tartışma programlarında konukların 161’i erkek iken sadece 17’sinin; yani yüzde 10.5’inin  kadın olduğu belirlendi.

‘Eşit temsil’in yüzde 50-50 anlamına geldiğini vurgulayan KA.DER’in araştırmasına göre, sadece muhafazakar kanallar değil ‘çağdaş’, ‘demokratik’, ‘bağımsız’, ‘ilerici’ olduğunu öne süren kanallarda da durum farksız. Bu nedenle, CNN Türk, NTV, Haber Türk TV, Halk TV, Tele1, Ahaber, TRT Haber, Ulusal Kanal, Haber Global, Bloomberg HT, 24 TV, TGRT Haber, TV Net ve Ülke TV’yi mercek altına aldıklarını belirten dernek, kadın-erkek konuk oranlarını içeren raporları belli periyodlar halinde yayımlayacaklarını bildirdi.

İki yılda kadınsız 525 toplantı  

Bu çalışmada sadece televizyondaki tartışma programları ele alınıyor, ancak panellerde, konferanslarda, seminerlerde de kadın uzmanlara çok az yer veriliyor. Ekim 2017’den bu yana sosyal medyada duyurusu yapılan panel, konferans, seminer ve sempozyum gibi etkinliklerin katılımcılarını takip eden Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Barış Gençer Baykan’ın bugüne kadar derlediği ‘kadınsız toplantı’ sayısı 525’e ulaştı.

Dr. Baykan kadınsız toplantıyı düzenleyenlere, bunun nedenini sorduğunda aldığı cevapları şöyle listeledi:

  • Haksızlık ediyorsunuz, eski etkinliklerimize bakın
  • Konuşmacıların çoğu zaten katılamadı, taktığınız konu bu olsun
  • Güzel soru!
  • Çok haklısınız. Denge sağlamaya çalıştık ancak listemizdeki kadın konuşmacılar uygun değildi.
  • Kadın uzman öneriniz varsa davet edebiliriz
  • Panelimizin moderatörü kadın
  • Öyle bir algı yaratmanız doğru değil.
  • İzleyicilerimiz kadındı
  • Her panelde mutlaka bir kadın veya bir erkek bulunmalı diye bir kural yok
  • Bundan sonraki konuşmacı seçiminde dikkate alacağız

KA.DER, TV kanallarının program yetkililerinden son maddedeki cevabı alana ve bu söz gerçekleşene kadar ekranda da eşitlik istemeye devam edeceğini duyurdu. Bir diğer maddedeki ‘uzman kadın önerisi’ne destek sağlamak için  bir ‘kadın uzmanlar havuzu’ hazırlamaya başlayan dernek, “Ekranda da eşitliğe ulaşıncaya kadar TV izleyicilerini bu çoğu ya da hepsi erkeklerden oluşan tartışma programlarını izlememeye, sosyal medya hesaplarımızdan kampanyamızı desteklemeye, #DahaÇokKadın demeye davet ediyoruz” dedi.

Kanal İstanbul’a karşı meşaleli insan zincirine çağrı

Kanal İstanbul projesine karşı gelen kurum ve bireylerin bir araya gelerek oluşturduğu Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu 7 Şubat Cuma günü Kadıköy’de yapılacak meşaleli insan zincirine çağrıda bulundu.  İnsan zincirine katılmak isteyenler Cuma günü (yarın) 19.00’da Kadıköy Süreyya Operası önünde bir araya gelecek.

Koordinasyon daha önce Küçükçekmece Gölü olarak da bilinen Küçükçekmece Lagünü etrafında kilometrelerce uzanan insan zinciri oluşturmuştu. Binlerce kişinin katıldığı eylemde projenin balıkların üreme alanı olan ve dünyanın sayılı lagünleri arasında yer alan Küçükçekmece Lagünü’nü yok edeceği belirtilmişti.

Ya Kanal Ya İstanbul diyenlere çağrı

Bu sefer Kadıköy’de gerçekleştirilecek eylemin çağrısını yapan Koordinasyon  “Ya Kanal Ya İstanbul demek için Kadıköy’de meşaleli insan zinciri yapıyoruz” dedi. “Katıl durduralım” çağrısı ile yola çıkan oluşum, bir arada olunursa İstanbul’un doğasına, tarihine ve ekolojisine büyük zarar verecek projenin engellenebileceğini söylüyor.

Etkinlik hakkındaki detaylara buradan ulaşabilirsiniz.

Dördüncü kanal, Efes Antik Kenti’ne: ‘ÇED gerekli değil’ kararı çıktı

Kanal İstanbul tartışmaları sürerken, Çanakkale ve Çeşme’nin ardından, AKP iktidarı dördüncü kanal projesi için de düğmeye bastı. 2011 yılında gündeme gelen ve “Efes Antik Kenti’ni Denizle Buluşturma Projesi” olarak duyurulan kanal projesi için ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verildi. UNESCO Dünya Kültür Miras Listesi’nde yer alan, dokuz bin yıllık antik kentin adını alacak altı kilometrelik kanalın sadece denize çıkış yapılarının 17 milyon 867 bin TL’ye mal olacağı ve dip taramasıyla bölgeden 50 bin metreküp ve üzerinde malzeme çıkarılacağı bildirildi.

Projenin, Küçük Menderes Nehri ve Marnas Çayı’nın getirdiği alüvyonlarla kapanan antik limanın ortaya çıkarılmasını ve Efes Antik Kenti’nin yeniden denizle buluşturulmasını amaçladığı ileri sürülüyor.

Eski TBMM Başkanı Binali Yıldırım’ın Ulaştırma Bakanlığı döneminde hazırlanan ‘Antik kanal’ projesi,  hükümetin 2011 seçimleri öncesinde “35 İzmir 35 Proje” vaatleri arasında yer alıyordu.

İki yıl önce ihaleye çıkılmıştı

Önceki dönem Selçuk Belediye Başkanı Zeynel Bakıcı, Aralık 2018’de “Antik Kanal Projesi”nin, ilk etap ihalesinin tamamlandığını, ihaleyi kazanan firmaya yer tesliminin yapıldığını duyurmuştu.

Bakıcı, Cumhurbaşkanlığı, Meclis Başkanlığı ve bakanlıkların desteğiyle, Devlet Su İşleri’nin (DSİ) yürüttüğü proje çerçevesinde hayata geçirilmesi planlanan kanaldan teknelerin de geçeceğini söylemiş; “Burayı bir müze gibi düşünebilirsiniz. İnsanlar buraya geldiğinde bütün o güzelliklere tanık olabilecek” demişti.

İki etaplı olarak düşünülen projenin ilk etabını,  Devlet Su İşleri 2. Bölge Müdürlüğü’nün açtığı ihale sonucu, 20 Ekim 2018’de 20 milyon 666 bin lira ile Anatolia Mühendislik İnşaat Sanayi Ticaret Şirketi kazandı. Buna göre, ilk etapta antik limana yatların girişini sağlamak için Pamucak sahiline 600 metre uzunluğunda, 30 metre genişliğinde giriş kanalı ve mendirek yapılacak. Kanalın derinliği ise beş metre olacak. Ayrıca ilk etapta giriş kanalının üstüne bir karayolu köprüsü yapılacak. Teknelere kısa süreli park imkanı sağlayan yat limanın boyu 250, eni ise 100 metre olacak. İlk etap için doğal sit alanı olan bölgeye bin 620 kazık çakılacak.

Projenin ikinci etabında ise Efes Antik Kenti’ne kadar olan kısımda temizlik çalışması yapılacak. Liman aslına uygun yeniden düzenlenecek. Kente giriş kapılarından biri limana taşınacak.

Bakıcı, kanal için dip taraması yapılacağını ve dört metre aşağıya inileceğini anlatarak, her aşamada Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’ndan izin alındığını belirtti.

CHP Meclis’e taşımıştı

CHP PM ve TBMM KİT Komisyonu Üyesi İzmir Milletvekili Avukat Sevda Erdan Kılıç, 2011 seçimlerinde vaat edildikten yedi yıl sonra ihale edilen projeyi geçtiğimiz yıl, ocak ayında Meclis gündemine taşımıştı.

Söz konusu alanın yeraltı ve yerüstü değerleriyle açık hava müzesi ve doğal sit alanı konumunda olduğuna işaret eden Kılıç çalışmaların titizlikle yürütülmesi, var olan değerlerin korunması ve gerekli tarama işlemlerinin yapılması istemiyle hazırladığı önergede, dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’ın yanıtlamasını istediği şu soruları sormuştu:

  • Tamamı doğal sit alanı içinde olan ve ihale süreci sonucunda kazıklar çakılmaya başlanan Efes Antik Liman kenti projesi sahası içindeki alanlarda gerekli arkeolojik arama, tarama ve kazı işlemleri yapılmış mıdır?

  • Efes Antik Liman Kenti Projesi’nin inşaat sahası içerisinde var olan yer altı ve yer üstü doğal değerler saptanmış mıdır? Bunların korunması adına hangi önlemler alınmıştır?
  • UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve insanlık tarihi açısından önemli bir merkez olan Efes’in doğal sit alanı içindeki olası kalıntılarının projenin yapımı aşamasında zarar görmesi veya yok olması halinde sorumluluk izni veren Bakanlığınız ve ilgili birimlerine mi ait olacaktır? Yüklenici firmaya bu konuda bir sorumluluk yüklenmiş midir?
  • Efes Antik Liman Projesi’nin yürütüleceği alanlarda gün ışığına çıkartılmış veya henüz çıkartılmamış olan tarihi ve kültürel zenginliklerle ilgili kamuoyuna aydınlatıcı bir bilgi sunulacak mıdır?
  • İlk etap ihalesi 35 Milyon TL üzerinden 1 Mart 2018’de sözleşme imzalanan, tamamlanma süreci olarak 18 ay öngörülen ve tahmini yatırım tutarı 60 Milyon TL olarak belirlenen Efes Antik Liman Projesi’nde toplam yatırım tutarı ve bitirileceği tarihle ilgili bir güncelleme yapılmış mıdır? Kazıkların çakılmaya başlandığı projenin bugünkü değerleme üzerinden toplam maliyeti ne olacaktır? Projenin tamamlanmasıyla ilgili bir tarih öngörülmekte midir?

Dedektif köpekler hastalıklı ağaçları önceden tespit edebiliyor

Bilim insanları, ABD’nin Florida, California ve Texas eyaletlerinde portakal, limon ve greyfurt bahçelerinde büyük zarara yol açan ‘narenciye yeşili’ ismi verilen hastalığı koklamak için köpekleri eğitti. Eğitilen köpekler, hastalığı ağaç yapraklarında veya köklerinde görülmeye başlamadan haftalar ve aylar öncesinde tespit edebiliyor.

Yüzde 95 başarı

Independent’tan Christina Larson’un hazırladığın habere göre araştırmanın sonucu Pazartesi günü Ulusal Bilimler Akademisi Bildirileri dergisinde yayınlandı. Texas’ta greyfurt bahçesinde gerçekleştirilen bir deneyde köpeklerin yeni enfekte olmuş ağaçları yüzde 95 oranında bir başarıyla buldukları kaydedildi.

ABD Tarım Bakanlığı’nda araştırmacı ve çalışmanın ortak yazarı Timothy Gottwald “Bu teknoloji binlerce yaşındaki – köpeğin burnu. Köpekleri yeni bir av avlamak için eğittik: çok zararlı bir ürün hastalığına neden olan bakteriler” dedi.

Narenciye yeşili hastalığı

‘Narenciye yeşili’ veya huanglongbing ismi verilen hastalık narenciye ağaçlarının yaprakları ve gövdeleri üzerinde beslenen küçük bir böcek tarafından yayılan bir bakteriden kaynaklanıyor. Ağaç enfekte olduğunda ise herhangi bir tedavisi bulunmuyor.

Ağaçların şansı artıyor

Eğitilen köpekler ise şu andaki mevcut yöntemlerden çok daha erken bir şekilde hastalığı tespit edebiliyor. Böylece ağaçların kurtulma şansı yükseliyor.

Gottwald, “Bu zamana kadar köpekleri havaalanlarında, uyuşturucu ve patlayıcı aramalarında gördünüz. Belki de artık onları tarlaalrda çalışırken görmeye başlayacaksınız” dedi.

 

Bernie Sanders’tan Türkçe seçim reklamı

ABD’de 3 Kasım başkanlık seçimlerinde büyük bir olasılıkla Cumhuriyet Parti’nin tekrar aday göstereceği şu anki ABD Başkanı Donald Trump karşısında yarışacak aday adayları arasında Bernie Sanders da bulunuyor.

Sosyal demokrat politikalara yakın duran Bernie Sanders, kapsamlı ve ücretiz sağlık hizmetleri, harçsız üniversite, küresel ısınmayla mücadele, zenginlerin vergilerinin arttırılması, ABD’nin büyük bankalarının daha küçük bankalara bölünmesi gibi konulara destek veriyor.

34.5 milyon dolar bağış

Sanders, 2016 yılında Demokrat Parti’nin başkan adaylığı için yapılan ön seçimlerde Hillary Clinton karşısında kaybetmişti. Bu yıl tekrar adaylığını koyan tecrübeli siyasetçi halktan 34.5 milyon dolar bağış toplayarak yılı bu konuda da diğer Demokrat adaylardan önde kapattı.

15 dilde kampanya

Sanders aynı zamanda Trump’ın aksine, ülkedeki azınlıkları koruyan bir politika izleyeceğini vadediyor. Bernie Sanders kampanya sürecinde Türkçe de dahil en az on beş dilde propaganda afişi kullanmıştı. Özellikle “Sağlık hizmeti bir insan hakkıdır”, “Sonsuz savaşları bitirelim”, “Sosyal güvenliğimizi genişletelim ve koruyalım” sloganlarının olduğu sosyal medya paylaşımları ülkedeki farklı milletlerden büyük beğeni topladı.

Adaylık seçim sürecinde Bernie Sanders‘ın en büyük rakibi olarak Demokrat Parti’den ve sermaye çevrelerinden bol desteği olan Joe Biden gösteriliyor.

Iowa’da tartışmalı seçim

Demokrat Parti’nin adayını belirlemek için yapılan ön seçimler 3 Şubat’ta Iowa eyaletinde başladı. Demokrat Parti’de başkan adaylığı için 12 isim yarışıyor.

Iowa eyaletinde başlayan ve sonuçlarının duyurulması geciktiği için tartışmalara neden olan ön seçimde, yarışı yüzde 26,2 ile Indiana’daki South Bend’in Belediye Başkanı Pete Buttigieg önde götürüyor. Vermont Senatörü Bernie Sanders ise yüzde 26,1 oy ile hemen arkasında yer alıyor. Güvenilirlik için tekrar sayım sonrası açıklanacak sonuçlarda sıralamanın değişebileceği söyleniyor.

Fotoğraf: AP/Pablo Martinez Monsivais)

Adaylar Temmuz’da ilan edilecek

Iowa, adaylıkların belirlenme sürecindeki ilk ön seçimin yapıldığı yer. Bu nedenle, buradaki seçimi kazanan isim de adaylık yarışında yeni bir ivme kazanmış oluyor. Iowa’nın ardından ikinci ön seçim, 11 Şubat Salı günü New Hampshire’de.

Adaylık seçimi Haziran ayında sonuçlanacak. Ancak, Demokrat Parti’nin adayının belirlenmesinde en kritik tarih “Süper Salı” olarak adlandırılan 3 Mart. Bu tarihte 16 eyalette seçim yapılacak. Ön seçimlerin ardından yeterli delege sayısına ulaşan aday, 13-16 Temmuz’da Milwaukee şehrinde yapılacak olan kurultayda resmen partinin adayı olarak ilan edilecek.