Ana Sayfa Blog Sayfa 2192

Dünya Saati, bu yıl ‘dayanışma’ için kapatılacak

WWF’in (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) doğal alanların ve türlerin yok oluşuna, iklim krizine dikkat çekmek için her yıl mart ayının son cumartesi günü dünya kamuoyuna çağrıda bulunduğu küresel bir etkinlik olan “Dünya Saati”, bu yıl tüm dünyada, 28 Mart Cumartesi akşamı 20.30 ile 21.30  arasında gerçekleşecek.

Dünya Saati kapsamındaki etkinlikler, tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs (Covid-19)  salgını nedeniyle bu yıl sadece evlerde yapılacak ve dijital mecralardan paylaşılacak. Doğa ve insanlık için dayanışma adına “Dünya Dayanışma Saati” temasıyla düzenlenecek Dünya Saati ile içinde bulunduğumuz zorlu süreçte küresel zorluklarla baş etmek için dayanışmanın önemine dikkat çekilecek.  Önceki yıllarda dış mekânlarda da etkinlikler gerçekleştirilirken bu yıl sağlık önlemleri doğrultusunda bireylere, #EvdeKal çağrısı yapılıyor.

Etkinlikte, bireyler bir saat boyunca evlerinin ışıklarını kapatarak ve sosyal medyayı takip ederek Dünya Saati’ne katılacak. Dünya Saati’ne www.dunyasaati.org adresi üzerinden kayıt yaparak katılım sağlanıyor. Ayrıca, www.dunyasaati.org web sitesini ziyaret edenler WWF’in küresel kampanyası “Harekete Geç”e imza vererek doğa ve insan için yeni bir başlangıç yapmak üzere söz verebiliyor ve dünya liderlerine iklim krizi ve doğa koruma gibi küresel sorunlar için vakit kaybetmeden harekete geçme çağrısı yapıyor.

 Pasinli’den yeni bir başlangıç çağrısı 

WWF-Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli, tüm bireyleri doğa ve insanlık için dayanışmaya davet etti:

İçinde bulunduğumuz hassas dönemde, insanlık tek bir konuya odaklanmış durumda. Sosyalleşmeyi kısıtladığımız bu günlerde yalnız olmadığımızı, fiziksel olarak bir arada olamasak da aslında büyük insanlık ailesi olarak beraber olduğumuzu, kolektif hareket edersek ne kadar güçlü olabildiğimizi hatırlamaya ihtiyacımız var. Her yıl dünyanın dört bir yanından milyonlarca insanın katılımıyla düzenlediğimiz Dünya Saati’nde, 28 Mart akşamı evlerimizde bir saatliğine ışıkları kapatarak birlik olduğumuzu gösterebiliriz. İnsanlık, içinden geçtiğimiz zorlu süreçten dayanışma sayesinde iklim krizi gibi küresel zorluklarla baş etmek için daha güçlü çıkabilir.”

 

Yerli tohum ve bitki üretim merkezine dozerle girdiler

Pamukkale Üniversitesi’ne (PAÜ) bağlı Tarım Bakanlığı ve AB destekli ‘Yerli Tohum ve Bitki Üretim Merkezi’nin tarlasına sosyal tesis yapmak için rektörlük talimatıyla dozer daldı. Alanda nöbet tutan öğretim üyeleri, dozerin önünde durarak merkezi kurtarmaya çalıştı.

Bitki Genetiği ve Tarımsal Biyoteknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (BİYOM) ‘Yerli Tohum ve Bitki Üretim Merkezi’nde Tarım Bakanlığı ve AB destekli üretim yapılıyor. Ancak üniversite yönetimi 10 dekarlık bilim alanının 1 dekarlık kısmına öğrenciler için sosyal faaliyet alanı yapma kararı aldı. Karara tepki gösteren BİYOM’da görevli Prof. Dr. Ali Ramazan Alan ve Prof. Dr. Fevziye Çelebi Toprak, söz konusu alanda bir süredir nöbet tutuyordu.

Üniversiteye ait iş makineleri sabah saatlerinde alana gelerek çalışma yapmak istedi. Ancak öğretim üyeleri karşı çıktı.

Bunun üzerine bizzat Rektör Hüseyin Bağ gelerek, iş makinelerine çalışmaları talimatını verince gerginlik yaşandı. Dozerin önüne geçen Alan ve Çelebi, “Burada, rektör eliyle tam bir bilim katliamı yapılıyor” diyerek, karara tepki gösterdi.

Lansmanını Tarım Bakanı yapmıştı

Prof. Alan ve Prof. Toprak, sosyal tesise çevrilmek istenen söz konusu alanın önemine ilişkin şunları söyledi:

Türkiye’nin gıda geleceği için önemli bir proje. Yerli tohum ve bitkiler üretiyoruz. Burada uygulanan projelerin altında PAÜ Rektörü’nün de imzası var. Lasmanını Tarım Bakanlığı yaptı.

Devlet destekli proje nedeniyle ürettiğimiz bitki tarlalarımızın üzerinden, dozerlerle kanal açılıyor. Tüm karşı çıkışlarımıza rağmen engel olamıyoruz. Tüm kamuoyunu ve bilim insanları, siyasileri ile bakanlık yetkililerini, bu katliamın durdurulması için göreve çağırıyoruz.”

 

Rusya’da 7.5 büyüklüğünde deprem

Rusya’nın Uzak Doğu Federal Bölgesi’nde bulunan Kuril Adaları’nda 7,5 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Pasifik Tsunami Merkezi, Severo, Sahalin ve ABD’nin Hawaii Adası için tsunami uyarısında bulundu.

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu, depremin Kuril Adaları’na bağlı Severo bölgesinin 213 kilometre güneydoğu açıklarında meydana geldiğini ve yerin 56,7 kilometre derinliğinde gerçekleştiğini duyurdu.

Tsunami tehditi sürüyor

Rusya Acil Durumlar Bakanlığı, alınan ilk bilgilere göre depremde ölü, yaralı ve yıkım bulunmadığını açıkladı. Yaklaşık 400 kişinin bölgeden tahliye edildiği bildirilirken, Severo-Kurilsk’te depremin ardından yaklaşık 50 santimetre yüksekliğinde tsunami meydana geldiği duyuruldu. Açıklamada tsunami tehdidinin devam ettiği belirtildi.

Bakanlık açıklamasına göre, Severo-Kurilsk şehrinde deprem sebebiyle bazı bina bacaları tahrip oldu, Merkez Bölge Hastanesinde de elektrik kaynağı zarar gördü. Bölgede geçen ay da 7 büyüklüğünde deprem olmuştu.

Başak Demirtaş: Selahattin’in sağlığından endişeliyim

Halen Edirne F tipi Cezaevi’nde bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve onun gibi tutuklu olanların taleplerini, cezaevindeki koşulları, T24’den Şirin Payzın, eşi Başak Demirtaş‘la konuştu.

Selahattin Demirtaş, kısa süre önce cezaevinde ciddi sağlık sorunları yaşamıştı. 

Selahattin Demirtaş’ın sağlık durumu ile ilgili bilgi verebilir misiniz? Virüs  salgını nedeniyle sağlığıyla ilgili risk var mı?

Evet var. Şöyle ki, Selahattin’in sağlık durumu cezaevi sürecinde hep kötüye doğru gitti maalesef. 2016’da Trakya Üniversitesinde yapılan tetkiklerde Selahattin’e hipertansiyon tanısı konulmuştu. En son, cezaevinde bayıldıktan bir hafta sonra yine Trakya Üniversitesi Hastanesine götürülmüştü, oradaki tetkiklerde hiper tansiyon rahatsızlığının devam ettiği teşhis edildi ve ilaçlar verildi, o ilaçları kullanmaya devam ediyor.

Teşhis ve tedavi süreçlerine dair ciddi kaygılarımız var. Son bayılma atağının ve göğüs ağrısı şikayetlerinin yeterince incelenmediğini düşünüyoruz, çünkü cezaevinde olan biri olarak sürekli doktorlara görünme imkanı yok ki. Dışarıdayken kendisine bakan doktorların görüşleri ve TTB’nin akademisyenlerden oluşan doktor heyetinin raporları bu kaygımızı artırmış durumda. İlgili yerlere başvurumuzda henüz bir sonuç vermedi.

Ayrıca dışarıdayken uyku apnesi sendromu vardı. Bu hastalık, uzun vadede akciğer sorunlarına yol açıyor. Şöyle bir gerçek var, Koronavirüs salgını en fazla hipertansiyon hastaları ve kronik akciğer rahatsızlığı olanların bu durumdan daha ağır etkilenebileceğini gösteriyor. İtalya’daki verilere göre virüse  yakalanan her dört hastadan üçü hiper tansiyon hastası. Dolayısıyla çok endişeliyim.

Selahattin zaten dışarıda olsaydı belirttiğim hastalıkları nedeniyle büyük risk altında olacaktı. Üstüne bir de cezaevleri koşulları etkilenince kaygılarım iyice arttı.

‘Cezaevinde sağlık ve hijyen koşulları çok sınırlı’

Cezaevlerinde Koronavirüs’ü salgınına yönelik önlem alındığını açıkladı Adalet Bakanı Abdülhamit Gül. Siz bu önlemleri yeterli buluyor musunuz? Düzenli sağlık taraması, hijyen konusunda sıkıntı var mı?

Tabii var. Cezaevlerinde sağlık koşulları da hijyen koşulları da çok sınırlı. Bakan hangi önlemlerin alındığını açıklamalı. Benim gördüğüm ve Selahattin’in anlattığı önlemler ziyaretçilerin alınmaması, avukat görüşmelerinin azaltılması ve birkaç el dezenfektanı konulması şeklinde. Bunlar yeterli mi? Mesela cezaevlerinde bağışıklık sistemlerini güçlendirmek için neler yapıldı? Yemekler değişti mi? Havalandırma saatleri artırıldı mı? Cezaevi görevlilerine test yapıldı mı?

Mesela Edirne Cezaevinin yemekleri, yakınındaki açık cezaevinden geliyor. Oradaki tedbirler yeterli mi? İzne gidenlerin döndüklerinde karantinaya alınmadığı haberlerini duyuyoruz bu doğru mu?

Bakan cezaevlerinde Koronavirüs vakası olmadığını söylüyor ama kaç kişiye test yapıldı? Söylemiyor. Neden söylemiyor? Test yapmazsanız vaka da tespit edemezsiniz ki. On binlerce kişi, cezaevlerindeki yakınlarının sağlığıyla ilgili tek bir haber alamadan bekliyor. Koronavirüs sadece Selahattin için değil, tüm cezaevlerindeki herkes için ciddi bir tehdit.

Cezaevlerinde hiç temassızlık söz konusu değil bildiğim kadarıyla. Zira gardiyanlar gün içinde yemek getiriyor. Buna karşı alınan bir önlem var mı?

Biz yeterli bir önlem görmedik. Cezaevi görevlileri üç vardiya şeklinde çalışıyor. Selahattin günde en az 12 görevliyle temas halinde. Mesaileri bitince de evlerine gidiyorlar. Onlar için de dışarıda ve içeride yaşam, tüm riskleriyle devam ediyor. Dolayısıyla da onlardan mahpuslara, mahpuslardan da onlara bulaşma riski çok fazla.

Koronavirüs nedeniyle tüm görüşler yasaklandı. Telefon görüşme sayısının artırılacağı açıklandı, sizce yeterli mi? Bu görüşmelerin süresi ne kadar? Hem Selahattin Demirtaş’ın hem de ailenizin ve sizin psikolojinizi nasıl etkileniyor?

Çok zor zamanlardan geçiyoruz. Uzun süreli haber alamamak hem onun için hem de bizim için çok zor. Biliyorsunuz, açık ve kapalı tüm görüşler durduruldu. Telefon görüşü hakkımız haftada bir defa, 10 dakikaydı, toplamda 20 dakikaya çıkarıldı. Her hafta Selahattin’le yüz yüze görüşüyorduk, şimdi görüşemiyoruz. Ve bu daha ne kadar sürer, belirsiz. Kızlarımız cezaevleriyle ilgili çıkan her haberde tedirgin oluyorlar. Selahattin’le en son cuma günü telefonla görüştük, anne ve babalarımızın ve bizim dışarıya çıkmamamızı özelikle belirtti. Herkes gibi cezaevi görevlilerinin de çok kaygılı olduğunu söyledi.

‘Kendisi için bir talebi yok’

Cezaevleri şartlarıyla ilgili talepleriniz neler? Selahattin Demirtaş’ın talepleri neler?

Kendisi için hiçbir talebi yok. Zaten bunu duruşmalarında birçok defa söyledi. Kendisi ve binlerce HDP’li, gazeteci, muhalif; sırf siyasi görüşleri, yazdıkları, çizdikleri, söyledikleri nedeniyle haksız yere cezaevindeler. Hemen, acilen, bir gün bile gecikilmeden hepsi tahliye edilmeli. 

Koronavirüs salgınıyla birlikte ‘infaz indirimi’ gündemde. Ancak sivil toplum örgütleri, insan hakları örgütleri ve muhalefet partilerinin talebine rağmen terör suçlamasıyla içeride bulunan siyasetçi, gazeteci ya da aktivistleri kapsamayacak. Nedir tepkiniz?

Hükümetin yaptığı çalışma, getireceği düzenleme insanlar arasında ayrım yapıyor olabilir ama salgın cezaevlerine girerse ayrım yapmayacak. Eğer ki böyle eşitsiz, gayri hukuki, gayri ahlaki, gayri insani bir düzenleme yapılacaksa toplum bunu kabul etmez.

Böyle bir düzenleme, bir tür ölüm cezasıdır. Zaten siyasi rehine olarak özgürlüklerinden mahrumlar yıllardır. Şimdi bir de hayatlarına saldırı olur bu. Açık bir cinayet olur, açık bir toplu katliam olur.

 

Koronavirüs Dünya: Sokağa çıkma yasakları yayılıyor

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, korona virüsünün yayılmasını engellemek için tüm ülkede 21 günlüğüne sokağa çıkma yasağı ilan etti. Yasak dün gece yürürlüğe girdi.

Nüfusu yaklaşık 1.4 milyar olan ülkede önceki günden bu yana bazı büyük şehirlerde kısmi sokağa çıkma yasağı uygulanıyordu. Modi, son yaptığı açıklamada, bu yasağın ‘her bir köyü, her bir bölgeyi’ kapsayacak şekilde genişletildiğini açıkladı. Hint Başbakanı televizyondan yayınlanan konuşmasında, “Evinizden çıkmanın nasıl bir his olduğunu unutun. Evden çıkmak tamamen yasaklanmıştır” dedi.

Hindistan’da şu ana dek 482 Covid-19 vakası tespit edildi. Ülkede en az dokuz kişi virüs nedeniyle öldü.

Suriye’de de gece yasak

Suriye’de de salgın önlemleri kapsamında kısmi sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Yasak, akşam 18.00 ile sabah 06.00 arasında geçerli olacak. Gazeteciler kapsam dışı tutulacak. Bu akşam yürürlüğe girecek yasak kapsamında, söz konusu saatler arasında  her türlü ticari faaliyet durdurulacak ve dükkanlar kapalı olacak.

Sokağa çıkma yasağı, ambulans, itfaiye, sağlık çalışanları ve gazeteciler için geçerli olmayacak.

Kuzeyinde de yasak var

Suriye’nin kuzeyinde, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki bölgelerde de hafta başından bu yana sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. SDG dün, virüs salgını nedeniyle operasyonlarını durdurduğunu açıklamış ve insani ateşkes çağrısı yapmıştı.

Brezilya’da mafya talimat verdi

Brezilya’nın Rio de Janeiro kentindeki yasa dışı çeteler, virüs salgınıyla  mücadelede hükümetin gerekli tedbirleri almadığını belirterek sokağa çıkma yasağı ilan etti. ‘G1’ adlı yerel medya portalının haberine göre Rio das Pedras, Muzema ve Tijuquinha bölgelerinde yaşayanlar sosyal medya üzerinden sokağa çıkmamaları yönünde tehdit edildi.

Söz konusu mesajlarda, “Rio das Pedras, Muzema ve Tijuquinha sakinlerinin dikkatine. Saat 20.00’den itibaren sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Bu dakikadan sonra sokakta görülenlere uyarılara uyma dersi verilecektir” ifadeleri kullanıldı.

Diğer bir mesajda ise “Biz halk için en iyisini istiyoruz. Eğer hükümetin bunu yapacak kapasitesi yoksa organize suç çeteleri duruma el atacaktır” yazıldı. Polisten mesajlarla ilgili bir açıklama yapılmadı.

Rio de Janeiro’da salgının yayılmasını önlemek için atılan adımlar, kara ve demir yolu ulaşımının azaltılmasını, gemi seferlerine kısıtlama getirilmesini kapsıyor. Henüz sokağa çıkma ile ilgili bir yaptırımın olmadığı eyalette 191 korona virüsü vakası bulunuyor.

Yeşil Gazete TV yayında!

Koronavirüs salgını nedeniyle, dünya üzerindeki milyonlarca insan gibi bizim de evlere kapandığımız Karantina Günleri‘nde, Yeşil Gazete tv kanalımızı açtık. Pilot yayından sonraki ilk buluşmada, yayın yönetmenimiz Alev Karakartal, yazarımız ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Ümit Şahin ve editörümüz sosyolog Koray Doğan Urbarlı, salgının ne zaman geçebileceğini, Türkiye’deki tanı ve test pratiğini ve yayılma hızını  dünyayla karşılaştırmalı olarak konuştu; salgının sosyolojisi ve sokağa çıkma kısıtlaması konulan 65 yaş üzeri vatandaşlara yönelik “sosyal medya linci”ni değerlendirdi.

 

İstanbul’da 24 aile hekimi ve hemşirenin testi pozitif çıktı

İstanbul’un farklı ilçelerinde görev yapan toplam 24 aile hekimi ile hemşirede yeni tip koronavirüs tespit edildi.

Milliyet’ten Mert İnan‘ın haberine göre, İstanbul Aile Hekimliği Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Kutbettin Demir, İstanbul’un farklı ilçelerinde görev yapan toplam 24 aile hekimi ile hemşirede koronavirüs tespit edildiğini söyledi.

‘Martın ilk haftasına kadar toplumsal olarak yanlışlarımız oldu’

Dr. Demir, söz konusu sağlık çalışanlarının genel durumlarının iyi olduğunu belirterek şunları söyledi: “Birkaç arkadaşımız yatarak tedavi görürken, diğer meslektaşlarımız evlerinde tedaviye devam ediyor. Arkadaşlarımızın sağlık durumlarında endişe edecek bir durum yok. Martın ilk haftasına kadar toplumsal olarak maalesef yanlışlarımız oldu. Şubat sonunda itibaren martın başına kadar yurtdışından gelen vatandaşlar rapor almak için aile hekimliğine müracaat ettiler. Bu sırada merkezde muayene için bekleyen yaşlılar ile temas edenler oldu. Aile hekimleri olarak en büyük eksiğimiz tulum ve gözlük.”

“Sağlık merkezleri riskli”

Hiçbir vatandaşın acil durum ve ihtiyaçlar dışında evlerinden çıkmaması gerektiğini dile getiren Demir, “Bugün bile avucunun kaşındığını, gözünün seyirdiğini belirterek muayeneye gelenler var. Sağlık merkezleri en riskli yerler. Vatandaşlarımıza ‘Acil durumlar dışında gelmeyin’ diyoruz” diye konuştu.

Salgın sosyolojisi: Toplumların verdiği tepkiler yayılma hızını etkileyecek

Haber: Nida Kara

İlk olarak Çin’in Wuhan kentinde, 31 Aralık 2019 tarihinde ilan edilen koronavirüs salgını, aradan geçen neredeyse üç ayda 180’den fazla ülkede 10 binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu. Her gün duyduğumuz “aşısı bulundu” haberleri, İtalya ya da İran gibi büyük kayıpların yaşandığı ülkelerden üzücü görüntüler ve özellikle bazı ülkelerde neden bu kadar sıklıkla görüldüğü tartışılan konular arasında yerini koruyor.

Türkiye’deki ilanının üzerinden 15 gün geçmesinin ardından, 24 Mart akşamı Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından Twitter üzerinden yapılan son açıklamaya göre, enfekte olan kişi sayısı 1872’ye, hayatını kaybedenlerin sayısı ise 44’e yükseldi. Yine Koca’nın yaptığı açıklamalara göre, hayatını kaybeden kişilerin çoğunu 50 yaş üstü vatandaşlar oluşturmakta. Fakat bakanın ve Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus’un da değindiği gibi, gençler de yenilmez değiller. Geçtiğimiz günlerde, İngiltere’de 18 yaşında bir genç Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti.

Koronavirüsün bulaş konusunda ayrım gözetmemekle birlikte 50 yaş üzeri ve kronik hastalığı olan kişileri daha çok etkilediği ya da hastalığın seyrini büyük ölçüde değiştirdiği biliniyor. Bu nedenle İçişleri Bakanlığı 21 Mart’ta 65 yaş üzeri vatandaşlara, zorunlu istisnai durumlar olmadıkça, sokağa çıkma yasağı getirdi. Ancak bu kez de söz konusu yasağa çeşitli nedenlerle uymayıp sokağa çıkan bu gruptaki vatandaşlara karşı, özellikle gençlerin virüsü onlar yayıyormuş gibi davranıp hakaretamiz yaklaşımları ve “ötekileştirme” tavırları ortaya çıktı.

İstanbul’un farklı yerlerinde yaşayan, farklı yaş ve meslek gruplarından insanlar ileri yaşta bireylerin önlem konusunda gençlere nazaran salgının ciddiyetini çok da kavrayamamış oldukları kanısında. Bir başka ortak kanı da sadece 65 yaş ve üstü vatandaşlara sokağa çıkma yasağı getirilmesinin yeterli olmadığı.

‘Devletin, genel sokağa çıkma yasağı getirecek bütçesi yok’

İstanbul’un Samatya semtinde yaşayan Dalida Tütünciyan yaş sınırı hakkında şunları söylüyor: “Burada her şey gayet yolunda gözüküyor. Dükkanlar çoğunlukla açık, özellikle yaşlılar sokağa çıkma yasağına kadar dışarda parkta oturuyorlardı, bazıları eldiven maske gibi birtakım önlemler almıştı ama bu yine de yeterli değil. Toplu halde dışarıda oturuyorlar ve durumun ciddiyetini tam kavrayabilmiş görünmüyorlardı. Dışarıda hiç olmadığı kadar çok 65 yaş üstü insan gördüğümü söyleyebilirim.”

Sokağa çıkma yasağıyla ilgili olarak ise, yasağın 65 yaş üstü insanlar için, ihtiyaçları karşılandığı sürece yerinde olduğunu fakat yeterli olmadığını söylüyor ve ekliyor: “Devletin herkes için sokağa çıkma yasağı getirecek bir ekonomik durumu ya da buna ayıracak bütçesi yok. Bu yüzden de genel sokağa çıkma yasağı yerine farklı yollar izliyorlar. Önce ileri yaştaki vatandaşlara sunulan toplu taşıma indirimini geri çektiler, ardından yasak geldi.” Tütüncüyan’ın görüşü, devletin baş edemeyeceğini düşünmesine rağmen, salgınla baş etmenin tek yolunun genel bir sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi yönünde.

Edirne Belediyesi gibi birkaç belediye, ileri yaşta insanların parklarda oturmasına engel olmak için park ve bahçelerdeki bankları sökmüştü.

Küçükçekmece’de bir ilkokulda öğretmenlik yapan Kerem Acar da bu görüşe katılarak şunları ekliyor:

“Yaşadığım bölge, genç nüfus ağırlıklı olmakla birlikte, yaşlı nüfus da azımsanmayacak sayıda. Kültürel olarak apayrı bir kuşak olan ileri yaş grubunun durumu fazla önemsemediğini düşünüyorum. Yasak gelene kadar dışarıda maskesiz, eldivensiz geziyorlardı. İnatçılık olduğunu zannetmiyorum ama bu durumu ama biraz bilimsel gelişmeye ve alınan tedbirlerin içeriğine yabancı olmalarına, ayrıca dini doğmaların da bu tavrı etkilediğine inanıyorum. Genç kesim biraz daha dikkatli davranıyor gibi.”

Acar, bu grubun sokağa çıkmasının sınırlandırılmasını da yetersiz buluyor:  “Bunun bütün yaş gruplarını kapsayacak şekilde yapılması lazım. Sonuçta herkes taşıyıcı durumunda.”

Acaba farklı yaş grubu, cinsiyet ve gelir farkları, vatandaşların salgın karşısında aldığı tedbir ve takındığı tavırda bir farklılık yaratıyor mu?

‘Hayati öncelikler, maddi gelir doğrultusunda şekilleniyor’

Prof. Dr. Ayşen Uysal konuya doğru yaklaşımın temelinde yaş ya da cinsiyet farkından ziyade, maddi gelirin yattığını belirtiyor ve hayati önemi olan tedbirler de dahil, bazı insanların önceliklerinin farklı olduğuna değiniyor:

“Bazı konularda genellemeler yapılmasını doğru bulmuyorum. Ancak ben şu son süreçte toplumda şöyle bir şey gözlemliyorum: Zaten ekonomik olarak zor ayakta durabilen toplumsal kesimler, virüs salgınına karşı biraz aldırmaz davranıyor. Zira onların hala farklı öncelikleri ve gündemleri var. Eve nasıl ekmek götüreceği, ayı nasıl çıkaracağı gibi. Çalışmak zorunda olan, her sabah ve akşam toplu taşıma araçlarını kullanan, işyerinde gerekli hijyen malzemeleri sunulmayanlar, kendilerini koruyamayacaklarını düşünüyorlar. Bir de, toplumsal meseleler konusunda en duyarlı olanlar, bu meseleler konusunda en fazla bilgiye erişebilenler oluyor genelde.”

İstanbul’un eski gecekondu semtlerinden Sultangazi’de yaşayan Müjgan Korkmaz da Prof. Uysal’ı destekliyor. Orada yaşayan insanların asıl sorunlarının ücretsiz izin, işten çıkarılma, maskesiz ve eldivensiz çalışmak zorunda bırakılma gibi hayati meseleler olduğunu ve bu yüzden de genç yaşlı, çoluk çocuk bu durumu pek umursamayıp sokağa çıkmaya devam ettiklerini anlatıyor.

IPSOS: Kadınlar daha endişeli

 Konu önlem almaya geldiğinde yaş ya da maddi gelirin yanında cinsiyet  farklığı da önemli bir etken olarak öne çıkıyor. Cihangir’de yaşayan avukat Baran Kaya, tanık olduğu olayı anlatıyor:

“Kadınlar bu konuda daha tedbirli gibi görünüyor. Dün iki arabulucu görüşmem vardı. Birinde arabulucu da, karşı tarafın avukatı da erkekti. El sıkıştılar, tokalaştılar ve hatta bunun (koronavirüs salgınının) komplo teorisi olduğu üzerine uzun süre sohbet ettiler. Ama ikinci görüşmemde arabulucu kadındı. Kağıdı imzalarken dahi, kalemi peçeteyle tutarak verdi.”

İstanbul’un başka bir semti Okmeydanı’ndan yaşayan ve işletmeci Baran Başyurt’un saptaması ise toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin: “Kadınlar sanırım doğaları gereği aileyi, sevdiklerini koruma iç güdüsüyle hareket ettikleri için çok daha tedirginler. Bu yüzden durumu daha ciddiye alıp ona göre davranmaya çalışıyorlar.”

Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Didem Danış, IPSOS’un Mart ayında yürüttüğü, koronavirüs salgınının toplumun hangi kesimini daha çok endişelendirdiğiyle ilgili çalışmada ortaya çıkan sonuca değinerek şunları söylüyor: “Kadınlar erkeklerden daha endişeli. ‘Sizin veya ailenizden birinin koronavirüse yakalanmasından ne derece endişe ediyorsunuz?’ sorusuna kadınlar %89, erkekler %69 endişe ediyorum diye cevap vermiş.”

Eğitim durumunun alınan önlemlerle paralel olduğunu kaydeden Danış, “Endişe ve kaygı durumu eğitim seviyesiyle paralel görünüyor. Eğitim arttıkça, endişe de artıyor. İlkokul mezunu ve altında endişe %71’ken, üniversite mezunlarında %84’e çıkıyor. Ben bu istatistiki farkları gene dünyadaki gelişmeleri takip etme kapasitesindeki farkla açıklıyorum. Yüksek eğitimliler ve orta yaşlılar başka ülkelerdeki gelişmeleri daha sıkı takip ederken, düşük eğitim seviyesi ve ileri yaş grubunda olanlar konuya daha ilgisiz ve dolayısıyla daha kaygısızlar” diye ekliyor.

İran: Gerçeğe karşı vurdumduymazlık

Yaş, cinsiyet, gelir güzeyi farklılıklarının yanı sıra, dünya genelinde merak edilen diğer bir soru da koronavirüsün neden özellikle İtalya ve İran’da bu kadar etkili olduğu. Virüsün ilk ortaya çıktığı yer olan Çin’den hem coğrafi hem de kültürel anlamda farklı olan İtalya ve İran’da, vaka ve ölüm sayısı her geçen gün artıyor.

İranlı gazeteci ve sosyolog Ali Kethudazade, ülkesindeki duruma şöyle açıklama getiriyor: “Bir ülkede sağlık açısından durumun olağanüstü olduğu açıklaması yapıldığında, o ülkenin halkı ihtiyaçlarını alıp evlerinde oturur ve kendilerini karantinaya alırlar. İran’da ise durum böyle değil. Bir çeşit gerçeğe karşı vurdumduymazlık durumu söz konusu.” İran’da koronavirüsle ilgili uyarıları dikkate almayan bazı insanların, ‘rahat ol, boş ver’ havasında olduğunu anlatan Kethudazade, bu durumun cesaretten veya irfani bir haslete sahip olmaktan kaynaklanmadığını, aksine bu insanların hissizlik ve ataraksiya (kişide, tepki yokluğu, bu nedenle oluşan durgunluk durumu) halinde olduğunu söylüyor.

İtalya ve Avrupa’daki duruma, son günlerde alınan sıkı tedbirlere ve ilan edilen sokağa çıkma yasaklarına rağmen, virüse dair ilk vakaların ortaya çıktığı zamanları göz önüne alarak değinen Rus nörolog Pavel Brand’e göre, toplumun alışmış olduğu özgürlük hali salgının yayılmasında önemli bir rol oynuyor:

“Çinliler daha disiplinli, kontrollere gitti ve doktorların uyarılarına ve tavsiyelerine uydu. Avrupa’daki özgürlüklerin seviyesi, bu hastalığa karşı koymakta başarısız olmalarıyla sonuçlandı. İtalyanlar evde oturmayı reddetmişti. Salgının başladığı Kuzey İtalya’da yaşayanlar hiçbir engel görmeden hastalığın olduğu bölgelerden ayrılabildi. Avrupa, salgına karşı özgürlükleri kısıtlama konusunda çok yavaş tepki verdi, halkın kabul edeceği düzeyi bulmaya çalıştılar. Bu da kaçınılmaz olarak koronavirüs ile baş etmekte yardımcı olmayan etkisiz tedbirlere yol açtı. Oysa Çin’de, halk üzerinde çok daha etkili kontrol mekanizmaları çalışıyordu, bu yüzden şu anda hastalık azalma eğilimini sergiliyor.”

Brand, toplumların kültürel karakterlerinin bu anlamda önemli bir unsur olduğunu vurguluyor.

Tüm dünya tarafından yayılma hızının yavaşlatılması ve sağlık sisteminin elverişli hale getirilmeye çalışılması için uğraş verilen koronavirüs salgını, toplumdaki her bir bireyi aynı düzeyde etkilemiyor olmasının yanında, toplumun salgına karşı verdiği tepkideki değişkenlikler de vaka sayısını artırmaya ya da azaltmaya devam edecek gibi görünüyor.

Yeni veri, yeni politika: Neden Birleşik Krallık’ın koronavirüs stratejisi değişti?

Yazan: Sarah Boseley

Yeşil Gazete için çeviren: Hanife Aliefendioğlu

Bir hafta, bir koronavirüs pandemisinde uzun bir süre. Boris Johnson ve danışmanları, soğuk algınlığı semptomları olan herkesin yedi gün boyunca evde kalması gerektiğini, sonrasında normal hayatına dönmesini duyururken birkaç gün içinde Başbakan, nüfusun çoğunu etkili bir şekilde evlerine kapatacak bir dizi önlemle ortaya çıktı.

Değişen, İtalya‘nın kontrol dışı salgının sağlık hizmeti üzerindeki etkisine ilişkin yeni verilerdi. Hastaneye yatırılan hastaların %30’u yoğun bakıma alınması temel olarak felakettir. Hükümete tavsiyede bulunan Imperial College ve Londra Hijyen ve Tropik Tıp Okulu modelleme ekipleri bu rakamları inceledi ve ortaya çıkan Ulusal Sağlık Hizmeti (NHS) üzerindeki yük ve ölüm oranının kabul edilemez olduğunu bildirdi.

Imperial College’ın MRC Küresel Bulaşıcı Hastalık Analizi Merkezi’nden Prof Neil Ferguson, hükümetin yeni duyurduğu “azaltma” stratejisinin, -onların deyimiyle 1 numaralı senaryo- 260.000 ölüme yol açacağını tespit etti. Bu sadece virüse bağlı ölümler değil, NHS’nin tedavi etmekte zorlanacağı diğer hastalıklardan da olacaktı.

Bilim insanlarının modellemeleri, enfeksiyonlar ve ölümleri azaltmaya yardımcı olabilecek tüm müdahaleleri inceledi ve bunun beş yolu olduğuna dikkat çekildi:

  • Öksürük ve ateşi olan insanları evde yedi gün boyunca izole etmek.
  • Bir üyesinin semptomları var ise aileyi 14 gün süreyle karantinaya almak, diğerlerinde herhangi bir semptomun olup olmadığını görmek için zaman vermek.
  • İnsanların evde, okulda veya işte yaptıkları sıradan temasların dörtte üç oranında kesilmesini içeren sosyal mesafe.
  • 70 yaşın üzerindeki herkesin evde kalmalarını sağlayacak sosyal mesafe.
  • Okulların ve üniversitelerin kapatılması.

Geçen haftanın stratejisi, semptomları olan insanların yedi gün boyunca evde kalmasıydı. Bunu aileler için karantina ve 70 yaşın üstünü evde tutmanın izleyeceği söylenmişti. Bu paket, en yüksek sağlık hizmeti talebini üçte iki oranında ve ölümleri de yarı yarıya azaltacaktı. Ancak araştırmacılar, “Sonuçta ortaya çıkan salgının, bu önlemlere rağmen, muhtemelen 260.000 ölümle sonuçlanacağını ve bu nedenle sağlık sistemini (özellikle de yoğun bakım üniteleri) mahvedeceğini” söyledi.

‘Azaltma’dan baskılamaya

Şimdi elimizde, modellemecilerin “baskılama” dediği 2 numaralı senaryo var. Bu, okulları ve üniversiteleri kapatmak dışındaki tüm önlemleri benimseyerek işleri bir adım daha ileri götürüyor. Ferguson’un söylediğine göre okulların kapatılması muhtemelen çok uzun zaman geçmeden önce sürülecek kartlardan.

Ferguson ve meslektaşı Prof Azra Ghani, yeni önlemleri, vakaları çok düşük sayılara indirmeyi başaran Çin‘in önlemlerine benzetti. Ancak Çin’in aksine, İngiltere’de olan her şey gönüllülüğe dayalı olacak. Yani hükümet bu modelin çalışması için nüfusun onayına ihtiyaç duyacak.

Kötü haber şu ki, ölüm sayılarını 20.000 veya muhtemelen sadece birkaç binde tutacak olsa da, Ferguson bu sosyal engellere temmuz veya ağustos aylarına kadar sürmesini öngörüyor. Bu yöntemle frene basılsa bile enfeksiyon tekrar başlayabilir. Nüfusun küçük bir bölümü enfekte olmuş, iyileşmiş ve bağışıklık kazanmış olacak. Ancak virüs yok edilmiş olmayacak ve yeniden ortaya çıkabilecek.

Hükümetin başlardaki umudu, Birleşik Krallık nüfusunda sürü bağışıklığı geliştirerek nüfusun büyük bir bölümünün, belki de yüzde 60’nın hastalığa yakalanacağı, daha sonra iyileşip bağışıklık kazanacağı fikrine dayanmaktaydı. Çoğu uzmanın tehlikeli bulduğu bu fikir, yeni bir strateji ile sonlandırıldı.

Sürü bağışıklığı normalde çok sayıda çocuğun aşılanması ve aşılanamayacakların güvenceye alınmasıyla oluşturulur. Hiç kimse bunu daha önce bir hastalık ile enfeksiyona izin vererek yapmaya çalışmadı, şimdi ise denemenin güvenli olmadığının kabul edildiği görülüyor.

Makalenin İngilizce Orijinali

Diğer ülkelerin coronavirüse karşı aldığı önlemlerle Birleşik Krallığın karşılaştırması

Ülkeler Okullar ve Üniversiteler Ulaşım kısıtları Halka açık etkinlikler Spor
Birleşik Krallık X
Almanya X X X X
Arnavutluk X X X X
Avusturya X X X X
Belçika X X X X
Bosna Hersek X X X X
Bulgaristan X X X X
Çekya X X X X
Danimarka X X X X
Estonya X X X X
Finlandiya X X X
Fransa X X X X
Hırvatistan X X
Hollanda X X X X
İrlanda X X X X
İspanya X X X X
İsveç X X
İsviçre X X X
İtalya X X X X
İzlanda X X X
Kuzey Makedonya X
Letonya X X X X
Litvanya X X X X
Lüksemburg X X X
Macaristan X X X X
Malta X X
Moldova X X
Norveç X X X X
Polonya X X X X
Portekiz X X X
Romanya X X X X
Sırbistan X X X
Slovakya X X X X
Slovenya X X X
Ukrayna X X X
Yunanistan X X X X

Koronavirüs krizi: Yedi kişi daha hayatını kaybetti

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de yeni tip koronavirüs (Covid-19) nedeniyle yedi kişinin daha hayatını kaybettiğini ve 343 kişiye daha tanı konduğunu açıkladı. Böylece  koronavirüs kaynaklı ölüm sayısı 44’e, vaka sayısı da 1872’ye yükselmiş oldu.

Twitter hesabından salgının Türkiye’deki durumuna ilişkin açıklama yapan Koca, son 24 saatte 3 bin 952 test yapıldığı bilgisini verdi. Bakan, hayatını kaybeden yedi  kişiden birinin KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) olduğunu altısının ise ileri yaşta olduğunu belirtti.

Bakan Koca’nın açıklaması şöyle:

“Kaç kişi? 195 ülkede her gün bu soruluyor. Kayıplar versek de Türkiye için geç değil. Tedbir, artışın önünü kesebilir. Son 24 saatte toplam 3.952 test yapıldı. 343 yeni tanı var. 7 hastamızı kaybettik. Biri KOAH hastasıydı. Altısı ileri yaştaydı. Aldığımız tedbir kadar güçlüyüz”

Türkiye’de ilk 11 Mart’ta tespit edilen Koronavirüs’ün ardından toplam vaka ve hayatını kaybeden kişi sayıları şöyle:

11 Mart: 1 vaka
13 Mart: 5 vaka
14 Mart: 6 vaka
15 Mart: 18 vaka
16 Mart: 47 vaka
17 Mart: 98 vaka, 1 ölü
18 Mart: 191 vaka, 2 ölü
19 Mart: 359 vaka, 4 ölü
20 Mart: 670 vaka, 9 ölü
21 Mart: 947 vaka, 21 ölü
22 Mart: 1236 vaka, 30 ölü
23 Mart: 1529 vaka, 37 ölü
24 Mart: 1872 vaka, 44 ölü

Çin’den gelen ilaç  40 şehre gönderildi

Bakan Koca, Koronavirüs için Çin’den getirilen ilaçlarla ilgili yaptığı açıklamada, ”Ankara’ya ulaşan ilaçlar, gece saatlerinde ambulans uçaklarla 40 şehre dağıtıldı. Yeni ilaçlar, yoğun bakım ünitelerinde tedavi gören Kovid-19 hastaları için kullanılacak”  demişti.