Ana Sayfa Blog Sayfa 2190

İnşaat işçilerinin korona isyanı!

Korona virüsü ile mücadele kapsamında evden çıkılmaması, fiziki mesafeye dikkat edilmesine yönelik uyarılara rağmen, çalışmak zorunda olan işçilerle ilgili önlemler alınmadığı eleştirilerini doğrulayan bir görüntü daha ortaya çıktı.

İnşaat-İş Sendikası tarafından paylaşılan Emaar şantiyesindeki durumu gösteren videodaki işçiler, “Koronaların üstünden atla” diyerek birbirleriyle şakalaşırken sağlıksız yemekhane koşullarına, “Bir masada dört kişi yemek yiyorlar. Bu adamlar nasıl hastalık kapmasın?” diyerek tepki gösterdi.

“Eve gitsek aç kalırız” diyen işçilere destek veren İnşaat-İş Sendikası da yemekhaneden gelen görüntüler için, “Emaar şantiyesinde olası salgın yayılmasından ve ölümlerden Emaar Tav-Sera yönetimi sorumludur” ifadelerini kullandı.

AKM inşaatında çalışan işçiler iş bıraktı

İstanbul Taksim’de yapımı devam eden Atatürk Kültür Merkezi (AKM) inşaatında da işçiler dün bir işçinin koronavirüs şüphesiyle hastaneye kaldırılması üzerine iş bıraktı. Firma yetkililerinin önlemler alınacak açıklamasının ardından iş başı yapan işçiler ücretli izin uygulanmasını talep ediyor.

DİSK’e bağlı Devrimci Yapı, İnşaat ve Yol İşçileri Sendikası (Dev Yapı-İş) tarafından yapılan açıklamada şantiyelerden işten çıkarma haberlerinin geldiği ve işten çıkarılan işçilerin memleketlerine döndüğünü belirtildi. Bu durumun ciddi risk barındırdığı ifade edilen açıklamada “Eğer önlem alınmaz ve bu şekilde devam ederse koronavirüs salgınını durdurmak bir yana memleketin her tarafına yayılır. Uyarılarımız dikkate alınmalıdır” denildi.

Sendika, sosyal medya hesabı Twitter’dan da şunları söyledi:  “Günlerdir uyarıyoruz sesimizi duyan yok. Önlem alın. AKM Şantiyesinde çalışan bir kardeşimizin hastaneye kaldırılması (test sonucu bekleniyor) üzerine önlem alınmadığı için aralarında üyelerimizin de olduğu işçiler iş bıraktı. Yaygın test yapılıp ücretli izin uygulansın.”

Rus askerleri yardım için İtalya’da

Rusya‘nın koronavirüs salgınında büyük kayıp veren İtalya‘ya yardım etmek üzere gönderdiği askeri tıp uzmanları, salgının merkezi Bergamo‘ya ulaştı. Kentte İtalyan-Rus Korona Virüsüyle Mücadele Merkezi kurulacağı açıklandı.

Sputnik‘in aktardığına göre, İtalya hükümetinin talebi üzerine geçtiğimiz günlerde başkent Roma’ya giden Rus uzmanlar, söz konusu merkezi kurmak üzere Lombardiya bölgesinin başkenti Bergamo şehrine vardı.

Rusya Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Bakanlığın askeri uzmanlarının bulunduğu özel teçhizat konvoyu, Bergamo’daki Orio al Serio hava meydanına ulaştı. Bu kentte İtalyan-Rus Korona Virüsüyle Mücadele Merkezi kurulacak” denildi.

22 araçtan oluşan Rus konvoyu, Bergamo’ya Pratica di Mare hava üssünden çıkıp yaklaşık 600 kilometre yol kat ederek ulaştı. Rus konvoyunun ‘NATO’nun kalbinde’ gerçekleştirdiği yolculuk sosyal medyada ilgiyle karşılandı.

Konvoyda mobil analiz ve tanı kompleksi, dezenfektan madde rezervine sahip yüksek verimli mobil dezenfeksiyon araçları, koronavirüse yakalanan ağır hastalara yönelik özel ekipman yer alıyor.

Rusya’nın söz konusu yardımları, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in İtalyan Başbakan Giuseppe Conte’yle yaptığı telefon görüşmesinden sonra başlatıldı.

Yüksek Öğretim Kurumları sınavı ertelendi

Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) Başkanı Yekta Saraç, bahar döneminin uzaktan eğitim ile devam edeceğini açıkladı. Saraç, şöyle konuştu:

“Bahar dönemi eğitim öğretim sürecini sadece uzaktan eğitim, açık öğretim ve dijital öğretimle sürdürmeye karar verdik. Uzaktan eğitim, açıköğretim ve dijital öğretimle sunulamayacak program, ders ve uygulamalı dersler yaz aylarında tamamlanacak. Üniversitelerde bahar döneminde yüz yüze eğitim yapılmayacaktır. “

YÖK Başkanı, Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı’nın da 25-26 Temmuz’da yapılmasının kararlaştırıldığını açıkladı.

Saraç, “Soruların kapsamı ve alanları Milli Eğitim Bakanlığı ile uyum içinde, onlardan gelen tekliflere göre şekillenecek. Sınava girecek öğrencilerimiz rahat olsun, daha önce yapılan çerçevede bir sınav olacaktır” dedi.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk da dün yaptığı açıklamada, ilk, orta ve liselerde eğitimin 30 Nisan’a kadar uzatıldığını belirtmiş ve YKS’ye ilişkin kararı YÖK ve ÖSYM’nin vereceğini söylemişti.

Dünyada planlanan kömürlü termik santral sayısı dört yıldır azalıyor

Global Energy Monitor, Greenpeace International, Sierra Club, CAN Europe ve Centre for Research on Energy and Clean Air’in bugün yayınladıkları rapora göre, 2019 yılı küresel ölçekte planlanan kömürlü termik santral sayısında sert düşüş gözlemlenen ardışık dördüncü yıl oldu.

Her yıl yayınlanan kömürlü termik santrallerin mevcut durumunu analiz eden raporların beşincisi olan Yükseliş ve Çöküş 2020: Küresel Kömürlü Termik Santral Takibi, yapım ve proje aşamasındaki kapasitenin bir yıl öncesine göre yüzde 16 ve 2015 yılına göre ise yüzde 66 düştüğünü ortaya koyuyor. 2019 yılındaki inşaata başlama oranında da 2018’e göre yüzde 5 ve 2015’e göre yüzde 66 oranında bir düşüş gözleniyor.

2019 yılında, proje aşamasındaki kapasitede yaşanan düşüşe rağmen, küresel ölçekte kömürlü termik santral kapasitesi 34,1 gigawatt (GW) arttı ve 2015 yılından beri ilk defa yeni devreye alınan net kapasite artmış oldu. Dünyada yeni devreye alınan 68,3 GW’lık kurulu gücün neredeyse üçte ikisi Çin’de bulunuyor. Çin hariç tutulduğunda ise, diğer ülkelerin yeni devreye sokulan kömürlü termik santral kapasitesinden daha fazlasını emekli etmelerinden dolayı, küresel kömürlü termik santral filosu 2018 yılının ardından 2019 yılında da küçüldü.

Çin’in yeni termik santralleri zarar edebilir

Çin’in kömürlü termik santral kapasitesi 2019 yılında, Çin Elektrik Konseyi’nin resmi tahmini olan 28,9 GW’ın oldukça üzerinde büyüme gösterdi. Ancak, Çin’in kömürlü termik santral sayısının artmış olması, kömüre dayalı elektrik kullanımında artış olacağı anlamına gelmiyor. Bunun nedeni, hükümetin 2019 yılında yeni devreye alınan 43,8 GW kömürlü termik santral kurulu gücünün yüzde 40’ının kullanımını şimdiden kısıtlayarak, acil durum yedekleme için ayırmış olması. Arz fazlasından ötürü yeni devreye alınan kapasitenin ciddi bir kısmı kullanım dışı tutuluyor.

Çin’de kömürlü termik santrallerin ortalama çalışma süreleri 2015 yılından beri yaklaşık yüzde 50’lerde seyrediyor. Bunun nedeni de kömürlü termik santrallerin, piyasadaki daha düşük karbonlu alternatiflerle rekabet etmek durumunda oluşu. Azalan çalışma saatleri ve dolayısıyla azalan gelirin yanı sıra yüksek kömür fiyatları yüzünden, Çinli kömürlü termik santral firmalarının yaklaşık yarısı 2018 yılında net zarar etmişti.

Raporun Başyazarı ve Global Energy Monitor Kömür Programı Direktörü Christine Shearer şunları söyledi: Yenilenebilir enerjideki büyüme ve elektrik talebindeki yavaşlamayla birlikte, kömüre dayalı enerji üretimi 2019 yılında rekor düzeyde düştü. Buna rağmen, şebekeye eklenen yeni kömürlü termik santral sayısında artış görüldü. Bu da dünyadaki kömürlü termik santrallerin çok daha az çalıştırıldığı; dolayısıyla daha fazla sayıda kömürlü termik santralin daha az elektrik ürettiği anlamına geliyor. Bu durum, yeni kömürlü termik santralleri finanse etmeye devam eden bankalar ve yatırımcılar açısından karlılığın azalması ve riskin artması demek.”

Centre for Research on Energy and Clean Air Baş Analisti Lauri Myllyvirta da “Çin’in iklim taahhütlerinin yanı sıra ülkedeki temiz enerji teknolojilerinin rekabet gücünün giderek artması, yenilenebilir enerji kurulumlarının hız kazanarak kömüre dayalı elektrik üretimine alan bırakmayacağı anlamına geliyor” dedi.

Türkiye aynı hataya düşmemeli

Türkiye 2019 yılında, Çin’den sonra dünyada inşaat öncesi aşamada en fazla kömürlü termik santral projesi bulunan ikinci ülke konumuna gelerek Hindistan’ı bile geride bıraktı.

Bu gidişatın riskli olabileceğinin altını çizen CAN Europe Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Elif Gündüzyeli şu ifadeleri kullandı:

“Dünya çapında yeni kömürlü termik santral projelerinde sürekli bir düşüş yaşanırken Türkiye’nin kömür kaynaklı elektrik üretim kapasitesini artırma eğilimi atıl yatırımlara yol açabilir. Son yapılan çalışmalar dünyadaki mevcut kömürlü termik santrallerin yarısını çalıştırmanın, yeni yenilenebilir enerji santralleri kurmaktan daha maliyetli olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca son dönemde petrol fiyatlarındaki rekor düşüş, kömürü en pahalı enerji kaynağı haline getirdi. 

Tüm bu ekonomik şartlar, iklim krizinin baş tetikleyicisi olan ve havamızı, suyumuzu kirleterek halk sağlığını tehdit eden kömürün aleyhindeyken yeni termik santral planları rafa kaldırılmalı. Düşük karbonlu bir kalkınma modeline, kimseyi arkada bırakmadan adil geçişin planlaması yapılmalı.” 

Hindistan’da, 2017 yılından bu yana, yeni kömürlü termik santralden fazla yeni güneş ve rüzgar enerjisi santrali devreye alındı. Haziran 2019’da, Yenilenebilir Enerji Bakanlığı 2030 yılına kadar 523 GW’lıkyenilebilir enerji hedeflediklerini açıkladı; bu hedef, ülkenin mevcut faal kömürlü termik santral kapasitesi olan 229 GW’ın iki mislinden fazla.

Trump döneminde Amerika’da %67 daha fazla kömür santrali kapandı

OECD ülkelerinde, kömüre dayalı elektrik üretimi kapasitesi 2011 yılından bu yana düşüyor. 2019’da dünyada emekli edilen kömürlü termik santrallerin neredeyse yarısı ABD’deydi. Yaşlanmış kömürlü termik santrallerinin emekliye ayrılma oranı, Trump yönetiminde Obama dönemiyle karşılaştırıldığında yüzde 67 oranında arttı; Obama yönetiminde (2009-2016) yılda ortalama 8,2 GW emekli edilirken, Trump yönetiminde (2017-2019) yılda ortalama 13,7 GW emekli edildi (bkz. alttaki grafik).

Avrupa Birliği’nde ise 2019 yılı en fazla kömür kaynaklı elektrik üretimi kapasitesinin emekli edildiği dördüncü yıl oldu: Birleşik Krallık (2,7 GW) ve Almanya (1,2 GW) başı çekti. Almanya’nın 2038 itibarıyla ve 14 AB ülkesinin 2030 itibarıyla, kömür kullanımını sonlandırmayı taahhüt etmiş olmaları nedeniyle, AB’de emekliliklerin artması bekleniyor. Tüm AB üyesi ülkelerin kömürlü termik santral kurulu güçlerinde azaltım yaptığı görülürken, AB’nin kömüre dayalı elektrik üretiminde, 2018 yılıyla karşılaştırıldığında, yüzde 24 oranında belirgin bir düşüş yaşandı.

Paris hedefleri için yeterli değil

2019 yılında proje aşamasındaki kömürlü termik santral kapasitesinde yaşanan düşüş, Paris İklim Anlaşması hedeflerini tutturmak için yeterli değil. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli‘ne (IPCC) göre, küresel ısınmayı 1,5°C derecenin altında tutmak için kömüre dayalı elektrik kullanımının 2030’a kadar yüzde 80 düşmesi gerekiyor ve Birleşmiş Milletler 2020 yılının dünyada yeni kömürlü termik santral planlarının sonlandırılacağı yıl olması çağrısında bulundu.

Global Energy Monitor Finans Araştırmaları Analisti Greig Aitken’a göre, “Dünya, Paris Anlaşması hedeflerinin tutturulması için çalıştırılabileceğinden daha fazla kömürlü termik santral kapasitesine sahip. Yatırımcıların bu gerçekler doğrultusunda hareket etmelerinin zamanı geldi.”

Raporun Türkçesine buradan erişebilirsiniz.
Özet raporlara buradan erişebilirsiniz.
Küresel Kömürlü Termik Santral Takibi metodolojisini buradan okuyabilirsiniz.
 

‘Millet can, birileri Kanal derdinde’

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, koronavirüs salgınıyla ilgili yeni uyarılarda bulundu. ‘Türkiye için olmuyorsa, İstanbul için kontrollü kısıtlama getirilmesini’ beklediklerini vurgulayan İmamoğlu “Salgının ne denli hızla büyüdüğünün, tehlikenin ne kadar büyük olduğunun lütfen farkında olun. Farkında mısınız acaba? Bu yüzden evde kalmalısınız, bu yüzden sosyal mesafeyi mutlaka korumalısınız” uyarısında bulundu.

İstanbul’da toplu ulaşım kullanımının yüzde 80 düştüğünü, ancak taksi ve dolmuş gibi kullanımlarla yine de her gün 1 milyon insanın toplu ulaşımdan yararlandığını belirten İmamoğlu “Biliyorum, bazılarınız iş için mecburen sokaklara çıkıyor. Bunun çözümü için de devletimizin, hükümet yetkililerinin bir çabası olacağına inanıyorum. Ancak bugün gerekli adımlar atılmazsa, gelecekte hayal kırıklığı yaşanacağı ne yazık ki aşikar. Onun için bu konuda çok kararlı, radikal kararlar almalıyız” diye konuştu.

Kanalın ilk ihalesine 8 milyar TL ayrıldı

Bugün Kanal İstanbul projesi üzerindeki iki köprünün kaldırılması için düzenlenen ihaleye de tepki gösteren İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Millet can, birileri Kanal İstanbul derdinde Evet bugün, Kanal İstanbul projesi çerçevesi kapsamında, Odabaşı ve Dursunbey köprülerinin taşınma ihalesi var. Bu yol ihaleleri için, 2020 bütçesinde 8 milyar lira kaynak ayrıldı. Oysa bugün işini kaybetme arifesinde olan ya da işyeri kapandığı için gelir elde edemeyen milyonlarca insan var, Türkiye’de ve İstanbul’da. Kaynaklarımızı hala Kanal İstanbul gibi, bize göre ucube projelere harcamak yerine, halkımız için neden harcamıyoruz? Allah aşkına, bugün bir köprü yıkıp, yapmak mı iş; yoksa, evde gelecek kaygısına düşmüş milyonlarca insana destek olmak mı? ‘Korona Krizi’nden, Kanal İstanbul çıkarmaya çalışmanın adını, vallahi ben koyamıyorum, lütfen siz koyun”

Tahir Elçi davasında beş yıl sonra iddianame

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesine ilişkin iddianame olaydan beş yıl sonra tamamlandı. Şüpheli üç polis hakkında, iki  yıldan altı  yıla kadar hapis cezası istenen iddianameye, öldürülen iki polis dosyasının da eklendiği görüldü.

Mezopotamya Haber Ajansı, Diyarbakır’da sokağa çıkma yasaklarının sürdüğü Sur ilçesinde, 28 Kasım 2015’te Dört Ayaklı Minare’nin altında basın açıklaması yaptığı sırada öldürülen Elçi için açılan davada, iddianamenin tamamlandığını aktardı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca beş yıl süren soruşturma sonucunda tamamlanan 41 sayfalık iddianamede, Elçi ile aynı gün polisler Ahmet Çiftaslan ve Cengiz Erdur’un yaşamını yitirdiği olayın birleştirilmesi dikkat çekti.

‘Bilinçli taksirle ölüme sebebiyet..’

İddianamede, Elçi’nin vurulduğu ateş hattında, PKK’li olduğu belirtilen Uğur Yakışır ile Yakışır’ın yaraladığı sanık polisler S.T., F.T. ve M.S.’nin olduğu belirtildi. Polislerden hangisinin Elçi’nin ölümünden sorumlu olduğunun tespitinin mümkün olmadığına yer verilen iddianamede, “Polislerin kuvvetli suç şüphesi altında oldukları” kaydedildi. Ayrıca iki PKK’linin silahından çıkan mermilerden birinin de Elçi’ye isabet etmiş olabileceği ileri sürüldü.

İddianamede, sanık polisler M.S., F.T. ile S.T.’nin “bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermekten” iki yıldan altı yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istendi.

Yakışır için üç müebbet 

İddianamede Yakışır’ın ise “İki polisi öldürmek, ülke birliğini ve bütünlüğünü bozmaktan” üç  kez ağırlaştırılmış müebbet, Elçi’yi “olası kastla öldürmekten” 20 yıl, polis memuru S.T.’yi “öldürmeye teşebbüsten” 20 yıl, “izinsiz silah bulundurmaktan” beş  yıl olmak üzere toplam üç kez ağırlaştırılmış müebbet ve 45 yıl hapsi istendi.

 

Eczacılar Birliği’nden ’14 korona efsanesi’ dosyası: Yaygın yanlış bilinenler

Tüm dünyayı saran Covid-19 salgınışla ilgili yaşanan bilgi kirliliğini gidermek amacıyla Türk Eczacıları Birliği  “Koronavirüs Efsaneleri” başlıklı bir dosya hazırladı.

Hastalıkla ilgili pek çok spekülasyon ve yanlış bilginin hayatımıza girmesini önlemek için hazırlanan dosya, Dünya Sağlık Örgütü‘nün verilerinden yola çıkılarak oluşturuldu. Birliğin hazırladığı ‘efsaneler listesi’ şöyle:

1- COVID-19 sıcak ve nemli iklime sahip bölgelerde bulaşabilir.

Elimizdeki mevcut kanıtlara göre COVID-19 virüsü, sıcak ve nemli havaya sahip bölgeler de dâhil olmak üzere tüm alanlarda bulaşabilir. COVID-19 vakasının bildirildiği bir bölgede yaşıyorsanız ya da böyle bir bölgeye yolculuk yapacaksınız bölgenin iklimine bakmaksızın koruyucu tedbirler alın.

2- Soğuk hava ya da kar koronavirüsü öldürür.

Soğuk hava ya da kar koronavirüsü öldürmez. Soğuk havanın yeni koronavirüsü ya da diğer hastalıkları öldürebileceğine inanmak için herhangi bir neden yoktur. İnsan vücudunun normal sıcaklığı, dış sıcaklık ve hava durumundan bağımsız olarak 36,5°C ila 37°C arasındadır.

3- Sıcak suyla banyo yapmak yeni koronavirüs hastalığına karşı korur.

Sıcak suyla banyo yapmak sizi COVID-19 enfeksiyonundan korumaz. Vücudunuzun normal sıcaklığı, banyo veya duş sıcaklığından bağımsız olarak, 36,5°C ila 37°C arasındadır. Aslına bakılırsa, aşırı sıcak suyla banyo yapmak sizi yakabileceği için zararlı da olabilir.

4- COVID-19 sivrisinek ısırığı ile bulaşır.

Yeni koronavirüsü sivrisinek ısırığı ile bulaşamaz. Bugüne kadar, yeni koronavirüsün sivrisinekler aracılığıyla bulaşabileceğini gösteren herhangi bir bilgi ya da kanıt ortaya konulmuş değildir. Yeni koronavirüsü esas olarak enfekte bir kişinin öksürmesi ya da hapşırması ile ortaya çıkan damlacıklar ya da salya ve tükürük damlacıkları ve burun akıntısı yoluyla yayılan bir solunum virüsüdür.

5- El kurutma makineleri yeni koronavirüsü öldürmede etkilidir.

Hayır. El kurutma makineleri COVID-19’u öldürmede etkili değil. Yeni koronavirüse karşı kendinizi korumak için ellerinizi alkol-bazlı temizleyicilerle ovarak ya da su ve sabunla yıkayarak sıklıkla temizlemelisiniz.

6- Ultraviyole (morötesi) dezenfeksiyon lambası yeni koronavirüsü öldürebilir.

Böyle bir şey yok. UV radyasyonu cilt tahrişine yol açabileceğinden UV lambaları ellerin ya da cildin diğer bölgelerinin sterilizasyonunda kullanılmamalıdır.

7-  Termal tarayıcılar COVID-19 ile enfekte olmuş kişileri tespit etmekte ne kadar etkili?

Termal tarayıcılar yeni koronavirüs enfeksiyonuna bağlı olarak ateşi çıkan (yani vücut sıcaklığı normalin üzerinde olan) kişileri tespit etmekte etkilidir. Ancak bu tarayıcılar enfekte olmuş fakat ateşi çıkacak kadar hastalanmamış kişileri tespit edemezler. Çünkü enfekte olan bir kişinin hastalanması ve ateşinin çıkması 2 ilâ 10 gün sürmektedir.

8-Bütün vücudunuza alkol ya da klor sürmek COVID-19’u öldürür mü?

Hayır. Bedeninize alkol ya da klor sürmek hâlihazırda vücudunuza girmiş virüsleri öldürmez. Bu maddeleri sürmek, elbiselerinize ve mukoza zarlarınıza (yani gözlerine ve ağzınıza) zarar verebilir. Hem alkol hem de klorun yüzeylerin dezenfekte edilmesinde faydalı olabileceğini ancak bunların tavsiyelere uygun bir şekilde kullanılmaları gerektiğini unutmayın.

9- Zatürre aşısı sizi yeni koronavirüse karşı korur mu?

Hayır. Pnömokok aşısı ve Hemofilus İnfluenza Tip B (Hib) aşısı gibi zatürre aşıları yeni koronavirüs karşısında koruma sağlamaz.
Virüs kendi özel aşısını gerektirecek türde yeni ve farklıdır. Araştırmacılar COVID-19 aşısı geliştirmek için çalışmaktadır ve DSÖ onların bu çabalarını desteklemektedir.

10- Burnunuzu düzenli olarak tuzlu su ile yıkamak yeni koronavirüs enfeksiyonunu önlemede yardımcı olur mu?

Hayır. Düzenli olarak tuzlu su ile burun yıkamanın insanları yeni koronavirüs enfeksiyonuna karşı koruduğuna dair herhangi bir kanıt yok.

11-  Sarımsak yemek yeni koronavirüs enfeksiyonunu önlemede yardımcı olabilir mi?

Sarımsak bazı antimikrobiyal özelliklere sahip olabilecek sağlıklı bir besindir. Ancak mevcut salgında sarımsak yemenin insanları yeni koronovirüse karşı koruduğuna dair hiç bir kanıt yoktur.

12- Yeni koronavirüs sadece yaşlıları mı etkilemektedir, yoksa gençler de etkilenebilir mi?

Her yaştan insan COVID-19 ile enfekte olabilir. Yaşlılar ile daha öncesinden astım, diyabet, kalp hastalıkları gibi tıbbi rahatsızlıkları olanlar, virüsün yol açacağı ağır hastalıklara daha yatkın görünmektedir.

13- COVID-19’un önlenmesinde ve tedavisinde antibiyotikler etkili midir?

Hayır, antibiyotikler virüsler üzerinde etkili değildir, yalnızca bakteriler üzerinde etkilidir. COVID-19 bir virüstür ve bu nedenle de önlenmesinde veya tedavisinde antibiyotik kullanılmamalıdır.
Ancak, COVID-19 nedeniyle hastaneye kaldırıldıysanız, bakteriyel koenfeksiyon ihtimaline karşı antibiyotik alabilirsiniz.

14- Koronivirüsü önlenmek veya tedavi etmek için kullanılabilecek herhangi bir ilaç var mı?

Bugüne kadar yeni koronavirüsü (2019-nCoV) tedavi edecek ya da önleyebilecek herhangi bir ilaç tavsiye edilmemiştir.
Bununla birlikte, virüsle enfekte olmuş kişiler semptomların hafifletilmesi ve tedavisi için uygun bir bakım almalıdır ve ağır hasta olanlara da kendilerine en uygun destekleyici bakım verilmelidir. Kimi belirli tedavi yöntemleri incelenmektedir ve klinik deneylerle test edilecektir. DSÖ bir dizi ortağı ile birlikte araştırma ve geliştirme çabalarını hızlandırmaya yardımcı olmaktadır.

 

Ozon tabakasına yönelik küresel çabalar, güney jet akımı hasarını tersine çeviriyor

Yapılan bir araştırma, ozon tabakasını incelten kimyasallar üzerindeki uluslararası işbirliğinin onlarca yıl süren insan kaynaklı bozulmadan sonra güney jet akımının normal duruma dönmesine yardımcı olduğunu ortaya koydu.

Guardian’da yer alan habere göre, bilim insanları, araştırma bulgularının hükümetlerin eş güdüm içerisinde hareket edilirse iklim sistemlerini iyileştirme kapasitesi olduğunu kanıtladığını söylüyor.

Güney jet akışı

Güney jet akışı, özellikle yaz aylarında, güney yarım küredeki hava durumu desenlerini ve okyanus akımlarını şekillendiren güçlü bir rüzgar. Yaklaşık 2000 yılına kadar her zamanki seyrinden kayıyor ve Güney Amerika, Doğu Afrika ve Avustralya üzerindeki fırtına izlerini ve yağışları etkiliyor, her on yılda bir enlem oranında Antarktika’ya doğru güneye doğru ilerliyordu.

Önceki araştırmalar, bunun öncelikle buz dolaplarında, aerosollerde ve diğer endüstriyel işlemlerde bulunan kloroflorokarbonlar, hidrokloroflorokarbonlar gibi yapay kimyasal bileşikler tarafından ozon tabakasının inceltilmesinden kaynaklandığını göstermişti.

Birleşmiş Milletler 1987 Montreal protokolü kapsamında aşamalı olarak kaldırılıncaya kadar büyük miktarlarda kullanılan bu kimyasallar, ozon tabakasını incelterek, güney kutbunun üzerinde rüzgar desenlerini etkileyen genişleyen bir “deliğe” neden oldu.

Banerjee: Bu bir başarı hikayesi

Nature dergisinde yayınlanan yeni makale, Montreal protokolünün yüzyılın başından beri jet akışının güney hareketini duraklattığını ve ozon deliği kapanmaya başladığında tersine çevirmeye başlayabileceğini gösteriyor. Geçen Eylül ayında, uydu görüntüleri ozon deliğinin yıllık zirvesinin 1982’den bu yana en küçük ölçüde 16.4 milyon kilometrekareye küçüldüğünü ortaya koydu.

Çalışmanın başyazarlarından ve Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nin kimya bilimleri bölümünde çalışan Antara Banerjee “Bu bir başarı hikayesi. Bu, Montreal protokolünün ozon tabakasının geri kazanılmasını sağladığına dair daha fazla kanıttır” dedi.

Tersine çevrilmenin etkileri nasıl olacak?

Bu gelişmenin insanlar üzerindeki etkisinin ise bölgeden bölgeye değişeceği düşünülüyor. Patagonia‘da (güney Şili ve Arjantin), daha fazla yağmur ve daha az kanserojen ultraviyole ışık olacağı tahmin ediliyor.

Bulgular, daha önce daha fazla yağış ve daha geniş tarımsal üretim bantları getirdiği tespit edilen orta Güney Amerika (Uruguay, Paraguay, Güney Brezilya ve Kuzey Arjantin) için ise daha endişe verici olabilir. Aynı durum enlemlerin ortasındaki doğu Afrika ve diğer çöl bölgeleri için de geçerli olabilir.

Önceki çalışmalar, tersine dönüşün daha fazla kuraklığa uğrayan Avustralya için iyi bir haber olabileceğini düşündürüyor çünkü jet akımının hareketi yağmur yağan fırtınaları kış aylarında sahilinden uzaklaştırmıştı. Bunun karbon emisyonlarındaki artışı dengelemek için yeterli olup olmadığı ise başka bir konu.

‘Ozon geri kazanılırken CO2 artıyor’

Ozon restorasyonu, güney yarım küre hava modellerini normal bir rotaya itmek için yeterli değil, çünkü karbondioksit ve metan gibi diğer endüstriyel emisyonlar ters yönde yıkıcı bir kuvvet uygulamaya devam ediyor.

Banerjee, “Ozon geri kazanımı ve artan CO2 arasında bir halat var. Bu yüzden bir duraklama görüyoruz. Yakın gelecekte, ozon faktörü baskın olabilir ve jet akımı ekvatora geri dönecektir. Ancak iyileşme tamamlandığında, CO2 tekrar güneye doğru itebilir” dedi.

‘Eylemlerimiz iklim krizini durdurabilir’

Finlandiya Meteoroloji Enstitüsü’nde çalışan gazetenin eleştirmeni Alexey Karpechko ise makalede, ozon tabakasının incelmesinin atmosferik dolaşımda ana itici güç olduğunu gösterdiğini söyledi:

Bu kesinlikle iyi bir haber. Bu, eylemlerimizin iklim değişikliğini durdurabileceğini gösteriyor. Sera gazı salıcıları olarak bize güçlü bir mesaj. Bu, iklimi her iki şekilde de değiştirebileceğimizi gösteriyor: yanlış bir şekilde ve yaptığımız hasarı tersine çevirerek.

Bunun Antarktika deniz buzunun kaybını etkileyip etkilemeyeceği, cevaplanmamış önemli bir soru olmaya devam ediyor. Önceki çalışmalar, ozon deliğinin atmosferdeki ısının bir kısmını emen baca benzeri bir etkiye sahip olduğunu, bu da güney kutbunun kuzeyden daha yavaş ısındığı anlamına geliyordu. Ancak Banerjee böyle bir görüşün tartışmalı olduğunu ve daha fazla çalışma gerektirdiğini söyledi.

HDP Milletvekili Gergerlioğlu hakkında koronavirüs soruşturması

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Sincan Ceza İnfaz Kurumu’nda bir tutuklunun koronavirüs (Covid-19) testinin pozitif çıktığı yönünde paylaşım yapan HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında soruşturma başlattı.

AA’nın haberine göre, sosyal medya hesabı üzerinden Sincan 2 Numaralı L Tipi Kapalı Cezaevinde 70 yaşında bir tutuklunun koronavirüse yakalandığını açıklayan Gergerlioğlu’na “halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak” suçlaması yöneltildi.

İddia: Sincan Cezaevi’nde koronavirüs vakaları görüldü

Gergerlioğlu, sosyal medyada yaptığı paylaşımda Sincan Cezaevi’nde C-9 koğuşunda bulunan mahpus Arif Yıldırım’ın şu anda Bilkent Şehir Hastanesi Onkoloji Bölümüne alındığı ve koronavirüs testinin pozitif çıktığını söylemişti. HDP’li milletvekili ayrıca L2’deki revir görevlisi Abuzer isimli kişi de de çıktığını, L2’den dört kişide de semptomların görüldüğünü anlatmıştı.

Savcılıktan yalanlama

Gergerlioğlu’nun sosyal medyadaki paylaşımının ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, yaptığı açıklamada, Sincan Kapalı Cezaevi’ndeki bir tutukluda koronavirüse rastlandığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirmişti.

Açıklamada, kronik rahatsızlığı nedeniyle bir tutuklunun 22 Mart’ta Ankara Şehir Hastanesine sevk edildiği, gerekli test ve tetkiklerinin yaptırıldığı vurgulanmış, “Yazılı basın yayın kuruluşları ve sosyal medyada yer alan paylaşım ve iddialar asılsızdır” denilmişti.

 

[Yeşil Gazete Tv] Tan Morgül: Böyle dönemlerde en hayati konu şeffaflık ve doğru bilgilendirme

Yeşil Gazete TV‘nin ‘Karantina Günleri’ başlıklı ikinci yayınının konuğu; Londra‘da yaşayan gazeteci Tan Morgül oldu. Birleşik Krallık‘ın koronavirüs salgınına karşı ‘sürü bağışıklığı’ politikasından sokağa çıkma yasağına geçişinin ardındaki etkenleri yorumlayan Morgül, karantina altındaki Londra sokaklarını, İngiliz halkının tepkisini anlattı. Morgül, böyle dönemlerde en hayati konunun halkın doğru bilgilendirilmesi, şeffaf ve hızlı bilgi akışının panik oluşmasının ve güvensizlik hissinin önüne geçtiğini vurguladı.

Tan Morgül, Londra halkının salgın günlerindeki toplumsal dayanışma pratiklerine de dikkat çekti.