Ana Sayfa Blog Sayfa 2173

[Yeşil Gazete Tv] İtalya’da ölüm oranları düşüyor, halk Paskalya’da da evde

Yeşil Gazete Tv’de, Ümit Şahin, Koray Doğan Urbarlı ve Alev Karakartal‘ın hazırladığı Karantina Günleri programının beşinci konukları İtalya’dan Sema Sepin ve Berfin Sude Kara oldu.

Yeşil Gazete TV’ye Roma‘dan bağlanan Sepin, Avrupa’da salgının en çok hasar verdiği İtalya’da sürekli yükselen ölüm sayılarının son günlerde durmaya, hatta biraz düşmeye başladığını aktararak, İtalyan yöneticilerin de bu durumdan oldukça memnun olduğunu ve umutların arttığını belirtti.

Sokağa çıkma kısıtlamalarının bir süre daha devam etmesinin beklendiğini, İtalyan halkının Paskalya‘yı da evlerinde geçireceğini anlatan Sepin, ülkenin önlem almakta geç kalmasına karşın şu anda alınan önlemler ve halkın da desteğiyle toparlanma sürecine girildiğini söyledi.

Sıkı izolasyon şartlarından sıkılan bazı insanların güneşi gördükçe dışarıya çıkmaya meyille olduğunu söyleyen Sepin, bu nedenle de kontrollerin daha da sıklaştığını bildirdi.

Milano‘da iletişim yüksek lisansı yapan ve altı haftadır evde olduğunu söyleyen Kara ise, market kapılarında uzun sıralar oluştuğunu, ancak İtalyan halkının mesafelenme ve karantina koşullarına uyduğunu anlattı. Milano, salgının merkezi olan Kuzey İtalya’da, Lombardiya‘nın merkez kenti olarak en fazla vakanın göründüğü yer. Bu nedenle, yasakların da en sıkı uygulandığı yerlerden biri olan Milano sokaklarının bomboş olduğunu söyleyen Kara, maske ve dezenfektan fiyatlarının da olağanüstü arttığını ve bu malzemelerde sıkıntı yaşandığını belirtti.

 

Koronavirüs paylaşımları sebebiyle 229 kişiye gözaltı

İçişleri Bakanlığı, “asılsız ve provokatif koronavirüs” paylaşımı yaptığı iddiasıyla 616 şüphelinin belirlendiğini, bu kişilerden 229’unun gözaltına alındığını açıkladı.

Bakanlık tarafından yapılan yazılı açıklamaya göre Siber Suçlarla Mücadele ekipleri, son 21 günde “provokatif koronavirüs” paylaşımı yapan 3 bin 576 sosyal medya hesabını inceledi.

Açıklamada “Bakanlığımız, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlıkları internet ortamında 7/24 esasına göre sanal devriye faaliyetlerini yürütmeye devam ediyor” ifadeleri kullanıldı.

‘FETÖ, PKK ve marjinal gruplar tarafından yapılıyor’

İncelemelere göre paylaşımların, “FETÖ/PDY, PKK/KCK ve marjinal gruplar” tarafından yapıldığı iddia edildi. Soruşturmaların gerekçesi olarak ise paylaşımların şu amaçlarla yapılması gösterildi:

İlgili kurum ve görevlilerce gerekli/yeterli tedbirler alınmadığı, konunun halktan saklandığı yönünde, gerçek dışı görüntü ve ses dosyaları da kullanılarak sosyal medya üzerinden toplumu korku, panik ve endişeye sevk etme, yetkili/sorumlu kuruluşları ve kişileri kamuoyu nezdinde hedef göstermek.

‘Evde Kal’ çağrısı kadına şiddeti arttırdı

İstanbul Emniyet Müdürlüğü verilerine göre koronavirüs önlemleri kapsamında yapılan ‘evde kal’ çağrısı sonucu kadına yönelik şiddet vakaları arttı.

İstanbul’da, 2019 Mart’ta 1.804 aile içi şiddet olayı yaşanırken bu yılın mart ayında olay sayısı 2.493’e yükseldi. Bu da geçen yıla göre şiddet vakalarının yüzde 38.2 arttığı anlamına geliyor.

‘Acil önlem almak yükümlülük’

BirGün’den Dilan Esen’in haberine göre, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan feminist avukat Tuba Torun, salgın sürecinde kadına yönelik şiddetin arttığının bilindiğine değindi:

Özellikle savaş ekonomik kriz gibi olağanüstü durumlar kadın ve çocukları etkiliyor salgın sürecinde de yine ilk olarak kadınların etkilendiği de bir gerçek. Devlet, kadın örgütlerinin sunduğu önlemlerin hiçbirini dikkate almadı. İstanbul Sözleşmesi ‘şiddeti azaltmada devlet bütüncül politikalar uygulamalıdır’ diyor. Bu tarz kriz anlarında acil önlemler belirlemek ve uygulamak bir yükümlülüktür. Bu bakımdan devlet sözleşmeyi de ihlal ediyor.

Erkeklerin kadınlara pandemi günlerinde de zulmettiğini vurgulayan Nar Kadın Dayanışması’ndan kadınlar ise hükümetin önlem almak bir yana 6284 sayılı aile içi şiddetle ilgili yasayı dahi eleştirdiğini ve kadının uzun yıllardan beri eve hapsedilmek istendiğini söyledi: 

AKP’nin ve fetvalarının kadını konumlandırdığı ‘tek yer’ olan hane/aile bizler için, aslında uzun yıllardır, en az güvenli yerler. Fetvalarla bezenmiş iktidarının kadınlarla ‘mekânsal’ mücadelesi de yeni değil.

Bütün çabalarına rağmen mecburen kaldığımız evlerde yaşama ve yaşatma mücadelesi vermeye devam edeceğiz! Erkek şiddetin altında yatan, kadın cinayetlerinin de temel nedeni olan ‘eşitsizlik’ söyleminden vazgeçilene kadar da bu mücadele devam edecek.

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB Kadın Temsilcilikleri yayımladıkları yazılı açıklamada, pandemi sürecinde kadınların yeni sömürülere rıza gelmediklerini belirtti. “Temel sağlık hakkı çerçevesinde izole kalabilmek, sınıfsal olduğu kadar cinsiyet eşitsizliği sorunudur” denilen açıklamada salgın sürecinde ‘evde kal’ uyarıların kadınlara, bakım yükü ve hane içi emeğin görünmez kılındığı geleneksel cinsiyet rollerini kabullenmek anlamına geldiği vurgulandı. Açıklamada şöyle denildi:

“Evde kalmak, ev içi şiddeti ve istismarları arttırmaktadır. Evlerin, kadınlar için hiçbir zaman ‘mutlak güvenli’ yerler olmadığını, aksine ‘kadınlar için en tehlikeli yerler’ olduğunu biliyoruz. Pandemiye dair geliştirilen politikalarda cinsiyet eşitliği gözetilerek tekrar ele alınmalı.”

Bilim insanlarından uyarı: Virüs insansı maymunlara da bulaşabilir

Nature dergisinde yayınlanan açık mektupta bilim insanları vahşi gorillerin, şempanzelerin ve orangutanların virüsle karşılaşma riskini azaltmak için yeni önlemlere ihtiyaç duyulduğunu yazdı. BBC‘den Helen Briggs‘in haberine göre, doğa koruma uzmanları, insanın en yakın akrabası kabul edilen büyük insansı maymunları korona virüsten korumak için derhal harekete geçilmesi çağrısında bulundu.

Büyük insansı maymunların bugüne kadar karşılaştığı en büyük tehditler arasında yaşam alanlarının azalması ve yasa dışı avlanma bulunuyor. Ancak bilim insanları koronavirüs salgınının da göz ardı edilemeyecek bir tehlike olduğunu belirtti.

Açık mektubun imzacılarından olan Liverpool John Moores Üniversitesi’nden Prof. Serge Wich, “Koronavirüsün onları nasıl etkileyeceğini bilmiyoruz, bu yüzden virüse maruz kalma risklerini azaltmamız lazım” dedi:

Turizm azaltılmalı, bazı ülkeler bunu yapmaya başladı bile. Ayrıca araştırmalar azaltılmalı ve doğaya geri bırakma programlarında çok dikkatli olunmalı. Çünkü bu eylemler büyük insansı maymunlarla insanların fiziksel olarak yakınlaşmasına yol açıyor ve bulaş riskini artırıyor.

Virüsler maymunlara da bulaşabiliyor

Virüs, bakteri ve parazitler, büyük insansı maymunlarda genellikle herhangi bir zararlı belirti ortaya çıkarmasa da bazıları hastalıklara yol açabiliyor. Daha önce yapılmış olan araştırmalar şempanzelerin nezle virüsüne yakalanabildiğini göstermişti. Ebola virüsünün de Afrika’da binlerce şempanze ve gorili öldürdüğü tahmin ediliyor.

Prof. Wich, büyük insansı maymunlarla yürütülen tüm projelerin detaylı olarak incelenmesi gerektiğini söyledi:

Olası bir salgın, Tapanuli orangutanları gibi az sayıda üyeye sahip türlerin soyunu tüketme riskini taşıyor.

Tapanuli orangutanları, Endonezya’nın Sumatra adasının yalnızca bir bölgesinde yaşıyor. Bugün bu türün hayatta olan üye sayısı 800’ün altında. Prof. Wich, 2017’de bunların ayrı bir orangutan türü olduğunu ortaya çıkaran ekipte yer alıyordu.

Günümüzde dört büyük insansı maymun türü yaşıyor: Orangutanlar (Güneydoğu Asya), goriller, şempanzeler ve bonobolar (Afrika).

HDP’li Paylan’dan Koca’ya soru önergesi: Diyarbakır’a ayrımcılık mı yapılıyor?

HDP milletvekili Garo Paylan, Diyarbakır’da son 27 günde yalnızca 500 adet koronavirüs testi yapıldığına ve şehrin nüfusuna göre bu oranın düşük olduğuna dikkat çekti ve konuyla ilgili olarak Sağlık Bakanı Fahrettin Koca‘ya soru önergesi verdi.

Paylan, önergesinde “Diyarbakır gibi salgının yaygın olarak görüldüğü, koronavirüsten ölümlerin olduğu, iki milyona yakın nüfusu olan bir şehirde bu kadar az testin yapılması anlaşılmazdır” diyerek Bakan’a şu soruları yöneltti:

  • Diyarbakır’da bugüne kadar neden sadece 500 adet koronavirüs testi yapılmıştır?
  • Diyarbakır’a ve diğer bölge illerine test dağıtımında ayrımcılık yapılmakta mıdır?
  • Vatandaşlarımız ne zaman; yaygın, hızlı sonuç alınan, kolay erişilebilir, ücretsiz koronavirüs testlerine ulaşacaktır?

Koza Altın salgın dinlemiyor: Eskişehir’e ikinci siyanürlü havuz hazırlığı

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) yönetimindeki Koza Altın İşletmeleri, Eskişehir Sivrihisar’da yaşam alanlarının yakınına siyanürlü ikinci atık depolama tesisi yapmak için girişimlerine başladı.

CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, “Binlerce Sivrihisarlının, Eskişehirlinin yaşamını, hayvanların sağlığını, doğayı, tehlikeye atacak siyanür havuzu için bu acele neden? Havayı, toprağı, suyu, koyunu, kuşu, insanı zehirleyecek adımdan derhal vazgeçin” diyerek kesime tepki gösterdi.

Çakırözer: Atık göleti mahallemizin dibinde

Cumhuriyet’ten Hazal Ocak‘ın haberine göre, siyanürlü atık havuzunun yapılacağı alanı ziyaret eden Çakırözer, 40 hektar alan içinde 1 milyon 750 bin metreküp kapasiteli atık depolama göleti inşa edileceğini belirtti.

Çakırözer, “Altın madeninin siyanür ile temizlenmesinden sonra ortaya çıkan atıklar bu dev gölete bırakılacak. Bu göletin yapılacağı yer Kaymaz Mahallemizin dibi. Baktığınızda evler gözüküyor. Bu atık havuzu Eskişehir’deki tüm canlılar için bir tehlike oluşturmakta” dedi.

‘Yazı elimize geç geldi’

Kaymaz Mahalle Muhtarı Bayram Canigür ise 12 Mart’ta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından gönderilen yazının 31 Mart’ta ulaştığını söyledi ve “Koronavirüs ile mücadele döneminde bu yazı bize geç geldi. Sosyal izolasyon nedeniyle mahallemizde yaşayanları doğru dürüst bilgilendiremedik bile” diye konuştu.

Kaymaz Koruma Derneği yöneticilerinden Reha Önen de siyanürün kansere yol açtığını vurgulayarak tepki gösterdi: “Kim evinin kapısının önünde zehir solumak ister? Hayvanlarımız, insanlarımız ölüyor. Sadece yüzde biri kendi eceliyle ölüyor. Gerisi hep kanserden. Kapımızın dibine zehirli siyanür göleti yapılmasın”.

Dünyada korona günlerinde işe gitme oranı yarıya düştü

Google Maps verilerinden elde edilen raporda 16 Şubat-29 Mart günlerinde; iş yeri, perakende, market, eczane, park, istasyon ve konut gibi yerlerdeki hareketlilik değişimleri ülke ve zaman bazlı gözlemlenebiliyor.

Rapora göre, Türkiye’de iş yerlerindeki topluluk hareketliliği yüzde 45 azaldı. İkamet edilen lokasyonlarda ise topluluk hareketliliği yüzde 17 artmış durumda.

İtalya topluluk hareketliliği verileri; iş yerlerinde yüzde 63 azalmanın, ikamet yerlerinde topluluk hareketliliğinin de yüzde 24 artışın olduğuna işaret ediyor.

Toplu taşıma kullanımı yüzde 71 azaldı

Rapordaki diğer bir veriye göre Türkiye’de milli park, sahil, marina, park, plaza gibi alanlarda topluluk hareketliliği yüzde 58 azaldı. Metro, otobüs ve tren istasyonu gibi toplu taşıma alanlarındaki topluluk hareketliliği ise yüzde 71 düştü.

Almanya‘dada  parklarda yüzde 49, toplu taşıma istasyonlarında yüzde 68 azalma görüldü. Veriler marketler, özel gıda mağazaları, pazar alanları, eczane gibi alanlarda topluluk hareketliliğinin de yüzde 39 azaldığını gösteriyor.

ABD, Türkiye’ye göre daha çok toplu taşıma kullandı

Amerika Birleşik Devletleri‘nde (ABD) ise alışveriş ve eğlence alanlarında topluluk hareketliliği yüzde 47 düşmüş durumda. Raporda, ABD‘de market ve eczanelerde topluluk hareketliliğinin yüzde 22 gerilediği görülüyor. ABD’de toplu taşıma merkezlerinde topluluk hareketliliği yüzde 51, iş yerlerindeki topluluk hareketliliği yüzde 38 azalırken; ikamet yerlerindeki topluluk hareketliliğinin ise yüzde 12 arttığı görülüyor.

Raporun konum geçmişlerini Google‘ın görmesine izin veren kişilerin anonim verilerine dayanılarak hazırlandığını ifade eden Google SMB Premier Partnerı EG Bilişim Teknolojileri’nin CEO’su Gökhan Bülbül şu ifadeleri kullandı:

İnsanların iş yeri, ev, toplu taşıma alanları, park, market, eczane gibi lokasyonlardaki hareketlilik değişimlerini gösteren Covid-19 Topluluk Hareketlilik Raporu 131 ülkeyi kapsıyor. 29 Marta kadar olan verileri incelediğimizde, Türkiye’de hareketlilikteki azalmanın ABD ile kıyaslandığında daha yüksek oranda olduğunu görüyoruz. Hareketliliğimizi Avrupa ülkeleri ile kıyasladığımızda ise ortalamaya göre daha geride olduğumuzu söyleyebilirim.

Yeni geliştirilen kan testi ile kanser önceden tespit edilebiliyor

Kanser, belirtileri kişi tarafından fark edildiğinde çoğunlukla tüm vücudu sarmış oluyor.  Bu da tedaviyi zorlaştırıyor. Ancak yeni geliştirilen bir kan testine bakılırsa, bu durum değişebilir. Test, 50 farklı tipteki kanseri erken aşamalarda tespit edebiliyor.

Nature’da yer alan habere göre ABD’nin Teksas eyaletindeki Woodlands Onkoloji Araştırmaları‘ndan Michael Seiden ve ekibi, 2 bin 185 kanserli hastadan ve 2 bin 131 sağlıklı hastadan alınan kan örneklerini karşılaştırdı. Araştırmacılar, aldıkları DNA örnekleri üzerinden, kanserin belirtisi olan kimyasal değişiklikleri incelediler.

Erken evreyi tespit edebiliyor

Araştırmacılar daha sonra bu kimyasal temelden yola çıkarak kanserin varlığını tespit etmek üzere bir algoritma geliştirdi. Yüzde 12’si ölümcül olan kanserlerde algoritma tümör belirtilerini tespit edebildi, bu oran ilerlemiş kanserlerde ise yüzde 92’ydi. Algoritma erken evrede olan hastaların ise yüzde 39’unda tümör belirtilerini görebildi.

Vakaların yüzde 93’ünde ise test, dokudaki kanserin tipini doğru tespit etti Araştırmacılar, kanserin çoklu tiplerinin ve vücuttaki yerlerinin tespit edilebilmesinin tedavide başarıyı arttıracağını söylüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve BDDK’dan Fatih Portakal’a suç duyurusu

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), FOX TV ana haber sunucusu gazeteci Fatih Portakal hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, suç duyurusunda bulunma gerekçesi olarak Portakal’ın “sosyal medyada yalan ve halkı manipüle etmeye yönelik ifadeler paylaşmasını” gösterdi. BDDK ise gazetecinin “sosyal medyadan bankacılık ve finans sistemine yönelik gerçeğe aykırı ve maksatlı ifadeler paylaştığını” iddia etti.

Fatih Portakal’dan koronavirüs paylaşımları

Fatih Portakal, son dönemde yeni tip koronavirüs (Covid-19) kapsamında alınan önlemleri sosyal medya hesabında sıkça eleştirmişti. Portakal son olarak, Twitter hesabından “Tekalifi Milliye hatırlatılıp ‘zor günlerden geçiyoruz’ denilerek mevduatı veya tasarrufu olanlardan para istenmesin bir de! Korona sonrası ödeyelim derlermiş bir de! Olmaz olmaz diyemiyorum maalesef” paylaşımını yapmıştı.

Erdoğan’ın avukatı: Manipüle etmeye yönelik ifadeler kullanıyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatı Ahmet Özel, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, Fatih Portakal’ın attığı tweet ile birtakım iddialarda bulunduğunu söyleyerek “Bunlar tamamen yalan ve halkı manipüle etmeye yönelik ifadelerdir. Bu nedenle Fatih Portakal hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına Türk Ceza Kanunu ve BDDK mevzuatı kapsamında tarafımızca suç duyurusunda bulunulmuştur” ifadelerine yer verdi.

BDDK: Bankalara duyulan güveni sarsıyor

BDDK Hukuk İşleri Daire Başkanlığından yapılan açıklamada ise Gazeteci Fatih Portakal’ın Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “bankacılık ve finans sistemine yönelik gerçeğe aykırı ve maksatlı ifadelere yer verdiği” iddia edildi.

Açıklamada, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu‘nun, “İtibarın korunması” başlıklı 74. maddesinin, “Basın yayın ve benzeri araçlarla bir bankanın itibarını kırabilecek veya şöhretine ya da servetine zarar verebilecek bir hususa kasten sebep olunamaz ya da bu yolla asılsız haber yayılamaz” hükmüne atıf yapıldı.

BDDK’nin başvurusunda “bankalara duyulan güveni sarsabilecek mahiyetteki haber ve yayınların, yalnızca ilgili banka veya bankalara değil, sektöre ve genel ekonomiye sirayet edebilecek zararların meydana gelmesine neden olabileceği” ifadeleri suç duyurusunun gerekçeleri olarak gösterildi.

Muğla’da ağaç kesimleri yeniden başladı, jandarma yolu kesti

Haber: Elif Ünal

Muğla’nın Ula ilçesine bağlı Çıtlık Ormanı’nda ağaç kesimi yeniden başladı. Bu sefer jandarmalar da ormanlık alanın girişini kapatarak kesime engel olmak isteyen vatandaşların girişini engellemek için nöbet tutuyor.

4 Nisan Cuma günü endüstriyel plantasyon alanı ilan edilen ormanda ağaçların kesilmeye başlamasının ardından orada yaşayan halk kesimlere itiraz etmiş, koronavirüs salgını sebebiyle insanların evde kaldığı sürede böyle bir çalışmanın yapılmasına tepki göstermişti.

CHP Muğla Milletvekili Mürsel Alban, konuyla ilgili Orman Müdürlüğü’nü aradığını ve kesimlerin durdurulduğunu müjdelemişti. Ancak bugün sabah saatlerinde ağaç kesimleri yeniden başladı.

Denktaş: Vali, Kaymakam ve Orman Müdürü telefonlarını açmıyor

Kesim haberini aldığında bölgeye giden Muğla Çevre Platformu’ndan Serdar Denktaş Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “Ne yazık ki sadece iki üç kişiyiz. Jandarma sahaya girmeye izin vermiyor. Zaten iki üç kilometre uzaklıkta kesim yapılan yer. Oraya da çıkmamıza izin verilmiyor.  Orman Müdürlüğü de açmıyor telefonu. Salgın boyunca durdurduğunu açıklamıştı. Bu sefer baret vs. bütün iş güvenliği önlemlerini alarak gittikleri söyleniyor alana” dedi.

Vali’ye ve Ula Kaymakamı’na da ulaşamadıklarını söyleyen Denktaş, “Bu aynı anda telefona çıkmamalar, yerinde olmamalar aslında bunun örgütlü bir şekilde önceden planlandığını gösteriyor” ifadelerini kullandı.

‘Ormana ekonomik bir gözle bakıyorlar’

Ağaç kesimlerinin sebebi ise ormanlık alanın daha önce endüstriyel plantasyon alanı ilan edilmesi. Denktaş uygulamayı “Buradaki bütün yetişmişi orman varlığını kaldırıp yerine yeni ağaç dikmeyi planlıyorlar. Kesilen ağaçları da odun üretimini arttırmak için kullanacaklar. Türkiye’de 330 bin hektar endüstriyel plantasyon olarak ayırmışlar. Bu sadece bir tanesi, Türkiye’nin her yerinde benzer uygulamalar yapılıyor. Ormana ekonomik bir gözle bakıp, bütçeye para katmak için uğraşıyorlar. Ne iklim krizi, ne eylem planı bunlar hiçbirini dikkate almıyorlar” şeklinde açıkladı.

‘Orman sadece ağaçlardan ibaret değil’

Orman alanındaki ağaçların en az 70, 80 yaşında olduğunu söyleyen Denktaş “Burası yüzlerce yılda oluşmuş bir ekosistem. Orman sadece ağaçlardan ibaret değil. Burada alt türler ile oluşmuş bir ekosistem var. O ağaçlar büyümesi 20 sene sürecek. Sonra zaten gene kesip yenisini dikmeyi düşünüyorlar” dedi.

Koronavirüs salgını sırasında bu kesimlerin yapılmasına da tepki gösteren Denktaş “Bu koşullarda dahi doğayı değil ekonomiyi düşünüyorlar. Buradaki beş altı kişilik jandarma ekibi salgınla mücadele için de görevlendirilebilecekken, iki kişinin girmesini engellemek için görevlendiriliyor” diye konuştu.

‘Mezarlıktaki ağaçları kestiler’

Şu anda önünde beklediği Melmin Deresi Mezarlığı’ndaki ağaçların da plantasyon alanında olmamasına rağmen kesildiğini anlatan Denktaş, “’Mezarlıktaki ağalardan ne istediklerini sorduğumuzda şu cevabı aldık: Tehlike arz ediyormuş. Ölenlerimizin bu ağaçların gölgesinde huzurlu bir şekilde uyudukları düşünülür. Mezarlıkların ağaçlandırılmasının gerekçesi de budur. Hiçbir manevi değeri tanımıyorlar” dedi.