Ana Sayfa Blog Sayfa 2171

DSÖ: Türkiye’de vaka sayısındaki artış kaygı verici

Birleşmiş Milletler çatısı altında çalışmalarını sürdüren Dünya Sağlık Örgütü’nün Avrupa’dan sorumlu direktörü Dr. Hans Henri P. Kluge bugün internet üzerinden düzenlediği basın toplantısında Avrupa’daki koronavirüs bilgilerini kamuoyu ile paylaştı.

Ülkeler hakkındaki veri ve yorumlarını paylaşan Dr. Kluge, “Türkiye’de geçen hafta virüsün yayılmasında dramatik bir artış olmasından dolayı endişeliyiz. Vakaların yüzde 60’ı İstanbul’dan raporlandı” dedi.

Avrupa için yaklaşan Paskalya tatili haftasonunun “sokağa çıkma kısıtlamalarını gevşetmek için doğru zaman olmadığı” uyarısı da yapan Kluge, “Şu an önlemleri rahatlatma zamanı değil. Ortak önlemleri iki, üç kat artırma zamanı” dedi.

Dünyada salgından etkilenen 10 ülkenin yedisinin Avrupa’da olduğunu belirten Kluge, ABD’nin yanı sıra İspanya, İtalya, Almanya, Fransa ile birlikte Çin, İran, İngiltere, Türkiye ve İsveç’i salgının etkilediği ülkeler arasında saydı.

Avrupa’da yeni vakaların sayısının arttığını kaydeden Kluge, bu sabah itibarıyla 687 bin 236 vaka tespit edildiğini, 52 bin 824 kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. Bu veriler, 53 ülke ve 7 bölgeyi kapsıyor.

 

Hazine Bakanı: Akkuyu NS inşaatı atom çekirdeği üzerinde yükseliyor

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Akkuyu Nükleer Güç Santrali‘nin inşaatına ilişkin gelişmeleri Twitter hesabından paylaştı. Albayrak, “70 yıllık nükleer hayalimiz gerçeğe dönüşüyor, Akkuyu NGS inşaatı atom çekirdeği üzerinde yükseliyor” dedi.

Büyük hayallerimiz, tamamlanacak hikayelerimiz, milletimize sözlerimiz var. 70 yıllık stratejik nükleer hayalimiz gerçeğe dönüşüyor. Akkuyu NGS inşaatı atom çekirdeği üzerinde yükseliyor.

Bugünleri atlatacağız. Büyük ve Güçlü Türkiye idealine emin adımlarla yürüyeceğiz.”

Geçtiğimiz günlerde, salgından sonra da işçi alımına devam eden Akkuyu Nükleer Santrali şantiyesinde nüfusun on bine yaklaştığı ortaya çıkmıştı.  Santral, aktif fay hatları üzerinde inşa ediliyor. Uzmanlar ve nükleer karşıtı aktivistler hem deprem riski hem de nükleer atıkların ne yapılacağının henüz belli olmaması nedeniyle santralin inşaatına karşı çıkıyor.  

CHP’li Karaca’dan Covid-19 uyarısı: Maden faaliyetleri ve ihaleler durdurulmalı

CHP Doğa Hakları Genel Başkan Yardımcılığı 2020 mart ayında gerçekleşen doğa hakları ihlalleriyle ilgili rapor yayımladı. Koronavirüs salgını tedbirleri kapsamında bir çok iş alanının durma noktasına geldiğinin belirtildiği raporda, alınan tedbirlerin maden, enerji ve inşaat sektörlerinde uygulama alanı bulamadığı vurgulandı. Bu çerçevede değinilen projeler şöyle: Kanal İstanbul ihalesi, Bursa Yenişehir Kirazlıyayla, Artvin Cerattepe, Yusufeli gibi yerlerde maden ve enerji firmalarının hızlandırılan inşaat çalışmaları, Kahramanmaraş Afşin’de kurulmak istenen termik santral.

Raporda ayrıca mart ayında toplam 37 adet ÇED Olumlu Kararı verildiğine,  Muğla Çıtlık’ta ormanda yapılan ağaç kesimlerine ve Hasankeyf’in sular altında da kaldığına dikkat çekildi.

Raporu CHP MYK toplantısında paylaşan CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca şunları söyledi:

Korona sürecinin tüm dünyada sağlıklı kır ve kent yaşamına, adil-şeffaf ülke yönetimine, su güvenliğine, gıda egemenliğine, tüketici alışkanlıklarının değiştirilmesine, insan eliyle doğaya verilen zararlara son verilmesi gerektiğine dair tartışmalara yol açtı. Türkiye’de ise halkın bir engel olarak gören enerji-maden-inşaat lobileri ‘krizi fırsata çevirme’ mantığıyla toplumsal muhalefetten uzak rantlarını büyütme derdine düştü.”

‘Çalışmalara ara verilmeli, işçiler ücretsiz izne ayrılmalı’

Salgın tedbirleri kapsamında maden, enerji ve inşaat sektöründe de tedbirler alınması gerektiğini vurgulayan Karaca, maden faaliyetlerinin durdurulması, bu alanda ruhsatlandıma işlemlerinin askıya alınması ve solunum yolu rahatsızlıklarına neden olan tüm alanlarda faaliyet yürüten işletme ve tesislerin çalışmalarına ara vermeleri ve işçilerini ücretsiz izne ayırmaları gerektiğini söyledi.

Karaca ayrıca solunum yolu hastalıklarının yoğun olarak yaşandığı Çanakkale Çan, Muğla Yatağan, İzmir Aliağa, Kocaeli Dilovası, Kahramanmaraş Afşin Elbistan gibi yerlerde bulunan tesislerde çalışan işçiler ile bu bölgelerde yaşayan yurttaşların sağlık durumlarının izlenmesi adına tanı ve tedavi hizmetlerinin geliştirilmesine ilişkin acil eylem planları yapılması gerektiğini belirtti. CHP’li vekil, enerji ve maden başta olmak üzere hava, su, toprak kirlenmesine yol açabilen sektörlere yönelik firmalara tesis edilecek işlemlerin ve ihalelerin de askıya alınması gerektiğini kaydetti.

Koronavirüs salgını nasıl yayılıyor?

Koronavirüsün, daha önce bilinen virüslerle karşılaştırıldığında çok çabuk bulaşması ve yayılma hızı, sağlık çalışanları ve bilim insanlarını salgınla baş etmede en çok zorlayan konuların başında geliyor. Enfekte tek bir kişinin ortalama 5 ila 15 kişiye virüsü bulaştırdığı düşünüldüğünde, hastalığın seyri ve temel yayılım sayısı, yani RO önem taşıyor.

İstanbul Politikalar Merkezi kıdemli iklim uzmanı ve Yeşil Gazete yazarı Dr. Ümit Şahin, yeni bir diyagram üzerinden hastalığın seyrini ve yayılımını değerlendirdi:

1- Hastalığın temel yayılım sayısı, yani R0, 2 ile 4 arasında gösterilmiş, baştan beri daha çok 2,5 olarak veriliyor. Bu rakam ilgili toplumun tamamen enfekte olmaya açık olduğu başlangıç durumu için geçerli. Toplumda enfekte olan kişi sayısı arttıkça R değeri düşüyor ve 1’in altına düştüğünde hastalığın yayılması duruyor. Bu arada siz izole olmak için virüsünüzle birlikte, diyelim virüsün hiç olmadığı bir sahil kasabasına giderseniz hastalığa yakalandığınız yerde olduğunuzdan daha bulaştırıcı oluyorsunuz; çünkü gittiğiniz yerde hiç bağışık insan olmadığı için R tekrar R0’a yükseliyor. Şehirlerarası trafik bu yüzden (ama maalesef çok geç) yasaklandı.

2- Latent dönem üç gün olarak verilmiş. Bu, siz virüsü aldıktan sonra bulaştırıcı olmanıza kadar geçen süre. Yani virüsü bugün kaptıysanız hemen bugün ve yarın bulaştırıcı değilsiniz, ki bu önemli.

3- Kuluçka süresi yaklaşık beş gün. Bu virüsü aldıktan sonra semptomların ortaya çıkması için geçen ortalama süre. Asemptomatik kalmadığı takdirde virüsü alanların %99’u 14 gün içinde hasta oluyor.

4- Tanı, hastalık belirtileri başladıktan ortalama beş gün sonra konuyor. Bu önlemlerin etkisini anlamak için anlamlı olabilir. Bugün tanısı konan vakalar ortalama 10 gün önce, %99’ü ise 19 gün önce virüsü almışlar, yani mesela bugün açıklanan yeni vakaların hepsi 19 Mart’tan sonra enfekte olmuşlar.

Enfekte kişi arttıkça yayılma hızı düşecek

5- Bulaştırıcı olmaya başlayan enfekte bir kişinin bulaştırıcılığının en yüksek noktaya çıkmasının yarı zamanı dört gün. Bunun önemi şu: Latent period ile bunu topladığınızda hastalığın R hızında artış süresi olan generation intervali (yeni bir hasta neslinin ortaya çıkma süresini) bulursunuz. Burada bu 3+4=7 gün ediyor. Demek ki bir kişinin R kadar (iki-dört) kişiye bulaştırması bir hafta sürüyor. Her hafta da enfekte kişi sayısı R kadar katlanarak artıyor. Ancak enfekte kişi arttıkça (ve tabii izolasyon önlemleri başarılı oldukça) R düşecektir. Şu an en azından İstanbul’da 2’nin altına düşmüş olması beklenebilir.

6- Hastalığın öldürücülük hızı diye çevrilebilecek olan CFR ise farklı ülkelerde çok farklı sayılar çıkması nedeniyle vakalar (semptom veren enfekte kişiler) için, %0,8 ile %10 arasında değişir denilmiş. CFR bir başka çalışmada %1,38 olarak bulunmuştu. Virüsün tüm enfekte kişilerdeki (vakalar ve asemptomatikler, hepsi dahil) öldürücülük hızı ise burada %0,3-1,3 arasında verilmiş, ki çok test yapılan ülkelerde bu nedenle düşük. Yeni çalışmalarla bu hız daha da düşebilir. (Tüm enfekte kişiler içinde %30-50 arasında olduğu belirtilen asemptomatik kişi sayısının %80’e kadar çıkabileceğini söyleyen yeni çalışmalar da var.)

7- İyileşme süresi hafif vakalarda iki hafta, ağır vakalarda altı hafta.

Ümit Şahin, enfekte olmanın virüsü kapmak ve hastalığı geliştirmeye başlamak, bulaştırıcılığın ise virüsü başkasına geçirebilmek anlamına geldiğini hatırlattı: “Ancak enfekte olduktan sonra hastalığı geliştirmeyebilir ve asemptomatik de kalabilirsiniz, ama bu bulaştırıcı olmadığınız anlamına gelmez.”

Yerkürenin en sıcak ocak ayı 2020’de yaşandı

Avrupa merkezli Copernicus Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S) Mart 2020’de, Avrupa kıtasının büyük çoğunluğunda ve bunun yanı sıra Ukrayna ve Rusya’da sıcaklığın 1981-2010 ortalamasının üzerine çıktığını ve kışların önceki kışlara oranla daha az soğuk geçtiğini yazdı.

Copernicus‘un yayınlamış olduğu rapora göre 2020’de sıcaklık küresel olarak 1981-2019 tarihleri ortalamasına göre 0.64 °C daha fazlaydı.

En sıcak ocak ayı

Öte yandan rapora göre, geçtiğimiz aylarda dünyanın büyük bir çoğunluğu, 0.77°C ortalama ile, yerkürenin en sıcak ocak ayına tanıklık etti. Bu da Ocak 2020’nin 1981 ve 2010 yılları arası kaydedilen “normal” değerlerle kıyaslandığında bir hayli sıcak geçtiği anlamına geliyor. Bu değer, ayrıca Avrupa‘daki son 30 yılın mevsim normallerine göre de 3.1°C derece daha yüksekti.

Raporda; Rusya’dan Norveç‘e kadar olan bölgede beklenmedik bir sıcaklık artışıyla karşılaşıldığını, ocak ayında ise bunun 6 °C dereceyi bulduğu da belirtildi. Bu da, son 30 yılın bir diğer rekorunun kırıldığı anlamına geliyor.

Rapor, aralarında ABD, Kanada’nın doğusu, Japonya, Çin’in doğusu, Asya’nın güneydoğusu, Yeni Güney Galler ve Antartika‘nın bazı bölgelerinin de dahil olduğu, dünyanın başka pek çok bölgesinde, sıcaklığın ortalamanın üzerine çıktığının altını çizdi.

Son dokuz yılda yedi rekor

Sıcaklık seviyesinin yerkürenin tarihinde en yüksek olduğu yedi dönem, 2010-2019 aralığında gerçekleşti. Bunların beşi ise 2015 sonrasına ait.

1960 itibarıyla her on yıl bir öncekinden daha sıcak geçiyor. 2020 yılının ilk aylarındaki yükseliş, önümüzdeki on yılın da böyle gideceğini düşündürüyor. Durdurulamayan aşırı sera gazı salınımı, küresel ısınmanın asıl sorumlusu olarak görülüyor.

Salgın sonrası için ülkelere uyarı: Kömür kurulu gücünüzü artırmayın

Carbon Tracker’in bugün yayımlanan Siyasi Kararlar ve Ekonomik Gerçekler başlıklı yeni raporunda, dünyada üretilen ve tüketilen kömürünün yaklaşık yarısına sahip olan Çin’in, COVID-19 pandemiğinin sonrasındaki dönemde, ekonomisini canlandırmak amacıyla daha fazla kömür santrali planlayabileceğine dikkat çekildi. Raporda,  Çin Ulusal Enerji İdaresi’nin bir süre önce kömür yatırımlarına ilişkin kuralları gevşetmeye hazır olduğunu açıkladığı hatırlatıldı.

Küresel ölçekte hükümetler, maliyeti yüksek olan kömür santrallerine ekonomik teşvikler sağlıyor. İşletmede, inşa aşamasında ya da planlanan kömür kurulu gücünün %90’ı, kömür santrallerine örtülü veya açıkça teşvik sağlanan ve tam ya da nispeten regüle edilen piyasalara sahip ülkelerde bulunuyor. Regüle edilmeyen piyasalarda ise kömür kurulu gücünün çoğu temelde kâr yaratmıyor. 2019 yılında bu oranlar Almanya için %90, İngiltere için %82 olarak tespit edildi.

Enerji ve İşletmeler Bölümü Eşbaşkanı ve raporun yazarlarından Matt Gray “Çin’e ve diğer hükümetlere, COVID-19 salgını sonrasında ekonomilerinin toparlanmasına yardımcı olmak için kömüre yatırım yapmak cazip gelebilir, ancak maliyeti yüksek olan bu tercih, iklim hedeflerini baltalama riski taşıyor” dedi:

Yeni kömür santralleri inşa etmek ve işletmedeki tesislere teşvik sunarak desteklemek, finansal kaynakları etkin şekilde kullanmamak anlamına geliyor. Ekonomilerine milyarlarca dolarlık yatırım yapma ve yeni istihdam yaratma ihtiyacının ön plana çıktığı günümüzde hükümetler, kömürlü termik santrallerin kapanmasını teşvik etmeli ve kaynaklarını düşük maliyetli, temiz ve yenilenebilir teknolojilere harcayarak iyileşme planlarını yeşil büyüme prensibine dayandırmalı.”

Kömürlü santraller 2020 itibarıyla zarar etmeye başlayacak

Carbon Tracker’in raporunda, küresel ölçekte kömürlü termik santrallerin %46’sının 2020 itibarıyla zarar etmeye başlayacağını ve bu oranın 2030 yılına gelindiğinde %52’ye yükseleceği belirtiliyor. Bununla birlikte, yenilenebilir enerji ve doğalgazın seviyelendirilmiş elektrik maliyetleri, dünya çapında kömürü geride bırakıyor. Hükümetlerin daha fazla rekabete izin vermek amacıyla elektrik piyasalarında liberalleşmeye yöneldiği durumda, zarar eden kömür santrallerinin yüzdesinin çok daha yüksek olacağı belirtiliyor.

 Carbon Tracker geçtiğimiz ay, önemli pazarların tamamında elektrik üretiminin, yeni kömür santrallerine kıyasla yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilmesinin halihazırda daha ucuz olduğunu açıklamıştı. Raporda aynı zamanda, 2030 yılına kadar, dünyanın her yerinde kömürlü termik santralleri işletmeye devam etmek yerine yeni rüzgar veya güneş santralleri kurmanın maliyetinin daha az olacağı belirtilmişti.[1]

Birleşmiş Milletler Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin son araştırması da küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlamak için 2030 yılına kadar küresel ölçekte elektrik üretiminde kömür kullanımının 2010’daki seviyesine kıyasla %80 azaltılması gerektiğine dikkat çekiyor[2]Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (International Renewable Energy Agency, IRENA), küresel enerji sisteminin karbondan arındırılması durumunda küresel ekonominin büyüyebileceğini ve 2050 yılına kadar 28 milyon istihdam yaratabileceğini öngörüyor.[3]

Son rapor, hükümetlerin sağladığı teşviklerin, dünya çapında yaklaşık 638 milyar dolar maliyetinde neredeyse 500GW’lık kurulu güçte yeni kömür santrali planlandığını ortaya koyuyor. 206GW kurulu güce sahip yeni termik santrallere 158 milyar dolar değerinde harcama yapmayı değerlendiren Çin’in, planlarını yeniden gözden geçirmesi gerektiği belirtilen raporda yenilenebilir enerji ve batarya teknolojilerinin daha uygulanabilir ve sürdürülebilir ekonomik büyüme kaynakları olduğunu vurgulandı.

Virüs, Çin’deki termik santrallerin karlılığını değiştirmeyecek olsa da, salgının yol açtığı ekonomik gerileme, planlama sürecini ve gelecekteki yatırımlarla ilişkili çevresel düzenlemeleri gevşetme riski taşıyor.

Nakit akışı da sorunlu

Carbon Tracker, küresel ölçekte işletmede, inşa aşamasında ya da planlanan termik santrallerin %95’lik kısmının nakit akışını da değerlendirmiş. Bu kapsamda işletmedeki 2045GW kurulu güce sahip 6696 santral ünitesi ve planlanan 499GW kurulu güce sahip 1046 santral ünitesi analiz edilmiş. Buna göre;

  • Çin‘deki 982GW’lık kömür kurulu gücünün %59’u mevcut durumda zarar ediyor. Planlanan 206GW kurulu güce sahip termik santrallerin %61’lik bölümü negatif nakit akışı ile pazara girebilecek. İşletmedeki termik santrallerin %71’i yeni yenilenebilir enerji santrali inşa etmekten daha maliyetli şekilde faaliyet gösteriyor.
  • Regüle edilen bir piyasaya sahip olan Hindistan‘da, mevcut 222GW kurulu güçteki termik santrallerin %2’si zarar ediyor. Planlanan 66GW kurulu gücün ise %23’lük bölümü negatif nakit akışı ile pazara girebilecek. İşletmedeki termik santrallerin %51’i yeni yenilenebilir enerji santrali inşa etmekten daha maliyetli şekilde faaliyet gösteriyor.
  •  Termik santrallerinin üçte ikisinin regüle edildiği ABD‘de mevcut kömür santrallerinin %22’si zarar ediyor. Yeni planlanan santral bulunmuyor. İşletmedeki termik santrallerin %47’si yeni yenilenebilir enerji santrali inşa etmekten daha maliyetli şekilde faaliyet gösteriyor.
  • Çoğunluğu regüle edilmeyen piyasalara sahip olan Avrupa Birliği’nde mevcut 146GW’lık kömür kurulu gücünün %62’si zarar ediyor. Planlanan 8GW kurulu gücün yarısı negatif nakit akışı ile pazara girebilecek. İşletmedeki termik santrallerin %96’sı yeni yenilenebilir enerji santrali inşa etmekten daha maliyetli şekilde faaliyet gösteriyor.

Yeni kömürlü termik santrali inşa eden hükümetleri ve yatırımcıları, termik santrallerin maliyetlerini karşılamak için gerekli olan 15 ila 20 yıllık süreyi göz önünde bulundurarak, yatırımlarını telafi edemeyecekleri konusunda uyaran Carbon Tracker’in raporunda şu ifadeler yer alıyor:

Hükümetler ve yatırımcılar, tüketicilere düşük maliyetle enerji temini ve yatırımcıların kömür santrallerinin kullanım ömrünü doldurmadan şebekeden çıkarılmasını planlayabilmek için kömür dışındaki kaynaklara yönelik dönüşümü sağlamaktan yükümlüdür.

Karar vericiler, kömür projesi geliştiren şirketlere olumsuz bir yatırım ortamının oluşacağını belirtmekle ve en düşük maliyetli elektrik üretim teknolojilerinin hayata geçmesini sağlamak için ivedilikle enerji piyasalarını regüle etmeyi bırakmalı. Aksi halde, önümüzdeki on yıllar boyunca 499GW’lık kömürlü termik santrallerin yüksek maliyetle çalıştırılacağı bir senaryoya mahkum kalınabilir. ”

Küresel ölçekte kömür santrallerinin nakit akışını etkileyen belirleyici etmenler ise şöyle:

  • 2018-2019 yılları arasında AB, ABD ve Çin’de talebin azalması sonucunda kömür fiyatlarında%8’lik düşüş yaşandı. Bununla birlikte, COVID-19 salgınının patlak vermesinden bu yana, Çin’in ekonomik teşvik paketindeki beklentiler üzerine fiyatlar yükseldi. Carbon Tracker, 2020’nin ikinci yarısında ekonominin durumunda iyileşme görüldükçe kömür fiyatının az bir artışla ton başına 74$’a yükseleceğini öngörüyor.
  • 2019’da karbon fiyatları %45 artış gösterdi. Piyasayı düzenleyici kuruluşların karbon fiyatlandırmasını ve kirlilik düzenlemelerini sıkılaştırması sonucu, kömürün karlılığındaki zayıflamanın devamı öngörülüyor. AB’de ton başına 24€ olan karbon fiyatlarının Mart ayında 15 €’ya düşmesine rağmen, kömür kapasitesinde hareketlenme yaratabilmesi için stabil olarak 9€ seviyesine düşmesi gerekiyor.
  • Elektrik fiyatları, piyasaların liberalleşmesi ve yenilenebilir enerji kaynaklarının maliyetlerinde yaşanan düşüş nedeniyle 2018-2019 yılları arasında %8 düştü. Bununla birlikte, regüle edilen piyasalarda kömür santrali işleten birçok şirket, alım garantisi gibi şirketleri deflasyon etkisi yaratan etmenlerden koruyan teşvikler sayesinde getiri elde etmeye devam ediyor.
  • Çin’de, devletin garanti altına aldığı üretim saati ve sabit tarifeleri sona erdirmeyi hedefleyen elektrik piyasası reformları, daha fazla termik santral işletmecisini piyasa şartlarında faaliyet göstermek zorunda bırakıyor. Bu durum, yüksek maliyetle elektrik üreten termik santral işletmecileri için daha düşük gelir anlamına geliyor.

Diyarbakır’da patlama: Beş kişi hayatını kaybetti

Diyarbakır Kulp ilçesine bağlı Güleç (Şawişa) Mahallesi kırsalında bir aracın geçişi sırasında patlama meydana geldi, araçta bulunan beş kişi yaşamını yitirdi. Olay yerine sevk edilen ambulanslarla cenazelerin Diyarbakır’a götürüldüğü bildirildi.

Patlamanın ardından bölgeye çok sayıda asker ile helikopter ve İnsansız Hava Aracı’nın (İHA) sevk edildiği belirtildi.

Diyarbakır Valiliği’nin yaptığı açıklamada patlamanın odun kesmeye gidenleri taşıyan aracın geçişi sırasında, saat 06.30 sıralarında yaşandığını duyurdu. Açıklamada yaşamını yitirenlerin sivil olduğu belirtilirken, kimlik bilgisine yer verilmedi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu “Hainlerin yakalanması için operasyon başlatıldı” dedi.

Barem anketi: Özel sektörde yüz kişiden yedisi işten çıkarıldı

Barem anketine göre her 10 özel sektör çalışanından ikisi ücretsiz izne çıkarıldı, yüzde yedisi kovuldu. Üretim sektörünün yüzde 42’sinin çalışma koşullarında salgın öncesine göre bir değişiklik olmazken, yarı zamanlı çalışanlar içerisinde iş bekleyenlerin oranı yüzde 44’e çıktı.

Barem, 25-30 Mart tarihlerinde Türkiye genelinde 1007 kişiyle telefonla görüşerek yaptığı araştırmada Covid 19 salgınının iş dünyası üzerindeki etkilerini inceledi.

Özel sektörde yüz kişiden yedisi işten çıkarıldı

Buna göre, katılımcıların yüzde 37’si salgın sırasında da aynı şekilde çalışmayı sürdürdüğünü, yüzde 13’ü ücretsiz izinde olduğunu, yüzde 12’si kısıtlı gün ve saatlerde çalıştığını ve yüzde 12’si ücretli izne çıkarıldığını belirtti.

İşten çıkarılan veya şirketini kapatanların oranı yüzde dokuz olurken, evden çalışanların oranı ise yüzde sekiz.

Kendi işinde çalışanların yüzde 34’ü aynı şekilde çalışmaya devam ettiğini belirtirken, yüzde 25’i geçici olarak işine gitmediğini, yüzde 17’si ise firmasını kapattığını belirtti. Kısıtlı gün ve saatlerde çalışanların oranı yüzde 12 iken evden çalışanların oranıysa yüzde sekiz.

Ankete göre özel sektörde olup aynı şekilde çalışmayı sürdürenlerin oranı yüzde 38. Her on özel sektör çalışanından ikisi ücretsiz izne çıkarılırken, ücretli izne çıkarılanların oranı yüzde 13. Kısıtlı gün ve saatlerde çalışma oranı ise yüzde 11. Evden çalışanların oranı ile işten çıkarılanların oranı yüzde yedi.

Kamuda yüzde 27 için değişen bir şey yok

Kamu sektöründeyse iş düzeni aynı kalanların oranı yüzde 39. Kamuda ücretli izin yüzde 27 ile diğer sektörlerden daha yaygın bir uygulama. Kısıtlı gün ve saatlerde çalışanlar yüzde 15, evden çalışanlarsa yüzde on oranında. Ücretsiz izinli olduğunu söyleyenlerin oranı ise yüzde altı.

Gruplar arasında iş düzeni en çok değişen kesim yarı zamanlı çalışanlar. İş durumu aynı kalanların oranı yüzde 28 iken, iş bekleyenlerin oranı yüzde 44.

Üretim, perakende ve hizmet sektörleri ayrı ayrı incelendiğinde, salgın öncesinde olduğu gibi çalışmaya devam edenlerin en yüksek oranda olduğu sektör yüzde 42 ile üretim sektörü. Bu oran hizmet sektöründe yüzde 36’ya, perakendede ise yüzde 22’ye düşüyor.

Yüzde 17 ile en çok perakende sektörü kısıtlı gün ve saatlerde çalışmaya dönmüşken, bu oran hizmet sektöründe yüzde 12, üretimde ise yüzde 10.

Evden çalışma oranı perakende sektöründe yüzde 13 iken, hizmette yüzde dokuz, üretimde ise yüzde beşe düşüyor.

Covid-19 doğadan rehavet içindeki medeniyete bir uyarıdır

Yazan: George Monbiot

Çeviren: Tanyeli Demirer (Açık Radyo)

*

Bir süredir bir balonun içinde yaşıyorduk, sahte bir rahatlık ve inkar balonu. Zengin uluslar olarak maddi dünyanın ötesine geçtiğimize inanmaya başladık. Biriktirdiğimiz refah çoğu zaman başka şeyler pahasına da olsa bizi gerçeklikten uzaklaştırdı. Ekranlarımızın arkasında yaşayıp, evlerimizden arabalarımıza, ofislerimize, ve alışveriş merkezlerimize kapalı kapsüllerle geçerek kendimizi acil bir durum olmadığına, tüm medeniyetlerin aradığı noktaya ulaşmış olduğumuza ikna ettik: Doğal tehlikelere karşı dokunulmazlık.

Şimdi koruyucu zar yırtıldı, ve sürgüne gönderdiğimizi sandığımız biyoloji yaşamlarımıza bir fırtına gibi girerken, biz çırılçıplak ve öfkeliyiz. Bu salgın geçtiğinde eğilim başka bir balon bulmak olacak. Buna boyun eğme lüksümüz yok. Bundan sonra zihnimizi uzun zamandır inkar ettiğimiz acı gerçeklere açmalıyız.

Gezegenimizin diğer hastalıkları yanında koronavirüs, tedavi edilmesi kolay bir sorun gibi duruyor. Son yıllarda kendimizi nasıl besleyeceğiz sorusu bende hepsinden daha önemli bir takıntı haline geldi. Tuvalet kağıdı için edilen kavgalar yeterince çirkin: Umuyorum ki gıda için kavgalara tanık olmak zorunda kalmayız. Ama bunlardan nasıl kaçınacağımızı bilmek zorlaşıyor.

İklim krizi yapısal açlığa yol açabilir

İklim krizinin gıda arzını nasıl etkileyeceğini gösteren kanıtlar gittikçe artıyor. Dünyanın bazı bölgelerinde tarım, kuraklık, sel, yangın ve çekirgeler nedeniyle büyük darbe almaya başladı bile (çekirgelerin son birkaç hafta içinde ortaya çıkışı anormal tropik siklonların sonucu gibi görünüyor). Bu tür tehlikeleri “biblical” yani İncil’de olabilecek şeyler olarak adlandırdığımızda, onların uzun zaman önce, hayatlarını hayal bile edemediğimiz insanların başına gelen şeyler olduğunu düşünürdük. Şimdi ise bunlar artık bizim başımıza gelmeye başladı.

Mark Lynas yakında çıkacak olan kitabı Our Final Warning, (Son Uyarımız) da, her bir ekstra derece küresel ısıtma karşılığında gıda arzımızda ne gibi değişiklikler olabileceğini açıklıyor. Lynas’a göre aşırı tehlike, endüstri devrimi öncesi seviyelerin 3C veya 4C üzerine çıkıldığında başlar. Bu noktada, bir dizi girift etki, gıda üretimini bir ölüm sarmalına gönderme tehdidi oluşturur. Açık hava sıcaklıkları, insanların dayanamayacağı kadar yüksek hale gelir ve Afrika ve Güney Asya’da geçimlik tarımını imkansız hale getirir. Çiftlik hayvanları ısı stresinden ölür. Sıcaklıklar, dünyanın birçok yerindeki mahsuller için ölümcül eşikleri aşmaya başlar ve gıda üreten belli başlı bölgeler toz çanaklarına dönüşür. Bunlarla eşzamanlı olarak modern dünyada hiç olmamış bir şey olan küresel mahsul kıtlığının gerçekleşme olasılığı artar.

Artan insan nüfusu ve sulama suyu, toprak ve polen taşıyıcıların kaybı ile bir araya geldiğinde, bu dünyayı yapısal açlığa itebilir. Bugün bile, dünyada toplamda gıda fazlası olduğu halde, zenginlik ve gücün eşitsiz dağılımının bir sonucu olarak yüz milyonlarca insan yetersiz besleniyor. Bir gıda açığı olması halinde milyarlarca insan aç kalabilir. Her zaman olduğu gibi, küresel düzeyde istifleme, güçlü insanlar fakirlerin ağızlarından yiyecek kaptığı için gerçekleşecek. Yine de her ulus Paris Anlaşması uyarınca verdikleri sözleri tutsa bile ki bu şu anda olası görünmüyor, küresel ısıtma 3C ve 4C arasında olacak.

Güvenlik yanılsamamız sayesinde, bu felaketi önlemek bir yana hazırlanmak için bile neredeyse hiçbir şey yapmıyoruz. Bu varoluşsal sorun, bilincimizi pek etkilemiyor gibi görünüyor. Gıda üreten her sektör, kendi mevcut uygulamalarının sürdürülebilir olduğunu ve değişmesi gerekmediğini iddia ediyor. Onlara meydan okuduğumda, bir öfke ve istismar duvarı ve Irak savaşına karşı çıktığımdan beri yaşamadığım türden tehditlerle karşılaşıyorum. Her yer kutsal inekler ve kuzularla dolu, fakat laboratuvarda yiyecek yetiştirmek gibi, ihtiyacımız olan yeni gıda sistemlerini geliştirmek için gerekli olan düşünce arasanız da yok.

Antibiyotik direnci tehlikesi

Ama bu yaklaşan, krizlerimizden sadece biri. Antibiyotik direnci, potansiyel olarak, herhangi bir yeni hastalık kadar ölümcül. Nedenlerden biri, bu değerli ilaçların şaşırtıcı biçimde birçok hayvan çiftliğinde bol keseden kullanılması. Çok sayıda çiftlik hayvanının bir araya getirildiği yerlerde, ilaç alınmazsa kaçınılmaz olacak hastalık salgınlarını önlemek için antibiyotikler profilaktik (önleyici) olarak kullanılıyor. Dünyanın bazı bölgelerinde, sadece hastalığı önlemek için değil, aynı zamanda büyüme destekleyicileri olarak da kullanılıyorlar. Düşük dozlar rutin olarak beslenmeye ekleniyor: Bakteri direnci oluşturmak için daha iyi bir strateji düşünülemez.

27 milyon insanın tıbbi sigortasının olmadığı ABD’de, bazı insanlar artık akvaryum balıklarını tedavi etmek için reçetesiz satılanlar da dahil olmak üzere veteriner amaçlı antibiyotiklerle kendilerini tedavi ediyorlar. İlaç firmaları yeni ilaç araştırmalarına yeterince yatırım yapamıyor. Antibiyotikler etkili olmamaya başladığında, ameliyat neredeyse imkansız hale gelir. Doğum bir kez daha ölümcül bir tehlike haline gelir. Kemoterapi artık güvenli bir şekilde uygulanamaz. Rahatça unuttuğumuz bulaşıcı hastalıklar yeniden ölümcül tehditler haline gelir. Bu konuyu futbol hakkında konuştuğumuz kadar sık tartışmalıyız. Ama yine de, bu pek farkına varılmıyor.

Bunlar pek çok krizimizin sadece iki tanesi ve ikisinin de ortak bir kökü var. Sorun, 15 Mart’ta gerçekleşen büyük bir etkinlik olan Bath Yarı Maratonu organizatörlerinin, kendilerine etkinliği iptal etmeleri için yalvaran pek çok kişiye verdiği yanıtla örnekleniyor. “Etkinliği iptal etmek veya ertelemek için artık çok geç. Mekan inşa edildi, altyapı tamamlandı, alan ve yüklenicilerimiz hazır.” Başka bir deyişle, etkinliğin batık masraflarının hastalığın bulaşması ve bunun neden olabileceği olası ölümler gibi gelecekteki etkilerden daha ağır bastığı düşünüldü.

Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin Olimpiyatları erteleme süresi de benzer yargıları yansıtıyor, ancak en azından sonunda yapabildiler. Fosil yakıt endüstrisi, tarım, bankacılık, özel sağlık ve diğer sektörlerdeki batık masraflar, ihtiyacımız olan hızlı dönüşümleri engelliyor. Para yaşamdan daha önemli hale geliyor.

Bunun sonucunda iki şey olabilir. Bazı insanların yaptığı gibi, inkar konusunda ısrarcı olabiliriz. İklim çöküşü gibi diğer tehditleri reddedenlerden bazıları da Covid-19 tehdidini de küçümsemeye çalışıyor. Koronavirüsün “küçük bir grip” den başka bir şey olmadığını iddia eden Brezilya Cumhurbaşkanı Jair Bolsonaro‘ya bakın. Kapatma çağrısında bulunan medya ve muhalif politikacılar, görünüşe göre, ona karşı bir komplonun parçası.

Ya da bu, kendimizi bir kez daha, biyoloji ve fizik yasalarına uyan ve yaşanabilir bir gezegene bağımlı olarak görmeye başladığımız an olabilir. Yalancıları ve inkarcıları bir daha asla dinlememeliyiz. Bir daha asla rehavete düşüren yalanların elem verici bir gerçeği yenmesine izin vermemeliyiz. Artık parayı yaşamdan daha fazla önemseyenler tarafından yönetilmeyi göze alamayız. Koronavirüs bize maddi dünyaya ait olduğumuzu hatırlatıyor.

Türkiye’de koronavirüs: Can kaybı 725’e yükseldi

Bilim Kurulu üyeleriyle konferans yöntemiyle bir araya gelen Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, toplantının ardından yaptığı açıklamada “Bugün 76 vatandaşımızı daha kaybettik. 256 vatandaşımız ise şifa buldu” dedi. “Test sayısı ve pozitif vakalara bağlı taramalar arttıkça tanı sayısında da artış oluyor. Virüs, gücünü temas ortamından alıyor. Evde kalalım” diyen Bakan’ın açıklamasına göre, son 24 saatte hayatını kaybedenlerle birlikte ülke çapında ölenlerin sayısı 725’e yükseldi. Vaka sayısı ise 34.109 oldu.

Fahrettin Koca basın toplantısında koronavirüsün Türkiye’deki yayılımını, hangi illerde nasıl bir görünüm olduğunu da haritalarla gösterdi.

Sağlık Bakanı’nın açıklamalarından satır başları şöyle:

  • Türkiye genelindeki dağılımda İstanbul, Ankara, İzmir, Körfez, Kocaeli, Sakarya, Zonguldak bu noktalarda yoğunluk fazla. Salgının daha etkin seyrettiği, bulaşma oranları ve vefat sayılarının yüksek seyrettiği illerin ortak özelliği yurt dışı gidiş gelişlerin ve sosyal temasının yüksekliği.
  • Dünyada ciddi tedbirlerin alınmadığı dönemde örneği olmayan yapılanmaya gittik.Bunun ilk sonucu Bilim Kurulu’nun oluşturulmasıdır. Mücadelenin kapsamı genişlemiş durumda. Daha iyi organize olmak için Toplum Bilimleri Kurulu adını verdiğimiz yeni bir kurum oluşturduk. Kurul psikolog, sosyolog, din psikolojisi, istatistik gibi alanlardan etkin ve yetkin bildiğimiz kişilerden oluşacak; süreçle ilgili öngörü çalışmaları yapacak, toplumsal öneriler getirecek, toplum olarak, aile olarak, birey olarak nelerden kaçınmak gerektiğinin ötesinde bize hayatı kolaylaştıracak tekliflerde de bulunacak.
  • Bilgiler süreç içerisinde değişime uğramaktadır. Bugün risk grubu tanımının kapsamı genişlemiş, 60 yaş üstü ile kronik rahatsızlığı olan herkes dahil edilmiştir. Yaş bir güvence olarak algılanmamalıdır. Asla belirti göstermeyen taşıyıcıların varlığı unutulmamalıdır. İzolasyon bugün için geçerli hayat tarzıdır.
  • Tüm dünyada olduğu gibi bizde de erkeklerde daha fazla görülüyor. Ağırlıklı vakaların görüldüğü yaş aralığı 20-65 arası. 65 yaş kararı öncesi dönemde dağılım daha dengeliydi. Sokağa çıkma yasağıyla birlikte vakaların yaş grubunda görülme oranının düştüğü görülüyor.
  • Vefatların yaş ve cinsiyete göre dağılımı, 60-85 yaş arası yoğunlaştığını ve erkeklerde daha yüksek oranda vefatların olduğunu görmüş oluyoruz.
  • Test kapasitemiz artırdık. Günlük test sayısının 30 bine ulaşmasını planlıyoruz. Tespit ettiğimiz her vakanın temas zincirini tarıyoruz.. Son günlerde hastalarımızda akciğer enfeksiyonuna geçiş oranında azalma sağladık. İlaç tedavisine erken başlamamızın bunda etkili olduğunu düşünüyoruz. İlacı erkenden temin ettik ve hastalarımıza ücretsiz olarak ulaştırmayı başardık.

Evde karantinada olanlar telefonlarından izlenecek

  • Bütün tedbirlerimize rağmen virüs bulaşmaya devam ediyor, bunu kontrol altına almak zorundayız.
  • Vakalarımızı takip etmek için, izole olmalarını görmek üzere bir çalışma yaptık. Bu 3 operatör ve BTK’nın işbirliğiyle olan bir tablo. Önümüzdeki 1-2 gün içerisinde devreye girecek. Bir aplikasyon geliştirildi, hastalarımız indirmek zorundalar. Hem takip, hem de kendi durumlarını anlık görebilecekleri bir sisteme geçmiş oluyoruz. Hareketliliği gördüğünde bir mesajla kendisini uyaran, evde izole olmasını hatırlatan ve devamında gerektiğinde emniyetin de devreye gireceği bir sistemden bahsediyorum.
  • İş yerlerinde toplu alanlarda ve iş yeri ortamında maske zorunlu. Bununla ilgili yer yer denetimler yapılacak.
  • Cinsiyet dağılımını gösteren tabloda da tüm dünyada olduğu gibi bizde de erkeklerde virüs daha çok görülüyor.
  • Erciyes Üniversitesi’nden Prof. Dr. Aykut Özdarendeli ile Ankara Üniversitesi’nden Aykut Özkul virüsü izole etmeyi başardılar.
  • Süreci takip ederken olumlu gözlemlerimiz var. Bunların istikrar ve trend kazanmasını bekliyoruz.
  • Açılacak olan iki hastaneyi Cumhurbaşkanımız açıkladı. İki tane bin yataklı hastane şeklinde planlandı. Bu hastaneler biri Atatürk Havalimanı diğeri Sancaktepe’de. Şehir hastanesini planladığımız bir bölgemiz Sancaktepe. Bu iki hastaneyi prefabrik pandemi sonrası devre dışı kalacak olarak şekilde düşünmedik. Tek katlı içinde ameliyathaneleri de olan hastane olarak planladık. Kalıcı daha sonraki dönemde de benzer veyahut farklı amaçlarda kullanılacak hastaneler olacak.
  • Yeni bir atama sürecini başlattık. Önümüzdeki birkaç gün içerisinde sonuçlanmış olacak.
  • Şu an bütün Türkiye’de yoğun bakımlardaki doluluk oranımız yüzde 62-63’ü geçmedi.
  • Yoğun bakımla ilgili hiçbir hastanede ücret alamazlar. Böyle bir durum söz konusu olursa yapılması gerekeni yaparız.

  • Bizdeki ölüm oranlarında düşme yaşandığını görüyoruz. Bunların ötesinde hastanelerde sadece pozitif değil şüpheli vakalar olduğunu söylüyorum ve artış hızı çok düştü.
  • Koronavirüs için kullandığımız ilacı daha bizde vaka görülmeden 10 gün önce 1 milyon kutuyu depoladık. Birçok ülke şu an bu ilacı kullanmak için çaba içerisinde.
  • Maskeyi takarak güvende olduğumuzu hissedip lütfen dışarı çıkmayalım. Maske zorunlu dışarı çıkma söz konusuysa olmalı. Sosyal mesafeye uymalıyız.
  • Eczanelerde maske satışı asla söz konusu olmayacak. Bedava vermek istiyorlarsa verebilirler. Parayla maske satılmayacak.
  • Sağlık sorunu olan herhangi bir Bilim Kurulu üyemiz yok. Testi pozitif çıkan üyemizin de sağlık sorunu olmadığını söyleyebilirim.

Sağlık Bakanlığı tarafından paylaşılan haritalarda İstanbul, Ankara ve İzmir’de salgının durumu şöyle: