Ana Sayfa Blog Sayfa 2139

Yeni Zelanda Yeşillerinden Covid sonrası kurtarma planı: Doğa dostu turizm

Christian Cotroneo‘nun mnn.com’daki makalesi Yeşil Gazete tarafından özetlenerek çevrilmiştir.

*

Dünyayı durduran Covid-19 salgınının kaynağı üzerine sayısız spekülasyon var ancak buna yol açanın kim olduğu konusunda herkes hemfikir: İnsan.

Josef Settele, Sandra Díaz, Eduardo Brondizio ve zoolog Peter Daszak tarafından yayınlanan bildiri, “ne pahasına olursa olsun ekonomik büyüme” yaklaşımının bedelini özetliyor:

Ormanların yok edilmesi, tarımın kontrolsüz genişlemesi, endüstriyel tarım, maden çıkarma ve altyapı geliştirme; yabani türlerin sömürülmesi, bir dizi hastalığın yaban hayatından insanlara sıçraması için eşsiz bir fırsat yarattı.  

Şimdi önümüzdeki asıl soru, bizi bu noktaya getiren hatalardan kaçınarak, işleri nasıl düzelteceğimiz. En azından bir büyük partinin, bu soruya bir cevabı var. 

Salgının bedeli 2.7 trilyon dolar

Yeni Zelanda‘da bu hafta Yeşiller Partisi ülkeyi ve fabrikaları yeniden işler hale getirmek için öngördüğü planı açıkladı, elbette çevre dostu bir plan bu. Üstelik bedeli yalnızca bir milyar dolar. 

Bir milyar dolar büyük bir meblağ gibi görünebilir, ama salgının ekonomik bedeliyle kıyaslandığında -2.7 trilyon dolar gibi bir bedel olduğu tahmin ediliyor- bu hiçbir şey.  

Peki bir milyon dolarlık teşvikle ne yapılabilir? Pek çoğumuz gibi, Yeşiller’in  aklındaki de, yeni iş imkanları yaratmak. Parti’nin geliştirdiği plan, salgından etkilenen sektörlerde gelecek üç yıl içinde yedi bin kişiye iş olanağı yaratılmasını öngörüyor. Yeni Zelanda için bu sektör, turizm. Ama işin püf noktası, bu turizmin yeşil olmasında: Yani doğa turizmi. Yeni iş olanaklarından yararlananlar tam da bu alanın inşasında ve sürdürülmesinde faaliyet gösterecek.

‘Doğaya yatırım yapılmalı’

Çevre Bakanlığı’nda da görevli olan Yeşiller Partisi üyesi Eugenie Sage basın açıklamasında söz konusu iş imkanlarının, halihazırda çalışamayan turizm rehberleri için son derece uygun olduğunu söyledi: 

Bizim turizmimiz sağlık, tabiat ve kültür üzerine kurulu, dolayısıyla buldozerlerden ve asfalttansa, bu kritik altyapıya yatırım yapılması önem taşıyor. 

JOHN HAWKINS/STUFF
John Hawkins/STUFF

Plan çerçevesinde, Raukūmara Conservation Park‘ın geyik ve keseli sıçan istilasından korunmasından, göçmüş yerli kuşların nasıl ülkeye geri getirileceğine kadar çeşitli konulara ayrılmak üzere yardım kalemleri yer alıyor. Ülkenin doğal kaynak rezervlerinin arındırılması, karbon yutakları yaratılması ve yükselen deniz seviyesine karşı doğal tampon bölgelerin inşası da planda yer alan projeler arasında.

Yatırımın genişleyen ormanlar ve sulak alanlar yaratacağını söyleyen Sage, bu alanların, atmosfere geçen yüzyıllarda salınmış olan karbonu emebiceğini söylüyor. “Yeşil planın” getirileri bununla da sınırlı değil:

Gelecekte haşere ile mücadele için ödenecek bedelin önünü kesecek ve daha iyi tampon kıyı alanları yaratılmasını sağlayacak ve kuşların geri dönmesi için koridorlar açacak.”

Bunun gerçekleşmemesi için ortada bir sebep yok. Plan, koalisyon ortaklarından olan Yeşiller tarafından henüz Meclis’e sunulmadı, şimdilik yalnızca parti politikası olarak belirlendi. Öte yandan, Michael Nelson, New Zealand Herald‘a verdiği demeçte “geçmişte koalisyon ortaklarının Yeşiller Partisi’nin çevre dostu önerilerine pek de dostane bakmadıklarını” hatırlattı.  

Şüphesiz, Parti’nin, otomobillere karşı sürdürülebilir ve olası bir alternatif olarak sunduğu elektrikli trenler için yapmış olduğu dokuz milyar dolarlık yatırım çağrısı, Meclis’in onayını daha da zorlaştırabilir. Ama ne olursa olsun, Yeni Zelanda modeli, eğer uygulanırsa, Covid 19-sonrası bir dünyada geri kalan herkesin ihtiyaç duyacağı umudu yeşertebilir. Ne de olsa kesin olan en azından bir şey var: Buradan geriye (Covid 19 öncesi dönem) dönüş olmayacak.

Güvenpark’ı betonlaştıracak projeye mahkemeden iptal kararı

Haber: Elif Ünal

Ankara Kızılay’da yer alan insanların vakit geçirebileceği sayılı yeşil alandan biri olan Güvenpark’ın betonlaşma tehdidine karşı verilen mücadele zaferle sonuçlandı. Planın Güvenpark’taki dolmuş ve otobüs yoğunluğuna çözüm getirmek adına oluşturulduğu belirtiliyordu.

Ankara 7’nci İdare Mahkemesi, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin açtığı davada, Güvenpark’ın altına dolmuş ve otopark yapımının önünü açacak Güvenpark 1. Derece Doğal SİT Alanı ve Etkileşim Geçiş Sahasına ilişkin 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı’nı iptal etti.

Atauz: Geçici yapılan duraklar 40 yıldır duruyor

Şehir Plancısı ve aynı zamanda Yeşil Gazete yazarı olan Akın Atauz, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada söz konusu planın uzun vadede trafik sorununu artıracağını ve üst bölümde yer alan parkın zarar görmesine yol açacağını bu sebeple mahkeme kararını olumlu bulduğunu söyledi.

Dikmen ve çevresindeki mahallelere giden dolmuşların Güvenpark’tan kalkması uygulamasının 1970’li yılların sonunda CHP’li Ali Dinçer tarafından başlatıldığını söyleyen Atauz, “Durakların Güvenpark’a konulmasının geçici olacağı söylenmişti. Oraya metro yapmayı planlıyordu. Ancak darbe sonrasında görevden alındığı için 40 yıldır bu geçicilik devam ediyor. Başlangıçta durakların olduğu kısım ağaçlıktı. Ağaçların kesilmeyeceği söylenmişti ancak yavaş yavaş kesilmeye ve asfaltlanmaya başladı” dedi.

‘Raylı sistem kullanılmalı’

Bir milyona yakın bir nüfusunun taşımacılığının 12 kişilik araçlarla yürütüldüğünü belirten Atauz, “Raylı sistemle yapılan bir taşımacılık kolayca nüfusun taşınma ihtiyacını karşılayabilir. 40 yıldır dolmuş ve otobüste ısrar ediliyor. Raylı sistemin yapılması yüksek maliyetli olsa da dikkatli bir şekilde gündeme alınmalı” yorumunda bulundu.

Sonrasında durakların kaldırılarak parka dönüştürülmesi gerektiğini belirten Atauz “Eminim, biraz daha uzun vadede kentin ve orada yaşayan insanların ve kentin ekolojisinin lehine bir çözüm getirilebilir” ifadelerini kullandı.

‘Alta otopark yapılırsa üst kısımda ağaçlar büyüyemez’

Atauz, Yer altına yapılacak otoparkın gibi yapıların yüzeydeki ağaçların ve bitkilerin köklerini derine salma imkanı bulamayacağı için gelişimini etkileyeceğini, en fazla çimenlik alan olarak kullanılabileceğini belirtti. Daha önce Sıhhiye’deki Zafer Parkı altına yapılan inşaatı örnek veren Atauz şunları söyledi:

Zafer Parkı vardı iki parçalı bir parktı. Onun doğu ve batısında iki park vardı. ‘Doğudaki kısmının altına çarşı yapacağız üstü park kalacak’ denildi. Ama burada hiçbir bitki bitmedi. Orası çöl gibi dümdüz beton alan. Biz bunları gördüğümüz için buna itiraz ediyoruz. Altında yapı olan parçanın üstü de kullanılabilir bir yer olmaktan çıkıyor.

İddia edildiği gibi trafik sorununa da bir çözüm getirmeyeceğini belirten şehir plancısı, “Merkeze otopark yapmanız demek, daha fazla insanın oraya gitmesi anlamına gelir. Kızılay’ın daha fazla trafiği davet edeceği ve tıkanacağı anlamına gelir” dedi.

Mahkemenin gerekçeleri

Ankara 7’nci İdare Mahkemesi tarafından verilen karar ile birlikte bu proje de engellenmiş oldu. Ancak park, uzun süreli ve ekolojik bir çözüm için hala bekliyor. Mahkeme kararının gerekçesi olarak şu hususları belirtmişti:

  • İmar planında Güvenpark’ın parsel bazlı olarak ele alındığı ve Jansen Planından gelen tasarım kriterleri ile 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planı’nda da bahsedilen çevresi ile kurduğu mekansal ve fiziksel bağlantısının dikkate alınmaması,
  • 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planı dava konusu Güvenpark ile Hükümet Kartiyesi ve Saraçoğlu Mahallesi‘ni bir bütün olarak ele alırken, dava konusu koruma amaçlı imar planının sadece Güvenpark’ı kapsadığı, bu nedenle üst ölçekli plana aykırılık oluşturması,

‘Sorunlara çözüm üretmiyor’

  • Plan raporu analiz kısmında ele alınan dolmuş-otobüs durakları, taksi depolama alanı, büfe, kulübe, reklam panoları, metro giriş, çıkış ve bacaları, konteynerler, çiçekçiler vb. yapı ve elemanlara çözüm üretilmesi gerektiğinin belirtildiği, ancak planda söz konusu sorunlara çözüm getirecek amaç, hedef ve stratejiler net bir şekilde tariflenmeyip kentsel tasarım projeleri ile ilgili kurul ve komisyon kararlarına bırakılması,

‘Planın ucu açık’

  • İki nolu plan notunda yer alan “ve benzeri kullanımlar” ifadesiyle parkta yer alabilecek kullanımların ucu açık bir şekilde Koruma Kurulunun kararlarına bırakılması ve hangi kullanımların yer alacağı, kapasite ve sayılarının belirsiz olması ve bu belirsizliğin koruma planlarının amacına ters düşmesi
  • Dava konusu planların kamu yararına, imar ve koruma mevzuatına, planlama ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı anlaşıldığından dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmaması.

İnfaz düzenlemesi Anayasa Mahkemesi gündeminde

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, CHP‘nin yeni infaz yasasının şekil yönünden iptali istemiyle açtığı davanın ilk incelemesini 6 Mayıs’ta yapacağını duyurdu. 

AA’nın aktarımına göre CHP, infaz düzenlemesine ilişkin çıkarılan kanunun tümünün şekil bakımından iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesini istiyor.

İlk inceleme 6 Mayıs’ta

Yapılan başvuruda kanunun tümünün yanı sıra bazı suçlar hariç denetimli serbestlik süresinin bir yıldan üç yıla çıkarılmasına olanak tanıyan 52’inci maddesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun değiştirilen geçici 6’ncı maddesinin şekil bakımından iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmişti.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 6 Mayıs’ta yapılacak gündem toplantısında başvurunun ilk incelemesini yapacak. Genel Kurul, yapacağı ilk inceleme sonucu başvuruda bir eksiklik olup olmadığını inceleyecek. Başvuruda bir eksiklik tespit edilmezse, iptal istemi daha sonra belirlenecek bir günde esastan görüşülerek karara bağlanacak.

90 bin tutuklu ve hükümlü tahliye edildi

Belirli suçlarda indirim ve tahliye öngören 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 14 Nisan’da Meclis’te kabul edilmişti.

Pakette öldürme, cinsel taciz gibi suçlarda ceza indirimi devreye girerken siyasi suçlarda herhangi bir indirim uygulanmamıştı. Kanundan yararlanan yaklaşık 90 bin tutuklu ve hükümlü tahliye edilmişti.

Dış ticaret açığı Mart ayında yüzde 181,6 arttı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle oluşturulan mart ayına ilişkin geçici dış ticaret verileri açıklandı. Buna göre ihracat 2020 yılı Mart ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 17,8 azalarak 13 milyar 422 milyon dolar oldu.  İthalat ise yüzde 3,1 artarak 18 milyar 813 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Genel ticaret sistemine göre ihracat 2020 yılı Ocak-Mart döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 4,0 azalarak 42 milyar 749 milyon dolar, ithalat yüzde 10,3’lük artışla 55 milyar 655 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Dış ticaret açığı 5 milyar 391 milyon dolar

Mart ayında dış ticaret açığı yüzde 181,6 artarak 1 milyar 915 milyon dolardan 5 milyar 391 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2019 Mart ayında yüzde 89,5 iken, 2020 Mart ayında yüzde 71,3’e geriledi.

Ocak-Mart döneminde dış ticaret açığı yüzde 117,3 artarak 5 milyar 938 milyon dolardan 12 milyar 906 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2019 Ocak-Mart döneminde yüzde 88,2 iken, 2020 yılının aynı döneminde yüzde 76,8’e geriledi.

 

 

 

Tunus’ta bir ilk: Eşcinsel çiftin evliliği resmi belgede…

Tunus merkezli LGBTİ+ örgütü Eşşems‘in resmi Facebook sayfası, geçen cuma ülkede ilk kez bir eşcinsel evliliğin devlet tarafından tanındığını duyurdu. Örgütün aktardığına göre, bir Tunus vatandaşının doğum belgesine, yurt dışında yapmış olduğu eşcinsel evlilik işlendi. Bu doğrudan bir tanınma değil. Ancak böylece Tunus, çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede eşcinsel evliliğin bir kimlik belgesine geçtiği ilk ülke oldu.

Tunus’ta eşcinsellik yasal değil ve eşcinsel ilişkiye girdiği kanıtlananlar üç yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalıyor. Ülkede LGBTİ+’lara karşı her türlü ayrımcılık yasal olduğu gibi, eşcinsel evlilikler de tanınmıyor.

‘Kuzey Afrika için bir ilerleme’

Bununla birlikte yeni gelişme, Eşşems tarafından “Tunuslu eşcinseller adına, Tunus ve Kuzey Afrika‘da bir ilerleme” olarak duyuruldu. Facebook kullanıcılarından gelen yorumların bir çoğuysa negatifti, bazıları paylaşımın gerçek olmadığını savunurken bazıları da bunun ahlaki çöküşün göstergesi olduğunu söyledi.

https://www.facebook.com/lgbtrightstunisia/posts/1323465901170386?__tn__=-R

2018’de benzer şekilde, yine eşcinsel evliliklerin yasal olmadığı Rusya‘da, Danimarka‘da evlenen Eugene Wojciechowski ve Pavel Stotsko evliliklerini resmi olarak Rusya’ya tanıtmayı ve pasaportlarına işletmeyi başarmıştı.

Tunus devletinden yalanlama

Öte yandan Yerel İlişkiler Bakanı Lütfi Zityun, parlamentoda konuşarak ülkede eşcinsel evliliklerin tanınması gibi bir durumun söz konusu olmadığını söyledi. Zityun, geçtiğimiz günlerde de Eşşems’in iddiasını “Vatandaşların medeni durumunu gösteren belgeler bizim bakanlığımızda değil, bu yüzden söz konusu bilgiyi teyit edemiyoruz” diyerek cevaplamış ancak böyle bir olay olmuşsa da bunun Tunus yasalarına aykırı olduğunu vurgulamıştı.

CİSST cezaevlerindeki koronavirüs sebepli ihlalleri raporlaştırdı

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), 15-28 Nisan tarihleri arasında derneğin danışma hattına gelen şikâyetleri raporlaştırdı. 31’i kapalı cezaevi olmak üzere toplam 68 farklı cezaevinden gelen şikâyetlerin derlendiği raporda, bu cezaevleri ve mahpusların bilgileri gizli tutuldu.

Raporda, cezaevlerindeki kapasite sorununun uzun bir süredir devam ettiği, bu durumun ise beraberinde birçok hak ihlali getirdiğinin altı çizildi. Ayrıca mahpusların koğuşların kalabalık olmasından kaynaklı sosyal mesafeye uyamadıkları da ifade edildi. Raporda öne çıkan tespitler şu şekilde:

  • Dezenfekte amaçlı bazı hapishanelerde ilaçlama yapılırken bazılarında yapılmadığı,
  • Birçok hapishanede düzenli temizliğin hala yapılmadığı, mahpusların kendi imkânları ile hapishanelerin ortak alanlarını temizlediği,

‘Koğuşlar dezenfekte edilmiyor’

  • Bazı koğuşların dezenfekte edilmemesine rağmen koğuş mümessillerine koğuşların dezenfekte edildiğine ilişkin kağıt imzalatıldığı,
  • İnfaz koruma memurlarının bazı hapishanelerde maske takarlarken bazı hapishanelerde takmadıkları veya bir kısmının taktığı,

‘Dezenfektan ve maske yok’

  • Dezenfektanların kantinde 10-45 TL arasında değişen ücretlerle satıldığı,
  • Mahpuslara maske sağlanmadığı,
  • Ücretsiz temizlik malzemesinin sağlanmadığı, ücretini ödeyemeyen, maddi durumu iyi olmayan mahpuslara da malzemenin sağlanmadığı,
  • Açık hapishanelerin izinler sebebiyle boşaltılması ile açık hapishanelerde hazırlanan yemeklerin dağıtımında sorunlar yaşandığı, kapalı hapishanelere verilen yemeklerin kısıtlı ve kalitesiz olduğu, hijyenik olmadığı

‘Risk grubuna dikkat edilmiyor’

  • Hasta, yaşlı ve risk grubuna giren mahpuslar için önlemler alınmadığı, maske ve temizlik malzemesinin dağıtılmadığı, mahpusların önlemlerini kendileri aldığı,
  • Kronik hasta mahpusların hastane sevki olmasa da raporlarının yenileneceği kararına uyulmadığı,
  • Hastaneden dönüşte 14 gün boyunca karantinada kalarak virüs kapma riskinin artacağı endişesiyle genel olarak tüm mahpusların hastaneye sevk konusundaki endişelerinin arttığı, hayatlarını tek başına idame ettiremeyen mahpusların da karantinada ihtiyaçlarını nasıl gidereceklerini bilemedikleri için hastaneye sevk olmak istemedikleri,
  • Hastaneye gitmek zorunda kalan ağır hasta mahpusların hastaneden döndükten sonra karantinada tutulduğu ve ihtiyaçlarını tek başına karşılayamadıkları için birçok problem yaşadıkları belirtilmiştir.

Yeni önlemler sorun yaratıyor

Cezaevlerinde salgına karşı alınan yeni önlemlere ilişkin derneğe gelen şikayetler ise şu şekilde sıralandı:

  • Bazı hapishanelerde mahpuslara yönelik kötü muamelenin ve psikolojik baskının arttığı,
  • Bazı hapishanelerde mahpusların mektup göndermesinin ve dilekçe yazmasının engellendiği, dışarıdan gelen mektup ve gazetelerin mahpuslara verilmediği,
  • İzne çıkarılması planlanan mahpusların evlerine gidebilmek için otobüs kullanmaları gerektiği, otobüs biletlerini alma konusunda maddi olarak zorlandıkları,
  • Bazı hapishanelerde koronavirüs önlemi olarak uygulamaya konulan izne çıkma hakkından maddi imkânsızlıklar sebebiyle yararlanamayan mahpuslara kurumda kalmaya devam edecekleri söylendiği,
  • Bazı hapishanelerde mahpusların talebinin dışında hesaplarında bulunan paranın bilet ücreti için ayrıldığı ve hesaplarındaki paraya ihtiyaçları olmasına rağmen erişemedikleri belirtildi.

Ölüdeniz ve Kayaköy’e altı jeotermal sondajı yapılacak

Fethiye’de yer alan Ölüdeniz ve Kayaköy’deki doğal ve arkeolojik sit alanlarına altı adet jeotermal sondaj kuyusu açılması için iş insanı Abdulvahap Çelik’e izin ve ruhsat verildi. ÇED yapım süreci ise 30 Mart 2020 tarihinde başlatıldı.

Her biri en az 10 bin mertrekarelik alanı kaplayan sondaj kuyularının şu alanlarda çıkarılması öngörülüyor: İki tanesi Ölüdeniz Plajı Lagünü‘nde Arkeolojik Sit ve 1’inci Derece Doğal Sit içerisinde,  bir tanesi Kayaköy Mahallesi Soğuksu Plajı mevkiinde 1’inci Derece Doğal Sit Alanı içerisine,   bir tanesi Delikliburun/Gemiler Sahili,  Arkeolojik Sit ve Doğal Sit Alanı içerisinde ve son iki tanesi ise Darboğaz Plajı kuzeyindeki Oyukbaşı Tepesi mevkiinde 1’inci Derece Doğal Sit Alanı içerisinde.

‘Kimyasal salımı tarımı kötü etkileyecek’

Fethiye Ekolojik Yaşam Derneği yazılı bir açıklama yaparak projenin kimyasal salımı, mikro depremler gibi bölgedeki yaşamı ve tarımı kötü etkileyecek etkilerinin bulunduğunu belirtti. Olası etkileri şu şekilde sıralandı:

  • Jeotermal sondaj sırasında, buhar ve karbondioksit salınımı, zemin oturması ve çökme (mikro depremler),
  • Gürültü, patlama ve fışkırma,
  • Eriyikte bulunan arsenik, bor, siyanür, kükürt, nikel, kurşun, kobalt, kadmiyum, krom ve mangan gibi tehlikeli kimyasalların yer üstüne deşarjı,
  • Kabuklaşma önlemek için kullanılan sülfürik asit gibi kimyasalların salımı,
  • Sondaj sonrası Jeotermal enerji tesisin işletilmesi süresince ise karbondioksit ve H2S (Hidrojen Sülfür) emisyonları, jeotermal sıvının ekstraksiyonu nedeniyle arazinin çökme riski,
  • Doğrudan akarsulara deşarj yoluyla yoğun su kirliği,
  • Asit yağmurları nedeniyle toprağın, ağaçların, tarımsal ürünlerin, göller ve akarsuların olumsuz olarak etkilenmesi şeklinde yaşam döngüsüne olumsuz ve küresel ısınmayı arttırıcı etkileri bulunmaktadır.
Sondajların açılması planlanan yerler

‘Ağaç kıyımı kaçınılmaz’

Açıklamada ayrıca, “sondaj aşamasında Özel Çevre Koruma Bölgesi içerisinde şantiye yerleşkesi kurulması, sondaj makinesinin öngörülen noktalara taşınması için ağaç kıyımı yapılarak arazi ve yolların açılması kaçınılmaz olacaktır” ifadeleri kullanıldı.

Açılan kuyuların bulunduğu bölgede turistik tesislerin yapılmasına da ilgili mevzuatlarca imkan sağlandığının hatırlatıldığı yazıda “Sondaj yerlerinin konumuna bakıldığında, inşaat alanlarının yenilenebilir enerji aramaktan çok daha farklı beklentilerin karşılanmasına yönelik olduğunu akla getirmektedir” denildi. 

‘Bu cennetin yok edilmesini istemiyoruz’

“Bu coğrafyada yaşayan bizler; bu cennetin yok edilmeden, gelecek nesillere olduğu gibi aktarılmasını istiyoruz” ifadelerini kullanan dernek son olarak şu çağrıda bulundu:

Bu yüzden her noktası birbirinden değerli, senede 1,5 milyon turistin geldiği, Özel Çevre Koruma Bölgesi olan bu cennetin göz göre göre yok edilmesini seyretmeyeceğiz.  ÇED aşamasında görüş bildirecek bütün kurum ve kuruluşları ve Çevre Şehircilik Bakanlığı’nı bu yanlışa dur demeye, bizimle aynı fikirde olan herkesi de bizlere destek olmaya çağırıyoruz.

Girgin’den Meclis’te soru önergesi

Konuyu TBMM Gündemine taşıyan CHP Milletvekili Süleyman Girgin, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum‘a konuyla ilgili soru önergesi sunmuştu. Ölüdeniz ve Kayaköy’ün Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde olduklarını hatırlatan Girgin şu soruları sormuştu:

  • Nasıl oluyor da bu bölgede Jeotermal kaynaklar araması adı altında ihale yöntemi ile sondaj izni veriliyor?
  • Sondaj izni ülkeye düşmanlık değil de nedir?
  • Siz evde kalın derken, antik kentlerin bulunduğu bölgelere zarar veren projelere izin vermek nasıl bir mantıktır?

Karantina Günleri – Koronavirüs salgınında teşhis, tedavi ve yeni umutlar

Alev Karakartal, Ümit Şahin ve Koray Doğan Urbarlı, konukları Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Kahraman Şahin ile Koronavirüs salgınında teşhisi, tedaviyi ve yeni umutları konuşuyor.   

https://yesilgazete.org/

İlk yayın tarihi: 18 Nisan 2020

Karantina Günleri – Koronavirüs salgınında teşhis, tedavi ve yeni umutlar

Alev Karakartal, Ümit Şahin ve Koray Doğan Urbarlı, konukları Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Kahraman Şahin ile Koronavirüs salgınında teşhisi, tedaviyi ve yeni umutları konuşuyor.   

https://yesilgazete.org/

İlk yayın tarihi: 18 Nisan 2020

Türkiye’de koronavirüs: 89 yeni can kaybı, toplam ölüm sayısı 3 bini aştı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de yeni tip koronavirüs (Covid-19) nedeniyle 89 kişinin daha hayatını kaybettiğini, 2 bin 936 yeni tanı konduğunu açıkladı. Böylece koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 3 bin 81’e; vaka sayısı 117 bin 589’a yükseldi. 
 

Son 24 saat 5 bin 231 kişinin daha iyileştiğini açıklayan Koca, iyileşen hasta sayısının toplamda 44 bin 22 kişiyi bulduğunu; bir günde 43 bin 498 test yapıldığını da bildirdi

Koca, paylaşımında şu ifadelere yer verdi:

Test sayısındaki artışa kıyasla vaka sayısındaki artış öngörülebilir düzeyde. İyileşen hastalarımızın sayısı 44.000’i, toplam vaka sayımızın da üçte birini geçti. Yoğun bakıma ihtiyaç duyan hasta sayımız azalmaya devam ediyor. Tedbirde ısrarcı olalım.”