Ana Sayfa Blog Sayfa 2133

Ahmet Şık HDP’den istifa etti

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili gazeteci Ahmet Şık, sosyal medyada paylaştığı bir mesaj üzerinden partiden istifa ettiğini duyurdu.

1 Nisan günü teslim ettiği istifasının 4 Mayıs itibariyle resmiyet kazandığını belirten Şık, “Kararım bireysel bir politik tutumun yansıması olup herhangi bir komplo teorisine itibar edilmemesi temennimdir. Yolumuz açık önümüz barış olsun” dedi.

Şık: Demokratik teamüllerden uzak tutumları..

Şık gerekçe olarak ise “Eş başkanlarımızı tenzih ederek, parti yönetiminde bulunan hakim bir anlayışın HDP’nin gücü, anlamı ve değerleri hilafına demokratik teamüllerden uzak tutumlarında ısrarları nedeniyle HDP’den istifa ettim” ifadelerini kullandı.

HDP: Kendi takdiridir

Şık’ın istifasını duyurmasının ardından HDP Genel Merkezi de Twitter hesabından bir açıklama yaparak “Sayın Ahmet Şık ile Haziran 2018 seçimlerinden bu yana birlikte çalıştık, birlikte emek verdik. İstifa kararı kendi takdiridir. HDP üzerine düşen siyasal ve tarihsel sorumluluğun farkında olarak çalışmalarını sürdürmeye devam edecektir” dedi.

Türkiye’de koronavirüs: Can kaybı 3 bin 500’e yaklaştı, toplam vaka 127 bin 650

 

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, koronavirüs salgınına ilişkin son verileri paylaştı. Bu göre, Türkiye’de son 24 saatte 64 kişi virüs nedeniyle hayatını kaybetti, 1614 kişiye Covid-19 teşhisi kondu. Böylece toplam can kaybı 3 bin 461’e, toplam vaka sayısı 127 bin 659’a yükseldi. Son 24 saatte 5 bin 15 kişinin daha iyileşmesiyle tedavisi tamamlananların sayısı 68 bin 166 oldu.

Bakan Koca paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

Son 24 saatte iyileşen hasta sayısıyla yeni vaka sayısı arasındaki fark, artmaya devam etti. Test sayısında, düne göre yaklaşık 11.000 artışa rağmen, yeni tanı sayısı azaldı. Hastalığa yeni bir fırsat tanımazsak kontrol bizim elimizde” 

Normalleşme takvimi açıklandı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısının ardından yaptığı düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin koronavirüs salgınıyla başarılı mücadele ettiğini belirterek, normal hayata dönüşü kademe kademe başlatacaklarını açıkladı. Erdoğan, “Dünyanın tamamıyla birlikte ülkemizi de etkileyen Covid-19 salgınında önemli bir dönüm noktasına gelmiş bulunuyoruz. Türkiye devleti ve milletiyle örnek bir mücadele ortaya koymuştur. Yeni hasta sayımız artık binli rakamlarla ifade edilir hale geldi. İyileşen hasta sayısı katlanarak artıyor” dedi.

Normalleşme adımları için üç aylık plan yaptıklarını belirten Erdoğan şu ifadeleri kullandı: “Salgının daha ne kadar süreceği, ilaçların ne zaman bireylerin kullanımına sunulacağı belli değil.Normale döneceğiz ama bu yeni bir normal olacak Kalabalık yerlerde maske kullanımı, fiziki mesafeye dikkat devam edecek. Uluslararası seyahatlerin ne zaman tam anlamıyla açılacağı belirsizdir. Önümüzdeki süreci sağlının yurt içi ve dışındaki seyrine bağlı olarak yürüteceğiz.” 

Erdoğan planın Bilim Kurulu‘nun görüşleri çerçevesinde şekillendiğini kaydetti; “Bu takvim Mart ayının ilk günlerine geri dönüş anlamına gelmiyor. Sınırlandırmaların kademeli şekilde esnetilmesi ile ilgili düzenlemeleri genel olarak mayıs, haziran ve temmuz aylarına yayarak yapıyoruz” diye konuştu. 

Bu hafta sonu da sokağa çıkma yasağı uygulanacak

Normalleşme planının mayıs ayına ilişkin bölümü şöyle:

  • 65 yaş üzeri ile 20 yaş altı vatandaşların sokağa çıkma sınırlandırılması esnetildi. 65 yaş üstüne sokağa çıkma yasağı günlerinden birinde dört saat yürüyüş hakkı verildi. İlk uygulama 10 Mayıs’ta yapılacak; saat 11:00 ile 15:00 arasında olacak.
  • 0-14 yaş grubu, 13 Mayıs çarşamba günü, 11.00 ile 15.00 saatleri arasında dışarı çıkabilecek. 15-20 yaş grubu ise 15 mayıs cuma günü yine aynı şartlarda ve aynı saatlerde dışarı çıkabilecek. 
  • Bu geceden itibaren 31 ile giriş çıkış sınırlaması, Antalya, Mersin, Muğla, Aydın, Erzurum, Hatay ve Malatya için bitiriliyor. Her hafta gelişmelere göre karar verilecek. İstanbul dahil diğer 24 il için giriş çıkış yasağı 14 gün daha uzatıldı.
  • Üniversiteler 15 Haziran’da akademik takvime dönebilecek.
  • Yüksek Öğretim Kurumları sınavı 27 – 28 Haziran’da, Liselere Geçiş Sınavı 20 Haziran’da, Askeri Öğrenci Sınavı  14 Haziran’da yapılacak.
  • Adliyeler ara verilen duruşma, keşif, yargı süreci, icra iflas takiplerinin durdurulması uygulamaları 15 Haziran’da sona erecek.
  • Temizlik şartlarının sağlanması, randevu sistemi ile çalışılması ve koltuk sayısının yarısı kadar müşteriye hizmet verilmesi şartıyla berber, kuaför, güzellik salonu gibi işletmeler 11 Mayıs’ta faaliyete geçebilecek.
  • Kurallara uyulması şartıyla AVM’ler 11 Mayıs’tan itibaren hizmet vermeye başlayacak.
  • Cerrahi maske ve bez maske satışı, fiyat sınırlamasıyla serbest bırakılacak.
  • İstanbul, Ankara ve İzmir’deki ticari taksiler için tek-çift plaka uygulaması, yarın itibarıyla sona erdirilecek.
  • Bu hafta sonu da sokağa çıkma yasağı uygulamasını sürdürülecek.
  • Milli Savunma Bakanlığı’nın atama, görevlendirme ve personel temin faaliyetleri 1 Haziran’da, celp işlemleri 5 Haziran’da, bedelli askerlik işlemleri 20 Haziran’da yeniden başlayacak.
  • Salgın hastanelerin sayıları 1 Haziran’dan itibaren azaltılacak ve hasta kabulüne başlanacak.
  • Çiftçilere hububatta ton başına 230 lira prim ve destek ödemesi yapılacak. Ton başına bakliyat alım fiyatlarını kırmızı mercimekte 3 bin 500 lira, yeşil mercimekte 3 bin 200 lira, nohutta 3 bin 350 lira olarak belirlendi. 

CHP darbe istiyor

Erdoğan mayıs ayı planının detaylarını açıkladıktan sonra CHP’ye eleştiriler yöneltti.  CHP’yi “darbecilikle” suçlayan Erdoğan “Bu faşist zihniyet hala vesayet, darbe, cunta özlemiyle yanıp tutuşuyor” dedi. Cumhurbaşkanı salgınla mücadelenin yanı sıra yurt içi ve sınır ötesinde operasyonların da devam ettiğini bildirdi; Libya‘da ise General Hafter‘in gerileme sürecine girdiğine öne sürerek, “İnşallah yakında Libya’dan yeni müjdeler alacağız” şeklinde konuştu. 

Normalleşmeye devam: Karantinanın perdesi biraz daha aralanıyor

Koronavirüs salgınında, dünya genelinde 3.5 milyon insan enfekte oldu, hayatını kaybedenlerin sayısı 250 bine yaklaştı. Ancak özellikle salgın eğrisi düşüşe geçen ülkeler, ekonomik baskılar ve yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte halkın yoğun taleplerine cevap vermek üzere, tedbirleri aşamalı olarak kaldırmaya başladı. ABD‘de ise salgının seyri olumlu olmasa da ekonomik darboğaz bu ülkeyi karantina tedbirlerini azaltmaya itiyor. Son olarak Missouri eyaletinde faaliyet gösteren Triumph Foods fabrikasında çalışan 373 işçide koronavirüsün tespit edildiği ülkede Başkan Donald Trump ekonomik canlanmanın gelmesi gerektiğini söyledi.  

Belçika ve İspanya‘da azalan vaka sayısı dolayısıyla karantina tedbirleri yavaş yavaş kalkmaya başlarken, İran‘da camiler bugün itibarıyla ibadete açıldı; Rusya‘da ise son 24 saatte 10 bin 581 yeni vaka tespit edildi.

Trump: Ülkeyi açmazsak, açacak bir ülke kalmayacak

Salgın dolayısıyla 100 bine yakın kişinin hayatını kaybedebileceğini söyleyen ABD Başkanı Donald Trump, buna rağmen ülkede ekonomik aktivitelerin başlaması gerektiğini dile getirdi ve “Bir noktada ülkeyi açmalıyız. Birçok şey öğrendik. İnanılmaz bulaşıcılığını öğrendik. Ancak seçeceğimiz yok. Ülkeyi kapalı tutamayız. Yoksa açacak bir ülkemiz olmayacak” dedi.

ABD’de salgında ölenlerin sayısı 68 binin üzerinde. Toplam vaka sayısı ise 1.18 milyona ulaştı.

Belçika’da işyerleri açıldı, bisiklet serbest

Belçika‘da işyerleri bugün itibarıyla sosyal mesafe kurallarına riayet etmek kaydıyla açıldı. Ülkede bisiklete binmek ve üç kişiye kadar grup halinde yürüyüş yapmak serbest. Otobüs ve tren seferleri ise arttırılıyor, ancak toplu taşıma araçlarında 12 yaş üstü için maske kullanımı zorunlu.

Dükkanlar şimdilik kısmen açılırken, 11 Mayıs’tan itibaren diğer bazı dükkanlar da açılmaya başlayacak. Okullarınsa 8 Mayıs’ta kademeli olarak  yeniden açılması planlanıyor.

Salgının etkisi azalmaya devam ederse, 8 Haziran itibarıyla restoran, kafe ve mağazalar da açılacak. Festivaller ve toplu etkinliklerse 31 Ağustos’a kadar yasak olacak.

Rusya’da vaka sayısında artış

Rusya’da son 24 saatte 82 bölgede 10 bin 581 Covid 19 vakası tespit edildi. Toplam vaka sayısı ise 145 bin 286 oldu.

Koronavirüsle mücadele merkezinin yaptığı açıklamaya göre, vaka sayısı gün içinde 10 bin 581 daha arttı. Yeni vakaların 5 bin 795’i başkent Moskova’da, 803’ü Moskova bölgesinde, 317’si St. Petersburg’da, 280’i Murmansk bölgesinde görüldü.

Yeni vakaların 5 bin 352’sinde semptoma rastlanmazken 76 hasta hayatını kaybetti. Yeni hastalarla birlikte toplam vaka sayısı 145 bin 286’ya yükseldi, 1356 kişi öldü, 18 bin 95 kişi de iyileşti.

Japonya’da olağanüstü hal mayıs sonuna kadar uzadı

Japonya’da Ekonomi Bakanı Yasutoşi Nişimura, hükümetin ülke çapında olağanüstü hal durumunu 31 Mayıs’a kadar uzatacağını açıkladı.

Riyaz ul Khaliq/AA

Ülkede geçen nisanda ülke nüfusunun yaklaşık yarısının yaşadığı Tokyo ve diğer altı bölgede 6 Mayıs’a kadar olağanüstü hal ilan etmişti. Olağanüstü hal  16 Nisan’da ülkenin 47 bölgesini de içerecek şekilde genişletilmişti.

İran’da okul ve camiler açılıyor

İran‘da koronavirüsün az görüldüğü ve düşük riskli olarak değerlendirilen bölgelerde okul ve camilerin tekrar açılacağı duyuruldu.

Ortadoğu’da salgından en çok etkilenen ülkede camilerin kapanması ve dini toplaşmaların yasaklanmasının ardından Ramazan ayında insanlar dini görevlerini arabalarında yerine getirmeye başlamışlardı. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani cuma namazlarının da başlayacağını ancak her şeyin sağlık protokollerine uygun biçimde yapılacağını vurguladı. Ruhani okulların da 16 Mayıs’ta açılacağını söyledi.

İran’da şehirlerarası yolculuklara ve alışveriş merkezlerine uygulanan yasaklar, sağlık yetkililerinin yeni bir enfeksiyon dalgası uyarılarına rağmen kaldırılmıştı.

İspanya’da yetişkinlere sokak izni

Geçen pazar çocukların sokağa çıkmasına izin verilen İspanya’da bu hafta sonu da yetişkinlerin “egzersiz için” evden çıkmasına izin verildi.

Koronavirüs salgını nedeniyle 25 bin 100 kişinin hayatını kaybettiği ülkede, sokağa çıkma kısıtlaması yedi haftadır devam ediyordu. Sokağa çıkanlara yaş gruplarına göre farklı saat aralıkları belirlendi.

Ülkede, 14 Mart’tan beri, çalışanlar dışında, sadece gıda ve ilaç almak için dışarı çıkılmasına ve köpek gezdirilmesine izin veriliyordu.

EGEÇEP: JES şirketleri hukuksuz çalışma cesaretini nereden alıyor?

Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) Aydın’daki JES sondajlarının patlamasıyla şirketin faaliyetleri durdurulmuş olmasına rağmen çalışmaya devam ettiğinin ortaya çıkması üzerinde yazılı bir açıklama yaptı.

Yapılan açıklamada, yapılan hukuksuz sondaj çalışmaları kastedilerek Aydın Valisi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na “şirketler bu cesareti nereden buluyor?” sorusu yöneltildi.

Mühürlenmesine rağmen çalışıyor

Efeler ilçesine bağlı Yılmazköy’de Maren Jeotermal Şirketi’ne ait santralde 1 Mayıs tarihinde sıcak su patlaması meydana gelmişti. Köye 100-200 metreye yakın alanda 160 derece sıcaklığında su patlamanın ve tazyikin etkisi ile fışkırmış ve etrafa hidrojen sülfür gazı yayılmıştı.

Rüzgarın etkisiyle yayılan sıcak sular çevredeki incir bahçelerine zarar vermişti. Daha sonra santralin devam eden yargı süreci nedeniyle mühürlendiği ve çalışma yapmasının yasak olduğu öğrenilmişti.

‘Adli işlem başlatılsın’

EGEÇEP tarafından yapılan açıklamada “Bu konuda açıklama yapan Aydın Valisi, ‘bunun bir iş kazası olduğu, ilgili şirketin uyarıldığı’ şeklinde sudan bir açıklamayla konuyu son derece hafife aldığını göstermiştir” denildi.

Aydın’da da benzer bir durumun yaşanmasını istemediklerini söyleyen EGEÇEP, bileşeni olan Aydın Çevre Platformu (AYÇEP)’ndan aldıkları bilgileri açıkladı:

  • Bu sondaj kuyuları için verilen ÇED gerekli değil kararı dört yıl süren davalar sonucunda iptal edildiği halde çalışmalar sürdürülmektedir.
  • Bu sondajdan girdi sağlayacak olan Jeotermal Enerji Santralinin (JES) Çevresel Etki Değerlendirme Raporu, Aydın Efeler Belediyesi Yılmazköy Mahallesi sakinlerinden 40 vatandaşın açtığı dava sonucu iptal edilmesine karşın, sondaj devam etmektedir.
  • Bu sondajdan, santrala akışkan taşıyacak boru hattının geçtiği güzergahın yasalara aykırı olmasına, vatandaşın karşı çıkmasına ve projeyle ilgili acele kamulaştırmanın mahkemece iptal edilmesine rağmen inşa edilmekte ısrarcı davranılmaktadır.
  • ÇED raporu ve acele kamulaştırma iptal edildiği halde, Maren şirketi bu cesareti nereden bulmaktadır?
  • Maren şirketi’nin, açıkça suç oluşturan bu eylemlerine karşı adli işlem başlatılmış mıdır?

‘Zarar nasıl karşılanacak?’

Açıklamada Aydın yöresinde açılan yüzlerce jeotermal sondaj kuyusu ve çalışan jeotermal santraller yüzünden başta incir ve zeytin olmak üzere yöredeki tarımsal ürünlerin ciddi zarar gördüğü de hatırlatıldı.

EGEÇEP, Aydın Valiliğini ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı gereğinin yapılması için göreve çağırarak şu soruları yöneltti: “AYÇEP tarafından verilen bu bilgiler doğru mudur? Eğer doğru ise neden herhangi bir işlem yapılmamıştır? Sahaya yayılan akışkan nedeniyle zarara uğrayan yöre halkının bu zararı nasıl karşılanacak ve bölge nasıl temizlenecektir? Bir daha benzer ve hatta daha büyük bir kaza oluşması nasıl önlenecektir?”

İstanbul Tabip Odası: Erken davranmanın bedeli ağır olur

İstanbul Tabip Odası (İTO) Yönetim Kurulu, koronavirüs salgınıyla ilgili kentteki sağlık kurumlarında çalışan sağlık görevlilerinden toplanan bilgi ve gözlemlere yer verilen “Korona Günlerinde İstanbul’da Sağlık” raporunun yedincisini kamuoyuyla paylaştı. 27 Nisan-3 Mayıs haftasını kapsayan raporda, yakalandığı salgın sonucu hayatını kaybeden Prof. Dr. Murat Dilmener için başsağlığında bulunuldu.

Salgının sekizinci haftasında hastanelere başvuru ve yatan hasta sayılarında önceki haftalara göre azalma yaşanmasına rağmen İstanbul’daki tehlikenin ciddiyetini sürdürdüğü vurgulanan raporda, tedbirlerin gevşetilmesi tartışmasının bu gerçeğin ışığında değerlendirilmesi gerektiğinin altı çizildi.

Raporda şunlar kaydedildi:

1- Geçtiğimiz hafta içinde İstanbul Tıp Fakültesi (İTF) emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Murat Dilmener COVİD-19 nedeniyle hayatını kaybetti. Ailesinin ve tüm sevenlerinin acılarını paylaşıyor, başta İTF’liler olmak üzere bütün hekim camiasına başsağlığı diliyoruz.

2- Önceki hafta 23-27 Nisan arasında uygulanan dört günlük sokağa çıkma yasağının ardından 27 Nisan gününden itibaren sokakların eskiye göre daha canlı, trafiğin daha yoğun olduğu gözlendi.

3- Geçtiğimiz hafta Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca şimdiye kadar enfekte olan sağlık çalışanı sayısının 7.428 olarak açıkladı. Bizim sahadan edindiğimiz bilgilere göre İstanbul’da şimdiye kadar enfekte olan sağlık çalışanı sayısı 4.500’ün üzerinde.

4- İstanbul’daki hastanelerden edindiğimiz bilgiler yatan hasta sayısının önceki haftalara göre daha da azaldığı yönünde. Süreç ilerledikçe COVİD-19 dışı hastaların ertelenemez sağlık hizmeti ihtiyaçları için sıkıntılar ise giderek büyüyor.

Ölüm sayıları 

5- İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu katıldığı bir televizyon programında İstanbul’da geçtiğimiz yıllara göre bu yıl gerçekleşen ölüm oranlarında yüzde 30-35 arasında fark olduğunu, bu yıl günde 80 ile 100 arasında daha fazla ölüm olduğunu açıkladı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıklamalarının aksine İBB’nin defin sayısı üzerinden değil, ölüm üzerinden rapor tuttuğunu belirtti.

6- Son olarak eczanelerden dağıtılacağı açıklanan maskelerle ilgili geçtiğimiz hafta İstanbul Eczacı Odası’ndan yapılan açıklamada herhangi bir kamu kurumunda çalışanların maskeleri çalıştıkları kurumdan, bir iş yerinde SSK’lı olarak çalışanların çalıştıkları işyerinden temin edecekleri bildirilip bu vatandaşların eczanelerden maske talebinde bulunmamaları rica edildi. Kamu kurumlarına ve işyerlerine nasıl ve ne zaman maske dağıtılacağı ise yetkililer tarafından açıklanmadı.

7- Maske satışının “karneye bağlanması” (aile hekimlerinin yanı sıra) muayenehane hekimi meslektaşlarımızı da fevkalade mağdur ediyor. Satışı yasak olduğu için piyasadan sağlayamıyorlar, “özel muayenehane” oldukları için Sağlık Müdürlüğü de kendilerine maske temin etmiyor.

8- Salgın artış hızının yüksek olduğu dönemde “artacak ihtiyacı karşılayabilmek için” gerekçesiyle başlatılan Atatürk Havalimanı’ndaki niteliği ve akıbeti meçhul “sahra hastanesi” inşaatı, salgının sönümlenmeye başladığı ilan edilmesine rağmen son hızla devam ediyor.

9- Tespit edilen vaka ve vefat sayılarının azalmasıyla birlikte geçtiğimiz hafta yetkililerden önlemlerin “gevşetilmesi” mesajları gelmeye başladı.

Türkiye vaka sayısında sekizinci, ölüm sayısında 12’inci

10- Sadece PCR testi pozitif vakaları esas alınsa da, Sağlık Bakanlığı’nın 3 Mayıs akşamı itibarıyla açıkladığı sayılara göre Türkiye dünyadaki 193 ülke arasında vaka sayısında sekizinci, ölüm sayısında on ikinci sırada bulunuyor.

Özetle; pandeminin sekizinci haftasında hastanelere başvuru ve yatan hasta sayılarında önceki haftalara göre azalmaya rağmen İstanbul’da tehlike ciddiyetini sürdürüyor. Tedbirlerin gevşetilmesi tartışmasının bu gerçeğin ışığında değerlendirilmesi, erken dönemde alınacak yanlış bir kararın bedelinin ağır olacağını hatırlatırız. 

İspanya’da 150 yıl sonra ilk kez bir boz ayı görüntülendi

İspanya‘nın kuzeybatısının az nüfuslu bir bölgesinde 150 yıl sonra ilk kez bir boz ayı görüldü. Ayı, Galiçya‘nın Ourense bölgesindeki Invernadeiro Ulusal Parkı‘nda Montaña ou Morte (Dağ ya da Ölüm) filminin çekimi için kurulan kamera tuzakları tarafından görüntülendi.

 

Bölgede kurtlar, geyikler ve vahşi domuzlar yaşadığı biliniyordu ancak uzun süredir hiç boz ayı görüntülenmemişti.

Filmin prodüksiyonunu yapan Zeitun Flims, ayının 3 ila 5 yaşları arasında olduğunu ifade etti. Park görevlileri ayının Sierra del Caurel dağlarından geldikten sonra kışı parkta geçirdiğine inandıklarını söyledi. 

Koronavirüs salgınında, önlemler gereği insanların evlere kapanmasıyla çok sayıda hayvanın sessizlik ve insan etkisinin olmayışı nedeniyle daha rahat hareket ettiği biliniyor. Avrupa’ya yaban hayvanları şehirlerde dolaşırken, denizlerde de deniz memelileri kıyılara yaklaşıyor, rahatça sularda gezebiliyor. Boz ayının da kış uykusundan uyandıktan sonra insanların ortada görünmemesinden cesaret alarak ormanlık alanda ortaya çıktığı sanılıyor. 

Dersim’in yedi köyü ve mezraları taş ocağına kurban ediliyor

Dersim’in merkeze bağlı İnönü Mahallesi sınırlarındaki Milli Köyü‘ne 2 km mesafedeki taş ocağı, doğaya zarar verdiği gibi halk sağlığını da tehdit ediyor.

Doğan İnşaat ve Sanayi Ticaret limited şirketine ait taşocağının kapatılması için geçen nisanda Change.org’da imza kampanyası başlatıldı, ancak sorun 15 yıldır devam ediyor. Köylülerin bu süre zarfında belediyeye ve valiliğe yaptığı şikayetler ise sonuçsuz kaldı.

ÇED raporu yoktu

Munzur Koruma Kurulu’nun (DEDEF) Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu alınmadan izin verildiğini belirttiği taş ocaklarının yarattığı tahribatın menzili, nazimiye yol ayrımı, Marçik, Sahar, Sinanköy, Nuşit, Güleç, Doa Xanê köyleri ve mezralarını içine alıyor.

Konuyla ilgili Milli Köyü’nden Veli Ay ve Deniz Bilgin’le görüştük.

‘Milyonlarca yılda oluşan vadi 15 yılda çöle döndü’

Yerleşimlerin ve hayvanların yaşam alanlarının taş ocağına çok yakın olduğunu vurgulayan Ay durumu şu sözlerle anlattı:

İnsanlar, hayvanlar, doğa bu taş ocağının çıkardığı tozdan ve kirlilikten etkilendi. Ağaçlar kurudu, insanlarımız rahatsızlandı, su kirletildi. Kendi köylülerimizin anlatımıyla, orada çeşmelerimiz vardı, şu an kullanılamaz durumdalar. (…) Milyonlarca yıl içinde oluşmuş bir vadi çöle çevrildi.

15 yıla yakındır taş ocağını işleten Doğan İnşaat ve Sanayi şirketinin sahibi Erdal Güntaş, aslında beş yıl önce, çevreye zarar vermemek için taş ocağını kapatacağını söylemişti ancak Ay’ın söylediğine göre çalışmalara hiç ara verilmedi.

‘Doğa katliamı göz göre göre geldi’

Doğanın partiler üstü bir kavram olduğunu söyleyen Ay, kum ocağına karşı belediyelere ve valiliklere başvurduklarını, ancak şikayetlerden sonuç alınamadığını kaydetti. Ay, çevre örgütlerine de kırgın:

Dilekçelerimiz göz önüne alınmadı, çevreciler ve çevre örgütleri de tepki göstermedi, bize hiç yardım etmedi, çevreci avukatlarımıza gidildi, insanlar oyalandı, dava açılmadı, bu olayda yalnız bırakıldık ve bu doğa katliamı göz göre göre geldi. 20 yılda nehir o kadar çok değişti ki… Canlılar, balıklar, bitki örtüsü, ekosistem yok oldu. (…) Ağaçlar tozdan kurudu, üzüm bağları yok oldu.

‘Feodal ilişkiler aşılamıyor’

Taşların kırılması nedeniyle çıkan gürültüden insanların bölgede yaşayamaz hale geldiğini söyleyen Ay, savcılığa bu nedenle pek çok kez suç duyurusunda bulunduklarını ancak bunların dikkate alınmadığını belirtti. Ona göre bunun bir nedeni de feodal ilişkiler:

İnsanlarımızda bir adamcılık, aşiretçilik, feodal ilişkiler… Almış başını gidiyor. Bu sarmalı kıramadık. Dışarıdan demokrat, ilerici, devrimci görünüyoruz ancak hala kendi içimizde feodal yapının getirdiği sorunlarla boğuşuyoruz; bu durum doğaya yansıyor.

Ay’ın dikkat çektiği bir diğer nokta ise, ekonomik gerekçelerle doğa tahribatının meşrulaştırılması. Anlattığına göre bu noktada siyasi partilerin bakışı birbirinden çok farklı değil:

Milyonlarca yıllık bir vadinin karnını deşiyorsunuz, oradaki tüm canlıları yok ediyorsunuz. Bunu bu şekilde kavramayıp da kapitalist tüketim kültürü içinde normalleştirmek, ‘Tabii, birilerinin hayatını geçindirmesi yaşaması gerekiyor, ne olmuş yani, biz de yapmayalım mı?’ gibi söylemlerle savunmak (doğru olmaz)

‘Kutsala da saldırı’

Taş ocağının hemen yakınında Şair Silê Qiz’in mezarının olduğu Mezela Dewres’in (Derviş’in Mezarı), diğer tarafında ise Vile Jêlê ziyaretinin yer aldığını hatırlatan Ay’a göre, yapılan yalnızca doğaya değil aynı zamanda kutsala da bir saldırı niteliğinde:

Mahallemiz şehir merkezine çok yakın, mahallenin üst kısmında taş ocağı, alt kısmında, Pülümür kıyısında kum ocağı var. Taş ocağının olduğu yer Alevi Kızılbaş inancı için kutsal bir yer. Burada olan sadece bir doğa kıyımı değil, kutsal mekan tahribatıdır aynı zamanda. Çünkü taş ocağının olduğu yer kutsal mekanın uzantısı.

‘Domates, biber tutmuyor’

Milli Köyü yerlilerinden konuştuğumuz bir diğer isim olan Deniz Bilgin, Kemere Kunk vadisinin eski günlerini “devasa kayaların, ulu meşe ağaçlarının, buz gibi soğuk suların olduğu” bir yeryüzü cenneti gibi anlatıyor. Ancak söylediğine göre gelinen aşamada bunların hiçbirinden eser kalmadı, vadi tamamen yok oldu. Nitekim Google Earth bu gerçeği açıkça yüzümüze vuruyor:

Köydeki sebze bahçeleri artık tutmuyor. Domates, biber ekiliyor ama tutmuyor, çünkü bitkilerin fotosentezi ve çiçeklenmesi etkilendi. Yeraltı suları da etkilendi. Taş ocakları için kayalar dinamitlerle patlatıldı, bu yeraltı sularının daha da diplere gitmesine yol açtı.

Bilgin’in aktardığına göre, dinamitleme çalışmaları Mezela Dewres’e de zarar vermiş:

Taş ocağından yuvarlanan taşlar mezar taşlarını kırdı. Şirket daha sonra yaptırdı bunları, ama böyle bir gerçek var. Oralar sürekli dinamitleniyor. Sürekli dinamit gürültüsü, araba gürültüsü…

Bilgin, taş ocağının havada yol açtığı kirlilikten ötürü meyve ağaçlarının verimini kaybettiğini de belirtti: 

Toprağımızdaki her canlının huzuru bozuldu. Sadece insanın değil. Bitki florası çok zengin bir bölge, endemik türler var, yaban keçisi, yaban domuzu bir çok hayvan yaşıyor bölgede.

Dersim halkı uzun yıllardır yörede gerçekleştirilen çevre tahribatına karşı direniyor. Siyasi partiler, hukukçular ve sivil toplumdan yardım ve destek isteyen Dersimliler, göz ardı edilmemek istiyor.

Tarihi Yedikule Bostanı hobi bahçesi yapmak için yıkılıyor

Fatih’teki tarihi Yedikule Bostanları’nda bulunan ve tarihi 1735’li yıllara dayanan 7 bin 538 bin metrekarelik bostan arazisinin Fatih Belediyesi tarafından hobi bahçesine dönüştürüldüğü ortaya çıktı.

Yedikule Bostanları Koruma Girişimi’nden İnanç Kıran,  Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada alandaki çalışmalar hakkında belediye tarafından herhangi bir bilgilendirmede bulunulmadığı için Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) bilgi edinme başvurusu yaptığını söyledi.

Tarımsal hobi bahçesi

Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nün 14 Nisan’da verdiği yanıtta arazinin ‘kayyım arazisi’ olduğu ve belediye aracılığıyla Milli Emlak Müdürlüğü tarafından kiralandığı belirtildi.

Açıklamada “Parsel tamamen halkın kullanımına açık tarımsal hobi bahçesi olarak düzenlenmektedir” ifadeleri kullanıldı. Ayrıca belediye tarafından yürütülen çalışmaların bir yıl içerisinde tamamlanacağı da açıklandı.

Kıran: Somut ve soyut değerler barındırıyor

Dönüştürülmek istenen bostanın barındırdığı somut ve soyut değerler için korunması gerektiğini söyleyen Kıran, “Yuvarlak planlı 30 metre derinliğinde 5 metre çapında bir kuyusu var. Düzgün taştan yapılmış bir bostan havuzu var. Bunu başka bostanlarda bulabilmek çok zor. Genelde tekrardan yapıldığı için özgünlüğünü kaybediyorlar. Buradaki ise özgünlüğünü koruyor” dedi.

‘Adil ve sağlıklı gıda için bostanları korumalıyız’

Tarımsal aktivitelerde kullanılmasının da oldukça önemli olduğunu belirten Kıran, “Bostancı oradan para kazanıyor ve o toprağa bağlı o yüzden devamlı işleniyor ancak hobi bahçesi olduğu takdirde bunun bir garantisi olmayacak” ifadelerini kullandı.

Koronavirüs salgınının gıda krizini de tetiklediğini belirten Kıran “Gıdaya aracısız erişim için bu alanlar potansiyel teşkil ediyor. Adil ve sağlıklı gıda için bostanları yıkmamız değil korumamız gerekiyor” dedi.

‘Yapılaşmanın önünü açabilir’

Kıran, kendisini endişelendiren bir başka noktanın da hobi bahçesinin ileride yapılacak inşaatlar için bir ara formül olma ihtimali olduğunu belirtti. Kıran, daha önceki bir bostan arazisinin öğrenci yurduna dönüştürülmesini örnek olarak gösterdi:

Daha önce Silivri Kapıda Mevlanakapı Yüksek Öğretim Kız Öğrenci Yurdu’nun yapıldığı yer de bostandı. Bostan önce kamulaştırıldı ve park olarak gösterildi. Sonrasında park niteliğine rağmen bir yurt inşa edildi. Bu yurt Fatih Belediyesi tarafından 2013 yılında bedelsiz olarak 25 yıllığına TÜRGEV’e tahsis edildi.

Benzeri bir uygulamanın burası için de yapılmasından korktuğunu belirten İnanç Kıran, daha sonra burada bir sosyal tesis veya herhangi bir inşaatın yapılmasının önüne geçmek için alanın bostan olarak korunması gerektiğini söyledi.

Kalkınma Atölyesi’nden mevsimlik tarım işçileri raporu: Virüs mü? Yoksulluk mu?

0405Kalkınma Atölyesi, koronavirüs salgınının mevsimlik gezici tarım işçileri ile onların çocuklarına ve bitkisel üretime olası etkisinin ele alındığı “Virüs mü? Yoksulluk mu?” başlıklı bir rapor yayınladı.

En başta gelen karantina önlemlerinden olan “Evde Kal” söyleminin tarım işçileri için mümkün olmadığına değinilen raporda, söz konusu tedbirlerin uygulanmaya başladığı mart-nisan aylarında gezici tarım işçilerinin hala bahçelerde ve tarlalarda üretimi sürdürdüğü, daha fazlasının ise bu doğrultuda göçe hazırlandığı belirtildi.

 Raporda, Türkiye’deki geçici tarım işçiliğine yönelik şu tespitlere yer verildi:  

Türkiye’de mevsimlik gezici tarım işçiliği temel insani hakların ve yaşam biçiminin henüz sağlanamadığı, kişilerin çalışmaktan doğan sosyal güvence başta olmak üzere ücret düzeyinden çalışma gün ve saatlerine kadar birçok haktan yetersiz yasal düzenlemelerden dolayı yoksun bırakıldığı, çoğunlukla enformel bir şekilde emek arz ve talebinin karşılandığı, çocuk işgücü varlığının ve pratiğinin yüksek olduğu bir yapıdır.”

Hâlihazırda birçok mevsimlik gezici tarım işçisinin konakladığı geçici çadır alanlarında uzun zamandır belgelenen yetersiz ve insana yakışır olmayan yaşam ve barınma koşulları işçilerin ve ailelerin sağlıklarını etkilediği hatırlatılan araştırma, salgın karşısında riskin arttığına dikkat çekildi. 

‘Önlem alınmazsa gıda tedarik süreci aksar’

Diğer yandan çalışmada örneklem olarak seçilen Adana, Ankara, Bursa, Düzce, Eskişehir, Hatay, İzmir, Konya, Malatya, Manisa, Mersin, Ordu, Giresun, İstanbul ve Şanlıurfa illerinde ihtiyaç duyulan mevsimlik gezici işgücünün gelmemesi halinde üretimin etkileneceği ve bazı ürünlerde verimin ve üretim miktarının geçmiş yıllara göre daha az olacağı belirtildi: 

Dolayısı ile salgının yayılmasını önlemek için alınan tedbirler hazırlanırken, bitkisel üretim açısından hayati öneme sahip mevsimlik gezici tarım işçi hareketliliğin özgün ihtiyaçları göz önüne alınmazsa gıda tedarik zincirlerinde aksamaya yol açabilir.”

Araştırma kapsamında görüşülen 70 tarım aracısının bu yılki çalışma planlarına bakıldığında temsil ettikleri 10 bin tarım işçisinin Nisan 2020 ayı itibariyle beş ay boyunca 20 ili kapsayacak bir hareketlilik içinde olacağı  kaydedilen raporda, Türkiye’de tarımsal üretime katılan yüzbinlerce işçi düşünüldüğünde bu hareketliliğin hem işçiler ve çocuklarının hem de seyahat edecekleri il/ilçelerdeki nüfusun sağlığı açısından önemli riskler barındırdığına vurgu yapıldı. 

Dünyanın diğer ülkelerindeki geçici tarım işçilerinin durumuna ilişkin verilere yer veren çalışmada konuyla ilgili Bakanlıklar ve birimlere yönelik yapılan öneriler ise şöyle:

  • Bilgilendirme süreçlerinin ve işlemlerin netleştirilmesi ve basitleştirilmesi
  • Şehirlerarası ve şehir içinde tarla/bahçeye ulaşım koşullarının ve alınan tedbirlerin denetimi ve iyileştirilmesi
  • Çalışma ortamı şartlarının iyileştirilmesi
  • Yaşam ortamının iyileştirilmesi
  • Bitkisel üretim sürecine katılamayan mevsimlik gezici tarım işçileri ve ailelerine destek paketi oluşturulması.